Tezer Özlü

Bayan Arıza tarafından 9 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

TEZER ÖZLÜ (1943-1986)

Tezer Özlü, yaşarken yayımladığı üç "farklı" kitabıyla edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri oldu.



Okurken aldığım notlardan bazıları:

Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yapı Kredi Yayınları, 5.Baskı

* “Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeye iten bir kaygı. Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk. Çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Kusmamak için üstüne reçelli ekmek yiyiyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum. Ölümü ve yokluğu üzerine uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. Şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. Korkacak birşey yok. Kırlarda koşuyorum. Sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum. Hep kırlar. Esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım. Birazdan ölüm beni alacak.“ (Ev, sayfa: 12)

* “O geldiğinde, mum ışığında güzel gözlü bir delikanlıyla yemek yiyiyorum. Kırmızı şarap içiyoruz. Kapı çalıyor. Neden onunla yaşamayı istemediğimi yazdığım an çıkıp geldi. İşte karşımda. Üzerime atlıyor. Beni odaya, yatağın üzerine sürüklüyor…

-Yapma!
-Sana ne oldu? Sensiz yaşayamam.
-Yaşarsın.Herkes herkessiz yaşayabilir.Bizim ilişkimiz bitti.Seninle ilk yattığımız gecelerde bile,sanki sevişmenin sonunda kollarımda bir ölü kalıyordu.Birbirimizi boşluğa sürüklüyoruz, öldürüyoruz.
-Birlikte ölelim!
-Ne farkı var.İstersen bahçeye bir çukur kazıp, ikimizi gömsünler.
-Gömsünler, isterim.
-Gömmesinler.Gel otur, getirdiğin konyaktan içelim.Sevdiğin kenti anlat.”   (Leo Ferre’nin konseri, sayfa: 33)

* “Saplantıların acıları ,burada da sürüyor.Uyandığım an başlayan,uykunun derinliklerinde ancak biraz azalan acı.Arkadaşlarıma belli etmemeye çalışıyorum.Onlar şakacı,özgür “beni” arıyor.Bulamıyor.Onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil.Onların dünyasında çoşku delilik derecesine varmıyor.Onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna,belki de ölüm isteğine dönüşmüyor.Onlar yemek yemeyi her zaman seviyor.Düzenli yemek yiyorlar.Duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları.Onlar işlerine inanmış.Onlar “başkaldırmayı” savunurken,belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar.Onlar, dolmuşa biner gibi evlenip, iner gibi boşanmıyor.” (Leo Ferre’nin konseri, sayfa: 41)

* Elektroşokun başlangıcı ve bitişi vardır.Ve ortası yoktur.İnsan için, hasta insan için.Ama ben o ölüm ortasını yaşadım.Ve işte şokun tam ortasındayım.Elektroşok verilirken düşünüyorum ve duyuyorum:

“….İşte şimdi olaylar o denli ileri gitti ki, bana elektroşok veriyorlar/belki de beni elektroşokla konuşturma yöntemine gidiyorlar/doktor eve gelmiş olmalı/üstelik elindeki şok gereci garip bir gereç/tahta bir boyacı sandığı gibi/kimbilir belki de elektriği iyi ayarlayamadı/ya da kent ceryanı işte/yükselir alçalır/ve öldürür insanı/ve işte beni şimdi evimde şok komasına soktular/konuşturmak mı istiyorlar/kocam gerçekten aldatılıp aldatılmadığını öğrenmek mi istiyor/aldatılsa ne olur aldatılmasa ne olur/konuşturuyorlar mı/konuşuyor muyum/bana bunu yapmamalıydılar/bir gizlim yok ki/hepsine her zaman hastayken de iyi davrandım/kimseye bağırmadım/kimseye saldırmadım/acıları kendim çektim her zaman/öleceğim de ne olacak/ölsem ne olur/ama şokun derecesini çok kaçırdılar/işte elektriğin dişlerimdeki metal dolgulardaki titreşimini duyuyorum/dayanılır gibi değil/böyle şoklar altında ölenler olduğunu biliyorum/bunları bana anlatmışlardı/hastanelerde dersleri dinlerken duymuştum/öğrenmiştim/başımda Süm var mı/olamaz/annem erkek kardeşim kocam/şok içinde onların başımda olduğunu anlıyorum/doktorun da kim olduğunu biliyorum/biraz sonra gözlerimi kapayınca öleceğim/artık uğraşacak kimseleri kalmayacak/istedikleri ne/yaşamımı elektrikle bitirecek kadar/kızmıyorum/salt iyiliğimi istiyorlar/doğal bir olay mı bu/yaşayarak düşünerek yaşanacak olay mı bu/belki de doğal “

