TiananMenian “Türkiye geleceğin ülkesidir ve hep öyle kalacak”

Bayan Arıza tarafından 24 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

"Türkiye geleceğin ülkesidir ve hep öyle kalacak"
b.disraeli

iyi de benjamin amca bu lafı neden sarfetmiş yıllar evvel? malum mu
olmuş kendine, eğer öyleyse helal olsun der geçerim, kadıköy, eski
aşklar, bel fıtığı, kokoreç, mercan büfe, efes kutu bira ve
çeşitlenmeler arasında bir akşamüstü hikayesi;

Kadıköy benim eski sevgilim, her köşesinde ayrı anım gizli. Galiba
buraya yolu düşen herkes de böyle bir sanı mevcut. Her neyse Aslı'yı
burada terk ettim ben, ruhu bile duymadı, martılar bile bilmedi biten
bir aşkı kutsadığımı kırmızı şarapla. Zannettiler ki geçici hevesler
döneminden kalma zıpırın teki görüntü verip şekil çizmede sağa sola.
Deniz kadın gibidir tam anlamıyla vakıf oldum şairin bu söylemine,
içlerinde ne olacağını asla bilemiyorsun ikisinin de. Ve
göründüklerinden daha tehlikelidir ikisi de yaz bunu da bir yere.
Karşılarda bir yerlerde oturuyordun o zaman sen sevgili Aslı ve kimisi
suya vuran milyonlarca ışıktan birinin çevrelediği duvarların arasında
televizyondan geçen görüntülere bakıp iç sıkıntını erteliyordun
habire. Akşam iniyordu Kadıköy'e ve takalar geçiyordu gürültülü
motorları uzaktan gelen davul sesi. Yaşam gürül gürül akıp gidiyordu
etrafımda, İstanbul bir otomobilin dikiz aynasında serseri
görüntülerinden ibaret. Nefes almaya bayılıyordu insanlar ve fahişeler
erkek gibi küfrettiklerinde adam olduklarını zannediyorlardı adım
başı. Bir ben durmuştum ve yanımda yöremde sağa sola oturmuş yalnız
adamlar sadece kendilerinin durduklarını ve diğer her şeyin geçip
gittiği hülyasıyla baş başa vermişlerdi. Seni mutsuz edeceğimi iddia
ediyordun ve ben karşı duramayacak kadar sessiz ve çaresizdim o
sıralar. Yorulmuştum yorgundun, her şeyi istiyordun ben vazgeçmeyi
seçmiştim. Tanıdığın en karanlık adam olduğumu fısıldıyordu kulağına
iblisin uşağı beyin kıvrımların. Kara karga sürüsüyle yatıp kalktığını
bilirdim hatta bir kaçını tanımıştım ve engelleyemiyordum namlu masal
sevdalarında beyaz atlı düşlere uyanmanı. Ne hırsım vardı ne param,
içecek sigaram, gece uyurken üzerimi örten bir çatı, birlikte içecek
bir kaç arkadaşım varsa çok da fazla dert değildi hayat. Kara
çalmıştım geçmişime, felsefeden, edebiyattan, sanat seviciliğinden
beynim buruşmuştu ve zehirleniyordum yavaş yavaş. Cennete yerleşmiş
seçkin bir aristokrat gibi hissediyordum kendimi senin yanındayken.
Her hücrem seni kendi meşrebince seviyordu. Sonsuza kadar devam etsin
istiyordum oysa elimden kayıp gidiyordun sen yavaşça ve sadece
seyretmek geliyordu elimden olup biteni. Lanet olsun gurur denen
kuytuya! Yüreğim ağzımdaydı, adının üçüncü harfine şiir yazıyordum
durmadan ve kamaşıyordu gözlerim rüyalarımda bile saçlarının
kızılından. O sıra uzun bir ara vermiştik askıya alıp gezip tozmaları
ve bir gün telefonda 'Seni görmek istemiyorum artık' dedin kabuk
değiştiren yılanların soğuk diliyle. Kötü bir mucize gerçekleşmişti
sanki, çok hazırlıksızdım, çok çaresiz ve çok mutsuz. Hayatım
çoklaşmıştı hiç olmadığı kadar, hiç olmadığı kadar ölüme yaklaşmış
hissediyordum kendimi. Sonra miladım başladı yeniden, buz tutmuş
nehirlere benzeyen kırık kalpler gününde. Bir de mektubun var hakkını
yemeyeyim şimdi. Kafası karışık ama kararlı olduğunu düşünen ve sana
hiç yakışmadığı kadar üstten konuşan cümlelerle örülmüş. Aşk seveni
aşağı çekermiş doğruya, muhatabına da yukardan bakmak kalır o halde. '
Aşk köpekliktir ' diye bir kitap gördüm geçen gün. Demek ki evrenseli
yakalamışız ha sevgili. Ancak seni azad ederek kendimi boşluğa
bırakabileceğim aklına gelmeyecek kadar uzak bir ihtimal değil daha
bilirsin. Mektubun elime ulaştığı o akşam aksi gibi halı saha maçına
gittim, zaten şekilsiz olan yüzüm enine boyuna asıktı, sadece Hamit
sezdi bendeki değişimi ' Bir hal ver sende baba bu akşam ' diyerek. '
Boşver dostum hadi şunları yenelim ' diye geçiştirdim bende.
Boşvermemişim halbuki, maç esnasında kalecilik yapmama rağmen avukat
Besim abiye gereksiz yere sert girdim, iki hafta kadar aksayarak
dolaştı mahkemelerde adamcağız. Karın bölgeme beklemediğim yerden sıkı
bir yumruk almıştım sanki, ağzımda ekşimiş süt tadı, çakıp kaybolan
heveskar intikam kırıntıları, hayal meyal buruşuk hatıralar ve
fotoğrafların kaldı bende. Havlu atmıştım ağır siklet boks maçında ve
bir daha asla maça çıkamayacağımı fısıldıyordu kötü zaman cinlerim.
Senden gerçek anlamda nefret etmeyi çok isterdim biliyor musun, gerçek
adamlardan korkulduğunu öğretmiştin her seferinde bana. " Fare! "
Batan gemilere benziyordum değil mi o zamanlar? Halen öyle…