Sevgili Dorian Gray'den harikulâde bir Suede yazısı Arızalılar Kulubu müdavimleriyle…
90'lı yıllar, İngiliz müzik endüstrisinin şahlandığı yıllar olarak
hatırlanıyor bugün. Oysa The Smiths'in 1987'deki erken dağılma kararından
sonra uzunca bir süre İngiliz popu, cephede tüfeğini kaybetmiş asker misali
boynu bükük bi vaziyette seyretmekteydi. Tamam, Happy Mondays vardı, The
Stone Roses vardı, ta 91'de debut albümünü çıkarmış Blur vardı, shoegazer
akımının yaratıcısı ve öncüsü muhteşem Ride vardı ama bunların hepsi
gerçekten ve "harbien" indie'ydi. Zaten Mondays "Pills'n'Thrills and
Bellyaches" mucizesi sonrası "Yes, Please" felaketiyle dağılmış, The Stone
Roses ise 89'daki debut başyapıtlarının ardından 94'e kadar ortadan
kaybolmuştu. Blur ise ancak 94 yılındaki üçüncü albümleri olan
"Parklife" ile mainstream'e terfi edebilecekti.

Neyse efendim, Suede işte bu aradaki boşluk döneminde ortaya çıktı. Bağımsız
bir grup olarak değil, alternatif İngiliz pop müziğinin müstakbel
kurtarıcıları olarak. Sanki kaderleri daha en başından "yıldız olmak"
şeklinde çizilmişti. Zira İngilizlerin en haysiyetli iki müzik dergisinden
biri (zannımca birincisi) olan Melody Maker, demolarını dinlediği anda grubu
kapağına taşıyor ve onları "En İyi Yeni İngiliz Grubu" ilan ediyordu.
İlk single "The Drowners" 92 yılının en çok satan indie-pop single'ı
olduğunda bu duruma kimse şaşırmadı. Şaşırtıcı olan grubun gerçekten de
kendilerine yöneltilen övgüleri hak edecek kadar olağanüstü müzik
yapmasıydı. Bernard Butler'ın kibirli kibirli çaldığı muhteşem gitarı, bir
seks sembolü olmak için doğduğu su götürmeyen Brett Anderson'ın arsız
vokali, yazdığı (Morrissey ile karşılaştırılan) inanılmaz lirikler daha ilk
dinleyişte insanın aklını başından alıyordu. Suede'in bu görkemli doğuşuna
ta buralardan eşzamanlı tanıklık ettiğim için mi, yoksa 15 yaşında bir lise
öğrencisi olarak Brett Anderson'a biraz fazla kaptırdığım için mi bilmiyorum
(ki bendeniz için ikinci ve sonuncu [ve daha küçük çaplı] Morrissey vak'ası
cereyan etmekteydi) "Drowners" hâlâ benim için en iyi Suede parçasıdır.
Belki de ve sadece Anderson'ın "slow down, slow down, you're taking me over"
deyişidir bunun nedeni, bilemiyorum.

İkinci single "Metal Mickey" pop listelerinde ilk 20'ye girdi, üçüncüsü
"Animal Nitrate" ise ilk 10'a. 29 Mart 1993'te çıkan self-titled,debut
albümleri Melody Maker tarafından yıl sonu değerlendirmesinde beşinci sıraya
kondu. "Drowners" ise yine aynı yayın organı (bu saçma tamlamayı hep cümle
içinde kullanmayı istemişimdir) tarafından yılın single'ı seçilmişti.
Brit ödülleri komitesi onları beklentilerin aksine eli boş gönderirken "Stay
Together" isimli 8,5 dakikalık şaheser, İngiliz listelerine 3 numaradan
giriş yaptı. Suede-mania artık tam anlamıyla alıp yürümüştü. The Smiths'ten
beri gelmiş en iyi grup resmen onlardı artık. Hemen o yıl içinde Londra'da
ikinci albümlerinin hazırlıklarına başlandı. Ama daha çömez sayılabileceği
bir dönemde bu kadar büyütülen, pohpohlanan ve İngiliz müziğinin kurtarıcısı
ilan edilen grubun bünyesinde bu dönemde birtakım ego problemleri doğmaya başlamıştı.
Tüm spotların Anderson'ın üzerinde olmasından pek de rahatsızmış gibi
görünmeyen ve aslında müzikle ilgili teknik konular dışında basınla da pek
yüz-göz olmayan Butler, ikinci albümün hazırlıkları esnasında Vox dergisine
enteresan bir açıklama yaptı. Anderson'ın çok yavaş olduğundan ve bu sebeple
yeterince çalışma yapamadıklarından şikayet eden Butler, gruptan hiç
kimsenin haberdar olmadığı birtakım değişik projelerle uğraştığını ve
Suede'i devam ettirmesinin yegane sebebinin bu tip küçük kaçamaklar olduğunu
açıkladı. Daha tek albümlük bir grubun gitaristinin bu g.tü kalkıklığına biz
şaşıraduralım (Suede'i "devam ettirmekten" bahsediyor arkadaş, "grup bensiz
olmaz" manasında), albümün son rötuşları yapılırken Butler stüdyoyu terk
etti ve gruptan ayrıldı. Diğer grup elemanları ise onu, kendini tanrı
sanmakla suçlayıp ("Allah mısın!" diyorlar yani) grubun kesinlikle
dağılmadığını ve yeni bir gitaristle yoluna devam edeceklerini duyurdu.
