PJ HARVEY
PJ Harvey'in en son edindiğim albümü "Uh Huh Her" idi. Bir önceki albümden daha melankolik buldum. Biraz ilk dönem albümlerine benziyor, sevdim.
Polly Jean, canlı izlemek istediğim tek kadın müzisyendi belki de. Hani bir şeyi çok istersiniz ya, işte öyle bir şeydi benimkisi.
Jazz Festivali sayesinde 11 Temmuz 2001'de bu şerefe nail oldum. Hem de dünyanın parasını verip, 3. sıradan izleyerek. Konser umduğum gibi değildi, kritiğimi "Konser Faslı" bölümünden okuyabilirsiniz.
Kim peki bu sıska kadın PJ Harvey?

İngiltere’nin bağrından kopmuş, bağıra bağıra şarkılar söyleyen bir kadın. 40'ı devirdi ve bir sürü güzel albümü, sayısız single’ı, b-side’ı, düet’i mevcut. Şehirden ve şehir hayatından hoşlanmıyor. İngiltere’nin kuzeyindeki Dorset’te doğa ile içiçe yaşayıp, muhteşem şarkılar yazıyor. Hâlâ orada mı devam ediyor hayatına bilemiyorum ama İngiltere'den uzaklaşabileceğine pek inanmıyorum.
Kimileri O’na “İndie’nin Madonnası” diyor, kimileri O’nun müziğine "punk ötesi bir şeyler" diyor.
"Dry" albümü ile müzik piyasasına girdiğinde kimse bu denli başarılı olacağını tahmin etmiyordu. Ama O’nda belki birçok müzisyende olmayan bir cesaret, hırs ve kararlılık vardı. Belki de bu başarısı O’nun doğal olmasına ve şarkılarını kolay ifade edebilmesine bağlı.
Şarkı sözlerinde, kadın-erkek ilişkilerini ve cinselliği birçok hatunun cesaret edemediği bir şekilde haykırıyor. Bazen bir hayat kadınının çektiği sıkıntıyı (Is this Desire’in açılış parçası Angelene’de olduğu gibi), bazen içindeki fırtınaları, boğulmuş kız çocuklarını, ölü sevgilileri anlatır liriklerinde.
Günlük hayatında çok sakin biri. Belki O’nun bir şizofren olduğunu düşünebilirsiniz gerçi bir dönem O’da düşünmüş bunu ama en sonunda herkesin biraz şizofren olduğu sonucuna varmış. ,
Müziğin, sadece kulak ve beyin işi değil, vücut ve ruh işi olduğunu savunuyor. Dolayısı ile bunun neşeli major tonlarla yazılmış şarkılarla olamayacağını söylüyor.
Placebo‘nun Brian Molko'su da, PJ Harvey’in müziğini çok sevdiğini ve kendine örnek aldığını söylemişti.
Ailesi ile ilgili pek sorun yaşamamış. Ailesinin O’nun hayatında çok önemli olduğunu, her birinin birer gerçek rocker olduğunu söylüyor. Çünkü, anne ve babasının dinledikleri plaklar ile büyümüş.
Genelde sürekli eleştiri yapan müzik piyasası, PJ’e pek birşey söylememiş. İmaj yaratmaya çalışmamış ve O’nu bu hali ile kabullenmiş. O’nun doğallığı ve başarısı yüzünden olsa gerek. Mesela, "To Bring You My Love" albümü, tüm dünyada yarım milyon satmış.
Önemli olanın iyi müzik yapmak olduğunu söylüyor PJ. O’na göre, uzun süre ayakta kalabilen ve sınırları zorlayan müzik iyi müziktir. Risk almak gerektiğini ve popüler müzik için hiç böyle bir riske gerek olmadığını belirtiyor. Popüler müzik yapmaktansa bir çok insanın beğenmeyeceği tuhaf bir şey yapmayı tercih edeceğini söylüyor.
Müzik dışında, heykel yapıyor. Sokaktan topladığı değişik malzemeler, deniz kıyısından topladığı taşlar ile bir şeyler üretiyor. Birkaç kez bateri dersi almış.
Björk, Nick Cave, Tricky, Pascal Comelade gibi müzisyenlerle çalışmalar yaptı. Hal Hartney’in filminde bir rol bile kaptı. Ama müziğin her zaman baskın olacağını, sinemanın sadece değişiklik, kendinden kaçma olduğuna inanıyor. Müziğin her şey demek olduğunu, bir tavır, bir yaşama biçimi haline geldiğini her fırsatta belirtiyor.
Albümleri:
To Bring You My Love
Rid of me
Is this desire
4 Track Demos
Stories From the City, Stories From the Sea
Uh Huh Her
White Chalk