Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: The Fight Club

Bayan Arıza tarafından 9 - Ocak - 2013 tarihinde yazıldı.

“Dinleyin Sürüngenler

Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan
kar tanesi  de değilsiniz,
sizler işiniz değilsiniz,
sizler paranız kadar değilsiniz,
bindiğiniz araba değilsiniz,
kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz..!
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz. Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz!”

Chuck Palahniuk, Fight Club kitabında tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna eleştiri getiriyor. Sonrasında kitap beyaz perdeye uyarlanıyor. Kitabın çıktığı dönem Chuck kendine dair bütün umutlarını kaybeden, ne olacaksa yazayım kafasında bir heriftir. Bir röportajında şu soruya şöyle cevap vermektedir:

Dövüş Kulübü’nü romanlarınızı reddedenlerden intikam almak için yazdığınız doğru mu? Olanlar biraz ironik görünüyor.

“Evet doğru, biraz ironik. Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadığına karar vermiştim. Yazdıklarım nasıl olsa hiçbir zaman gün ışığına çıkmayacaktı, o yüzden canımın her istediğini yazabilirdim. Reddedilme ihtimaline karşı da, yolladığım adresli geri gönderme zarfının zamklı şeridine zehir sürebilirdim”.

Film, 90’lı yılların sonuna doğru çıkan bir başyapıt olmasının yanında, o dönemler “Yeşil Yol, Matrix, Leon” gibi filmlerin arasından kolayca sıyrılarak zirve basamaklarını tırmanmıştır. Oyunculuklar, senaryo hepsinin iyi işlemesi filmi popüler kültüre de yaklaştırmıştır, ilk başta ne kadar eleştiri alsa da gişelere oynaması çoğunluğu şaşırtmıştır.

Edward Norton ve Brad Pitt‘in film boyunca iyi iş çıkarmasının yanında Marla Singer (Helena Bonham Carter) karakterinde oynayan hatun da oyunculuğun hakkını vermiştir.

Konumuza dönecek olursak; Edward Norton’un canlandırdığı anlatıcı karakteri filmin başı itibari ile gerçek adı hakkında hiçbir fikrimiz yoktur, Insomnia rahatsızlığı olan, bir araba şirketinde uzman olarak çalışan yalnız bir adamdır. Tyler Durden, Narrator’ın (Jack) alter egosudur. Filmi baştan sona izlediğinizde gerçekten var mı yok mu? Anlatıcımıza kimlik kazandırma çabasında mı sorusunu kendi kendinize  soruyorsunuz. Tyler bir nev’i robot görevi üstleniyor. Filmin bütün senaryosu Jack’in (Edward Norton) benliğiyle ilgili sorunlarından ibaret. 

Şehirlerarası yolculuk yapmakta, şirketinin sattığı arabaların içinde olduğu kazaları incelemekte ve aynı zamanda uykusuz gecelerine çareyi terapi gruplarında aramaktadır. Doktoruna bu hastalıktan rahatsızlık duyduğunu söyler ve doktorun cevabı “Acı çekenleri mi görmek istiyorsun o zaman testis hastalarını görmeye“ git cevabıyla karşılaşır. Orada insanlar birbirlerini dinler, birbirlerine dertlerini anlatır, sarılır ve ağlar. Durumlar iç açıcı değil.

Jack, gittiği gün testis hastası olan Bob’la tanışır. Bir süre sonra Jack’in hayatı yolculukta tanıştığı sabun satıcısı Tyler Durden ile değişiverir. Tyler, onu hayatına katmaya başlar, o da Tyler’ın hayatından çıkmamaya… Tyler’la birlikte dövüşlere katılır, eğlenir, içer, yeni insanlarla tanışırlar.

Uçakta tanıştığı sırada Jack, Tyler’a çantalarının birbirine benzediklerinden bahseder, Tyler ise Jack’e garip garip sorular sorar.

Tyler Durden ile Jack içki içmek için bara gider. Dışarı çıktıklarında Tyler, Jack’e sert bir yumruk vurarak kendisini indirmesini söyler, Jack kulağına vurur. “Eğer birine vurmak istiyorsan onu hemen indirmelisin, yoksa savaşın galibi sen olamazsın” der. Film, mesajını o sahnelerde açıkça verir.

Bu hareketten sonra Jack’e Tyler’dan sert bir darbe gelir, mevzu böylece gelişir. Sonrasında her gün sokakta kavga ederler. Ve insanlar bu ikiliye garip garip bakıp kavgalarını izler, nihayetinde “Dövüş Kulübü” kurulur.

Ben Tyler’ı istiyorum. Tyler, Marla’yı istiyor. Marla beni istiyor”.  Mevzular bu üçlü arasında değişiyor. Jack, Tyler, sonrasında Marla’nın eklenmesiyle mevzular intihar saplantısına gitmektedir.

Bu kulüp öyle bir kulüptür ki, bu kulüp hakkında konuşamazsınız. Dövüşmeler sürmesi gerektiği kadar sürer. Eğer bu sizin kulüpteki ilk gecenizse, muhakkak dövüşmek zorundasınızdır. Yaşamak için  savaşmak zorunda olduğunuz gibi, kulübe girmek için de dövüşmek zorundasınızdır.

