Oda

Bayan Arıza tarafından 7 - Ekim - 2010 tarihinde yazıldı.

Ozan Güler'den "Oda"

björk dinliyorum. Güya ışıklar açık ama içim köşesine kitaplar yığılmış ve loşluk barındıran havada. Raflar hayatımın bölümlenmiş plaklarıyla dolu; artik dinlediğimde ayni zevki alamadığım o anılarla dolu. Bir sürü plak! Dikkatimi çeken bir unsur ise plak renkleri; kırmızılar, gökyüzü mavileri ve fosforlu pembeler… Fakat kimisi istiflenmiş hüzünler, kimisi sefertası demir kaplarda günlük soğumuş çorbalara benziyor. İste daha bir özümseme noktasına geliyorum. Açıkça benim anılarım olduğu belli bu plakların. Benim gibi: dışarıdan –belki de- ışıklı alış veriş merkezlerini aratmayan ve –sözde- barok dönem abartısı içeren bir görüntüye sahip olmakla birlikte içi kaşık kaşık çocuk esirgeme kurumu yalnızlıklarına bırakılan. Odada hiç mobilya yok denilebilir; 60’lardan kalma eskimeye yüz tutmuşluğu artik çok gerilerde bırakan meşe masayı saymazsak. Yatağım bile sadece içi yaylı olan kısımdan ibaret! Oda karma karışık bir boşlukta, bunun kaçınılmaz sonucu huzursuz koyu lacivert bir yalnızlık… Ellerimde daktilo yağı izleri daktilo bile yokluktayken. Aklım yirminci yüzyıl ortalarında yapılmış bir blues partisinin hayali ve onu beyazken yasama isteğinde. Aklımda boşalan hayatıma üzüntülü bir bakisin sonuçları, getirisi ve en büyüğü olan koli koli götürüleri. Ve odamda hiçlik! En kötüsüyse bu boşunalik!