Sonisphere Istanbul 2010 Kritik (25-26-27 Haziran – Bjk İnönü Stadı)

Bayan Arıza tarafından 9 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

Sonisphere Istanbul 2010 Kritik (25-26-27 Haziran – Bjk İnönü Stadı)

Bu yıl beni en çok mutlu eden, en keyif aldığım festival Sonisphere oldu. Alice in Chains'in festival sonrasında Türkiye ve Türkler hakkında söylediği tüm eleştirilere rağmen yine de 2010 yılında kesinlikle en çok bana hitap eden, en çok ayaklarımı yerden kesen festivaldi Sonisphere.

Bir kere çok fazla haz etmediğim Rammstein ile öyle bir karşılaşma yaşadım ki bunun etkisi hayatım boyunca devam edecek hiç kuşkusuz. Adamlar yaptıkları sahne şovları ile hiçbir grupla karşılaştırılamayacak bir iz bıraktılar. Till Lindemann ve ekibi büyük bir gösteri hazırladılar bizlere, "büyük gösteri" demek bile yersiz, anlatılamayacak kadar güzeldi. Rammstein süperdi!

Metallica ile yapılan kapanış ise müthişti. Metallica'yı ilk kez 17 yıl önce izlemiş olduğum düşünülürse üçüncü izleyişimde de beni kendilerine hayran bıraktılar. Çocukluğumda onlarla büyüdüm, daha CD yokken, internet yokken, Türkiye'de 3-5 kaset basılırken onları dinliyordum. Nasıl büyük ve bir o kadar da mütevazi adamlar olduklarını bir kez daha görmüş oldum. Müthiş bir performansları oldu. Buna da "anlatılmaz, yaşanır" diyorum.

Anthrax kasetlerimi buldum konserden aylar önce ve adamlar çıkıp cillop gibi çaldılar. O kadar sıcak ve bir o kadar da harikalardı. Ya dünya gözüyle Scott Ian'ı gördüm, daha ne olsun.

İlk aldığım kasetlerden biri Manowar'ın "Kings of Metal"i olmasına rağmen o adamların müziğini hiçbir zaman sevmedim. Ama adamların samimiyeti, seyirci ile olan diyalogları, müthiş iletişim gücü ve müziklerine olan hakimiyeti konusunda da şapka çıkarırım, önlerinde eğilirim.

Alice in Chains en sevdiğim grup! Nirvana ile beraber, Stone Temple Pilots ve Pearl Jam ile beraber, Soundgarden ve Smashing Pumpkins'i de alabiliriz o listeye hatta. Hatta bakın Last FM'e, en çok dinlediğim grupların en tepesinde o var. Keşke festival sonrası bloglarında o berbat lafları etmeselerdi, keşke söylemleriyle bize bu hayâl kırıklığını yaşatmasalardı. Layne Staley olmadan Alice in Chains yarım olacaktı, bunu zaten biliyordum. Ama "Black Gives Way To Blue" beni ağlatan bir albüm oldu, mutluluktan! Çünkü 90'lar geri gelmişti, zaman aşımına uğramamıştı, "hâlâ ruhları var" diyordum, "grunge is not dead" diyordum içimden. Müzikleri hâlâ muhteşem, iliğimi kemiğimi donduruyor, ruhumu liğme liğme ediyor, ama o beyanatları etmemeleri gerekti. Bu beni çok sarstı.

Megadeth'i üçüncü izleyişimdi, maalesef en kötü performanslarıydı. Aslında bunda o yanında getirdikleri sesçinin payı büyüktü bana kalırsa. Maalesef gitar duyulmadı, vokal hiç duyulmadı, mikrofona bi haller oldu. Yine ayakta alkışladım çünkü Megadeth'i çok ama çok severim. Taş gibi albümlerin sahibi o adamlar. Hep bir ağızdan söyledik şarkılarını. Yine gelseler yine gidip izlerim.

Slayer'dan sonra herkes öylece kalakaldı. Bazı arkadaşlarımızın kafası düzüldü. Ben ise havalara uçtum. Zira "Show No Mercy" kasetinden beri severim herifleri, özellikle Dave Lombardo'nun davulu nasıl konuşturduğunu gördük. "South of Heaven"ı binlerce kişi olarak ezbere söyledik. Tom Araya nasıl seksi bir adammış onu da gördük 🙂

Stone Sour da merak ettiğim gruplardan biriydi. Zira Slipknot’un iki ve Soulfly’ın bir üyesini kadrosunda barındırıyordu bu leziz grup. Vokaller grunge, müzik ise gümbür gümbürdü. Adamlar süper sempatik ve çok profesyoneldi, pek sevdim. Corey Taylor'un her türlü hastasıyım:)

Hayko'muz canımız yine çok efendiydi, kendi tarzında süperdi. Bu adamın o delikanlı halini çok seviyorum. Nasıl içten bir herif ve bir o kadar da ince ruhlu yaptığı müziğe rağmen. Birkaç denyonun el hareketine karşılık "arkadaşlar kusura bakmayın ama bize ayrılan süre boyunca çalmak zorundayız" diyen ve herkesi mat eden de bir herif, ayakta alkışladım yine.

Blacktooth'u sevmedim, Volbeat ve Foma'yı kaçırdık.

Üç günün sonunda şunları anladım; 1.kategoriden yer almakla ne kadar isabetli bir şey yaptığımı, bırak 220 lirayı 500 lirayı bile gözümü kırpmadan verebileceğimi, hâlâ gitar sesi duyunca ağladığımı ve sonsuza dek öyle olacağımı, enerjimi, ruhumu yitirmediğimi bir kez daha gördüm. Şimdiden bir daha ki yılın Sonisphere'ini iple çekiyorum.

Ve şu da var, kavga da çıkmadı, arbede de olmadı, herkes çok efendiydi. Babasıyla gelen de vardı, arkadaşlarıyla gelen teenager'lar da, benim gibi bu müzikle büyümüş orta yaşa merdiven dayamış rocker'lar da vardı. Herkeste olan ise şuydu, ruh! Yine olsun bu festival, bilet çıkar çıkmaz almıştım, yine aynısını yapacağım. Ama lütfen seneye bir grunge grubu da sıkıştırın araya, hazır Stone Temple Pilots birleşmişken lütfen onları da kapın gelin.

Rock rulezzzz!!!!

Yasemin KANAT a.k.a Bayan Arıza

1 Cevap bulunuyor.

  1. Tuna Bilgi dedi ki:

    Biz de en öndeydik ve muhteşem bir festivalin tadını çıkardık!! Hayatımda izlediğim en güzel konserlerden bir tanesi idi…