Tyler Durden’ın “Eğer hiç kavgada bulunmadıysanız, kendiniz hakkında ne kadar çok şey bilebilirsiniz ki?” sözü müthiştir. Garsonluktan, şoförlükten, kapıcılıktan daha fazlası olduğunuzu eğer dövüşmediyseniz nasıl bilebilirsiniz?

Hayatınızda ilk yumruğu yemeden ya da bu hayatta mücadele etmeden hiçbir şeyi kazanamazsınız. Tyler Durden, tüketim toplumunu reddeden bir karakterdir. Özgür düşünen, istediklerini gerçekleştirmeyi arzulayan, gözü açık biridir. Film genel olarak başarılı bir sistem eleştirisi üzerine kurulmuştur.

''Sahip olduğunuz şeyler zamanla size sahip olmaya başlar''

Sistemi bizi içine çekeceğinden, kapitalist düzenden, kolayca tüketilenlerden, israflardan dem vurmaktadır film.

Hayatta ilk önce birçok şeye sahip oluruz, sonra o şeyler bize sahip olur. Kapitalizmin kuralı para karşılığında satın alınan eşyalar, insanlar ve sonrasında oluşan koca bir boşluk. Dövüş Kulübü’nde sorun dövüşmek, öldürmek ya da darbe vurmak değil. Orada yaşadığınız süreç içinde mesaj şudur:  “Yaşadığınız bu hayatta ayakta kalmak istiyorsunuz koyun olmayın, her şeyi kabullenmeyin, düzenin içinde köle olmayın”.

"Televizyonla büyürken, milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve o yüzden çok çok kızgınız".

Kandırılanlar, aldatılanlar, sistemle bozuşanlara dair mesajlar…

Dövüş Kulübü’nde bir gün kapıdan içeri biri girer. Ve Tyler Durden’a kafa tutar. “Burası benim yerim” diye seslenerek, Tyler’a başkasıyla anlaştıklarını söyler. Tyler, adam ne kadar vurursa vursun, güler, kahkaha atar. En sonunda ağzından akan kanları adamın ağzına kusar. Ve adam oradan defolup gider.

Filmin zaman kavramından saptığı yerlerde Marla Singer karakteri bizlere yol gösteriyor. Sistemin içinde dönen boşlukları,  gününde çabukça tüketilen şeylere dair mesajlar veriyor.

Tyler ve Marla ilişkiye girer. Tyler’ın kendi dünyası aynı Marla’nın dünyası gibidir. Ama Ne Marla var ortalıkta ne de Tyler. Burada istenilen Jack’in ikisinden biriyle mutluluğa ulaşacağı yol.

Filmin sonuna gelirken Jack, kafayı yemiş bir şekilde Tyler Durden’ı aramaktadır, Tyler aslında yoktur. Jack hayal görmektedir. Düşündükleri, bilinçaltındakileri Tyler Durden’a kayıtlıdır. Bir robot gibi Tyler’a bağlanmıştır.

Tüm bu tüketim manyaklığını; farklı bir karaktere bürünerek, farklı bir organizasyon kurarak, “Kıyamet Projesi” ile gökdelenleri havaya uçurma planı yapıp üstelik bunun hakkında konuşmayı da yasaklayarak, her şeye “sıfırdan” başlarsa belki bu olgunun önüne geçebileceğini düşünerek  ya da kim olduğunu öğrendiğinde ise çelişki üstüne çelişki yaşayıp arada kalarak, tüketmeden de var olunabileceğini kanıtlayarak aşmaya uğraşan Jack karakterini düşünüp belki kendi karakterinizi düşünebilirsiniz.

Fight Club filminde herkes kendinden duygular ve kendi hayatlarından kesitler bulacaktır. Tüketim çağı, kapitalist düzen, yokluklar, varlıklar, kişinin kendi benliklerini sorgulaması gibi mesajları içinde barındırıyor.

Film aynı zamanda "dövüşmenin, kavga etmenin yaşadığımız hayatla nasıl bir ilişkisi var?" sorusunu bizlere yöneltiyor.

 Filmin artıları:

Kitaptan esinlenilerek sinemaya uyarlanması

Karışık bir senaryoya imza atması ve izleyiciye kafayı yedirmesi

Filmin artısı olur mu bilmem ama o dönemde gişeye oynayan bir film olması

Tüketici topluma inceden ayar vermesi

Tyler Durden ve Marla Singer karakteri filmde hayali karakter görünümünde olsa da filmi ilk izleyenler için gerçekten var gibi hissettirmesi, yani yönetmenin kafasındaki kurgu.

Filmde kullanılan semboller (sabun) filmin detayları hakkında detay verebilir. Sabun, temizlemeyi çağrıştırmaktadır.

Bayan Arıza'dan Not:

Bunlar da benim vakt-i zamanında Fight Club filmiyle ve kitabıyla ilgili döküntülerim:

Filme dair

Kitaba dair