12 Temmuz akşamı biz de Pantera ve Cavalera kardeşleri izlemek üzere Ataköy Marina’ya doğru yola çıktık. Gidiş zor değildi aslında. Ayrılık Çeşmesi’nden Marmaray’a binip Bakırköy durağında inip oradan yürüyerek aşağı indik. Ancak bir daha orada konser olsa gider miyim? Kesinlikle hayır! diyorum:)
Dostlarla buluşarak konser öncesi demlenmemizi yaptık. İlk grubu es geçtik. Derken 20.15’te Sepultura çıkacaktı ama 20.00 gibi mekâna giriş yaparken Max’in sesi duyuluyordu. Anlaşılan erken sahne almışlardı. Koşa koşa içeri geçtik. Konser mekânını hiç sevmedim. Aslında eski RocknCoke’un Hazerfan’daki mekânı gibiydi. Dar uzun yani; sahneyi görebilme ihtimalimiz pek yoktu, bir de pigme soyundan gelince durum iyice imkânsız hale geldi. Sahne de epey alçakta kaldığından, 2 tarafa koydukları ekranlar sayesinde biraz olsun izleyebildik. Aslında o ekranların da biraz daha yukarıda olması gerekiyordu. Sahnenin de biraz daha yüksekte.
Eski kadro, yeni kadro derken Sepultura olarak bakarsam, bu onları 3.izleyişim oldu. Gerçekten çok sevdiğim bir grup. Brezilya’nın bağrından çıkıp gelen en güzel şeylerden biri. Hepimiz marş halinde tüm şarkılara eşlik edip, çoştukça coştuk. Cavelara Bros sahneden indi. Derken bekleyiş heyecanlı bir şekilde sürdü.
Pantera’nın 12 Temmuz 2026’da İstanbul’daki ilk konseri, yıllardır beklenen bir buluşma olmasının ağırlığını büyük ölçüde taşıdı. Özellikle grubun Türkiye’de ilk kez sahne alması, konseri sıradan bir turne durağından çıkarıp tarihî bir metal etkinliğine dönüştürdü.
Philip H. Anselmo, geçmiş yıllara kıyasla daha kontrollü bir vokal performansı sergiledi. Sert parçalarda zaman zaman seyirciyi mikrofona yönlendirse de “Walk”, “I’m Broken” ve “Mouth for War” gibi klasiklerde enerjiyi yüksek tuttu.
Zakk Wylde, Dimebag Darrell’ın birebir kopyası olmaya çalışmak yerine kendi yorumunu kattı. Özellikle solo tonları ve sahne hakimiyeti konserin en güçlü yanlarından biri olarak öne çıktı. Gerçekten de çok sempatik bir şahsiyet. Adeta gönüllere taht kurdu.
Rex Brown ve Charlie Benante ise grubun groove’unu neredeyse kusursuz taşıdı; özellikle ritim bölümünün sıkılığı Pantera’nın hâlâ neden bu kadar etkili duyulduğunu gösterdi.
Seyirci açısından atmosfer oldukça yoğundu. Türkiye’deki metal dinleyicisinin yıllardır beklediği bir konser olması nedeniyle ilk notadan itibaren güçlü bir katılım vardı. Mosh pit’ler ve toplu eşlik edilen nakaratlar konserin enerjisini sürekli yukarı taşıdı. Sosyal medya ve katılımcı yorumlarında da konserin “yılın metal etkinliği” olarak görüldü. Bu konuyu Eylül’de gideceğimiz Bosphorus Open Air Metal Festivaş sonrası bir daha düşünmem lazım. Çünkü çok baba gruplar olacak orada da. Kataklsym için gün sayıyoruzJ
Bu konser, elbette 1990’lardaki Pantera’yı geri getirmedi; Dimebag Darrell ve Vinnie Paul’un yokluğu hissedilmemesi mümkün değildi. Ancak bugünkü kadroyla sunulan performans, bir “nostalji gösterisi” olmanın ötesine geçti. Repertuvarın gücü, grubun sahnedeki sertliği ve İstanbul seyircisinin coşkusu birleşince, Türkiye metal tarihi açısından uzun süre hatırlanacak konserlerden biri ortaya çıktı. Özellikle Pantera’yı canlı izleme fırsatı bulamamış kuşak için, beklentileri büyük ölçüde karşılayan bir geceydi.
Biz çok eğlendik. En azından dünya gözüyle Pantera’yı görmüş olduk. Seyirciler olarak tüm parçalara da eşlik ettik.
İstanbul konserinin setlist’i şu şekilde (12 Temmuz 2026, Ataköy Marina Arena):
- Intro: Regular People (Conceit)
- Intro: In Heaven (Lady in the Radiator Song)
- Hellbound
- A New Level
- Strength Beyond Strength
- Becoming
- I’m Broken
- Suicide Note Pt. II
- 5 Minutes Alone
- This Love
- 10’s
- Mouth for War
- Walk
- Domination / Hollow
- Cowboys from Hell
- Encore
- Fucking Hostile