Sabır ağacı çizdim ben…Sanki karanlık bir tünelde gidiyorum, tünelde
hiçbir ışık yok ve çok dar. Sürüne sürüne gitmişim… gitmişim… sonra
bir dışarı çıktım, meğer o tünel altın doluymuş… bir çıktım ki her
tarafımı altın tozcukları kaplamış… parlıyorum!
Ömer Faruk Tekbilek
Okulun ikinci yılıydı ve derslerle başım dertteydi her dem olduğu
gibi. Üniversite denilen kurumda adama ne öğretilir de o daha sonraki
hayatında onun işine yarar gibi abuk sabuk fikirlerle çok meşguldüm ve
kronik kızlarla başı dertte şapşal oğlan pozisyonunda, küçük bir
akvaryumdaki Japon balıkları nasıl seyrederler kendilerine bakan
meraklı insanoğullarını adlı bir piyeste baş Japon balık rolüne
soyunmuştum. O sıralar üniversite öğrenci ortamında gelecekte bir …
olacağını zannetme adına çeşitli eylem türleri geliştirmek modaydı.
Hayatın dışına itilip hayata ısınma antrenmanları yaptığını
zannediyordun ve bu his seni hareketlendiriyordu bir şekilde. Yeni
çıkmıştık çılgın ideoloji çağından ve on iki eylül askeri darbesiyle
tarumar edilen bir neslin kişiliksiz ardılları olarak hangi çağa
girebileceğimizin hesabı içerisindeydik. Etiket gecikmeden gelecekti,
biraz da alayla Özal güruhu olarak adlandırılacaktık ve gurumuz şebekli
bir kliple tahammül sınırlarını zorlayan bir popçu olacaktı bundan
böyle. Ne zaman ki devrimci ve ülkücü abilerimiz hapislerden çıktı ve
ülke kurtarmaktan sıkılıp kendilerini kurtarma yoluna gittiler, biraz
rahat nefes almak kabil oldu. Sol taraftan reklâm ve medya dünyasına,
sağ taraftan müteahhitlik ve inşaat piyasasına son hızla dalan ve
cepleri parayla tanışan pos ve sarkık bıyık çetesinin üzerimizdeki
baskısı kalktı da biz de kıl oldum abiden yola çıkıp yakalarsam öperim
mertebesine erişme imkânı bulduk.
Gençlik işte! Kayıp gidiyor elden sabun köpüğü masalların sarımsak
kokusu kıvamında. Kavanoz dipli dünya senin de sonun yok mu diyen bir
kıza âşık sanıyordum kendimi. Benim kelimelerle başım her dem belada
olmuştur ve sonum da bu yüzden olacaktır farkındayım. "Aşk dediğin
masaldır sakın buna aldanma" diye şarkı söyleyen ablalarından miras
kalan her türlü …tan savunma metotlarını üzerimde denemeye kararlı
görünüyordu hanımefendi. Ben hala inat etmeyi bir çeşit mazoşizmle
soslayıp tarih sayfalarına Mecnun'dan sonraki en büyük âşık olarak
geçme hayalleri peşindeydim. Daha o zamanlardan insan ilişkilerinde ki
salaklığım patent almaya yetecek derecede gelişmiş demek ki. Bu ülkede
aşk yoktur, çünkü aşkı anlamlandırabilecek yetkinlikte ki olgun
kişilikler, toplumsal ilişkiler yapımızda yerini bulamamıştır. Belki
bir yerlerde mevcutlar ama ben rastlamadım kendilerine henüz diyerek
yumuşatalım mevzunun sert kıvrımlarını hadi. Hoş ben pek çok şeyi ya
geç anlarım ya da hiç kıyısına köşesine bulaşmadan es geçer giderim.
