The Big Lebowski

Bayan Arıza tarafından 6 - Ekim - 2010 tarihinde yazıldı.

Dorian Gray'den benim de çok sevdiğim bir film: The Big Lebowski

Jeffrey Lebowski (nam-ı diğer "Ahbap") işsiz, tembel, gamsız; hayatta beyaz rus isimli içki ve bowling dışında hiçbir şeyi iplemeyen bir tiptir. Bir gün iki adam evine girer, Ahbap'ı biraz hırpalar ve onun karısının, patronlarından aldığı borcu geri ödemesini isterler. Ama Ahbap'ın bi karısı yoktur, parmağında bir nikah yüzüğü de; hatta evindeki klozet oturağı da yukarıdadır. Dolayısıyla iki salak gangster yanlış adamı yakalamıştır. Bunu kendileri de anlar ve çekip giderler ama gerçeği öğrenmeden hemen önce içlerinden biri (Woo) Ahbap'a gözdağı vermek amacıyla onun oturma odasındaki halıya işemiştir. Ve o halı odayı gerçekten dolu göstermektedir.

Öte yandan gangsterlerin asıl aradığı adam Kore gazisi, tekerlekli sandalyeye mahkum, koca bir malikanede yaşayan ve hoppa bir genç karısı olan diğer Jeffrey Lebowski'dir. Ahbap, bu durumdan hareket ederek sidik lekeleriyle telef olmuş halısını, adamların halısına işemek istedikleri asıl adam olan Büyük Lebowski'den tahsil etmeye karar verir. Karar verme aşamasında, Vietnam gazisi Polonyalı lanet bir Katolik olduğu halde, eski karısı Cynthia yüzünden din değiştirip Yahudi olmuş arkadaşı Walter'ın,  Ahbap'a verdiği gazlar da etkiliı olur bu arada:

-Neden gidip karısı bütün kasabaya borçlansın? Ve neden gelip senin
kahrolası halına işesinler? Yanılıyor muyum ha, yanılıyor muyum?!
-Hayır yanılmıyorsun dostum.
-O halı odayı gerçekten dolu gösteriyordu, di mi Ahbap?
-İyi bildin dostum.

İlk on dakikası bu hikayeyle başlayan film, devamında inanılmaz derecede komik, insanın karnına ağrılar girmesine ve gözlerinden yaşlar gelmesine vesile olan sayısız espri eşliğinde ve iki saatlik bir şölen şeklinde süregidiyor. Coen kardeşlerin kendilerine has mizah anlayışının belki de en yetkin nüvesi olan bu nadide başyapıtı, şimdiye kadar yaklaşık 200 kez seyrettiğim ama hala aynı esprilere gülebildiğim (ve bu durumdaki tek ademoğlu olmadığım) düşünülürse, sinema tarihinde en sevdiğim filmin bu olduğunu söylemekte bir beis görmüyorum. O mizah anlayışını yadırgamayan her sinemasever de filmi gördüğü zaman aynı şeyleri yaşıyor. Ahbap rolündeki Jeff Bridges belki de gelmiş geçmiş en isabetli oyuncu seçimi. Aynı şekilde Walter rolündeki John Goodman da öyle. Tam anlamıyla tadına varabilmek ve tüm ayrıntılara hakim olabilmek için en az on kez seyredilmesi gerektiğini hatırlatmakta fayda var.

Son olarak muhteşem diyaloglardan bir seçki:
-"O benim kız arkadaşım değil, lanet olası bayan arkadaşım. Sadece döllenmesine yardım ediyorum."
-"Hiçbir şeye aldırmaz, o bir nihilist." "Bu çok yorucu olmalı."
-"Sen de kim oluyorsun dostum?" "Maude'un bir arkadaşı." "Ya, öyle mi? Kıçı kırık bir arkadaş mı sadece?"
-"Seattle Yedilisi'ni duydun mu? O bendim işte. Ve. diğer altı herif daha."
-"Smokey de benim gibi bir barışçı dostum. O da bir askerlik karşıtı, ve o. kırılgan. Ve sorunları var.." "Sorunları mı? Yani barışçılık dışında mı?"
-"Vietnamlılar.. Siyah pijamalı adamlar dostum. Çok sıkı düşmanlar…"

Filmin notu: 10
Gönül notu: 10
Arıza notu: 10

1998 ABD yapımı, 127 dakika