TiananMenian “Rahmaninov çalıyormuş eski bir taş plakta uzun, ağır ve delişmen.”

Bayan Arıza tarafından 22 - Mart - 2011 tarihinde yazıldı.

     Akşamüstü  çalan bir telefondan daha beter ne var ki?  Uyanman
gereken saatten bir iki saat önce çalışmaya meyilli çalar saatler de
yeterince berbattır tecrübeyle sabit.  Mekanik zırıltılar çöplüğü.
Alıyorum ahizeyi elime, yumuşak bir kadın sesi ve tek bir cümle
"Gelmelisin!" Kimin aradığını biliyorum, sanki telefon çalmadan öncede
biliyordum.  Aslı neden?  Neden şimdi sana telefon açıp "Gelemem"
diyemiyorum ya da en azından "Ne oldu ki?" diye soramıyorum?  Kendini
tanıtma gereği bile duymayan küstahlığına rağmen nasıl oluyor da kısa
cümlelerle anın, günün, ayın, yılın en önemli kişisi olmayı
becerebiliyorsun?  Otobüsü bekleme zahmetine katlanmadan durumun
vahametini göz önüne alarak, cüzdanımın git gide zavallılaşan
kalınlığına aldırış bile  etmeden taksi çeviriyorum.    "Sadece sen
olabilirdin, sadece seni çağırabilirdim!" kelimelerini beynimde evirip
çevirerek dudağımda gülümsemeye dönüştürüyorum.  Seninle ilgili her
şeyin bende soru yada sorun olması ilk değil, son olmayacağını ise
iliklerime kadar hissediyorum.

           "Nereye abi?"  "Eski sevgilime." "Nerede oturur kendileri?"
"Sağdan yola gir ilerde, sonra Ulus'a giden ana yoldan döneceğiz,
Seseka hastahanesine varmadan sola kıracağız, oralarda bir yerlerde
taksi durağı olacak, hemen yanında da Serçe sokak, bildin mi?" "Niye
eskittin be abi, yok sadece meraktan, yanlış anlama." "Merak kediyi
öldürür derler Mardin' de." "Tamam abi." aynaya dikiz, ikizlere takke,
tekke ve zaviyeleri kapatma kanunun altmış sekizinci yıldönümü
kutlamalarında öten kargaların bet sesine katlanma zahmeti.  "Mardinli
misin diye soracaktım ama çekiniyorum be abi." "Çekin tabii." Taksiden
indim, para üstü hak getire, "Sakız versem nasıl olur ya da sigara
ikram etsem ve ya kolonya, bari saati söyleyeyim, tamam abi." Harika
bir bahar akşamı, şarkı gibi bir esinti, mutfak saati hafifliğinde
ritmik yürüyüş.  Kendimi her şeye hazır ve korkusuz hissetmek
isterdim, beceri denilen meziyetin garibi terk etmesi yıllar evveline
rastlar, nedense?  İşte tanıdık eski bir dost gibi karşımda, Aslı' nın
kapısı.  Çelik kapı, kahverengi siyah, hırsızların baş belası, on
sekiz ayrı kilit sistemi, geleni kabak gibi gösteren mercek göz,
pirinç kapı tokmağı, sadece zilini değiştirmiş, mekanik bir kuş sesi
uzun uzun feryadı figan.  Ve Aslı.  Gemilerin enkazına benziyor,
öylesine harap, öylesine karaya vuran ve hasret ait olduğu yere.
Neşenin ve kahkahaların mekan tutması gereken yerde baykuşlar
tünemişte, cenaze alayı yavaş adımlarla ilerliyormuş merhumun
arkasından meğer.  Bir de Rahmaninov çalıyormuş eski bir taş plakta
uzun, ağır ve delişmen.  Alışık değilim ben bu kızın böyle hallerine.
Sert bir kaya gibi duruşu gelir aklıma elinde sigarasıyla.  Telaşla ve
 biraz da görüntüyü bozmak için sarılıyorum hemen.  Kadınlarla kediler
arasında mutlak benzerlikler olduğuna yemin edebilirim anında.  Git
gide küçülüyor sanki, kanatlarımın altında yer açıyor kendine.  Bir
erkeğin sahip olabileceği en büyük mutluluk kollarının arasında O'na
sığınmış bir kadındır öğrendim şimdi.  Biraz daha iyi olmalıi, öylece
giriyoruz içeri.  Kapı aralığı apartman kargalarına yeterince malzeme
olduk zaten.  Konuşmaya çabalıyorum ama boğazımdan yükselip gelen
hırıltıyı sese çevirmeyi başaramıyorum bir türlü, susuzluktan kavrulan
dudaklarımdan yükselmesi gereken ses kaybolup gidiyor boşlukta.  Bir
şeyler  yapmam gerektiğini düşünüyorum.  Kollarımın arasında gittikçe
daha da küçülen, kedileşen, neredeyse az sonra kaybolacak olan bu kıza
yardım etmeliyim.  Kanepenin kenarına bırakıyorum usulca, odayı
gereksiz gürültülere boğan ve görüntü yerine zavallı titreşimleri bir
biri arkasına sıralayan televizyonu kapatıyorum ardından.  Sırf zaman
kazanmak için mutfağa gidiyorum, bir bardak su.  Su sanki buhara
dönüşecek ağzımın içinde.  Cehennemin giriş katı.  Bir bardakta Aslı
için.  Bıraktığım yerde, kirpiği bile oynamamış sanki.  "Ne oldu?"
"İşten atıldım." Tepeden tırnağa rahatlıyorum, sanırım daha kötüsünü
varsaymıştım da ondan.  Bu sefer O kalkıyor, mutfaktan iki kadeh ve
yarım şişe şarapla dönüyor.  Daha önce de içmiş olabileceğini
hesaplıyorum.  Hızlı karar vermeli ya ben de içmeli ya onu da içmekten
vazgeçirmeliyim. İçiyoruz…