Ramon Sampedro'nun yaşamını ele alan gerçek bir hikaye olan Mar Adentro (The Sea Inside/İçimdeki Deniz) filmini izledikten sonra karar verdim "The Diving Bell And Butterfly" filmini izlemeye. Ramon Sampedro'dan ayıran bir yanı vardı bu filmin.
Ramon Sampedro yazıyor, okuyor yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren ölüm üzerine destan yazan bir adamdı, Jean-Dominique Bauby sandalyeye ve yatağa bağlı göz kapaklarıyla dünya haritasını çizmiş kendini mücadeleye adayan bir adam.
Filmin adı kahramanımız Bauby'nin kendi bedeninde hapsolmasını ve özgürlük çabasını simgelemektedir. Söz konusu dalgıç, sünger avcılarının kulaklığına benzer eski tip, metal bir dalgıç elbisesi giymektedir. Bauby rüyalarında kendisini, bedenini simgeleyen bu elbisesin içinde görmektir. Hareket edememekte, elbise ile birlikte derinlere batmaktadır. Bağırır, çırpınır, ama kimse sesini duyamaz. Kelebek özgürlüğün, bedeni durmuş bir insanın içinde yaşamaya devam eden insanlığın simgesi olarak" seyirciye yansıtılıyor.
Hikayenin özüne baktık mı ikisinin birbirinden farkı yoktu, yaptıklarının farklılıkları gözardı edilemezdi. Ramon Sampedro ölüm üzerine destan yazarken, Jean-Dominique Bauby ölüme meydan okuyordu.
The Diving Bell And Butterfly, The Sea Inside (İçimdeki Deniz) gibi ölüm üzerinden yola çıkıyor. Burada anlatılan, ölümden çok yaşamayı arzulayan, bir şeyler başarmayı isteyen bir karakter üzerine kurulu.
Konuya dönecek olursak; kahramanımız Jean-Dominique Bauby, dünyaca ünlü bir moda dergisinde (Elle) editörlük yapan genç biri. Geçirdiği ani bir felçle bütün beyin fonksiyonlarını yitiriyor. Tek gözüyle iletişim kurabilen Bauby terapisti sayesinde hastalık sürecini atlatmak için mücadele veriyor. Aynı zamanda filmin ilk yarım saatinde sol gözüyle olaylara bakıyoruz.
Terapistiyle göz kapaklarıyla anlaşan Bauby kısa zaman içinde konuşamadıklarını yazıya döküyor, bunun sonucunda ortaya bir kitap çıkarıyor. Kendisini dalgıç elbisesi içinde tasvir eden Bauby, yaşamak için çırpınan biri değil, aynı zamanda ölmek için çırpınan biri de değil. Filmde terapistiyle kurdukları diyalog seyirciye "aralarında duygusal bağ mı var" sorusunu seyirciye yöneltiyor.
Elindeki imkânları kullanıyor Bauby. Yaptıklarını yapmaya devam ediyor. Yaşamaktan bir an olsun vazgeçmiyor, aynı zamanda ikinci kitabını hazırlamak için yola koyuluyor.
Film, Bauby'nin denizi seyrederken çocuklarının babalar gününde babalarını görmeye gelip konuşması ve Bauby'nin felçli olmasına rağmen konuşamamama sahnesi ve Bauby'nin babasının telefonda onu özlediğini söyleyip Bauby'nin hastalığına rağmen konuşamaması sahnesinde seyirciye burukluk yaşatıyor.
Filmde, tek gözüyle bir adamın neleri başarabileceğine farklı bir açıdan bakan yönetmeni takdir etmek gerekir. Film aynı zamanda içinde bulundurduğu soundtracklerle filmin atmosferine seyirciyi ortak etse de oyunculuk yönünden eksik kalıyor.
Kişisel olarak "The Sea Inside" filmini izledikten sonra, oradaki hem oyuncu kadrosu hem de filmin etkileyiciliği bende derin iz bırakmıştı, ama "The Diving Bell And Butterfly" için aynısını söyleyemem. Oyuncu kadrosu konusunda Mathieu Amalric yerine Bauby karakterinde başka oyuncu tercihi yapılabilirdi.
Cannes Festivali’nde "En İyi Yönetmen Ödülü"nü getiren “Dalgıç ve Kelebek/Le scaphandre et le papillon”, Elle dergisi editörü Jean-Dominique Bauby’nin gerçek yaşam hikâyesinden yola çıkarak yazdığı ve Türkçe’ye de çevrilen "Kelebek ve Dalgıç Giysisi" filmi benim için Mar Adentro (The Sea Inside/ İçimdeki Deniz) filminin gölgesinde kalmış bir film olsa da sountrackleriyle, durağan anlatımıyla ve aynı zamanda yönetmenin bu filmi çekmek için Fransızca öğrendiği bir filmdir.
Altını Çizdiklerim:
– "İçimi istila eden acıyı anlatmaya sözcükler yetmez. Ben, babaları saçlarını bile okşayamıyor, tüylü enselerinden yakalayamıyor ya da küçük, sıcak, pürüzsüz bedenlerine sarılamıyorum. Yine de onları hayatta görmek beni çok sevindirdi. Hareket ediyor ve gülümsüyor görmek. İşte buna güzel bir gün derim."
– "Bir baba için, cevap veremeyeceği çok iyi bilinen oğluyla konuşmamak olmaması mı?"
– "Sadece duyma ve işitme duyuları can çekişen ve şimdiden dörtte üçü mezara göre biçimlenmiş bedeninde hâlâ canlılığını koruyan iki duyuydu. Ne diyorsunuz, bu ucube ben miyim?"
– "Kişisel mucizelere inanmak tehlikelidir. Kendinizi önemliymişsiniz gibi hissettirir. Bununla birlikte mucizevi bir şey gerçekleştiğini söylemeliyim. Şarkı söylemeye başlıyorum., homurdanıyorum, şarkı söylüyorum. Çok az işitiyorum, bazen kalp atışımı duyabildiğimi sanıyorum. Kendi kendime bunun bir kelebeğin kanadından çıkan sen olduğunu söylüyorum. Yadsınamaz bir ilerleme kaydediyorum. Belki de kelebeklerin kulağına sahibim. Hayranlıkla geleceği seyre dalıyorum. Yakında yaz bitecek. Ve ben, bu hastanedeki ilk sonbaharıma başlayacağım. Hayatım artık burası."
– "Zatürree oldum tam da ilerliyorum derken. Tıpkı kıyının kayboluşunu izleyen bir denizci gibi ben de geçmişimin yavaşça gölgenilişini izliyorum yavaş yavaş anılardan oluşan bir küle dönüşünü. Ne dönüş!".
Merhaba, bayan arıza , Üniversite sunumumuz için Cem Kurtuluş'a bir kaç soru sormamız gerekiyor . Mümkünse nasıl ulaşabiliriz ? Sizden yardımınızı bekliyoruz . Lütfen hızlı bir şekilde dönerseniz mutlu oluruz sevniriz . Çok teşekkür ederiz. Saygılarımızla …
İyi günler.