ROCK’N’COKE (18-19 TEMMUZ 2009 – İSTANBUL PARK)

Bayan Arıza tarafından 9 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

ROCK'N'COKE (18-19 TEMMUZ 2009 – İSTANBUL PARK)

18 Temmuz Cumartesi

Bir yıl aradan sonra yine festivaldeyim. Bu yıl gitme nedenim, en başından beri destek verdiğim; çok sevdiğim Sakin'i Rock'n'Coke'da da yalnız bırakmamak ve Trent Reznor'u dünya gözüyle görebilmekti.

Kadıköy'lü bir müziksever olarak ilk kez bizim yakada büyük bir festival olacaktı, Hazerfan'dan sonra bu İstanbul Park nasıl bir yerdi merak ediyordum doğrusu.

Arabamıza atladık, yoldaki tabelâları takip ederek bir saatte İstanbul Park'a vardık. Tabelâlar sizi çok iyi yönlendiriyor, kolaylıkla bulunabilecek bir yer; hatta yol/yön bilmeyenler için bile.

Dış otopark dedikleri alana arabamızı park ettik. Yolun tam bir işkence olduğunu arabadan inip mekâna yürümeye başladıktan sonra anlayacaktık. Otoparktan sonra bir cadde, iki üst geçit ve bir hayli yol yaptıktan sonra içeri giriyorsunuz. Öyle hemen giremiyorsunuz tabii, aranmalardan, üst baş kontrolünden geçtikten ve bileklikler takıldıktan sonra “tamam, oh be” diyorsunuz ama müzik sesi gelmiyor kulaklarınıza. Hemen solda Coca Cola beleş cola dağıtıyor, hayret ediyorsunuz çünkü Cola Cola bunu daha önce hiç yapmadı. En azından benim hafızamda böyle bir olay yok.

Cola dolu karton bardağınız elinizde, milleti takip ederek ilerliyorsunuz ki, 15-20 metre yürüdükten sonra sizi minibüslerin beklediğini ve daha mekâna gelmediğinizi “hoop, araçlara içeceklerle binemiyorsunuz” uyarısını duyduktan sonra anlıyorsunuz. Size verdikleri colaları da içemeden araçlara biniyorsunuz.

Minibüslere biniliyor balık istifi misali ve tahminen 2 km kadar yol gidiliyor. İniyoruz ve hâlâ festival alanına varamadığımızı anlıyoruz. Çünkü bir miktar daha yol yürüyoruz. Hemen solda çadır alanı var, çadırda kalanlara bir hayli üzüldükten sonra (ki orada kalınmaz) bir rampadan yukarı yürümeye devam ediyoruz. Veee evet festival alanının giriş kapısı görüldü.

Nihayet içeri giriyoruz. Solda lunapark var, nerde ne var anlamaya çalışıyoruz. Kısa sürede de anlıyoruz. En azından ana sahneyi ve Zero sahnesini buluyor ve hemen keşfe koyuluyoruz. Tam bu esnada ana sahnede Aylin Aslım var, izlememeyi yeğliyor, keşfe devam ediyorum.

İçerdeki arkadaşlarımızla buluşuyoruz ama sıcaktan bunalan bizler Hayata + çadırının altına seriliyoruz. Etrafta sponsorların çadırları var, yiyecek-içecek noktaları çok ama o kadar kalabalık ki yine de yetmiyor. Özellikle içecek standtlarında hep sıra oluyor.

Garanti Card'larımızı doldurduktan sonra biz de bir şeyler içiyoruz. Cumartesi alkol namına bir şey almadım, bolca su tükettim. Tek sevindiğm şey suyun 0,75 kuruş olmasıydı. Ana sponsor olan Cola'nın fiyatı ise maalesef 2,25 idi, bira 6 liraydı, her zaman ki gibi.

Avustralya'lı indie grubu Howling Bells'i merakla bekliyordum. Zaten radyo programlarımdan biri olan “Güneşe Uzan” da da Howling Bells şarkıları çalıyordum. Aslen Avustralya'lı olan grup 2004'te kuruldu ve 2006'da İngiltere'ye yerleşti, müzik çalışmalarına orada devam etti. Grup, 2009 yılında 2.stüdyo albümleri “Radio Wars”ı çıkardı. Çok içten ve kaliteli bulduğum grubu sıcağın altında en önden keyifle izledim.

