TiananMenian “Yirminci yüzyıl evlilik öncesi aşkları”

Bayan Arıza tarafından 24 - Mart - 2011 tarihinde yazıldı.

Gösterişsiz, siyah gri iki renk dikişsiz gibi duran bir elbisesi var,
saçları uçuşuyor rüzgarda atın sarsıntısı ile uyumlu.  İfadesiz donuk
bakışlarını üzerimde gezdiriyor.  Yaklaşmaya devam ediyorlar, bense
dimdik bekliyorum olduğum yerde.  Durum öyle bir hal alıyor ki artık
atların soluklarını, suratımda hissediyorum'.  Görüntünün bütün
ayrıntıları yakaladığım o muhteşem birleşme anında ise rüya sona
eriyor.  Aslı dinliyor ve hiçbir yorum da bulunmuyor.  Kahvaltıyı
bitiriyor ve ortalığı birlikte topluyoruz.  Gitmem gerektiğini
gösteriyor saatler, Elif'le randevuma gecikeceğim yoksa.

"Ne boktan bir dünyada yaşıyoruz değil mi?" diye seslendi
kapıyı kapatırken.  Hak vermemek elde değil.  Biz dejenere ve talihsiz
bir nesiliz; kayıp, kimliksiz, oyuncak, küçük adamlarız bu yangın
yerinde.

Elif aç şu telefonu, ne olur annen açmasın,ona bir sürü
saçmalıktan bahsetmek zorunda kalmayayım.   "Elif…"   "Tamam, dün
gece evde kalmadım zaten"  "Uzun hikaye, gelince anlatırım"  "Orada
olurum, görüşürüz"  "Bende!".  Kızlar anlaşılmaz melekler, soru
sormadan asla rahat edemezler, hayatlarında ki her karmaşanın
cevaplandırılması veya bir şekilde tasdik edilmesi gerekir.
Başlangıçta ne zor ve hemen ertesinde ne de kırılgansınız.  Boktan bir
dünya, anlaşılmaz melekler…

Kerem'e uğradım.  Paraya ihtiyacım var, dostlar biraz da böyle
durumlar için gerekli. Beklediğimden uzun sürdü sohbet, umduğumdan
kolay para istememe rağmen.   Tamam asli amacım paranın elde edilmesi
ve bunun bencillikle falan alakası yok.  Paylaşım ve sorun çözme
insani değerler ve dostlar arasında zaman zaman gündeme gelme
ihtimalleri mümkün.  Elbette aklım başka yerlerde.  Kerem' i severim,
tek sorun kadınımın bir yerlerde yalnız başına oturup, geç kaldığım
için bana küfrederek canının sıkılması.  Kerem, bir kitapçı dükkanında
çalışıyor, aralıklarla kendine yardım ettiğimde olmuştur.  Bir kafe
açmayı planlıyorlar dükkanın alt katına, hatta ben de işletmenliğini
üstlenebilirmişim eğer istersem.  Neden olmasın?  Nihayetinde
vedalaşıyoruz, binlerce düşünce var kafamın içinde ve yürüyorum
ezbere.  Hava dehşet sıcak öğlen üstü, sokakların her köşesinden
insanlar akıyor bir yerden bir yere, rengarenk giysiler içinde.  Bugün
günlerden ne?  Kızılay her daim kalabalıktır.  Cumartesi demeyi çok
istiyorum halbuki, akılla savunulacak hiçbir kanıtım olmamasına
rağmen.  İşin yoksa eğer günlerin de kıymeti yok, her gün aynı, her
gün tatil…