Kızlar baş belasıdır bunu bile çözmem uzun yıllarımı aldı benim. Git
vahşi kurt sürüsüyle takıl, Tibet'te inzivaya çekil, Büyük Okyanus'ta
hiç bilmediğin sulara yelken aç ama kızlara asla bulaşma. Sırtını her
döndüğünde kamçılanacağın gerçeğiyle yaşarsın sonra. Tehlikelidirler,
almadan vermezler (cinsellik içeren bir bağlam oluşturmak değildi
niyetim vermek derken, çok basit, çok hafif, çok ucuz olurdu bu
yaklaşım. Manavdan portakal almıyoruz, sadece betimleme yoksulu
olduğumdan muhasebeci mantığına uygun yaşantı düşkünlüğüne işaret etme
gereğidir maksadım), soğukturlar kendilerinden başka pek çok şeye ve
asla tam anlamıyla sırlarını açığa vurmazlar. O sırda ne menem şeyse
kendileri de bihaberdir. İstisnaları mevcutsa da, bu türlerin hemen
hepsi manastırlara kapanmıştır ve bekâret yemini ederek, kendilerini
erkeklerden saklayıp Tanrı'ya adamışlardır. Geri kalanına da aklına
gelen her bir yerde rastlayabilirsin. Kadın kendi varlığına dahi
duyarsızdır ki bunun ispatı anlı şanlı psikoloji ilminin babası,
hocası, kocası, eniştesi, her şeyi Freud amcamızın ölmeden evvel
mırıldandığı son cümle " Kadınlar ne ister? " gibi abuk sabuk bir
sorudan ibarettir. Eğer Üstat Azrail'le papaz olmadan hemen önce
kafayı yemediyse bu hikâyeden çıkartılacak çok ders var ancak vakit
yok. Kırbacını yanında taşı yeterli şimdilik. Teşbih ustası
dedelerimizden elde kalan ' Cinsi Latif ' tabirinin bende yaptırdığı
tek çağrışım ise söz üstadı atalarımızın "Katranı kaynattık olmadı
şeker, cinsini …….. cinsine çeker" deyişidir.
Velhasılıkelam o zamanların nisan başlarında eve taşındım bir aşk
yorgunu olarak, burası okula yakın İstanbul'a uzak. Yakınlıktan kasıt
tek vesaitle ulaşabilme imkânına vurgudur sadece, uzaklığın tarifi ise
Kadıköy'e ve tabii olarak vapura binme ihtimaline minibüs yolundan bir
iki saat mesafede olmasıyla kişiliğini bulur. İstanbul her nerede
yaşıyorsan orasıdır aslında, yüzde altmış nüfusu için de uzaktan
bakılan ve ara sıra gidilen deniz manzaralı bir toprak parçası sadece.
Bal kavanozuna ekmek bandırıp aslında kuru ekmeği midesine indirdiğini
yadsıyan sanal bir alemin çocuklarıyız topyekûn. Bu yüzden birbirine
yabancı kalan yaşamların kesiştiği bir ucube olarak varlığını sürdürür
fikrimce Bizans'ın yaşlı orospusu. Aşağıladığım sanılıp yanıltmasın
sakın. Asla onu tam manasıyla anlatma küstahlığına kalkışılamaz, yedi
kocalı Hürmüz'dür, sekiz kollu ahtapottur, kırk başlı canavardır.
Sadece Dante, Cennet, Araf ve Cehennem'inde kelimelerin elverdiği
ölçüde ancak zayıf bir biçimde şiirleştirmeye çaba göstermiştir
İstanbul'u. Ve Beatrice'de doğal olarak Aslı'dır. Gece rahmet yağarmış
üzerine gündüz şer, canlıdır, değişir, yenilenir, kirlenir,
temizlenir. Abilerim, ablalarım İstanbul bize benziyor, biz
İstanbul'uz. Laz bir minibüsçünün kemençeli kasetinden anlamadığım
sözlerle dolu şarkıları eşliğinde kısa bir yolculuk sonrası Kürt
böreği yiyerek iri burun kemikli Afrikalı bir oğlanın Çinli kız
arkadaşıyla el ele yürümesini seyretmek kendi başına bir keyif. Yeri
geldiği zaman etnik çeşitlilikten ve kültürel mozaikten çuvallar
dolusu laf üreten, sıra İstanbul'a geldi mi, sırf babaları buraya
bizden önce geldiler ve burada doğmak gibi bir şansa sahip oldular
diye kendilerini İstanbul'un seçkin evlatları varsayıp Mega köy'den
dem vuran dantelli hurma parazitlerine sözüm yok. Ben, yetmiş iki
buçuk millet tekmili birden beraber yaşar da sabahları dilenen
martılara bir parça simit atacak delikanlı çıkmaz mı aralarından onun
derdindeyim, ey Rabbul Alemin. Amin!