Zero çadırına gidip Ayyuka'ya da yetiştik ki onlar da enteresan gruplardan biri. Daha önce Peyote ve Balans'ta izlemişliğim de vardı. Kendi tarzında başarılı bir grup neticede.

Emre Aydın'la aram olmadığı için konseri izlemedim ama adamı çok seven varmış, takdir ettim. “Altıncı Cadde” zamanlarını daha içten bulurdum. Sonrasında ise yaptığı müziğe beni bağlayan hiçbir hissiyat kalmadı.

Juliette Lewis konserini kaçırmamız en kötü olaydı sanırım. Çünkü lunapark modunda, Nasuh Mahruki'yi takip etmekte ve tırmanmakla meşgulduk. Aramızdan Kamikaze'ye binip çığlıklar atan arkadaşlarımız da oldu tabii. Ben izlemekle yetindim:)

Sakin'den önce Çilekeş vardı ki ilk albümlerini çok başarılı bulduğum bir gruptur Çilekeş. Onları da daha önce Balans'ta canlı izlemiş ve hayran olmuştum. Sevenleri oldukça özlemişler ki içerisi hınca hınç doluydu. Gayet başarılı bir konser verdiler, kulaklarımızın pasını sildiler adeta.

Sakin'i en önden izlemek üzere yerimizi çok önceden aldık sahne önünde. Dekor müthişti, her yere “İkarus Başarsa” nın klibinde gördüğümüz rüzgâr güllerini yerleştirdiler. Onur, işçi tulumuyla çıkmıştı bu kez sahneye. Sakin Fan'dan arkadaşlarla da buluştuk yine sahne önünde. Her zaman olduğu gibi hiç bitmesin istedim konser, Sakin'i izlemeye doyamıyorum, çok ama çok seviyorum onları. Yaptıkları müzik çok içten ve kendileri de öyle tabii. Onur, konser sonunda penasını fırlattı, minik bir akrobasi ile kaptım hemen:) Setlist'ide aldım ki daha önce aldığım Sakin Setlist'leri koleksiyonumda güzel bir yer buldu kendine:) Konserde yeni çıkacak albümlerinden “Yeni Gece” isimli şarkıyı da ilk kez dinlemiş olduk şanslı insanlar olarak. “Bir Ses” ile başlayan konser “İkarus Başarsa” ile sona erdi. Sakin'i izlerken Jane's Addiction'ı kaçırdık ama hiiiiç umurumda değildi doğrusu 🙂

Duman'ın bir kısmına yetişebildik. Zira midemizin sesini dinledik, dürümleri Duman'a tercih etmiş olduk. Kaan yine dumanlıydı anlaşılan, her Duman konserinde yaşananlar tekrar etti, netice itibariyle yine emprovize bir konser oldu.

Yemek mevzundan sonra Zero çadırına gidip Dearhead'le dans ettik ki bu iki hatunu da uzun zamandır bilirim, If İstanbul'da kaçırmıştım. Burada denk geldi, süper oldu:)

Nine Inch Nails nam-ı diğer NIN başladığında pür dikkat kesildik ve müzik dahisi Trent Reznor'u hayretle izledik. Kanımca çok başarılı bir performans sergiledi Nine Inch Nails. Spin dergisi tarafından “Müzik dünyasının en gerekli sanatçısı” ünvanı verilen Trent Reznor'un kasları inanılmazdı, bol bol terledi konser boyunca, sergilediği efor olağanüstüydü. Çok çoşkulu çaldılar ve seyirciler de iyiydi. Ziyadesiyle tatmin olduğum bir performanstı.

The Prodigy başladığında ise tüm o kalabalığın yani onbinlerce insanın dans ettiğini ve herkesin istisnasız şarkılara eşlik ettiğini gördüm. Prodigy grubunun üyelerine, “insan değil” demek istiyorum, son olarak onları çıkartmaları yerinde bir davranış olmuş açıkçası. Prodigy konserinde insanları gözlemledim bolca, herkes farklı şekilde dans ediyordu ve manzara müthişti. Biz de çok dans ettik, bağırdık, zıpladık, yorulduk!

