TiananMenian “Her bekar erkeğin evinde keman çalan mavi bir kız olmalı”

Bayan Arıza tarafından 26 - Mart - 2011 tarihinde yazıldı.

Kanepeden kalkamıyorum, gözüm gelip gidip Aslı'nın hediyesi
yağlı  boya resme takılıyor.  "Çılgın bir ressamdan aldım bunu, görür
görmez aklıma sen geldin" ve "Her bekar erkeğin evinde keman çalan
mavi bir kız olmalı!" demişti gülerek. Çırılçıplak ve üç yıllık
plastik boyasıyla acınası haller tiyatrosunda düşkün orospuyu oynayan
duvarıma beton çivisini elleriyle çaktı o gün.  Tablonun arkasındaki
çengeli değiştirdi, hizaladı ve astı.  Karşısına geçip çay içtik.
Erken kalkmıştım bu sabah, apartmanın arka bahçesine dadanan sokak
itlerinin sesleri eşliğinde.  Sonra son yüzyılın en büyük icadı
telefonum çaldı uzun uzun.  Acı acı değildi sesi.  Nereden esmişse
Süha'nın aklına gelmişim, haberi O verdi, ağlıyordu sanırım.  Bir ara
birlikte çalışmışlardı, galiba aşıktı da Aslı'ya.  Sayımız çok
biliyorum; sebepsiz aşık olan sessiz erkekler cemiyeti.  Zaten
tanıdığı her erkek bir müddet sonra ona aşık olmaktan kendini
alamazdı.  Doğa hep O'na başrol vermişti, esas kız olmuştu gittiği her
yerde.  Güzel, güçlü, zeki, kırılgan.  Her durumda ne istediğini bilen
tavrı erkeklerin aklını başından almaya yeterdi hemencecik. Etrafımız
mızmız, aklı bir karış havada kızlarla çevriliydi, yoruluyorduk
oynamaktan ve eziyorlardı bizi her fırsatta.  Gönül işlerini sidik
yarışına çevirmeyen, hırs, güç ve başarı üçgenine sırt çevirmiş, saf
ve içten ama gözleri açık bir kadından daha güzel ne var bu dünyada
Allah aşkına.  Aslı koymuştu orta yere yüreğini.  Ancak çok yakınları
anlayabilirdi içindeki fırtınaların ona maskeler taktırdığını.
Babasından nefret ederdi hep, annesini ile geçinemezdi.  Mutlu
çocuklukların olmadığı bir devrin nesliydik biz.  Ayrı dünyaların
kayıp kuşakları.  Baba evden gider ve geriye dönüp bakmaz bir daha.
Elde kalan boşluğu, yakıcı ve kötü hisler doldurmaya başlar.  Nefret
sevginin, doğal seyirde türevidir.  Aklınla gönlün çeliştiğinde,
beynin kendini karmaşadan kurtarmak üzere bulduğu en etkin rol.
İnsanın yardıma en çok ihtiyacı olduğu anlarda yakınlarını yanında
bulamaması eksik bırakır onu ve bırakmaz yetişkinliğinde dahi peşini.
Babasına olan öfkesi biraz türetilmiş gibi gelirdi bana, annesiyle
içten içe sürdürdüğü gizemli savaşın etkisiyle ve sırf durum öyle
olması gerektiği için kabullenilmiş ve sahnelen bir tür tek kişilik
oyun.  Sonsuza kadar sürecek ve bir gün babası pişman olsa da geri
dönse vazgeçilmeyecek bir alışkanlık.  Bu memlekette çocuklar
büyüklerinin savaş alanıdır.  Ya yapamadıklarını yüklerler küçük
omuzlara ya birbirlerini hırpalarlar çocuklar üzerinden.  Mutlu
ailelerde vardır belki, ben görmedim henüz.  Her evlilik can sıkıcı
bir tekrarlanma kuyusuna düşmeye mahkum doğar.  Bir gün gelir tahammül
sınırlarının kıyısında gezinmekten kendilerini alamaz, fotoğrafçıların
güzide müşterileri olarak mutluluk gülümsemesiyle tezgahları süsleyen
çiftler.  Yetişkinler için bile oldukça zor bir durum, kaldı ki
dünyayı ve kendini yeni yeni anlamlandırmaya başlayan bebe aklına
sığdırsın.  Boşanma halinde giden taraf kaçak güreşir.  Vur kaç
taktiği uygular, çocuk yanında olmayana karşı daha duyarlıdır daima.
Benimle olan benimdir, ya azarlıyordur ya da eleştiriyordur beni.
Onun uygun gördüğü davranış kalıplarını sergilemem üzerine baskı
kuruyordur ara ara.  Ekmek sağlaması suçunu hafifletmez.  Olmayan
tarafta ise sürekli bir sürpriz vardır, gelişi ve gidişi başlı başına
bir olaydır, pahalı oyuncaklar, lunapark, eğlence, birlikte harcanan
neşeli saatler.  Mutlak iyidir o.  Hep en özel anlar paylaşılıyordur
onunla.  Yeter ki ayağını kesmesin.  Ancak bir gün gelirde sessiz
sedasız çekilirse çocuğun hayatından kendi kararıyla, köprüler bir
yıkılır ki artık bir daha inşa edebilene aşk olsun.  Sinan Çetin bile
yaya kalır bu yolda, yelkensiz sandalın okyanus gezgini, sinekli
bakkalın kavalcısıdır artık dut yemiş sahte cennetlerin kapı dibinde.
Yanı başımızda ki ise her şeyi anlıyordur, hükmetmek onun doğal
hakkıdır, kullanmaktan çekinmez.  Bekleyendir o, sesini çıkarmaz,
mutlak dönüşün kendine olacağını bilir.  Kara dul…

Yaklaşık olarak hayatımızın en güzel yılları, desem ki ortalama
üçte biri ailenin ve diğer yasal kurumların hegemonyası  altında
geçer.  En güzel yıllar olması, bu baskın yarı  özerk işletmeler
değildir elbette.  Hayata ısınma turları  yapıyorsunuzdur o kadar.
Umurumda mı dünya, karışmışım günlük uğraşların sakin akıntısına.
Keşfetmeyi bitirmemişim henüz, yaslanmamışım selvi ağaçlarına mezarlık
kuzgunlarının bet sesleri eşliğinde.  Kazık atılmaya elverişli
kişiliğim kirlenmemiş ihanetin dikenli telleriyle.  Yarış her zaman
antrenmandan daha zorludur, daha vahşi ve ölümcül.  Seke seke
başladığımız, sike sike gideceğimiz kurallı boktan bir ömür ve onun
metal törpüsü.  Fatih Sultan Mehmet köprüsü.  Arada bir dostlarımızdan
biri intihar ederse, daha aşağılık ve düzmece gelen bir yapay yaşantı
sanısı.  Gerek var mıydı?  Duvarda Aslı'nın hayali yüzü, büyümüş
gözleri ve solgun görünümüyle beliriyor yavaşça ve "Evet" diyor.
Aniden kayboluyor ve koşmaktan beter hale gelmiş, çılgınlar gibi soluk
alıp veren üç at fırlıyorlar yüzün kaybolduğu yerden.