Masum, Hiçbir günahı olmayan, hiçbir suçu bulunmayan, Temiz, saf, pür-ü pak, Ya Masumiyet, Herhangi bir suç veya yanlış yapma ile ilgili suçluluk eksikliği, Her iki kavramda birbirine yakın bile olsa o kadar çok farklı ki, birbirinden türemesi neticeyi o kadar değiştiriyor ki, günahsız olmak mı? ya da suçsuz olmak mı?
Günah ve suç arasında kalan bir film Masumiyet, hayatımızda verdiğimiz tüm kararların sebep ve sonuçları üzerine kafa yoran, anlık gelgitlerimizi, buhran tavırlarımızı, davranış bozukluklarımızı velhasıl bizi bizden daha iyi anlatan bir film Masumiyet.
Konusu; On yıllık mahkumiyeti biten Yusuf tahliye zamanı gelince, kalan ömrünü cezaevinde geçirmek istese de dışarı çıkmak zorunda kalır. Elinde yıllardır görmediği, müebbet mahkûmu bir arkadaşının verdiği adres ile bir namus davası yüzünden aşığını öldürüp, kendisini sakat bıraktığı ablasını görmek için İzmir’e gelir. Ablası ve eniştesinin evinde ‘gördüklerinden’ kaçıp, ucuz bir otele yerleşir. Burada ‘bir iyilik’ nedeniyle tanıştığı üç kişi ile ne yapacağını ve nereye gideceğini bilmeden beklemeye başlar.
Öncelikle yönetmenden başlayayım, Hayat dahil tüm filmlerini izledim, üstadın kesinlikle hayatla bir kavgası, bir kan davası var ve elinde öyle bir silah var ki adı sinema, her seferinde kalbimize gömüyor o kurşunu, kıyıda köşede kalmış yaşam hikayelerini öyle vurucu anlatıyor ki Kor filmi için yaptığım yorum hep aklımda kalıyor.
‘’geçip gidiyor hayat kendi yolunda, aynanın karşısında kendime bakıyorum…üstat yalın ve o sıradan hayat hikayelerini o kadar çok güzel ayrıntılar ile anlatıyor ki her seferinde aynı duygu girdabına giriyorum, o kendine has hayata karşı vurdumduymaz tavır…her şey boş geliyor…ev, şehir, ülke, dünya, samanyolu, evren o kadar çok hissiyatsız oluyor ki…’’
Haluk Bilginer filmin lokomotifi, alıp götürüyor bizi uzaklara, aynı kendi cigarasını yakıp hikayesini anlattığı tirat da olduğu gibi, sanki o cigarayı biz içiyormuş gibi içiyor, sanki biz oluyoruz onun yerinde, öyle can alıcı, öyle içten, öyle samimi, öyle çaresiz, öyle kabulleniş…
Güven Kıraç lokomotifin arkasına takılan yük vagonu, suçlu olan taraf, masum değil, günahsız değil ama hayat işte seni nereye sürükler bilemiyorsun, içine çekildiğin girdabı hesap edemiyorsun, akışına bırakıp sürüklenip gidiyorsun, cinayet işliyorsun, tahliye oluyorsun, aile diye bir şey kalmadığını görünce savruluyorsun bir de öyle birine âşık oluyorsun ki dertlerine dert ekliyorsun…
Derya Alabora lokomotifin yakıtı, o olmasa ‘’Kader’’ başlamayacak, Bekir ‘O’’nu gördüğünde girdiği cendereyi hesap edemeyecek, usul usul peşinden gidemeyecek, malı mülkü satıp savmayacak, sarhoşken otobüse atlayıp şehir şehir dolaşmayacak, işte öyle bir tutulma, öyle bir aşk Bekir’in Uğur’a olan sevdası, Zagor bile vazgeçirmiyor küllenen ateşini, Uğur bildiğiniz lokomotifin sönmeyen ateşi…
İnce detay açılar, unutulmaz sahne geçişleri, çok iyi replikler, mükemmel kurgu ve sürpriz Derya Alabora’nın son sahnelerdeki üstün oyunculuğu,
3.sayfa haberlerinde bir çırpıda okuyup geçtiğimiz hikayelerden kült bir kesit…
Film size bir ‘’Hayat’’ boşluğu veriyor, ruhunuzu yukarı kaldırıp bedeninize ayrı bir gözle bakmanızı istiyor, size bir ‘’es’’ veriyor, zamanın ruhunu anlamanızı, verdiğimiz her kararın neticede nereye varabileceğini düşünmemizi sağlıyor…
Ezcümle; Masum değiliz hiçbirimiz…
İyi seyirler dilerim.