Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır.. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe…
Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur?
İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır.
Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın.
Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur.
Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır.
En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe…
Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız.
Budur çözülmesi gereken bilmece…
***
Elif Şafak'ın "Baba ve Piç"ten sonra okuduğum ikinci kitabı İskender oldu. Bu kitabını da pek sevdim. Ancak Baba ve Piç'in bende bıraktığı iz daha farklıydı, kitap derinden sarsmıştı ve günlerce romanın etkisinden kurtulamamıştım doğrusu.
İskender'in kapağına bakıp konusu hakkında tahminlerde bulundum ama okumaya başlayınca tahminlerimin boş çıktığını gördüm.
Aslında İskender, Türk toplumunda kadının yerini sorguluyor. Hikâye Fırat'ta başlıyor ve Londra'ya dek uzanıyor. Elif Şafak bu kitabında töre cinayetlerinden yola çıkmış ama asıl vurgulamak istediği kadına yönelik şiddet ve bunu yaparken de onbir karakteri muhteşem bir kurguyla birbirleri ile ilişkilendirmiş. Yine Baba ve Piç'teki gibi çok karaktere sahip bir kitap yazmış. Kitaptaki karakterler ve anlatım sizi adeta büyülüyor, elinizden bırakamıyorsunuz ve sonu da oldukça şaşırtıcı.
Elif Şafak'a müthiş bir hayranlık beslemeye başladım. Bu kadar genç yaşında böylesi güzellikte romanlar yazmak gerçekten çok büyük başarı. İskender'i bitirdikten sonra yazarın yedi kitabını daha aldım. İlk kitabı "Pinhan"ı çok merak ediyorum mesela, 1998 yılında "Mevlâna Büyük Ödülü"nü almış ilk kitabıyla. Okudukça sizlerle paylaşacağım.
En kısa zamanda İskender'i okumanız dileğiyle, keyifli okumalar!