İlk günle ilgili olarak söylemek istediğim bir konu daha var ki, Gece'yi izleyememek çok koydu ama o saatlerde içeri girmeye çalışıyorduk ve çok erken sahne alıyorlardı.

Bu yıl ki Rock'n'Coke'un en büyük hatası ise hatta fiyaskosu diyebilirim, Prodigy konserinden sonra yaşandı. Konser bitip de insanlar dağılmaya başlayınca olay çıktı.

Şöyle ki, giderken ne şekilde festival alanına ulaştığımızı yukarıda anlatmıştım. 30 bin insanın bir anda dağılmaya çalıştığını ve bu insanların evinizin kapısı kadar küçük tek bir kapıdan çıkmaya çalıştığını hayâl edin. Sonrasında bu insanların minibüslerle giriş kapısına taşınacağını düşünün. Düşünmek bile zor iken…Tabii ki arbede çıktı, bu durum kaçınılmazdı. Bunu nasıl öngörememişler ona şaşıyorum hâlâ. Hatta neden minibüs/midibüs yerine birkaç büyük otobüs koyup bu işi çözmeyi düşünememişler, ilginç! Minibüslere binemeyen binlerce insan olarak yürümeye başladık. Yolda bir minibüs durdurarak binebildik, tabii yolun yarısını yürüdükten sonra. Maalesef Pazar günü bu kadar şanslı olamayacaktık.

Girişte indirildik. Sonraki aşamada yine o köprülerden geçerek ve bir hayli yürüyerek otoparka ulaştık, bir saatlik yolculuktan sonra evimize ulaştığımızda saat sabahın 4'düydü.

Kılık kıyafetlerden kurtulduktan, dişler fırçalandıktan ve ılık bir duştan sonra uykuya geçildi.

19 Temmuz Pazar

Pazar sabahı sıkı bir kahvaltıdan sonra tekrar yola koyulduk. Amacımız Fuat'a yetişmekti. Bu tatlı, samimi adamı canlı izlemeyi çok istiyorduk. Maalesef biz yine aynı işkenceyi çekip de Zero sahnesine vardığımızda Asfalt Dünya sahnedeydi.

İzlemek istediğim gruplardan biri de Asfalt Dünya idi. Onları da pek severim. “Ormanlar Kralı” albümlerinden çaldıkları şarkılarla bize güzel bir müzik ziyafeti verdiler. Setlist'i de kapmayı ihmal etmedim. “Hiç” ile başlayan Asfalt Dünya konseri “Ormanlar Kralı” ile sona erdi.

Asfalt Dünya'dan sonra merakla beklediğimiz Cartel'i izlemek üzere ana sahneye doğru yollandık. Manga ile birlikte çıkıyorlardı ki Manga ile uzaktan yakından bir alâkam yoktur. Ama Cartel'i izlemeyi çok istiyordum. Manga birkaç şarkı çaldıktan sonra Cartel'i sahneye davet etti. Ve olay işte o an koptu, hep bir ağızdan “Gel gel, Cartel'e gel” i ezbere söyledik. Adamlar çok içtendi, bizim onları özlediğimiz kadar onlar da bizi özlemişti. Hep bir ağızdan şarkılara eşlik ettik ve en son “Evdeki Ses” ile konser sona erdi.

Mojito ve bilumum kokteyllerle rahatladıktan ve karnımızı doyurduktan sonra Pazar gününün ağır toplarından Hayko Cepkin'i beklemeye başladık. 2 yıl önceki Rock'n'Coke'da Hayko Cepkin'in performansını ağzım bir karış açık şekilde izlemiş ve “bu adam insansa ben neyim ulan?” demiştim. Bu kez de duman efektleri ve bembeyaz kıyafetler içinde çıktı sahneye, kâh brutal kâh arabesk vokallerle klasik Hayko Cepkin şarkılarını paylaştı bizlerle. Çok kısa sürdü sanki, doyamadık. Sonradan öğrendiğim kadarıyla yeni albüm öncesi son konseri olmuş Rock'n'Coke. İnzivaya çekilip albüm hazırlıklarına yoğunlaşacakmış.

