TiananMenian “Dilimi sokan eşek arısına rahmet okunsun camilerde”

Bayan Arıza tarafından 28 - Mart - 2011 tarihinde yazıldı.

Kurtarıcılarımda oldu benim, beni eğitmeye, ehlileştirmeye, sırtıma
eyer takıp, ağzıma gem vurmaya çalışan zavallı sevgi çiçeği
havarilerim.  İyilik sarhoşlarındaki safdil iyimserlikle işe başlama
eğilimini hep tuhaf bulmuşumdur, birazda acınası.  Kayıp mutlak, ben
sizin dilinizi reddederek doğmuşum, siz görünüm, somut olgu ve
sonuçlara değer verme hafifliğindesiniz… Vazgeçtiler elbette, yapacak
çok daha önemli işlerinin oldukları akıllarına geldi.  Ben zaman
kaybıydım sadece ve kendine uzanan yardım elini ısıran aşağılık bir
köpek.    Melek farklı, O ne sorguladı, ne yadırgadı.  Durumdan sonuç
çıkaran pratik zekâlı ve sorun çözmeyi bilen, gerçek bir nihilist.
Allah beni yaratmadan evvel bana böyle bir abla var etmekle suçunu
hafifletmiş olmalı.  Dilimi sokan eşek arısına rahmet okunsun
camilerde.  Ne yalan söyleyeyim, suçladım Allah'ı yıllar boyu, biraz
önceki yargım da o dönemlerden miras. Düşünüyorum, terazinin kefesine
koyup tartıyorum ama bir yere yerleştiremiyorum sonuçta. Kertenkeleler
bile yaşamayı, ekmek bulmayı, çiftleşmeyi becerirken, benim kenara
itilmem ve bunun sadece kaderle açıklanabilmesi anlayabileceğim kadar
açık değil.  Zaten normal olanlarda kendi başlarına gelen türlü
felaketlerden sonra iki zıt duygulanım arasında bocalar dururlar.
Çamur at izi kalsın, neden ben Allah'ım?  Günahım neydi de başımı bu
belaları sardırdın?  En ufak beceride ben yaptım oldu derken akla
gelmeyendir O hâlbuki.  Ya Tanrı'ya sığınırlar yeniden ya da bütünüyle
uzaklaşırlar.  Yetişkin olmanın manası seçim yaparken kendi
kararlarını ortaya koymakta yatar.  Ve çoğunlukla yetişkin olmayı
ıskalar normaller.  Bizim böylesi lükslere ise hiç ihtiyacımız
olmamıştır.  Her durumun kendine has avantajları olması da gayet
doğaldır.  Yasak şehrin kayıp düşleri bizim payımıza düşen.  Tamamen
özgür ya da en azından daha az kısıtlı olduğumuz hayal edilir.  Ne
kadar saf, şiirsel ve gerçekdışı.  Elbette sizin yasaklarınızı,
yasalarınızı ve sınırlarınızı pek iplemediğimiz doğrudur ama bu bize
özgürlük ve lavanta kolonyası kıvamında ferahlık vermez.  Biz,
kendimize has kurallar ve kanunlarla örülü bir kozanın gediklisiyiz.
Sizin tüm yaptırımlarınızdan daha katı ve soğuk, kimi zaman da
ölümcül.  Bir arkadaşım vardı rehabilitasyon merkezi dediğiniz,
bizimse yarı açık deliler evi diye adlandırdığımız, dışarısı rengarenk
boyalı ama içerisi sıradan bir hastaneyi andıran yerde tedavi oldu bir
müddet.  Biraz olsun aileleri bizden uzaklaştırarak, onları hayatın
renkli sayfalarına dalabilmesine imkân tanıyan, kirli bir aldatmacanın
karanlık sokağı.  Her neyse orada ki tek dostum bir gün kendi kolu
üzerindeki hâkimiyetini yitiriverdi.  Bakkalda içilen iki duble rakı
sonrası benim başıma da gelen durum.  İlla kol olması da gerekmez
dudak, parmak, göz kapağı, çene, kalın bağırsak her uzuv olabilir.
Bardağı tut oğlum, el der hayır şu anda kendi irademle varlığımı devam
ettiriyorum, bekle.  Tutsana yahu, benden ayrı hareket etmen anlamsız,
hayır ben başka bir yerden yönetiliyorum şimdi, bekle.  Lan olum tut
şunun ucundan, .iktir git başımdan… Garip bir his uyanıyor o an
insanda, sana ait olanın senin emrine itaat etmemesi moralini bozuyor,
aklından hiç çıkmıyor.  Parmakları içe dönük kasılan kol tüm
müdahalelere rağmen bir saat kadar kaskatı ve tepkisiz kaldı.  İlaçlar
sevgili kurtarıcılarımız, günahsız yaratılamaz mısınız süslü ve pahalı
mekânlarınızda?  Benzer nedenlerle ya da değil, bazen beynimiz de bu
hale benzer bir durağanlığa kapılıyor bizim ve kendi istemine göre
hareket ediyor ara sıra.  Elbette bu fiziki olanından çok daha korkunç
ve acı verici.  İşte böyle zamanlarda size ait olmayan, ama
beyninizden gelen, yasaklayan, sınır koyan ve de çembere alan bir
kısıtlanmalar zinciriyle baş başa kalıyorsunuz.  Sizin anayasanızdan
çok daha özel ve ayrıntılı binlerce maddeden oluşmuş, iç içe ve kaotik
bir yasalar dizisinin hegemonyasında süre gelen bir dalgalanım.
İğrenç…

