TiananMenian “Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime”

Bayan Arıza tarafından 18 - Mart - 2011 tarihinde yazıldı.

Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve
kendini o boşluğa bırakmaktır.

c.pavese

varolmanın başı büyük dertlerinden muzdarip ruhların birbirlerini
tırnaklamasına benzer aşk, bir keresinde "beni seven kızların benim
sevdiğim diğer kızlar eliyle benden intikam almasıdır aşk" demiştim de
soğuk rüzgarlar estirmiştim masa başında dost sohbetinde, en çok da
kızlar karşı koymuştu sözlerime, sanki hiç böyle bir olay yaşamamışlar
gibi..

Dostum hiç olmadığı kadar dertli derin bir mevzuda. Kız arkadaşı
Seher'in eski arkadaşının mahallede boy göstermesiyle birlikte
ilişkisinde sorunlar yaşıyor ve bunu dillendiremiyor, kimseyle
paylaşamıyor, her gece alkolle ateşler yakıyor yüreğinde etrafında
vahşi kurtların dans ettiği ve tüm bunların ötesinde Seher'i köpekler
gibi seviyor. Az önce Müslüm Gürses'ten "İsyanlardayım" parçasını
dinledik birlikte. Baba medya maymunu olup lüks konser salonlarında
sosyeteye açılmadan evvel bizlere kaset yapardı ve Gülhane
konserlerinde jilet atarak kutsardık sesini. Para satın aldı her şey
gibi O'nu da ve biz eski kasetlerini dinleyerek avunuyoruz şimdi.
Olsun varsın her yoklukta kendimizi bulalım, varsın akıntıya karşı
yüzelim, hayatın çekilmez ve aptalca olduğuna dair kanaatimiz
kanatlansın semada ve hiçbir şeye ilgi duymadığımız suçlamasıyla baş
başa kalalım. Elbette ilgi duymuyoruz, düşünsenize Okan Bayülgen
laboratuar ortamında nane kurusu ve çamaşır suyuyla yeşertilirken ben
ergenliğe henüz adım atıyordum ve Deniz Akkaya yamru yumru olduğunu
varsaydığı suratını düzelttirmeyi kafasına koyduğundan daha icat
edilmemişti. Fındıkoğlu soyadıyla meşhur paragöz doktorlar dönme
ameliyatlarında boy gösteriyordu sadece ve insanın hele hele doktor
unvanıyla şereflenecek kadar sabretmiş ve akıllı olduğu o zamanlardaki
adıyla ÖSS sınavıyla tescillenmiş birinin para için akla gelebilecek
her yöntemi insanlık onurunu ayaklar altına alacak şekilde deneyecek
kadar Özal dönemi kapitalist sistemi içine sindirebileceği, sindirmeyi
bırak kalıcı bir hasar olarak ardıllarına bırakacağı fikri aklımıza
gelmemişti hiç. Masum bir dünyaya inanıyorduk, kötü olan ve başımıza
gelen felaketlerin sorumlusu bizlerdik öncelikle. Yanlış ama
kendiliğinden var olan bir kabullenme neticesinde Hıristiyanlar gibi
doğuştan günahkâr olduğumuza inancımız tamdı. Bizleri koruma kollama
ve çekip çevirip yönetme arzusuyla yanıp tutuşan başbakanlarımız hem
akıllı hem namuslu idi. Bizi doğru yola getirmekten ve memleketi
müreffeh ülkeler seviyesine çıkartmaktan başka dertleri yoktu. Ülke o
kadar kötü durumdaydı ki her gelen vaatleri ve büyük kelimeleri ile
başımızın tacıydı. Biri süper güç USA diğeri bizim gariban
memleketimiz olmak üzere çifte vatandaş olmalarından bile medet umduk,
oğullarını askeriye gönderirken bile onları korumalarına arka çıktık,
sonra oğulları torpilli askerlik yaparken dahi sıkılıp hava değişimi
izniyle Özbek soyadlı mankenle İstanbul gecelerinin tozunu alırken
bacımız, anamız, her şeyimiz, aksanlı Türkçemiz, yerli demir leydi,
sarışın, huysuz ve güzel kadın Tansu Çiller hanım, şehit cenazelerinde
