Kaan İnce

Bayan Arıza tarafından 9 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

Kaan İnce



Rahat uyu.
1970-1992

Kaan İnce,  çok genç yaşta uçup gidenlerden, aramızdan biri, sıkı bi şair, 2 Şubat 1970'de Ankara'da doğar. İlk, orta ve liseyi Ankara'da bitirir. 1986'da şiirle ilgilenmeye başlar. 1990'da Ankara Üniversitesi Sosyoloji bölümüne girer. Ocak 1991'de Milliyet Sanat Genç Şairler köşesinde ilk şiiri yayımlanır. Çağdaş Türk Dili, Yazılı Günler, Damar, Promete, Karşı dergilerinde şiirleri yayımlanır. Nisan 92'de Yaşar Nabi Nayır Şiir yarışmasında "Mektup" şiiri yayımlanır. 1992'de "Gizdüşüm" adı altında yazdıklarını bir yayınevine verir. 11 Ağustos 1992'de, İstanbul Kadıköy'de, Ümit Oteli'nde 05.00'de atlayarak canına kıyar. 20 Ocak 1993'de "Kaan İnce Kültür ve Sanat Vakfı" kurulur. Ekim 1993'de de "İzlek" dergisi çıkar.

Afşar Timuçin, kitabın önsözünde "Kaan'ın Bıraktığı" başlığı altında şöyle der: "Zamansız ölüm yoktur, erken ölüm vardır. Ölüm ölümdür. Şu ya da bu şekilde oluşu birşeyi değiştirmez. Yaşamı savunmak gerekir, ancak ölmeyi bilmek de birşeydir. Bazen ölüm bizi yakalar, bazen biz yakalarız ölümü elimizle."

* İşte "Mektup" şiiri:

MEKTUP
Yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı geceyle, savrulurdum. Gözyaşı kokusuyla dolu bir kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz mavisi duman, sessizliğim. Aktım ölü deniz kızıyla gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüzgar oldu, postacımız güvercin. Civa gibi eridik kabımızda. Kırmızıya gittik. Hemen yokladım yüzümü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. İyice şaşırmıştı alıcısı vapur ıslığımızın. Saplandı gözlerimin ışığı yeni güne.

Mermer bir kayıkla geri döndük
     diğer yarısına acının,
       usulca çekildi deniz,
          son bulduk, yenildik.

Artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş. Kırık
düşlerim. Serçelerde gözlerimin buğusu. Buruk içim.

Böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
    sabahın en serin ucunda bağıran ben
     intihar edecekmiş gibi sıkıyorum
       düşük boynuma asılı sonbaharı.

Çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kırıntılarımızla boğulduğumuz odaya. Düştü saat duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: İmdat. Akrep soktu kendini. Çan sesleri, ezan sesleri, mart sesi, çatılarda kaldı gecenin gizi. Unuttum mektubun içinde boğulduğumu. Elveda.

* Bu da, en sevdiğim Kaan İnce şiiri:

ÇIĞLIK
Özürlü bellek, bir anda çağırınca yanına yitik aşkı, yengeç ayaklı saat kulesi dümen kırar: Ateş çanları. Söktü gözlerimden acıyı telaşlı sular, yadsıdı yalnızlık yalnızlığını. Ah bir harita zavallığıma.

Gül diye diken açıyorum dalda, bak külü ıslanıyor sevginin, ikinci kez yanmasın diye. Son bir kez geçiyor düşümden yüzümü kıran gölgem, bildik ayrılıkların büyüdüğü. Bir daha uykusuz kaldı yeryüzü.

Evrende hangi eşyanın çığlığı gözlerime vuran?

Sadece bir yıldız -yoksul çocukların uçurtması, anılarına çektikleri- içimde hüznümü kanatan.

(Kaan İnce "Gizdüşüm", İzlek Yayınları, 3.baskı, Mayıs 1997)