94 yılının sonlarında önce Kurt Cobain'in intiharına da değinen "We are the
Pigs" single'ı, akabinde de yeni albüm "Dog Man Star" piyasaya çıktı.
Butler'ın gruptan ayrılmasıyla kopan fırtınaların gölgesinde kalan harika
albüm, Melody Maker'ın yıl sonu değerlendirmesinde ilk 10'a giremedi. Oysa
bugün bakıldığında en iyi ikinci şarkıları olduğunu düşündüğüm "The Wild
Ones", ayrıca "We are the Pigs", "Heroin", "New Generation", 40 kişilik
yaylı orkestranın at koşturduğu "Stil Life" gibi olağanüstü parçalar ihtiva
eden albüm, kesinlikle Suede'in kariyerindeki en iyi albümdür. Ama bir
yazarın dediği gibi hayatta en zor şey önyargıları kırmaktır (bi başkası da
en zor şeyin insanları güldürmek olduğunu söylemişti; pek çok yazar pek çok
şey söylemiş ama ben işime gelen bu olduğu için bunu kullandım).
Bu kısmî başarısızlığın ardından gruba yeni bir gitarist, 18 yaşından iki
hafta küçük olan sübyan Richard Oakes dahil edildi. Butler gibi bir
efsanenin halefi olmanın doğal zorluklarını yaşaması beklenen Oakes,
beklentilerin aksine oldukça yaman çıktı ve önce "Dog Man Star" ertesindeki
konserlerde ne kadar iyi bir gitarist olduğunu kanıtladı, ardından "New
Generation" single'ının b-yüzündeki muhteşem melodili "Together"ı yazarak
(ki söz konusu single'ın b-yüzü için 1 günde tam 2 şarkı bestelemişti itoğlu
it) besteci yönünü de cümle aleme göstermiş oldu.

Ama yine de Bernard Butler'ın gidişiyle artık eski Suede'in tarih olduğunu,
bundan böyle artık başka bir grup dinleyeceğimizi düşünenler çoğunluktaydı.
Oakes çok yetenekli bir gitarist olabilirdi, Suede onunla da çok iyi
albümler yapabilirdi ama genel kanaat Butler'ın tüm o kibrine karşın bir
efsane olduğu ve Suede'in onsuz artık eskisi gibi olmayacağı yönündeydi. Tüm
bu kuşkuları ancak yeni bir albüm dağıtabilirdi, söz konusu üçüncü albüm,
"Coming Up" 97 yılında çıktı.
İlk single "Trash" dinleyenleri daha başından yakalayan nefis bir melodiye
sahipti. Brett ise hem vokalist hem de söz yazarı olarak yine baş
döndürücüydü. İkinci single "Beautiful Ones"ı bugün Suede'in en iyi şarkısı
ve katıksız bir başyapıt olarak görenlerin sayısı hiç de az değildir (en iyi
arkadaşım dahil). Bu ikisi haricinde "She", "Lazy", "Filmstar" gibi mükemmel
pop parçaları ve benim favorim olan "By the Sea" ile "Saturday Night" ve
"The Chemistry Between Us" gibi nefis baladlara sahip albüm kimseye
yaranamadı. Herkes hep bir ağızdan (çok önemli bir şey söylüyormuş edasıyla)
Suede'in en zayıf albümü olduğu teranesini tutturdu. Tamam, albümleri sıraya
koysak o zamana kadarkiler arasında sonuncu olurdu bu albüm ama vasat
olduğunu, iyi olmadığını söylemek tam anlamıyla vicdansızlıktı. Ama yine de
söyledi ibneler, affedersiniz.
Neyse, dördüncü albüm "Head Music" 99'da piyasaya çıktı, inanılmaz
güzellikteki "Everything Will Flow" single'ını takiben.. "Savoir Fare",
"Can't Get Enough", "She's in Fashion" gibi tabancalara, "Down", "Asbestos",
"Indian Strings" gibi yumuşak melodili nefis pop şarkılarına sahip olan
albüm, Melody Maker tarafından yılın albümü seçilen ilk Suede uzunçalarıydı.
O güne kadar geleneksel Britpop çizgisinden sapmayan Suede, bu albümde
drum-machine ve loop'ların kullanıldığı daha rafine şarkılara yönelmişti ama
ortaya çıkan sonuç son derece tatmin ediciydi. Grubun sound olarak kendini
tekrar etmek istemediği, yeni bir arayış içinde olduğu açıktı ama mühim olan
şey (somut olarak kimsenin tanımlayamayacağı bir) "Suede ruhu"na sadık
kalınmasıydı. Şahsen ben bunu becerdiklerini düşünüyorum.
