Köpek Öldüren ' namıyla anılan şarabının hangi marka olduğu üzerine
bir buçuk saat tartıştık içki meclisinde dostlarımla dün gece. Böylede
dertlerimizde var üzerine kırmızı kurdeleli mavi nazar boncuğu
takılası. Ben ' Güzel Marmara 'da ısrar ediyordum, Ekrem ' Çubuk ',
Salih iddiasız, sessiz sedasız bizi dinliyordu. İçtiğimiz biraların
haddi hesabı yoktu ve sırf ortama uygun olsun diye Anadolu halinden
araklanmış ve her nasılsa evimi mekân tutmuş tahta domates kasasının
üzerine gazete serip kurulmuştuk etrafına salonun orta yerinde. Ekrem
birde büyük zeytinyağı tenekesi içerisinde ateş yakmayı önerdi ancak
salonu kaplayacak dumanı ve evin benim olduğunu üzerine basa basa
bağıra çağıra ifade etmem hevesini kursağında bıraktı lavuğun. Salih
bir ara dışarı çıktı, ben hala Mersin'de bir birahaneye girip ' Hacı
bana Köpek Öldüren şarabı getir ' diye garsonu nasıl dumura
uğrattığımın elli ikinci versiyonunu anlatma telaşındayım. İçki içince
bizim tayfa sümsük tavırlarından sıyrılır ve iddialı kişiliklerini
giyip kuşanırlar anında. " Büfeci Derdalan'dır dedi birader " diye
çıkageldi Salih, gazeteye sarılmış bira şişelerini siyah bir poşette
elinde sallayarak. Saygı duyduk ve mevzu anında kapandı. İyi çocuklar,
kötü besleniyorlar. Ama iddia ediyorum ki ' Köpek Öldüren ' diye '
Güzel Marmara ' şarabına derler, erbabı bilir, büfeci de iki bira
satıyorum ayağına, bilmiyorum diyemeyip cırt çekmiş Salih'e sonuçta.
Bu arada bir şaraba Derdalan ismi veren zatı muhteremi de tebrik etmek
gerekir, o da ayrı bir mevzu.
Sabahleyin kaçta gittiklerini bilmiyorum, gidip gitmediklerini bile
bilmiyorum, bir sabah kalkarım ve salonda üç beş adam sere serpe
yatıyordur sağda solda, ayak kokuları burun sızlatan, elbiseleriyle
düşüp kalkan, yatacak yer için sadece üstü kapalı bir mekânı yeterli
bulan ve kaybedenler derneği doğal üyeleri türünden. Ne çok adam
evinden dışarıda geçirir geceyi ve neden benim evim tercih edilir her
seferinde diye düşünmekten kendimi alamam. Yalnız yaşıyorum, yumuşak
huyluyum, gürültü patırtıya gelemem, gelene hoş geldin, gidene nereye
demem, benden gidenin hesabını tutmam, daha ne! Bu mahalleye ilk
taşındığımda ( ki o zamanlar öğrenciyim ), iletişim kuramadık uzun
süre etrafımla. Babam hayatının en büyük kazığını, oturduğum bu evi
satın alarak attı bana. Varoşların çocuğu olmam babam marifetiyledir
ey ahali, kişisel tarihime böyle not düşülsün. İlk dört ay boyunca
köşe başında ki üç yıl kullanılmış amele ayakkabısı suratlı bakkaldan
ve bira aldığım, rakı ve beyaz peynir müptelası büfe sahibinden başka
kimseyle konuşmadım doğru dürüst. Şimdi can ciğer kuzu sarması
olduğumuz ama o zamanlar bana uzaktan uzağa diş bileyen dostlarım,
gülerek anlatırlar nasıl ipin ucundan döndüğümü içki masalarında. Bir
kenar mahalle yosması olan Melek ile adımı çıkarmışlar meğer kahve
köşelerinde ve Melek'in o dönemlerdeki kırığı Naylon Şeref Efendi beni
yol ortasında, herkesin gözü önünde ders mahiyetine marizlemenin bin
bir yolunu arıyormuş kahvede okeyden başını kaldırabildiği zamanlarda.
