Cem Kurtuluş’tan çok sevdiğim bir film kritiği: Dead Poets Society (Ölü Ozanlar Derneği)

Bayan Arıza tarafından 16 - Haziran - 2012 tarihinde yazıldı.

Dead Poets Society, 80’li yılların sonlarına doğru çekilmiş olağanüstü bir filmdir. Filmin en önemli ayrıntısı ise Robin Williams’ın filmde  oynamasıdır. Daha önce Robbin Williams’ı "Good Morning Vietnam" filminden tanıyordum. O filmde de görevini en iyi şekilde yerine getirmişti. Filmdeki amaç askerlerin morallerini yüksek tutmaktı.

Ölü Ozanlar Derneği'ndeki görevi ise daha farklı. Robin Williams filmde "John Kearning" karakterini canlandırıyor. John Kearning Welton Akademisi'ne öğretmen olarak yollanmıştır. Okul, disiplinli ve çok ciddidir, bundan öğrenciler de nasibini almaktadır. Fakat yeni İngilizce öğretmeni John Keating'in okula atanmasıyla çok şey değişecektir.

Keating, derslere girdiği andan itibaren öğrencileri güldürüp, morallerini yükseltir. Keating’e öğrenciler ısınır. Keating bir gün öğrencilerinden ders kitaplarını yırtmalarını ister, bazıları karşı çıksa da yırtarlar. Aniden müdür girer içeri, kontrol eder, ama Keating’in orada olduğunu görünce şaşırır.

Keating'in öğrencilerden bazı istekleri vardır. O da kalıplaşmış düşünce şekillerinden uzaklaşmaları ve hayatlarını dolu dolu yaşamalarıdır. Bir gün konuşurken "carpa diem" kelimesi geçer, diğer bir anlamı "an'ı yaşa". Kısacık boktan geçen bir yaşamda her an'ı dolu dolu yaşamak gerektiğini vurguluyor filmde de.

Ölü Ozanlar Derneği, ailelerimizin baskısından uzak, tutkularımızı özgür bir şekilde yaşamak ve elde etmek için yaşamın her anının ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışan bir hayat okuludur. Özgür bir şekilde hayata gözlerimizi açarız, ancak hep başkalarının kontrolü altında yaşamımızı sürdürürüz. onların bizim hakkımızda düşündüklerinden başka bir şansımız yoktur kendi hayatımıza dair. Bir süre sonra bu durum bizi sıkmaya başlar. Bir çıkış yolu bulmaya çalışırız, kendi geleceğimiz ve hayatımız hakkında söz sahibi olmak isteriz. kendimizi bir anda, sonu hüsranla bitecek bir maceranın içinde, Ölü Ozanlar Derneği’nde buluruz. İşte böyle bir şeydir Ölü Ozanlar Derneği.

Bunları da aktardıktan sonra Keating'e geçelim biraz: Keating, öğrencilerin üzerinde derin bir etki bırakır. Öğrenciler şiir ve nitelikli yapıtlarla tanışırlar. Bir süre sonra Keating okuldan müdür tarafından atılır. Bu yanlışlık öğrencilerindir. Çünkü Ölü Ozanlar Derneği'ni öğrenciler kırmıştır. Keating sırrını sadece onlara söylemiştir.

Bu  olayları geride bıraktıktan sonra Neil’in tiyatroyu ne kadar çok istediğine gelelim. Onu çok istiyordur,ama babası onun tiyatro oynamasına karşıdır. Ama o diretir bu durum karşısında, "ne olursa olsun yapacağım" der. Bundan önce sevdiği bir kız vardır, ona şiir yazmış, çiçek almış ama kız karşılık vermemiştir. Ama kendinde o cesareti bulduğu için kendini mutlu hisseder.

Neil tiyatro sahnesine çıkar ve başarılı olur. Tiyatro bitiminde babası ile karşılaşır, şok olur. Keating yetenekli olduğunu söylese de babası buna aldırmaz. Eve geldiklerinde bir şeyler söylemek ister, ama babası konuşmasına izin vermez. Burada da özgürlüklerin kısıtlandığını görüyoruz. Ve en sonunda Neil intihar eder ve bunun sonucunda arkadaşları çok üzülür. Arkadaşları arasında bir kişi Keating’i suçlar, ama onun suçu yoktur.

Okul müdürü, Keating yerine derslere girer, öğrencilerden birine okumasını söyler ama Keating kitap sayfalarını yırttırmıştır öğrencilere. Müdür, önüne kitap koyar, öğrenci okur. Hâlâ sınıftadır Keating, öğrenciler gözlerini ondan alamaz. Sınıfta en sonunda herkes Keating için ayağa kalkar, müdürü umursamazlar. Keating’e ne kadar bağlı olduklarını gösterirler. Gerçek savunma budur işte.

İzlenilmesi gereken bir klasiktir. İzlemediyseniz çok şey kaçırdınız demektir.

http://sallanyuvarlan.blogspot.com/2010/02/dead-poets-society-olu-ozanlar.html