    Yasak mı dediniz, bizim yasaklarımız bize ait, bizden kaynaklanır
ve bizi bağlar. Gördünüz mü palyaçonuz işbaşında, bu zavallı süprüntü
hafiften dalga geçerek kafa buluyor sizinle üstelik.  Ah yüreğimdeki
gizli acı ve bu onulmaz yaranın kanlı sızıntısı.  Affetmeyin sakın
beni, aksine lanetlenmek istiyorum.  Tüm oklar beni hedef alsın ve
sanrılarını yüce gerçek tarikatının ehil kitabeleri varsayan adamlar
atılsınlar ileriye.  O halde adaletin ve kurgunun üzerine çığ gibi düş
ve dizginlenemez ilkelliğini her yere sür oğlum.  Yok hükmündeyim,
varlığım belli belirsiz mum ışığı.  Ayakların altına alınmayı hak eden
bir yaşama bir tekme de sen vurmalısın öyleyse.  Aç ve sefil
insanların varolduğu bir dünya da bir delinin ne kadar hesabı tutulur.
 Kendi yangınına bu denli tapınan bir insanın kendini acındırarak,
olmadık vasıflarıyla böbürlenmesi onun dengesizliğine ispat olabilir
ancak.  "Mutsuzluk bulaşıcıdır" der Üstat "Bu nedenle zavallı insanlar
yan yana gelmekten kaçınmalı" ve O gerçeği yüzyıllar öncesinden
fısıldamıştı duyabilen kulaklara.  Ama insan, o çağlara sığmayan akıl
sır almaz öngörüsüyle, üstada hayran olup onu dışlamasıyla var
olageldi yıllar boyunca.  Anayasalarımızı değiştirebilseydik ve hukuk
diye vicdanı öğretebilseydik genç beyinlere, yıkım bu denli yakın
olmayacaktı kim bilir?  Ben bilirim, Balıkçı Rüstem Amcam bilir, Melek
bilir, bir de o gizemli kız bilir.

     Gizemli kız!  Her kız bana gizemli olmaya en başından itibaren
mecburdur zaten ve ben de bunu kabullenmeye mahkûmum.  Yaşam bunu bana
layık gördüyse, bana sadece haddimi bilmek düşer.  Eziliyorum kimi
zaman bu utancın pençesinde, suçsuz olmam ya da hak etmemem hiçbir
şeyi değiştirmez.  Aksine durumu daha da zorlaştırır.  Yasal bir ölüm
Ya Rab!    Kalbim ortadan ikiye bölünecek yoksa, artık ne
dayanabiliyorum ne de söz geçirebiliyorum karanlık yanıma.
Arayışlarımdan kayboldum, yorgunum.  Ölesiye yorgun, hiç bitmeyecek
bir uykuyu özletecek, kuşatan, zırha bürüyen, duvarlara boğan tuhaf
bir eylemsizlik kararı.  Bu korkunç, bu anlamsız.