başörtüsünü omzuna atıp nemli gözlerle bayrağa sarılı cenazelere
bakarken kendisini televizyonda seyredip içimiz buruldu. Ama dur!
Mevzu bu değildi, topunun dibine kibrit suyu. Karşımda oturup sessiz
sedasız rakı içen adama ne zaman baksam içim sızlıyor şimdi ve O'na
uzanamamanın, elinden tutup düze çıkartamamamın, omzuna yaslanıp
ağlayamamanın derdindeyim ben. Bana hiç açılmadı Salih. Kimseye
söylediğini de sanmıyorum ama ancak parçaları yan yana getirdiğimde
böyle bir çıkarıma vardım ve sessizlik büyüdükçe aramızda şüphelerimin
doğru olduğu inancı pekişiyor. İlk Özlem Tekin adlı her şeyi tuhaf bir
kızın şarkısına verdiği aşırı tepki ile kıllandırmıştı beni birkaç
hafta evvel, "Ortalık orospu dolu, bunlarda onların şarkısını yapıyor"
gibi bir son sözle tamamladığı kahve arası muhabbeti hala aklımda.
Yeterince şerbetli küfürler kullanırız biz kendi aramızda. Birbirimize
yöneltmeyiz ama, onu dolmuş şoförleri ve liseli bacaksız kızlara
bıraktık. Salih Seher ile fırtınalı bir aşk yaşıyor iki yıldan beri ve
yakın zamanda bir ileri adımı atıp nişanlanacakları haberi dolanıyor
eş dost arasında. Birkaç kez benim evi mesken tutmuşlukları da vardır.
Kibar bir ev sahibi olarak onları yalnız bırakıp Kadıköy'e sürtmeye
gitmişliğimde mevcuttur. Gece eve geç döndüğümde tüm çamaşırlarım
yıkanmış ve iki haftadır mutfağın bir köşesinde dinlenmeye bırakılmış
bulaşıklarımın temizlenmiş olduğunu görmekte bir nevi müstakbel
yengemizden teşekkür mektubudur. Geçenlerde Salih'in annesiyle
konuştuğu ve O'nu ikna ettiği de kulağımıza çalındı ama her ne olduysa
bir ay önce Salih tutukluk yapmaya başladı. Şimdi rakıya metres
muamelesi çeken bu sert ama mülayim adam gitti yerine hırçın ve öfkeli
bir varoş delikanlısı geldi. Erkeklerin hayatının doğal ritmini bozan
pek çok şeyin kadınlar sayesinde olduğunu kendi yaşantım vasıtasıyla
Aslı marifetiyle öğrenmiştim ama tekstil işinde çalışan, sokağa
çıktığında türban takıp yürürken önüne bakan sakin ve sevimli ve hatta
sümsük Seher ile bağlantısını kuramamıştım ilk önce. Sonra zırt pırt
kavga etmeye başladılar, Salih'i alkol sofralarında daha sık görmeye
başladık. Ve şimdi karşılıklı oturup susuyoruz birlikte…
Birayla yüklendiğim için Salih'e gerekli şekilde iştirak edemiyorum
ama nihayet ağzından birkaç kelime kopartabiliyorum. Böylesi
durumlarda ağırdan almayı bilmek ve sabırlı olmak gerek. " İçim acıyor
abi" diyor gözlerini dikerek ve "ne oldu?" sorusunu soruyorum nihayet.
Radyo da Müzeyyen Senar hanımefendiden "Kimseye etmem şikâyet, ağlarım
ben halime" çalmaya başlıyor o sıra. Susup şarkıya gömülüyoruz anında.
Balıkçı Rüstem amcanın "iyi dinle evlat, kaybedenlerin türküsüdür"
dediğini hatırlıyorum bir yerlerden. İçkiden daha tesirli olduğunu
hissediyoruz ikimizde ve şarkı bitene kadar sesimizi çıkarmıyoruz.
"sen bilmezsin usta eskiden Kerim diye bir tip dolanırdı buralarda,
geçenlerde dönmüş mahalleye, Salih artıklarla dolanıyormuş öyle mi?"
gibisinden laflar etmiş." . susuyor, önüne bakıyor. mevzu .oktan, eski
sevgilisine artık diyecek kadar şirazeden çıkmış bir dallama, pişmiş
aşa su katıyor kendi meşrebince, de gel de içme. İki okkalı rakı
bardağı hazırlıyorum, suyla yumuşatıp servise koyuyorum sonra, bir
tuhaf irkilmeyle bura bura gidiyor içeri meret…