Adalı grup Razorlight'ı da izlemeyi planlıyordum. Sahne önü herkese açık olduğu ve bazı akıllı (!) bıdıklar bunu bilmediği için sahne önüne geçip en önden yakışıkı Johnny Borell'i izleme şansı yakaladım. Fevkalâde bir konserdi, pek keyif aldım.

Fairuz Derin Bulut yine çok fantastik ve uçuktu. Zero sahnesine gelen insanları şaşırtmakla meşguldu. Eminim herkesin kafasında aynı soru vardı: “Bu adamlar ne yapmaya çalışıyor?” 🙂 Halbuki onların her zamanki haliydi bu, yeni değildi yani 🙂

2000'li yılların en mühim indie İngiliz gruplarından biri olan ve ilk çıktığı dönem “Employment” albümünü bolca dinlediğim Kaiser Chiefs sahneye çıktığında yorgunluktan çimlere serilmiş durumdaydık, adım atacak halimiz kalmamıştı. Bırakın grubu en önden izlemek şöyle dursun, kıpırdayamayacak durumdaydık. Birkaç şarkıda dans edip, hoplayıp zıplasam da genel olarak oturarak izledim bu İngiliz şahsiyetleri. Başarılı bir performans sergilediler.

Linkin Park sahne aldığında tek kelimeyle heyecan doruktaydı. Nu-Metal'le aram nahoştur. Ancak KoRn'u yeri ayrıdır.

Linkin Park ise müzikal olarak bana hitap etmiyor ama albümleri 50 milyondan fazla satan bu grubu merak ediyordum doğrusu. Gayet sıcakkanlı adamlardı ve oldukça seveni varmış onların da, ne de olsa dünya standartlarında bir grup. En çok albüm satan gruplardan biri. Bis olayına kadar aynı ayarda devam etti konser ama bisten sonra koptu diyebilirim. Son derece başarılı bir performans sergilediler. “One Step Closer”la konser bittiğinde yüzümüze yayılan gülümsemeye engel olamadık.

Ama bu gevşeme, rahatlık ve mutluluk çok uzun sürmeyecekti çünkü çileli dönüş yolu başlıyordu. Bir gece önce yarı yolda binebildiğimz minübüse bu kez binemedik. Ve o 2 günlük yorgunluğun üzerine onca yolu yürümek zorunda kaldık. Tabii çıkışa geldik ama çıkıştan da otoparka yürümek zorundaydık.

Pazar sabahı gerçekleşen kramp dolayısıyla hâlâ ayağımın üzere basmakta zorlanıyordum. Bu ayrıntıyı yazmayı unutmuşum, Pazar gününü ağrılı ve sancılı olarak geçirdim. Kas sıkışması, ilâçlara rağmen ancak üç-dört günde tamamen iyileşti. Ancak tabii herşeye rağmen yine de giderdim. Zira müzik yaşama nedenim olduğu için ve beni konsere gitmekten daha çok mutlu eden bir şey de olmadığı için gazi de olsam giderdim konsere, nitekim topallayarak da olsa gittim Pazar günü.

Kıssadan hisse…

Bir Rock'n'Coke daha böyle bitti. Bir daha oraya gider miyim bilemiyorum. “Radiohead” gelse belki ama onların gelmeyeceğini hepimiz biliyoruz.

Nitekim festival alanında memnuniyet anketi yaptılar. Verdik veriştirdik o ayrı. Görmek istediğim gruplara 4 grup yazdım; “Silverchair, Sigur Ros, Interpol ve Bloc Party” dedim. Radiohead'i yazmadım, nasıl olsa gelmeyecekler! Yine de umarım gelirler, ben tükürdüğümü yalamaya razıyım:-)

Hazerfan evimize uzaktı ama bu kadar işkence çekmemiştik. Coca Cola'nın nasıl bir anlaşması vardı bilemiyorum ama mekân çok genişti. Sanırım belli bir kısmını kiralayabilmiş Coca Cola. Otopark'ın bu kadar dışarda olması felaketti ve içerdeki yürüme mesafesi de tam bir fiyaskoydu. Tuvaletlerden söz etmiyorum bile.

Bakalım seneye nerede olacak ve kimleri getirecekler? Umarım anketler işe yarar. Şimdiden heyecanlanmaya başladım…

Bayan Arıza
23 Temmuz'09