Allahtan buna yeterli zamanı yokmuş iri kıyım dallama namzedinin.
Okeyde siyah yediliyle sarı sekizli arasındaki kombinasyon ile aynı
oyun esnasında ikinci okeyin çekilebilme olasılıkları üzerine epey
kafa patlatıyormuş o ara ve ben farkında bile olmadan sıyırmışım
yakayı elinden. Şu okey oyununu icat edip memleketimin dört bir yanına
yayarak delikanlılarımıza meşgale yaratan arkadaştan Allah razı olsun,
ne diyebilirim ki? Hoş, konu başından sonuna aptalca. Yalan valla, bir
kere Melek kim ben neyim? Ben kendimle ahbap olamıyorum, kaldı ki
kevaşelerle yüz göz olmaya kalkayım. Melek Hanım bir keresinde küçük
oğlunu ders çalıştırmaya göndermiş arkasından da bir tabak kek
yollamış üzeri kâğıt peçeteyle kaplı, bütün muhabbet bundan ibaret.
Epeydir dulmuş, geçim sıkıntısı çekerken iki yıl evvel, şimdi kirada
oturduğu evi satın almışmış bana ne bunlardan. Hıyar bir durum olmakla
birlikte ( kaybedenler safında yer almamın en büyük nedenlerinden
biridir bu benim, hatun meselelerinde ) inanılmaz derecede
eylemsizimdir ben. Ergenlik sivilcelerimin ilk döneminde bana cebren
ve hile ile ve resmen göstere göstere asılan bir müptezel mitrayı bu
tür tavırlarımla öylesine yıldırdım ki hırs yaptı kendince, en sonunda
fırsatını bulup dudaklarını dudaklarıma değdirmişti de ardından benim
eşcinsel olduğum söylentilerini yaymıştı sağa sola. Köşeye
sıkıştırılmış bir kirpi kadar korkudan büzülmüştüm ve buz kesmişti
elim ayağım. Sevmiyorum kur yapmayı kardeşim, sikmişim hareketini,
şeklini, tavrını, edasını. Normal zamanlarda bir elin beş parmağı
sayısında zayıf ve narin, kurumlu beyin kurtlarım ortada bir manita
mevzu varsa aniden mayoz ve mitoz bölünme modunda çoğalma yolunu
tutarlar ve kısa zamanda sayılarını Darvin'in ve bilumum popülasyon ve
devrim meraklısı doğa uzmanının kıçlarını tavana vurduracak,
beyinlerini dumura uğratacak derecede arttırırlar. Asla gerçeği
süzemem ve şifrelerden, imalardan, yollardan, işaretlerden iz süremem.
Henüz metro seksüel diye bir tanımlama bile icat edilmemişken son
tahlilde, kızların saçlarını elleriyle düzeltmesinden anlam çıkartıp "
Hatun bana tav oldu abi yarın kesin boğazda oturup çay içiyoruz
görürsün sen " diyen ayakkabı boyacılarının favorisi, her daim bakımlı
ve atak, girişimci ruha sahip erkekler dünyasının var olduğunu
bilirim. Sadece, ben sünepeler tayfasına yanaştım. Bunun da kendine
göre bir karizması var ama belli belirsiz ve uzun vadede öküz sıfatını
kazanmaktan öteye geçmez son tahlilde. Bu işlerin kompetanı üstatlarla
dolu etraf, bizim gibi hımbılların ise elleri var sadece. Naylon Şeref
Efendi beni evire çevire yol ortasında dövemedi ama altı yerinden
bıçaklanıp üstüne birde hapishaneye girdi. Derler ki Melek Hanım bir
kere olsun görmeye gitmemiş kendisini ve yine derler ki kalantorlarla
Bostancının barlarına takılıyormuş yaslı İstanbul gecelerinde. Ağzı
olan konuşuyor bize de onların pazarlaması düşüyor. Şairsen duygu