Yahu değişik bir film olmuş bu. Sözde korku filmi ama çok da korkulacak bir yanı yok, daha çok ürkütücü diyelim. Dan Gilroy hem yazmış hem yönetmiş. Aslında herifin iyi işleri de var ama bu film biraz sönük kalmış.
Filmin başlangıcından neredeyse sonuna dek sıkıcı diyaloglara maruz kalıyor insan, gereksiz uzatmalar da var. Yer yer sanat camiasına eleştiriler izliyoruz, sanattan anladığını iddia eden bir sürü sözde sanatçının sanattan bir b.k anlamadığını pek güzel anlatmış film.
Netflix fragmanına bakıp çok şeyler ummuştum onu da söyleyeyim. Jake Gyllenhaal’ı ezelden beri sevmeme rağmen -yavrum çok da güzel oynamış yine- film biraz olmamış sanki. Yalnız filmdeki en güzel şey Jake Gyllenhaal idi. Adam böyle filmler için biçilmiş kaftan. Farklı bir havası, tarzı mı var neyse bu tarz filmlere çok yakıştırıyorum kendisini.
John Malkovich yine karizmatikti. Zawe Ashton’ı beğeniyorum. Kendisi bir İngiliz. Amerikan aksanı yapmaya kasmış ama olmamış; Toni Collette de var filmde. İkisi Wanderlust’ta beraber oynadılar. Zawe orada daha iyiydi. Toni Collette mesela Avustralya’lı bir aktrist. Wanderlust’ta kendi aksanıyla konuşurken, bu filmde Amerikan aksanını çok güzel yapmış.
Filme gelince, yine sonuna kadar izledim tabii ayrı. Bu sanat simsarlarının başına ne gelecek acaba diye izlettiriyor kendini. İkinci kez izleyeceğim bir film değil ama içindeki bir sürü ünlü ve iyi oyuncunun hatırına izlenir. Sadece daha iyi olabilirdi bu film diye düşünmekten alamıyorum kendimi..