Canım!  Nasılda savunmasız ve masum duruyorsun öyle.  Haklı
olarak da kızgın ve somurtkan.  O haklı ama bende haksız sayılmam
hani.  Fakat görünüşte ben özrü olan tarafı temsil ediyorum.  Asla
reddetmem benim işim bu.  Sanırım hayatımın yarısı bu tür oyunlarla,
diğer yarısı da  onları analiz etmekle geçti.  "Merhaba bir tanem,
hayatının her saniyesini senle geçirmeyi düşleyen bu adam yirmi dakika
geç kaldığı için senden özür diliyor" İyi bir başlangıç başarılı bir
konuşmanın hemen hemen yarısıdır.  Başardım işte, şimdi on saniye
kadar sessiz kalmak gerek.  Söylediği her sözü, kızlara has
yaklaşımlarla içerdiği derin manalarla birlikte çözümlemeliyim.  Evet
çayları bile söyledik.  Sallama İngiliz çayı, dallama zevkler abidesi.
Kaşıkla ez ipliğinden çekiştirerek, olmadı kaşığa el değdirmeden
sardır poşeti, ipliği üzerine düğümle, yine de beceremediysen çık
üstüne ayaklarınla ez.  İçtiğim şarapların üzümünü çiğneyen Egeli
kızların topuklarını düşündükçe bir bardak daha doldurasım gelir.
Şimdilerde onunda bir düğmeyle çalışan makinesini yapmışlardır.
Modern çağ, pratik yaşamlar türetti.  Sonra onlara nasıl en kısa
sürede yemek yiyeceğini, çay ve kahve içeceğini öğretti.  Asansörde,
kapı aralığında, duvar dibinde, mezarlık taşlarının arasında fast seks
nasıl yapılır üzerine makaleler yazdırdı gazete denilen kese kağıdının
bulaşık suyu köşe yazarlarına.  Çayla mücadelemde ilk raunt benim,
gülümsetmeyi başardık bu arada hanımefendiyi.  İlk sigara da sorun
tamamen hallolacak ve ikinci sigarada ellerini tutacağım.  Aslıyı ve
olayını baştan sona anlatacağım (bazı ayrıntılar geçiştirilse de
olur), paradan, Kerem'den bahsedeceğim ve olayım bitecek.  O da
ailesini ve sorunlarını anlatacak, tırnağının kırıldığını, kız
kardeşinin saçını perma yaptırdığını ve bunun ona çok yakıştığını,
kendisinin de bunu düşündüğünü, fikrimi öğrenmek istediğini
söyleyecek, ardından her nasılsa konuyu ilişkimize getirip sorular
sıralayacak ve ben bir sürü açıklama yapmak zorunda kalacağım yeniden.
Evi nasıl geçindireceğimizden, çocuklarımızın cinsiyetinden,
oturacağımız evin hangi semtte yer alması gerektiğinden, kanepelerimiz
ve perdelerimizin renk uyumundan bahsedeceğiz sırasıyla.  Kendimi
büyük adamlar gibi hissedeceğim ve politikacılara özenerek
tutamayacağım vaatlerde bulunacağım bir kere daha. Hep mi böyle oluyor
Allah aşkına?  Sarmaş dolaş çıktık Yüksel Park'a doğru.

Elif bugün çok güzel.  İnsanın her baktığında tekrar aşık olası
geliyor.  Yüzünde ki tüm değişimleri yakalıyor ve her birini ayrı
ayrı seviyordum bende.  Bu birazda gurur kırıntıları taşıyan bir his.
'Hey!  bu çirkin adam başardı, güzeller sınıfından bu muhteşem kızla
beraber, yani on da hala iş  var, falan' gibi kelimelere zoraki
dökülebilen bir duygulanım.

Kimseyi umursamadan, gevezelik ederek, neşeyi ve aşkı paylaşıyorduk
bir güzel.  Mutsuz ve doyumsuz adamlar hayata kahkaha çentiği atan bu
çifte göz kısarak ve bıyıklarını kemirerek bakınıyorlardı, geçkin
kızlar gençliklerini hatırlıyorlardı acı bir gülümseme ile onaylama
edasıyla.  Tüm dünyanın gözü bizdeydi ve umurumda değildi.  Bunu
taçlandırmak istedim.  "Tatlım ne yapmak geliyor içinden, söyle
bana?".  Alnı kırıştı, gözlerini çevirdi, o kadar düşündü ki Birleşmiş
Milletler Kıbrıs Barışı Komisyonunda ara buluculuğa soyunmuş bir
delegenin ciddiyeti ve çözümsüzlüğüyle baş başa kaldığını sandım.
Sonunda "Sana gidelim" diyebildi.  "Canım bu her zaman yaptığımız bir
şey, daha ilginç bir fikrin yok mu?" demek isterdim ancak benim aklıma
da daha iyi bir  seçenek gelmiyor doğrusu.  Sinemaya gidersin, kafeler
her daim ayağının altında, yolunun üstünde, Kızılay'da sürtersin,
Sakarya caddesinde birahanelere yada salaş meyhanelere takılırsın,
tiyatro da olur eğer iyi bir oyun ve yakın bir salon bulabilirsen, ki
hiç sevmem, bitti.  Koca Başkent kendini harcamışta haberimiz yokmuş
meğer.  İnönü müzesini, kıytırık ressamların süslü panolarla bezeli
sergi salonlarını da listeye eklersen, çağdaş yaşam standartları
enstitüsünün seçkin bir evladı olarak can sıkıntısının izini sürersin,
diğer adı koca götlü memurların şehri olan Ankara'da.  Elif akıllı ve
bu şehrin kızı.  Eve gitmek ile kapıdan girdiğinden andan itibaren
yarım saat sonra sarmaş dolaş sevişmek arasında birebir ilişki
kurabilirsin.  Böyle yaşanır yirminci yüzyıl evlilik öncesi aşkları.