Aslı ile tanışalı rahat bir beş sene oluyor. Okul yıllarında,
Hüseyin sayesinde başlayan dostluğumuz bugünlere kadar sürdü gitti.
Hüseyin benim ev arkadaşım o zamanlar. İkimizde aşık oluyoruz Aslı'ya.
Ve Hüseyin hep bir adım önde ya da ben geride kalıyorum bilerek
ve isteyerek. Aslı'dan gelebilecek hiçbir şeyi arzulamıyorum, yalancı
bir his olmalı bu, yani öyle olduğu varsaydığım, en azından kendime
yakıştırdığım bir çıkarım. O beni ikinci adam olarak ve alaycı
hallerimle tanıyor ilkin. Sonradan anlıyorum tüm olup biteni ta en
başından hissettiğini. Biz erkeklere yabancı bu haller. Mükemmel oyuncu rolü
gözümüzü öylesine bağlıyor ki, kadınları ve yeteneklerini
küçümsüyoruz arada. Bir gün "kelimeler yetersiz kalır bilirim"
demişti orta yere alakasız bir mevzuda. Birden bakışlarımız
buluşmuştu, ancak o zaman gözlerinden okumuştum ben her şeyi
bildiğini. Hüseyin ise ne anladı ne de sezdi. Çok ketumdu ve çok
akıllı. Kendisi ile çok meşguldü bir kere. Her şeyini bana anlatırdı
zaten o dönemlerde, en çok da Aslı' yı. İtiraf etmeliyim ki onu
birazda Hüseyin'in anlattıklarından sevmeye başladım ben, en azından
tetiği çekti sözleriyle. Ayrıldıklarında ağlayarak anlattıklarını hala hatırlarım.
"Geberdim ulan, bittim ben, telefonu yüzüme kapadı, ne yapacağım ben şimdi?"
"Aşığım ulan aşığım, aman ya ne anlarsın ki sen, bir şeyler yapmalıyım, bu akşam içelim mi?"
Ucuz, zavallı, düşkün yurdum erkeği. Kadınlar erkeği yukarı uzanarak almayı
severler, aşağıdan yanlarına çekmezler. Brutüs de aslında kadındı, yanlış
yazıyor tarih kitapları. Ne geri dönerler ne de arkalarına bakarlar.
"Seni görmeyecem tamam mı?"
"Kendine iyi bak tamam mı?" der ve kaybolurlar.
Nasılsa bir başka daha iyi ile birlikte olma ihtimali vardır elde.
Ama erkek düşmüşse daha kötü ile karşılaşma varsayımını
arka cebine yerleştirmelidir.
'Son Deha' "Fırtınada başı dik tutmak gerek" der,
bir de "Beni öldürmeyen, güçlendirir!" O'nu okumak yetmez, yakın durmak gerek.
Aslanlar dilleriyle yalaya yalaya iyi ederler yaralarını.
Karanlıkta, mezarlıkların arasında yürürken ıslık çalmak ve
bastığın yere dikkat etmek gerek lazım sonra. Atlar ayakta
uyuyabilir, penguenler senede bir defa çiftleşirler. Hüseyin de içer.
O akşam içtikçe açıldı, açıldıkça konuştu sonrada sızıp kaldı gözyaşı
ve kusmuk denizinde. Bunların ilişkisi tuhaf bir hal almıştı zaman
içerisinde zaten. Bir türlü yan yana olamıyorlardı tüm sevgilerine
rağmen. Aslı Hüseyin'in tüm kalıplarını kırdı birer birer, bizimki
çok hayalperestti ve olduğundan büyük gösteriyordu kendini, Aslı çok
akıllıydı ve lafını esirgemiyordu. Sağcı erkeklerin sicili bozuktur
bu tür ilişkilerde. Koskoca bir görücü usulü evlilik geleneği bu
minval üzerinde kurulmuştu çağlar boyu. Şimdi her kalıp birbirinin
içine girmeye mahkum. Kızlar gavuruna mini etek giyiyorlar, bizim
tıfıllarda eteği çekiştirerek diz altına indirme geyiğine sarılmışlar.
Araya bir ton da bok püsürü sıkıştırıver. Klişe kavgalar zararlı
kronik çekişmelere dönüşür öncelikle. Devreye dostların girdiği evre
kırılmanın kaçınılmaza yaklaştığı o en zor döneme rast gelir. Zaman
benim zamanımdı doğrusu. Yüzlerce meseleyi hallettim, yüzlerce kere
uzlaşma sağladım aralarında. Küçük zaferler. Hiçbir şeyin gücü
sonucu olumlu kılmaya yetmedi. Boşa kürek sallama pehlivan, bu kayık
su alıyor diyordu iyi niyetli geçmiş zaman kiplerim…
İnceldiği yerden değil en sağlam yerinden kopar ilişkiler. Gizli
ve derinden örer kader ağlarını. Ve bir gün bakarsın 'gözünün
üzerinde kaşın var' hafifliğinde bir esinti ardından 'seni görmek
istemiyorum' sert kasırgasına dönüşüverir. Şerefle ve lütfedercesine
dimdik ayakta geri çekilmeyi bileceksin savaş meydanından. Aslı hiç
taviz vermedi o günden sonra. Kılıç gibi sert ve keskin. Biz
Hüseyin'le bir sürü dalavere çevirmekten alamadık kendimizi. En
meşhuru sahte intihar girişimi oldu. Hesapta Aslı koşa koşa gelecekti
hastaneye. Öğrenciliğinden tanıdığımız doktor bir arkadaşımızın
sayesinde hastanede yer bile ayarladık Hüseyin'e. Bileklerini sardık,
serum taktık, makyajla soldurduk suratını. Telefonla aradığımda Aslı
oralı bile olmadı.
"Beni bir daha Hüseyin'in adına aramaya kalkarsan seni de silerim defterden"
diye tehdit savurdu suratıma. Hüseyin'in şimdi çok çocuklu bir aile babası
Anadolu'nun güneyinde bir yerlerde. Düğününe gittim, kırmızı kurdelalı
küçük altın taktım siyah damatlığının yakasına, gelin hanımı tebrik ettim sonra.
Görüşmüyoruz epeydir, zaman acıları yüreğimize serperek ama her şeyi de hallederek
akıp geçiyor işte. Ben hala iyi arkadaşım, hala o tutarlı ve durması
gereken yeri iyi bilen adamım.
Oysa bu hikaye daha baştan farklı yazılmalıydı. Arkadaşıma kazık
atmayacağım ayağına en büyük aşkımın tabutunu kendi ellerimle mezara
gömmemem gerekirdi. Kırkına yaklaştığım şu aralar bunları düşünmemem
lazımdı. Vesaire, vesaire, vesaire…