TiananMenian “Striptiz yapan kaplumbağa ölür gösterinin sonunda”

Bayan Arıza tarafından 27 - Mart - 2011 tarihinde yazıldı.

Rüyalarını hatırlıyor musun?  Ya da onları yadsıyabilenlerden misin?
Batı psikanalistlerinin paramparça ettiği ve iğdiş  edip bıraktığı
iğrenç çözümlemeleri bir kenara bırakabilirsen eğer, sana
anlatacaklarım var.  Rüyalar üç türlüdür güzel dostum (bu gün iyi
günümdeyim bol keseden iltifat yağdırabilirim dikkatli ol kaçırma)
hayır, şer ve kıçı açıkta kalanlara ait olmak üzere.  Kıçı açıkta
kalanlara yapacak herhangi bir şeyimiz yok, tıp ilmi henüz bu sorunu
yeterince ciddiye almıyor, o nedenledir ki onu es geçiyoruz bir kalem.
 Hayırdan ve şerden bahsedeceğiz şöyle çala kalem.  Hayır olanı
müjdeleyen Peygambere selam olsun öncelikle, der ki kendileri ben den
sonra makam ortadan kalkmıştır, Allah'ın dinine sıkı sıkıya sarılın,
namazı dosdoğru kılın ve Rahmandan gelen rüyalar yoldaşınız olsun
bundan böyle.  Yani yaklaşık olarak bu manaya gelen bir şeyler
söylemiştir kendileri.  Öyleyse kabulümüzdür, şüphe denen şeytana
lanet olsun ve o aslında sadece inanmak istediğine inananların bulduğu
kusursuz bir Çin işkencesi olmaktan kendini alamamıştır hiç.  Hayır
rüyaların yol gösterici, ıslah eden, yumuşak ve uyumlu kılan
özellikleri yok değildir, bu yüzdendir ki benim dedem "Hayrola" diye
söze başlardı hep rüya sözü edildiğinde ve "Olur olmaz her yerde
anlatmayasın ki kem gözlere muhatap olup üzerine gölge düşmesin"
derdi.  Dedem başka bir diyarın topraklarında doğmadı ama en azından
iyi kötü bir imparatorluk kalıntısının çocuğuydu.  Hasta adamın ve
onun başında pinekleyen akbabaların zamanında adım atmış hayata, az
çok yazmayı çözmüş ve sırf bu nedenle de cezaevi kâtibi olmayı
başarmış, aklımda kaldığı kadarıyla asık yüzlü ve beyaz sakallı bir
adam.  Niye bu ülkenin en sıradan adamları o zamanlar hatta bin dokuz
yüz seksenlere kadar sanki doğuştan filozof gibi onurlu ve haysiyetli
yaşamayı kendiliğinden becerebiliyorken, yirminci yüzyılın son
çeyreğinde kısa boylu bir şişmanın önderliğinde birbirinden et
koparmaya çalışan sırtlanlar sürüsüne dönüşüverdi onların torunları?
Bu soru mühim?  Beyin hücrelerini bu mevzu üzerine de yormalısın az
çok.  Varoluşunun anlamını bulabilirsin belki.  Konuyu dağıtmadan
aslımıza dönelim diyecektim de Aslı aklıma geldi ve O'nu da hayırlı
rüyalar departmanının güzel bir köşesine yerleştirelim öyleyse ve
biraz da tabiatımız gereği daha yakın durduğumuz şerre bir el atalım.

   Şerden bahsedeceksen eğer dostum, 'Euzubillahimineşeydanirracim
Bismillahirahmanirrahim' ile söze başlamak ruh sağlığı açısından iyi
olacaktır.

