101 Reykjavik

Bayan Arıza tarafından 21 - Ekim - 2010 tarihinde yazıldı.

101 Reykjavik "Küçüçük İzlanda'dan kocaman bir film".

Yönetmen Baltasar Kormákur.

Film, "Hlynur" adındaki kahramanımızın Reykjavik'de geçen öyküsünden ibaret. Hlynur, Annesiyle birlikte yaşamakta olan, devletten aldığı işsizlik parasıyla yaşayan bir eleman.

Annesi, "Lola" adında lezbiyen bir hatuna aşık olur. Noel zamanı, Lola'yı evlerine davet ettiğinde bizim utangaç ve narin Hlynur, Lola'yla beraber olur. Öte yandan Hlynur'a aşık bir hatun vardır ve hamiledir, derken….

Sonrasında ne mi olur?

İzlanda'yı ve İzlanda'lıların halet-i ruhiye'sini merak ediyorsanız bu filmi izleyebilirsiniz.

Filme dair birkaç alıntı yapmadan önce, -benim gibi- İzlanda sevenler için İzlanda sinemasından birkaç isim vereyim: elbette bir numara da Nói Albínói var. Ülkemizde niyeyse "Buzdan Hayâller" diye tercüme edilmişti. Yine Baltasar Kormákurdan 2005 tarihli bir film: "A Little Trip to Heaven"ı da tavsiye ederim.

Screaming Masterpiece ki IF İstanbul'da da gösterildi. Adeta İzlanda müziğininin tarihçesi gibiydi. Filmi izledikten sonra kendime hep sorduğum "nedir bu adamların müziğinin kaynağı?" sorusuna kendime fısıldadığım "tabii ki kapalı hava, sonsuz beyazlık ve dinginlik" cevabından öte başka cevaplar da bulabildim.

Rokk í Reykjavík, The Juniper Tree ve Voksne Mennesker -ki onunda yönetmeni Dagur Kári- tavsiye olunur. Aynı zamanda Nói albínói'nin yönetmeni olan Dagur Kári uzun yıllardır müzikle de haşır neşir, "Slowblow" adında bir grubu var. İzlanda için önemli bir şahsiyet kabul ediliyor.

Gelelim filmden alıntılarıma :

Benim adım Hlynur Bjõrn Hafsteinsson. Bir Cumartesi günü doğmuşum. Bugün de Cumartesi. Yaşam bir hafta. Her hafta sonu ölüyorum. Öldükten sonra bir ölüyüm…ve doğmadan önce de bir ölüydüm. Yaşam, ölüme verilen bir ara.

**
– Anlat bakalım Hlynur, neler yaparsın?
– Ben mi?
– Sen.
– Hiç birşey.
– Hiç birşey mi?
– Evet.
– Ama ne tarz bir hiç birşey bu?
– Hiç birşey tarzında hiç birşey.
 
**
Yüzüm gözlüklerimi çevreleyen bir çerçeve gibi.

**
– Ben kızlarla yatamıyorum.
– Kızlarla yatamıyor musun? Nasıl yani?
– Belki onlarla yatabiliyorum ama onlarla kalkamıyorum.

**
İnsanların resimlerinin duvara asılması için…Yeni doğmuş ya da ölmüş olmaları gerekir.

**
– Marlboro sigaralarının filtrelerinin neden Amerika'da beyaz fakat Avrupa'da sarı olduğunu biliyor musun?
– Hayır.
– Keith Richard hangi kıtada olduğunu anlayabilsin diye.

**
Küçük oğlumuz, hepimizin oğlu. Lola annesi olacak annem de babası. Ben de ağabeyi ama aynı zamanda da babası. Hatta babasının ve büyükannesinin oğlu. Ve annesinin eski sevgilisi.

**
AIDS'in bir intihar yöntemi olarak en kötü yanı öldürmesinin çok uzun zaman alması.

**
Lezbiyen annem ve ayyaş babam. Ben neyim o zaman? Bir ayyaşla bir lezbiyenin embriyosu muyum? İki farklı türden kuşlar gibi adeta. Lezbiyen kuşla ayyaş kuş.

**
– Bu bir cenaze değil.
– Ha aile yemeği ha cenaze. Cenazeye gitmeyi tercih ederim.

**
Böcek yok, ağaç yok, hiç birşey yok. İnsanların burada yaşamalarının tek nedeni burada doğmuş olmaları.

**
Reykjavik Sibirya'da bir su birikintisi gibidir. Karanlıkta süzülen kar taneleri, ortalıkta bir kuş bile yok…Adamı titreten bir soğuk…Yanaklarını ısırır, gözlerine buz tutturur. Hayaletler bile sıkılır burada.

**
– Sadece tebrikler demek istemiştim.
– Ne için tebrikler?
– Nişanlanman. Annemle nişanlanman.
– En sonunda şansı buldun demek…
– Peki o da nesiydi?
– Ne nesiydi?
-Sen ve ben, geçen gece…
– Kazaydı.
– Kazaymış!
– Trafik kazası gibi birşey mi yani? Neyse ki kimse yaralanmadı.
– Öyle görünüyor ki birileri yaralanmış.
– Uzatma işte, ikimiz de sarhoştuk. Sorun nerede?
– Hiç bir yerde. Olay şu ki daha önce hiç annemi aldatmamıştım!
– Açıkçası annenin senin kiminle yattığına önem verdiğini hiç sanmıyorum.
– Onun sevgilisiyle olsa bile mi?