Barışa Rock (6-7 Eylül 2003 – Sarıyer Sevgi Parkı)
6 Eylül Cumartesi
Mekân bence gayet lezizdi. Böyle oturuyosun çimlerin üzerine, fiyatlar uygun. Bira 1 bucuk. Tuborg gerçi ama kutu. Yiyecek-içecek fiyatları da uygundu. Şarap 3,5 milyon.
Grizu'yu kaçırdım sanıyordum ama ben gittiğimde ilk grup calıyormuş. Neyse efem Grizu iyiydi, yeni şarkıları da fena değil.
Her zamanki gibi en öndeydim. Bi sürü grup izledim. Ortalarına doğru bende film koptu ve yaklaşık 2-3 saat kadar sarhoş geçirdim geceyi. Heavy metal sevmememe rağmen Objektif'te ne grupmuş bea! Adamlarda yaş gelmiş bilmem kaça hâlâ o ruh var heriflerde. Bi ara rahmetli Engin Yörükoğlu'nun sakallarına dokundum. O'da güldü:-)
O kadar cok tanıdık gördüm ki çok şaşırdım. Mekânlardan kaç senelik arkadaşlarımı gördüm. Pogo yaptım, az daha eziliyordum. Ama yine olsa yine yaparım. Düşünsenize pogo yaparken ölecem, ne kıyak bi ölüm olur:)
Mor ve Ötesi'nde tabii ki en öndeydim.
Bu arada mekân aynı bizim dönemin woodstuck'i İTÜ rock fesvtivalleri modundaydı.

7 Eylül Pazar
Barışa Rock’ ın ikinci günü de pek bi güzel geçti.
Aynen Cumartesi de olduğu gibi eski tayfa toplandı. Yıllardır göremediğim arkadaşlarımı gördüm. “90’ ların başındaki İ.T.Ü. Rock Festivallerinde ne güzel eğlenirdik kritiği” yapıldı, ateş yakılıp, ateşin etrafında The Doors şarkıları söylendi, Siya Siyabend’in tavırlarına şaşırıldı. Zira herif bi ara “abicim biz rock müzisyeni değiliz, y.rrak müzisyeniyiz” dedi. Sonra defalarca bu kelimeyi tekrarladı durdu. Gruplara ayrılan süre yarım saat-45 dak. bir şeydi. Fakat bu elemanlar “biz kovulmadan gitmeyiz” dediler. Biz de “s.ktirin gidin o halde” dedik kendi aramızda. Bu kadar cesur adamlar da görmedim ömrü hayatımda, en azından yurdumda.
Karadeniz müziğinden hiç haz etmediğim halde yıllardır samimiyetinden şüphe duymadığım, bizim okulda verdiği Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) konserinden sonra yakasına yapıştığım, İTÜ rock festivallerinde başka bi isimle sahne aldığı zaman gidip boynuna atladığım, söylemlerini çok beğendiğim Kazım Koyuncu çıktı. Sahnede kemençe, tulum her bi bok vardı ve insanları gaza getiren de bu oldu. Müzik çok iyiydi. Harmanlanmış müzik gerçekten bizi yansıtıyor. Kürtçe, ermenice, gürcüce ve lazca rock’tan sonra bi de ingiliz bi grup izledik ki evlere şenlikti. Liverpool’dan kalkmış gelmişler eyvallah ta gelmeselermiş iyiymiş bence, izlediğim en kötü gruptu.
Sonra Bulutsuzluk Özlemi çıktı, eski sarkılarını çaldı coğunlukla ve zıplamaktan gebertti bizi. Öncesinde de Işığın Yansıması sahne aldı. Ne ses varmış vokalistte yahu. Akustik gitardaki Murat Hoca pek seviliyordu. Bildiğim kadarıyla akademisyen aynı zamanda.
Bi grup sahneden inip, diğer grup sahne alana kadar olan süreçte sahnede edilen laflar sağlamdı. Bi an gerçekten dünyayı değistireceğimize inandım. Ütopyalar olmasa hayat çekilir miydi acep?
Yaş ortalaması da yüksekti. Teenage pek yoktu. Akıllı uslu adamlar vardı. Ortam gereği türlü insanlarla muhatap olduk, konuştuk filan. Konuştuklarımız hep akıllı adamlardı. Boş ve kof yoktu yani.
Velhasil, Barışa Rock'a gidildi edildi. 2 gün güzel geçti yorgunluklara ve pişmanlıklara rağmen. Böyle oluşumlara ihtiyaç var bu kesin. Kesin olan bir şey de 45 yaşında da pogo yapacak olduğum.