TiananMenian “İçki içip beklerken arada bir sürü insanın da hayatını kurtarıyorum…”

Bayan Arıza tarafından 28 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

… zaman zaman şöyle mektuplar alıyorum: "Bukowski, sen gerçekten
berbat durumdasın ve hala hayattasın, kendimi öldürmekten vazgeçtim"
Ya da "Çok büyük orospu çocuğusun, moruk, bana yaşama gücü
veriyorsun." Yani içki içip beklerken arada bir sürü insanın da
hayatını kurtarıyorum…

C.Bukowski

Çingene kızlarının yüksek topuklu ayakkabı giyme meraklarına dair
düşünüyordum ki aklıma eski günlerden bir hikaye geldi, yüzde yirmi
gerçek, yüzde elli kurgu, yüzde otuz esinlenme, ismi;

" Köpek Öldüren Kışı"

Çocukluğumun en sert kışıydı. Çok soğuk vardı memlekette. Dehşetli
üşüyorduk, sokaklar ıssızdı akşamları, sobaları tüten evlerden çıkan
duman sebebiyle is soluyordu dışarıda kalanlar. Kar yağdığı zaman hava
yumuşuyordu sanki, ama bir yağdı mı yirmi gün yerde kalıp ayaz
yapıyordu arkasından. Başıboş köpekler geziyordu sürü sürü ve biz
kimseye acıyamayacak kadar çaresiz, sobanın etrafına dizilmiş beş
küçük çocuktuk. Anamız dört şişle yün çorap örüyordu habire bizlere.
Gerçekten de sıcak tutuyordu ilk giyildiğinde ama bir kere ıslanmaya
görsün eskisinden beş beter üşütüyordu bu sefer, kurumak nedir
bilmiyordu üstelik. Sobanın yanında kurutmaya çalışıyorduk, bazen
yanıyordu sağından solundan. Sarı rengi kahverengiye dönüyordu, eğer
hızlı davranıp kurtaramazsan önce sertleşip ardından deliniyordu. Yama
atıyordu anamız bu sefer. Çamaşırlarda bir tuhaf kurutuluyordu.
Sobanın yanına serilenler için sorun yok, ama diğerleri dışarıda
bekliyorlarsa buz tutuyor, biraz sert davranıp çektiğin zamanda kağıt
gibi yırtılıyorlardı. Büyük ağabeyim Hasan sokağın en sıkı kızak kayan
adamıydı ama dün akşam kara lastiklerini tam ortasından ikiye
bölmüştü. Kara lastikte bir acayip ayakkabıydı hani. İki türü vardı,
astarlı ve astarsız olmak üzere. Aradaki fiyat farkı bugünün para
birimiyle ben deyim elli sen de yüz kuruş. Kışın sorun olmazdı pek ama
yazın dehşetli kokuturdu ayakları. Astarlı olanı dışardan fark edilmez
ama adamın yürüyüşünü değiştirirdi hani. İyide top oynanırdı, ayağı
tam anlamıyla kavrayıp şekline kendini uydurduğundan hâkimiyet kurmayı
sağlardı meşin yuvarlağa. Ancak kış için uygun bir ayakkabı değildi
sonuçta, çünkü yüksekliği Sivas gibi on beş santim karın her yanı
kapladığı bir memlekette yürümeye yetersiz gelirdi. Sümerbank o sene
müthiş bir atak yaparak Türk girişimcilik tarihine adını altın
harflerle yazdırarak bot gönderdi büyük miktarda ve epeyce bir sıra
bekleyerek, hatta ayağıma uygun numara bulamadığım için bir numara
büyük de olsa bir bot edinebildim. Babamın iktisadi durumu epeyce
sarsılmış olmalı ki borç harç lafları terennüm edilmeye başlandı
büyükler arasında. Ama biz çocuklar sevinçliydik hani, astarlı ya da
değil kara lastikten kurtulduğumuz ve bağcıklı botlarımıza
kavuştuğumuz için. Hasan'ın lastiklerini parçalaması olayı es
geçilmedi ama, bir güzel azarlanıp bir daha da üzerinde durulmadı. Az
sonra memleket beyaz çarşaf giydirilmiş olarak karanlığa gömülecek ve
sokağa çıkma yasağıyla örtüşecekti geleneksel elektrik kesintisi. Biz
bir ara elektrik denilen enerji çeşidini bir gün var olup diğer gün
kaybolan iyiliksever bir peri olduğunu sanıyorduk, sonra öğrendik ki
kendisinin hafta da üç beş gün üst üste kaybolabilme özelliği de
varmış. Gaz lambasının fitili ne kadar uzun olmalı? Cam muhafazası
neden bu kadar incedir? Duvarda oluşturduğu Gulyabani gölgeleri neye
işarettir? Gibi sorularımız mevcuttu ve kimsenin cevaplamaya niyeti
yoktu. O gün gece gözüme uyku girmiyordu, çünkü eski kızağımın
ayaklarına ' Balıksırtı ' denilen demir aksamı sanayide demirci Kazım
amcaya rica minnet taktırmıştım ve yarın ilk defa deneyecektim hızını.
Hasan yeni bir yer keşfetmişti anlaşılan, " Nah aha böyle, uçurum gibi
mübarek! " diyerek koluyla eğimini tarif ediyordu. Kızağın yağ gibi
delice kaydığını ballandıra ballandıra anlatışı biz erkeklerin
iştahını kabartmıştı. Yaklaşık altmış derece eğim biraz da tehlikeli
bir yer demekti ama kimin umurunda. Az sonra annemle babam odalarına
çekilecekler ve sobalı odayı ikisi kız beş çocuğa terk edeceklerdi.
Yün yorganlara sarınıp düşlere dalacaktık ve en hızlı kızağın üzerinde
kayacağımızı görecektik rüyalarımızda. Ve Hasan orada bile geçecekti
beni. En uzun mesafeyi, korkusuz manevralarıyla yönettiği eski
kızağıyla, benim " balıksırtı " demirli kızağıma rağmen O yapacaktı.
Çok kış vardı memlekette, çok üşüyorduk, çok genç adam ölüyordu
sokaklarda. O yıl tarihlere " Köpek öldüren kışı " diye not
düşülecekti sonradan…