   Bir gece geç saatlerde Bentderesi'nden dolmuşa binmişim, birkaç
kişi ile yola koyulmuşuz, herkes yorgun, uyukluyor.  Minibüs bizden de
beter ve yol alıyoruz Keçiören'e doğru.  Sakallı genç bir adam ve
başörtülü karısı biniyor yolda.  Her şey olağan ve yerli yerinde.
Derken bir yolcu daha aldık ki zil zurna sarhoş.  Bir şeyler anlatıyor
diliyle dişinin arasında ve her an düşecekmiş gibi iğreti bir hali var
oturduğu yerden.  (İçkiyi ağza içmeli der Balıkçı Rüstem Amcam.)
Derken siyah deri ceketli, küfelik, bıçkın delikanlımızın o sarhoşlara
has anlamsız nedenlerden dolayı küfür edeceği tutuyor.  Kızıyor,
öfkeyle söyleniyor falan ama neye, kime belirsiz.  Kimse üzerine
ilişmiyor ve belki de bu onu daha da azdırıyor.  Bilmez misin
inanılmaz sayıdadır ahmakların sayısı yeryüzünde?  Zaman geçtikce daha
ahlaksız sözler sarf ediyor ki sonunda arkada karısının yanında oturan
sakallı genç ona müdahale ediyor.  Şöyle "Birader aile var!"
gibilerinden efendice ve bıçkınımızın anlamayacağı dilden ufak tefek
kelime kırıntıları ile uyarıyor.  Benim hayatımın kaydığı günler o
zamanlar, şimdiki halime rahmet okutacak kadar berbat olduğum, mutlak
deliliğin eşiğinde gidiş gelişlerin pençesinde boğuştuğum dönemler ki
gözlük bile kullanmıyorum, iki metreden öte her şeye puslu kalmak
için.  Yine de bir bakış atıyorum sakallı olana, sarhoşla işim olmaz
benim, sadece nefret ederim ve basar geçerim kirli sulara paçalarımı
bulaştırmadan.  Sakallı Müslüman kılıklı dostumuz ateş saçıyor
gözlerinden, karısı titriyor yanında öyle endişeli ki adamının koluna
sarılmış sıkı sıkıya.  Mengene gibi sağlamdır kadın elleri böyle
durumlarda.  Bir iki atışma ne derken ağzını doldurarak yine küfrü
basıyor beriki.  Nihayet mekânın bir anlamda sahibi ve en önemli
kişisi şoförümüz biraz da koltuğunun altına zulaladığı levyeye
güvenerek ve onun verdiği kuvvetle ortama uygun kalın sesiyle etrafı
yatıştırıyor.  Bıçkın artık layığını bulmuş ve tehdit algıladığında
kuyruğunu bacaklarının altına kıstırıp kaçan köpekler misali olduğu
yerde tırsarak küçülmüştür.

   Zaman geçer, minibüs ilerler ve karı koca inmeye yeltenirler
"Işıklarda duralım." diyerek.  Sarhoş arkaya bir bakış atar tehditkâr.
 Sakallı genç adam sakin ve yavaşça "Seni gecenin şerrine emanet
ediyorum" der ve iner.  Dolmuş yola koyulur ve nihayet sarhoş
duyduklarını anlamlandırmaya başlar ve "Ne demek ulan" gibisinden
ayılma küfürlerine hazırlanır. Ve birden şoför sert bir hareketle
aracı durdurarak "Parayla mı verdiler lan seni bana akşam akşam"
diyerek arkaya yönelir.  Burna kafa gömme olayını gördüğümü iddia
edemem ama duyduklarımdan çıkarsadığım aynen öyledir ve üst tarafı
patlamış kanayan bir burunla yaka paça kapıdan aşağıya atılan bir
adamın zavallı tehditleridir hikâyenin bitiş sesi.  Şoför içerdekilere
şöyle bir göz atar, O beş saniyeliğine de olsa gecenin şövalyesi olma
onurunu tatmıştır ve onay bekler.  Benden başka üç kişi daha vardır
ama söz birliği etmişçesine kimseden tek bir laf çıkmaz.  Sessizlik
kabulleniştir, herkes anlar ve susar.  Şoför koltuğuna kurulur ve yola
koyuluruz.  Radyoda Ferdi Tayfur "Beni kutlamalısın, sigarayı
bıraktım" diye acayip bir şarkı söylemektedir.  Gecenin şerri
emanetini teslim almıştır bir şekilde, gerisi ayrıntı…

