Strange Days

Bayan Arıza tarafından 6 - Ekim - 2010 tarihinde yazıldı.

Dorian Gray'den "Strange Days"

Yönetmen: Kathryn Bigelow
Oyuncular: Ralph Fiennes (Lenny Nero), Angela Bassett (Lornette "Mace" Mason),
Juliette Lewis (Faith Justin), Tom Sizemore (Max Peltier),
Michael Wincott (Philo Gant)
1995 ABD yapımı, 145 dakika

Lenny, SQUID seansları kiralayarak geçimini sağlayan bir eski polistir.

SQUID, insanın başının üstüne yerleştirilen bir aparat. Bu sürede kişinin beyin sinyallerini, dolayısıyla o an yaşadığı deneyimleri kaydediyor. Sonra başkasının başına konduğunda bu kayıtlar, o kişi tarafından bire-bir (izlemek şöyle dursun) "yaşanabiliyor". Yani güzel bir kadınla yatmak istiyorsanız onun diski var, Everest'e tırmanmak, bungee-jumping yapmak, tekme tokat dayak yemek ya da atmak, hatta intihar etmek istiyorsanız onun bile; her türlü yaşanmışlığın bir kaydı mevcut. Bir gün Lenny'nin eline bir fahişenin öldürüldüğü snuff bir disk geçer. En yakın arkadaşı Mace ile bir yandan bu olayı kurcalayarak açığa kavuşturmaya çalışan Lenny, öte yandan acımasız bir gangster olan Philo'ya kaptırdığı eski sevgilisi Faith'i yeniden kazanmaya uğraşır.

Filmin en önemli eksiğinin, pek iplemediği dramatik yapısındaki zaaflar olduğunu söyleyip artılarına geçelim. Kara film ile bilimkurguyu aynı potada eriten bir film bu, dolayısıyla son derece kasvetli ve karanlık bir atmosfere sahip. Ayrıca karamsar gelecek tablosu (distopya) çizen filmler arasında en yakın dönemi (sadece dört yıl sonrasını) tasvir etmesi hasebiyle tuhaf bir gerçekçilik duygusuna sahip. Çekildiği dönemde insanların yavaş yavaş içine çekildiği milenyum paranoyasını belki de en iyi işleyen film.

Los Angeles şehri kanlı canlı ve orada yaşayan insanlar için en "bildik" haliyle ama tam anlamıyla zıvanadan çıkmış bir şehir görünümünde, neredeyse tanınmaz halde diyebiliriz.

Bunun yanında modern bilimkurguların vazgeçilmez öğesi olan tekno kültürünü
tam göbeğinden yakalamış olması on bin puanlık bonus. Modern toplum insanı
için merak uyandırıcı ve ufuk açıcı bir teknolojiyi, öyküsü için katalizör olarak kullanması ayrıca ilgi çekici. Başroldeki kahramanını melankoliye gömülmüş, aciz ve sürekli dayak yiyen bir "loser" olarak ele alışı çok güzel, ayrıca kahramanın kendisi de.. (Ralph Fiennes'tan söz ediyorum, ama uğruna ölünebilecek Juliette Lewis'i de anmadan edemiyorum). Filmin başında en yetkin örneğini gördüğümüz "birinci tekil şahıs gözüyle" çekilen aksiyon sahneleri ise olağanüstü.

Sonuçta 90'lı yıllarda çekilmiş en önemli kült filmlerden bir tanesi bu, en az bir kere görmek lazım…

Filmin notu: 7
Gönül notu: 10
Arıza notu: 9