-Ölüyorum, devrimci mücadeleyi bensiz sürdürün, diyorum. (Ne 12 Mart döneminde, ne öncesi ne de sonrası devrimci mücadele içinde kendime bir yer vermiş değilim.Düşünce ve davranışlarım küçük burjuva özgürlüklerinin sıkıcı sınırlarını yıkmaktan öte bir anlam taşımaz.) (Leo Ferre’nin konseri, sayfa: 47)

Kalanlar,Yapı Kredi Yayınları, 3.Baskı

* “Yaşamımın annemin ve babamın yaşamıyla bir ilintisi olmadığını düşünüyorum. Bir ana ve babadan olma değilim. Bir yaban otu gibi Anadolu yaylasında bittim. Doğumum bile bir kökünden kopma idi. Köklerimi hiç aramadım. İçerisinde severek yaşayabileceğim arka dünyalardan kopma köklerim olabilirdi. Annem ve babam gibi, tüm kentler, ülkeler, günler, geceler, her gökyüzü de yabancı kaldı bana. İnsanlara daha fazla yaklaştıkça bu saydıklarımdan daha fazla uzaklaşıyorum. Gökyüzünden, onun ışıklarından, gün batımlarından, karanlıklardan ve bulutlardan, kendi çıktığım karanlığa ulaşıncaya kadar onlardan uzaklaşacağım. “ Batı Günlüğü, sayfa: 16)

* “Yarın 1 Kasım. Ölme ayı. Yıl. Işık. İnsanların ufak sevinçleri. Kasım-ölme ayı.” (Batı Günlüğü, sayfa: 21)

* “Berlin’de herşeye veda edebileceğimi, ama ağaçlara veda edemeyeceğimi düşündüm.” (Batı Günlüğü, sayfa: 22)

* “Ben Akdeniz’de güneşin altında öleceğim.” (Batı Günlüğü, sayfa: 23)

* "Uzun zaman kalmadı. Önümde kalan zaman benim zamanım, benim can sıkıntım, benim Hiç’im, ama benim olacak.” (Batı Günlüğü, sayfa: 25)

Cümleler’den (sayfa 31- 33) :

-Hiç kimseyle kendimle bile yaşlanmak istemiyorum.
-Sağlıklı kalmak için koşamam. Soluk alayım yeter.
-Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur.
-Ben, belli bir ülkesi olmayan insanlardanım.
-Son bireye kadar savaşmak, kendini feda etmek, yanlış bir kahramanlıktır.
-Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her zaman güçlüydü.
-Dünyanın acısı olmasaydı taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı.
-Uzandığımda herşey üzerime yığıldı. Tavana kadar uzanan çini soba, duvar kağıtları, kentler. Yorgunum.
-Gece, gündüzün devamı değildir.
-Asalet ve rütbe ile ilgili kavramları hiçbir dilde öğrenmeyi başaramadım.
-Meyhanelerde umutsuz bir bekleyiş vardır –kendi kendini bekleyiş.
-İnsanın kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur.
-Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda yaşamım bitti. Bilmiyorum, nerede, ne zaman. Ve işte o bittiği yerde başladı. Acının sonunda. Acı ile.
-Bittim, yaşamımı kapattım.

* “Kendimi ayrılışların acılarına çoktan alıştırdım. Başlayan her ilişki güzelliklerin yanısıra arayışların da acılarını tattırdı bana. İçine daldığım en büyük mutluluklar her zaman acılarla, her yaşam da biraz olsun ölümle bezenmişti. Yaşamak, bu güç olguyu karşılamak için, başka bir seçenek bulamadığım için. Ölüm güç olduğu için. Yaşam nötron bombasına benzediği için.” (Sarı ve Puslu, sayfa: 39)

* “Geldim. Doğru bahçeye koştum. Ağzıma üç yaprak verildi, zehirlendiğimi sandım. Akşamın yaklaştığının farkına varamadım. Sayısız parçalara bölünüşümü, benimle birlikte dünyanın da parçalanışını anımsıyorum.” (Sonsöz gibi, sayfa:47)

* “Ben bendim. Zaman yaşanmış zamandı. Birkaç yaşanmış gün de eklenmişti bu zamana. Kemerle bağlanmıştım. Acılarım vardı, kendi kendimi kemere bağlı olarak iyileştirmek zorundaydım. (Sonsöz gibi, sayfa: 47)

* "Doğumum bile bir kökünden kopma idi.On yaşıma kadar,çevremi,özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım…Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım…Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım.Dünyayı kavradığım sandım…Kırk yaşındayım.Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum…Kendimi öldürmeye çalışıyorum..Özlemlerim kalmadı. Bıraktım.Hepsini kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım…Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı."  (Kalanlar, arka kapak)