   Boş durmadık dersimize iyi çalıştık.  Sırf bu şer mevzusuna biraz
daha açıklık getirelim babından alıntı bile yaptık. Amerikalı bir
araştırmacı kardeşimizin ki kendileri Peter Marshall (insanda takma
bir isim olduğu hissini uyandırıyor değil mi?)  olurlar "Anarşizmin
Tarihi" adlı kitabından bir pasaj aktararak hem kardeşimizi, hem
kitabını, hem de alıntıyı ölümsüzleştirdik.  Bak aynen şöyle diyor
P.M. (Parliament Mavisi);  (Valla dalga geçmiyorum yav, sadece öyle
göründü bir an gözüme);  "Anarşi terördür; uygarlığı yıkmak isteyen ve
bunun için bomba fırlatan umutsuzların öğretisidir.  Anarşi kaostur;
kanunun ve düzenin çöktüğü, insanın yıkıcı tutkuları gemi azıya aldığı
zaman ortaya çıkar.  Anarşi nihilizmdir; bütün ahlaki değerlerin terk
edilmesi ve aklın alacakaranlığıdır.  Bu yargıç kürsüsünün ve
hükümetlerin kâbusu olan anarşi hayaletidir.  Halk arasında ve günlük
dilde anarşi, yıkım ve özgürlük olarak anlaşılır.  Anarşist sözcüğü
genellikle, Vandal, ikonoklast (put kırıcı), vahşi, kaba, kabadayı,
eşekarısı, engerek, insan yiyen dev, gulyabani, yaban arısı, zebani,
şirret ya da büyücü gibi sözcüklerle anılır…"

       Farkında mısın Parliament Mavisi beni tarif ediyor sanki.
Birebir örtüştüğünü iddia edemem ama çok yerinde saptamalarla beni ve
benim sınıfımı biraz olsun betimlediği de su götürmez bir gerçek.
Doğaldır ki rasyonel düşünceyi ve bilimi her şeyin üstüne yerleştirmiş
ve ona bir anlamda modern put ve kurtarıcı olarak sarılmış bu çağın
çocuğuna da aklın artıkları ve genlerin karanlık yanları bizleri
anarşist diye tanımlamak yakışır.  Aslında şimdi bir yanlışın izini
sürüyorum, Parleiment Mavisi delilere bunları yakıştırmıyor gerçekte
ama söyledikleri ve betimlemeleri beni bu çıkarsamaya zorluyor
kendiliğinden.  Konumuz şer olduğuna göre, şerrin bayraktarı,
hükümranı, ilk yılmaz savaşçısı şeytanla ilişkilendirmeden bu mevzu
eksik kalır.  Şeytanın işbirlikçileri ile anarşistler arasında
bağlantı kurabiliyorsan eğer benden daha delisin ağabeycim sen, birkaç
tane prozak al ve uyu en iyisi.  "Cehenneme giden yollar iyi niyet
taşlarıyla örülmüştür' önermesiyle bu konuyu sonlandıracağım.  Kopuk
oldu, daldan dala atladı, sağa sola saptı ama idare ediver.  Ben
beynini buruşturmaya çalışmıyorum, onu Televizyon, Hollywood, Woody
Alan, Samuel Huntington, Papa II. Jean Paul, Yaşar Nuri Öztürk, Tansu
Çiller, Bedri Baykam, Ahmet Çakır, Çağla Şikel, George W. Bush ve
adını buraya ekleyemediğim için, içimin kan ağladığı bilumum doğa üstü
kişilik yeterince beceriyor.  Ben sadece ruhumu soyuyorum ve bilirsin
ki striptiz yapan kaplumbağa ölür gösterinin sonunda.