TiananMenian “Hayır! Hayır! Kafiyeli şiir okunmaz Chinaski’nin evinde!”

Bayan Arıza tarafından 23 - Şubat - 2011 tarihinde yazıldı.

"Hayır! Hayır! Kafiyeli şiir okunmaz Chinaski'nin evinde!"
C.Bukowski

Tanrım ne kadar da sıkıcıydılar, her şeyi biliyorlardı ve her birinin
üzerine kuracak binlerce kelimeleri vardı. Küçük erkekler ve küçük
kadınlar ve onların küçük hocaları kümelenmişler, kimseye yararı
olmayacak ve yarın kesinlikle unutacakları sözleri kuruyorlardı
birbirlerine. Müzik niyetine gitar, keman ve flüt çalıyordu ve
müzisyenlerde sıkılıyordu yüzlerine yansıdığı kadarıyla. Karnım açtı
fakat ortaya konmuş ufak tefek şeylerin hiç bir faydası olmuyordu onu
dindirmeye. Kanepe denirmiş adına fransızcadan giydirme, hay
kanepenize, beyaz leblebi bile daha şerefli bir meze değilse ne
olayım. "Ramazan senin eben var ya, bittin oğlum sen beni buraya
getirmekle!" deyip ve arkasından bir kaç lavuk muhabbetini falsolu
ayak hareketleriyle atlatıp gittim barmenin yanına. O kadar para
bayılmış Ramazan, kuruşu kuruşuna içkiden çıkarmazsam gözlerim açık
gider bu dünyadan. Sıra sıra dizmişler hepsini, üçte ikisi hafif, cin,
votka, şarap, likör tarzı ve bir kaç tanesinin ne olduğuna dair fikrim
bile yok, bira hamal işi, en iyisi rakı. "Baba bana bir duble rakı
attırsana!" Garson değil, konsolos sanki muhterem. Beyaz gömlek üstüne
papyon takması çalıştığı otelin kanunları gereği kabul edilebilir ve
ekmek parası namına anlaşılır bir durumdur da, sana şimdi içki servisi
yaptığıma bakma, geceleri uyumadan evvel Schopenhauer okurum ben tavrı
nerden yüzüne yerleşti be abicim, ben onun derdindeyim şimdi. Ne var
ki bunda felsefe hocaları da okuyorlar kendisini ve sadece yüksekten
atıp tutmaya, boş boş konuşup kafa ütülemelerine yarıyor okudukları.
Rakıyı alıp çekiliyorum kuytuya ve farkı anlamaya başlıyorum yavaştan
yavaştan. Ben buraya ait değilim. Bu güzel cümleler kuran insanlar
benim arkadaşlarım değil, bu az önce içtiği şaraptan dolayı neşelenen
ve daha çok kızlardan oluşan topluluğa ağzını yaya yaya konuşan
ihtiyar tarih Profesörü gerçek değil, bu müzik aslında mıymıntı sesler
toplamından oluşmuş uyuzluktan ibaret, bu kırmızı halı döşenmiş salon
bu kadar gereksiz atrıntıyı nasıl içine sindiriyor ve bu rakı ne de
hızlı bitiyor diye düşünüp aklıma geldikçe Ramazan'a giydirmeye devam
ediyorum. Konsolos olacakken kader tarafından çelme yiyerek garson
olmuş ve bana göre daha aklı selim ve yararlı bir iş yapan garson
efendi artık bana kadehi uzatırken hafif gülümsemeyle işini yapıyor ki
hayra alamet değil bu. Ramzana'a ulaşmalıyım ve bulabildiğimiz en
kestirme yoldan eve gitmeliyiz artık derken içkiden aldığım gazla
siktir et la dallamayı diyerek atıyorum kendimi dışarı. Çıkar çıkmaz
ferahlıyorum, sonra otobüse binip beni Ankara'nın kıyısına götürmesini
bekliyorum uzaktan geçen ışıklara dalıp dalıp…