Kızıl Kanatlar

Bayan Arıza tarafından 7 - Ekim - 2010 tarihinde yazıldı.

Raskolnikov'dan "KIZIL KANATLAR"

Üstünde milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada, belki de çok daha fazlasının yaşadığı kainatta bir bireydi. İçine kapanık, kalın kalın tuğlalarla ördüğü çin seddi kıvamında savunma mekanizmalarıyla çevrili, hayata izole, yadırganan, acı çeken biriydi. Hayatına dair bir karar vermesinin zamanı geldiğini düşünüyordu. Hayatını düzene sokup bir işe girmek, saçını sakalını kesip, sürüye katılmayı düşündü önce. Hayır bu olmazdı daha doğrusu olamazdı. Ne bunu yapacak gücü hissedebiliyordu kendisinde ne de bu derece alçalmayı kabul edebiliyordu ruhu. Yaşadığı sefil hayatı kabullenip bu şekilde bir yaşamı devam ettirmeyi düşündü sonra. Hayır hayır bu da çok mantıksız bir seçenekti. Zaten bu dünyevi sefaletten uzaklaşmak için bazı karalar almayı düşünmemiş miydi? Peki ne yapmalıydı? Aklını daha iyi çalıştırır ya da cesaret verir diye birasından sağlam bir yudum aldı. Zaten yara aldığı zaman yaptığı şey hep aynıydı. Bol miktarda alkol, birkaç paket sigara, yüksek seli müzik ve yalnızlık. Tek nefes alabildiği ortam buydu. Bunları düşünmek hayli yordu azaptaki benliğini. Nasıl olduysa birden Dostoyevski düştü aklına. 40 yaşından sonra yaşamanın utanç verici, ayıplanması gereken bir şey olduğunu söylüyordu "yeraltından notlar" isimli muhteşem eserinde. Henüz 29 yaşındaydı. Dostoyevski'ye göre daha 11 senesi vardı. Ama bu şekilde yaşanacak 11 sene gözünde çok büyüyordu. Dışarıda harika bir yağmur yağıyordu, sonbaharın tüm güzelliği dumanlı odasının penceresinden içeriye doluyordu. Esrar torbasını açtı, fazla özenmeden otlu sigarasını sardı. Başı dönmeye başlamış, sarhoşluğuna bir de halüsinasyonlar eklenmişti. Penceresinin pervazına daha önce görmediği cinste bir kuş kondu. O kadar güzel, isyankar bir görünüşü vardı ki kuşun, hayran hayran bakıyordu. Simsiyah tüylerle bezeli bedeni, esen rüzgara, yağan yağmura aldırmadan vakur bir şekilde dimdik duruyordu. Cigarasından bir nefes daha aldı. Kuşun gözleri bir şeyler anlatıyordu.

Pencere dibindeki bu iki canlının bakışları kilitlendi ve konuşmaya başladılar:

-Hadi tak kanatlarını gidiyoruz.
-Gidiyor muyuz? İyi ama nereye.
-Korkularından çok uzaklara gidiyoruz. Bunu istemiyor muydun zaten?
-Evet ama beni korkularımdan koruyan bir yerin var olduğunu bilmiyordum.
Sen gerçekten ciddi misin var mı böyle bir yer?
-Bana güven, benim görevim seni acılarından kurtarmak ve eğer beni takip
edersen sonsuza kadar sana yaklaşamayacak kabusların.
-Tamam geliyorum ama kanatlarımı takmamı söyledin, bunu nasıl yapabilirim?
Senin gibi kanatlara sahip değilim ben.
-Hayır sahipsin sadece görmeyi bilmiyorsun. Bana gerçekten inanıyor musun?
-Evet inanıyorum.
-Tamam o zaman şimdi yanına bak.

Gerçekten de yanında bir çift kanat gördü. Bembeyaz bir çift kanat.
Üzerinden koyu kırmızı kanlar oluk oluk akıyordu. Soran gözlerle kurtarıcısı
olduğunu iddia eden kuşa baktı

-Gerçekten bu kanatlar benim mi?
-Evet senin.
-Peki bu kan neden akıyor?
-Çünkü şimdiden acılarından uzaklaşmaya başladın. Vaad ettiğim umut bile
içindeki azabı biraz olsun azalttı. İşte bu kan da senin azabın, çilen yani
kaçtığın her şey. Tamamen kurtulduğunda yani az sonra seni götüreceğim yere
vardın mı bu kan oluk oluk akacak şimdikinden kat be kat daha fazla kan
çıkacak.

Yüzü aydınlanmış, karalar bağlamış ruhu huzurla dolmuştu. Gözlerini
kurtarıcısından ayırmadan kanatlarını taktı ve pencereye biraz daha
yaklaştı.

-Hazırım ben. İşte kanatlarımı da taktım. Son kez soruyorum gideceğim yerde
gerçekten daha çok kan akacak mı? yani acılarım uzaklaşacak mı bedenimden.
-Ben de son kez söylüyorum ki güven bana.

Kolunda kanatları yanında da kurtarıcısıyla pervaza çıktı. Son bir
kez bakıştılar, ikisi de birbirine gülümsedi ve ikisi birden kendilerini
boşluğa bıraktılar. Kuş yukarılara doğru çıkıyordu, o ise kanatlarını
çırpmasına rağmen uçamıyor, yere düşüyordu. Kafasını yukarı kaldırdığında
kuşun pervaza geri dönmüş olduğunu ve kendisine gülümsediğini gördü. Sonra
kanatlarına baktı, artık kanatların rengi tamamen kırmızı olmuş beyazdan
eser kalmamıştı. Litrelerce kan boşanıyordu kanatlardan Gerçekten arınıyordu
acılarından. Kan boşaldıkça daha da hafifliyor mutlu hissediyordu kendini.
Ve sonra, önce dizleri sonra başı buz gibi kaldırıma çarptı. Bedeni
paramparça olmuştu. Parçalanmış vücudunun etrafı kan gölüyle çevriliydi.
Bütün acıları aforoz edilmişti bedeninden. Kanlı dudaklarında bir tebessüm
vardı. Mutlu olduğu cansız bedeninin her halinden belliydi. Kurtulmuştu,
vaad edildiği gibi kabusları beynini kemirmiyordu. Kuş pervazdan uçup
kurtardığı kanlı yani acı çekmeyen bedenin yanına kondu. Gagasıyla,
üzerindeki bütün kanın yok olduğu kanatları alıp, gri göğe doğru telaşlı
telaşlı uçmaya koyuldu, çünkü kurtarılmayı bekleyen sayısız kayıp ruh ve
onlardan akıtılacak oluk oluk kan vardı.

-SON-