Bunun yanında gruba 96 yılında dahil olup, sağlık sorunları nedeniyle
2001'de ayrılan gitarist Neil Colding'in her şarkıya damgasını vuran
görkemli gitarları, pek çok şarkıda kendini gösteren "indian" unsurlar,
grubun sound'unda göze çarpan diğer yeniliklerdi.
Velhasıl "Head Music" gösteriyordu ki, Suede ne (Oasis gibi) kendini
mütemadiyen tekrar eden, ne de (Radiohead gibi) her albümde yepyeni şeyler
deneyen bir gruptu. Onlar pop müzik yapıyordu, başka bir şey değil. Ama her
seferinde bir takım küçük rötuşlar, yenilikler ve farklılıklar ile taze
kalmayı başarıyordu. İyi bir pop grubundan daha fazla bir şey bekleyen
yoktur herhalde (varsa da çıkışta görüşelim kendisiyle).
2002 yılında piyasaya çıkan beşinci uzunçalar "A New Morning" grubun son
albümü oldu. "Head Music"ten sonra grubun yeniden geleneksel çizgisine
döndüğü, elektronik lay-lay-lom'ları bir kenara bırakıp daha sade bir
sound'a yöneldiği (ve hiç de iyi etmediği nitekim) söz konusu albüm, "Suede
artık tükendi, kendini tekrar ediyor, yeni şeyler üretemiyor" gibi
eleştirilerin çekmecelerden çıkmasına da vesile oldu. İyi pop şarkıları,
güzel besteler, nitelikli lirikler, hoş bir sound hâlâ söz konusuydu ama bu
aşamada bu önemli midir? İşte soru bu.
El sonuç, bugün artık Suede yok. Ama grup, Britpop tarihindeki özel yerini
hep muhafaza edecek, bu kesin. Vakt-i zamanında onları basının şişirdiği bir
balon, Anderson'ı da kötü bir Bowie taklidi vs. olarak görenlerin sayısı çok
fazlaydı. Son derece ağır bir yük ile müzik endüstrisine (bir başka ve klişe
tabirle kurtlar sofrasına) girdiler. Kendilerine biçilen onca payenin
altında ezilmeyecek kadar iyi müzik yapıyor olmaları en büyük şanslarıydı.
Sonuçta yazının başında da belirttiğim gibi komadaki İngiliz alternatif pop
müziğine yeniden saygınlık kazandırıp, söz konusu müziği yeniden
mainstream'e terfi ettirdiler. Alternatif İngiliz gruplarının tamamı
Suede'in bu çıkışı sayesinde birer birer keşfedildi. Zira prodüktörler Suede
sonrasında pub'ları ve küçük konser salonlarını arşınlayarak "yeni yıldızlar
yaratmaca" oyununu yeniden oynamaya başladılar. Bu sayede daha albümü değil,
single'ı bile piyasada yokken Oasis "Manchester'ın yeni gururu" ilan edildi,
akabinde 4 yıllık Blur "en iyi pop grubu" etiketiyle Oasis ile kapıştırıldı.
Arada (tek bir nota bile kaydetmeden dergilere pozlar verip, o dergiler
tarafından yıldız adayı olarak sunulan ama fos çıkan) Manswear gibi bombalar
da patladı patlamasına ama Radiohead, Oasis, Pulp, Manic Street Preachers,
Gene, The Cranberries, Shed Seven, Supergrass, Drugstore, The Bluetones vb.
pek çok grup Suede'in açtığı yol sayesinde tabir caizse "ekmek yedi". Bunlar
arasında Suede'den daha nitelikli müzik yapan birçok grup olduğunu ben de
biliyorum ama konu o değil. Mesela Soundgarden da Nirvana'dan daha eski ve
(bence) daha iyi bir grup ama Nirvana'dan önce ve sonraki albüm satışlarına,
basında yer alma sıklıklarına, kliplerinin yayınlanma skorlarına vs. bakın,
ne dediğimi anlayacaksınız.
Velhasıl Suede, alternatif İngiliz popu için bir milat. Ayrıca "Dog Man
Star" da müzik tarihinin en iyi 100 albümü arasına rahatlıkla girer.
Not: Suede'in yerine bugün ikame olarak Anderson ve Butler'ın birlikte
kurduğu, ilk duyduğumda beni müthiş heyecanlandıran ama daha sonra sakin
kafayla düşününce başarısızlığı kaçınılmaz görünen The Tears mevcut. Bu yeni
grup, kadrosu itibarıyla bir "rüya" ama önyargılardan müteşekkil bir Çin
Seddi'ni aşmak zorunda. Acımasız Türk akıncılarının bile başaramadığı bu
zorlu görevin üstesinden gelmelerini tüm kalbimle diliyorum ama "ümitli
misin?" denirse "yorum yok" derim, gösterişli bir "hayır" niyetine (çok
gösterişli değilmiş ama olsun).
Suede diskografi
1993 Suede (8.5)
1994 Dog Man Star (10)
1997 Coming Up (8)
1999 Head Music (9)
2002 A New Morning (7)