TiananMenian ” Ben de sanki bu mezarlığın gece”

Bayan Arıza tarafından 31 - Mart - 2011 tarihinde yazıldı.

Yıllar evvelinde bir kahvehane muhabbetine meze olduğu anını
yakalamıştım. Arkasından söylenenlerin haddi hesabı yoktu o aralar
işsiz ve hafif tozutmuş bilgisayar mühendisi kardeşimin. Aklı ona ağır
geldi dediler, Mit'e girmiş ordan döndüğünde böyle olmuş dediler,
elinden gelmeyen yok bilgisayar konusunda, bir ara Fbi'yi bile
hackledi dediler. Gömleğin yarısı dışarda, üstünde kendisine pek dar
gelen bir kazakla içeri geldiğinde hemen masaya oturtular. Gevezelik,
gevezelik, gevezelik. Havaya kurban edilen kelimeler, Türk dil kurumu
cümleler mezarlığı ve pek çoğuna kargaların bile işemediği sıradan
öyküler, dedikodular, ıvır zıvır. Ben de sanki bu mezarlığın gece
bekçisiyim o aralar…

Nereden döndü dolaştıysa laf geldi gitti hapishanelere geldi. İçerde
yatan kimse yok aramızda, sadece sidik yarıştırılıyor nasıl
olabileceği konusunda. Muhabbetin heveslisi de değilim pek, öylesine.
Yapacak daha iyi bir şey olmadığı için ya da zaten yapacak başka
hiçbir şey olmadığı için. Tek bir sözle giriyor lafa o zamana kadar
mevzuya hiç sokulmayan aklı bir hoş kardeşim.

"Aslında dünya hapishane biliyor musunuz?"

Başımı çeviyorum anında, gözlerini yere dikmiş ve söylediğinin bunca
ziyanlık kelime arasında piyasaya yeni düşmüş fahişe adayı gibi
sırıttığının anında farkına varmış gibi donuk. Bir an duralayan
muhabbet kaldığı yerden aynı hızla devam ediyor sonrası. Çayını
bitirip elini pantolonuna silerek kalkıyor masadan az sonra. Gömleğin
yarısı hala dışarıda. Bu haliyle hiç şansı yok kızlar aleminden yana.
Kızlar alemi kimin umrunda dünya alemin de hiçbir şansı yok ki adamın.
Arkasından gitmek geliyor içimden. Yolundan çevirip, karşısına dikilip

"Ben seni anladım biliyor musun…"

Demek istiyorum. Bir çay daha isteyip kıçımı sandalyeye daha bir sıkı
yerleştiriyorum oysa…

Lahmacun eti satılıyor bu memlekette lokantalara toptan. İçerisinde ne
olduğunu lokantacı bile bilmiyor ve kilosu sadece sekiz lira.