Cesare Pavese

Bayan Arıza tarafından 6 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

CESARE PAVESE

Cesare Pavese 9 Eylül 1908'de İtalya Torino'da doğdu. 1914'de babası beyin kanserinden öldü. Lisedeyken tek yakın arkadaşının intiharı, yine aynı zamanlarda başka bir öğrencinin kendini öldürmesiyle; "intihar" O'nun için saplantı haline geldi. Torino Üniversite'sinde edebiyat okudu ve bir çok ünlü yazarın eserlerini İtalyanca'ya tercüme ederek edebiyatta çığır açtı. "La Cultura" adlı bir dergi çıkarmaya ve bu dergide yapıtlarını yayınlamaya başladı. Üniversitedeki son yıllarında beş yıl süren ve sonu hüsranla biten aşk ilişkisinin sonunda iyice karamsarlığa gömülen Pavese bir çok roman yazmış ve türlü edebiyat ödüllerine layık bulunmuştur.

Bu vakitlerde başka bir kadın hayatına girer ve evlilik planları yaparken kadın kendisini terkedip Amerika'ya gider. Pavese'yi hayata bağlayan bir şey kalmamıştır artık. Bu sıralarda büyük bir hayranlık duyduğu Amerikalı yazar T.O. Mathiessen'in 1950 Nisan'ında intihar etmesiyle iyice kabuğuna çekilen Pavese 26 Ağustos 1950'de küçük bir otelde uyku hapıyla intihar eder. Geride bir çok eser bırakan Cesare Pavese, Tezer Özlü'nün de en sevdiği  yazardır. Charles Bukowski'nin de en sevdikleri arasındadır.

Özellikle 1935-1950 yılları arasında yazdığı günlüğü, O öldükten sonra arkadaşları tarafından yayımlandı. "Yaşama Uğraşı" adı verilen kitap 1952 yılında yılın edebiyat olayıydı. Çağdaş İtalyan Edebiyatının en önemli simalarından Pavese'nin kitapları bir çok dile çevrildi. Türkiye'deki kitapçılarda da bir çok kitabını kolayca bulabilirsiniz.

"Yaşama Uğraşı" beni derinden sarstı. Ayrıca, Tezer Özlü'nün neden bu kadar çok etkilendiğini de anladım. Pavese'yi okudukça şaşkınlığımı gizleyemedim. Çünkü Pavese sanki benim ağzımdan anlatıyordu. Günlüğüme karaladığım notlardan bir farkı yoktu.

 “Yaşama Uğraşı” ndan altını çizdiklerim:

* Hayatımda çok daha umutsuzum, eskisinden çok daha şaşkınım. Ne biriktirdim? Hiç. Yıllarca boş verdim eksik yanlarıma, onlar yokmuşçasına yaşadım. Katlanmasını bildim. Yiğitlik miydi bu? Hayır, gerçek bir çaba göstermedim. Sonra, “acı veren tedirginlik” lerle karşılaşınca da, hemen bataklığa saplandım.

* On beş yıllık başarısızlığın benden esirgediği şeyin dışında, istediğim hiçbir şey yok yeryüzünde.

* Uğraşmak her gün biraz daha boş ve anlamsızmış gibi geliyor.

* Sanatçı için dayanılmaz bir şey varsa, o da başlama duygusunu yitirmesidir.

* Ben mutlu anılarımı saymak istiyordum, oysa yalnız çektiğim acılar geliyor aklıma.

* Bir insanın başına gelenleri geçmişinin tümünün belirlediği saplantısından vazgeçmem için hiçbir neden göremiyorum. Kısacası; hakedilmiş bir sonuçtur bu.

* Ben hiçbir zaman dünyayı umursamadan hayatın tadını çıkarabilen rahat bir insan olamadım. O yürek yok bende.

* Ne zaman bir güçlükle ya da acıyla karşılaşsam, hep intiharı düşünmeye yargılı olduğumu biliyorum.

* Kendini yıkan kişi, her şeyden önce, bir güldürücü, kendi kendisinin efendisi olan biridir. Kendisini dinleme ve doğrulama konusunda hiçbir fırsatı kaçırmaz. Hayattan her şeyi bekleyen bir iyimserdir. Yalnızlığa dayanamaz. Ama sürekli olarak, bir gün, hiç farkında olmadan, bir şey yaratmak ya da her şeyi düzene koymak tutkusuna kapılacağı korkusuyla yaşar. İşte o zaman durmadan acı çeker, belki de kendini öldürür.

* Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.

* Herhangi bir talihsizlik sonucu acı çekmekse sadece utanç verir insana. Bu haksızlığı tattım ben, uğradığım haksızlığın, iyilik bilmezliğin daha da büyüğü olmasını isterdim. Yaşamak budur, bunu yirmi sekiz yaşında öğrenmek hiç de erken sayılmasa gerek.

* Yaşamak uzun bir toplama işlemi gibidir, arada bir toplama yanlışı yaparsan, doğru sonucu hiçbir zaman bulamazsın.

* Düşünmekten başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı bir hapishane hücresinden bile gerçek olanı görebilir insan. Buradaki arkadaşları sadece toplumun posalarıdır. Yapacağı iş de bir duvara bakmak, bir ses duymak, havayı solumak olacaktır.

* Her mutsuzluk ya bir yanlışın sonucudur, talihsizlik değildir ya da kendi suçlu beceriksizliğimizin sonucu. Herhangi bir yanlış da, bizim sorumluluğumuza girdiğine göre, karşılaşacağımız mutsuzluklar için kendimizden başkasını suçlamamalıyız.

* İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapamamasıdır.

* Sen her şeyden vazgeçince, sana kalan en küçük şeyler bile büyük önem kazanır.