Rock’n Coke Kritiği (16-17 Temmuz 2011 Hezarfen Havaalanı / İstanbul)

Bayan Arıza tarafından 18 - Temmuz - 2011 tarihinde yazıldı.

Coca-Cola ve Pozitif tarafından düzenlenen Rock’n Coke Festivali 16 ve 17 Temmuz 2011 tarihlerinde Hezarfen Havaalanı’nda müzikseverlerle buluştu ve geriye tutulmuş bir boyun, yorgun bir bünye, uykusuz bir mesai günü ve muhteşem bir etki bıraktı. Böylece bundan iki yıl önce İstanbul Park'ta gerçekleşen Rock'n Coke Festivali tekrar eski yerine kavuşmuş oldu.

Bu yıl sahne sayılarını artırmıştı Rock'n Coke. Ana sahne ile beraber Vodafone FreeZone Sahnesi, Coca-Cola Zero Sahnesi ve Şehir Sahnesi ile beraber aynı anda dört sahne ile bizleri pek mutlu etti. Çakışan konserler nedeniyle zor tercihler yapmak zorundaydık ve totalde 60-65 grup izlememiz gerekirken minimize etmek zorunda kaldık. Kimi zaman da biraz ana sahneye, biraz diğer sahnelere koşarak hepsinin tadına bakmaya çalıştık. Örneğin aynı anda gerçekleşen Mogwai ile Travis konserlerinde yaptığımız gibi. 

16 Temmuz Cumartesi

Kadıköy Rıhtım'dan beş bilet karşılığı bindiğimiz klimalı belediye otobüsü ile ilk gün mekâna vardığımızda saat 17.30 civarıydı ve Vodafone FreeZone Sahnesi'nde Melis Danişmend vardı. Açıkçası ilk gün çok fazla izlemek istediğim bir grup yoktu. Çilekeş'i yakalamayı çok istedim ama saat 15.00'te sahne aldıkları için konseri ıskalamış olduk. Çilekeş'in ardından Ana Sahne'de Kurban vardı. Haliyle o da güme gitmiş oldu. Neyse ki The Kooks'a yetiştik. Ancak sıcak o kadar keskindi ki, ana sahnede güneşin altında duramadığımızdan The Kooks'u uzaktan izledik/dinledik. Bir yandan da etrafı keşfe koyulduk.

Hava sıcak, gerçekten de çok sıcaktı. Geceleri de bir o kadar soğuk.

Efes Pilsen One Love Festival'deki "Like Me" hikâyesi burada da vardı ancak hiç ilgilenmedik. Zira Efes Pilsen'deki "Like Me" zımbırtısı fiyasko olunca ve Rock'n Coke'daki aktivasyon kuyruğunu görünce vazgeçtik.

Duman neredeyse tüm Rock'n Coke'larda olduğu gibi yine ana sahnedeydi ve Kaan yine dumanlıydı. Duman'ın gerçekten de kaydedeğer bir seyirci kitlesi var ve sevilen bir grup. Ancak şunu da belirtmek isterim, stüdyo kaydı gibi çalmalarını yeğlerim. Neticede Duman bir jazz grubu değil ki, bu kadar emprovize takılmaya gerek yok. Velhasıl, konseri izledik, şarkılarına eşlik ettik. Oradan Şehir Sahnesi'ne gidip Buddha'da çıkan sevdiğimiz gruplardan olan Kung-Fu'yu izledik ve dolanmaya devam ettik.

Yeme-içme anlamında yine süperdi Rock'n Coke. Herkese göre bir şey vardı. İlk gün alkol almadım. Zaten açıkçası festivallerde alkol almaktansa bol su tüketmeyi ve sevdiğim gruplara konsantre olmayı yeğliyorum. Zaten alkolle de aram yok, beni mayıştırmaktan ve tuvalete sürüklemekten başka bir işe yaramıyor.

Fiyatlar da makûldu. Coca Cola 2.5, su 0.75 kuruştu. Yemekler de dışarıya göre 1-2 lira daha fazlaydı. Örneğin Big Mac Menü 12 liraydı, doyurucuydu ama dediğim gibi, herkese göre bir şey vardı, çorbadan dürüme, kumpirden hamburgere, çaydan biraya, noodle'dan patates cipsine, pizzadan waffle'a kadar…

Dükkanlarda da t-shirtler vardı, Köstebek yine stand açmıştı. Gece o kadar çok üşüdük ki Köstebek'ten alışveriş yaparak, t-shirt üstü t-shirt moduna girdik:)

İngiliz Heavy Metal'inin öncü gruplarından olan ve ülkemizde de hayranları bulunan Motörhead Ana Sahne'de sahne alınca kendilerine hiçbir hayranlık beslemediğimden konseri yakından izlemektense uzaktan ama süper bir yerden izledik. Adamlar 36 yıldır müzik yapıyor, saygım sonsuz. Ancak gerçekten çok ilginç, Lemmy'nin vokalini aldığında müzik neredeyse güzel! Metalciler beni taşlayabilirler ama bu kadar mı kötü olur bir insanın sesi yahu? Aralarda herif bir şeyler söyledi ama güya İngilizce biliyoruz, hiçbirimiz adamın dediklerinden bir şey anlamadık. Konuşması bile anlaşılmıyor. Bir tek "new album" dediğini anladık:) Ben hiçbir zaman Motörhead'in müziğinden hoşlanmadım, dolayısıyla canlı olarak izlemem de bir şey değiştirmedi. Adamlar kültler evet ve 70'lerin 80'lerin başında metali İngiltere'de fişekleyen grup kendileri. Sevenlerine ya da grubun kendisine asla bir saygısızlığım olamaz, sadece benim tarzım değil yaptıkları müzik ruhumda bir şeyleri çoşturmuyor. Kaldı ki, Motörhead seyircisini de beğenmedim, yani seyirciyi beğenmedim. Çünkü insanlarda bir ilgisizlik vardı genel olarak, sadık fanları ayrı tutuyorum. Zira onlar Motörhead t-shirtleri ile gelip, diğer gruplar sahnedeyken ellerini-kollarını kavuşturmuş ve sahnede çıkan gruplarla dalga geçen tiplerdi. Her neyse, "Ace of Spades" ve "Overkill"i canlı izlemiş oldum, başka da bir şey söylemeye gerek yok aslında.

Kaldı ki çok çok iyi hatırlıyorum, sanırım 8-10 sene önce Motörhead buraya geliyordu ve çok az (40-50 adet kadar) bilet satıldığı için konser iptal olmuş ve "bir daha oraya gelmeyeceğiz" diye açıklama yapmışlardı. Ama geldiler, bunların nedenlerini burada paylaşmak bana düşmez. Belki sadece "Money talks" durumudur, belki de adamlar bizi çok seviyordur ha!

Cumartesi gecesinin en güzel konseri Limp Bizkit oldu. Fred Durst süper ötesi bir adammış, onu da görmüş olduk. Sevdiğim tüm şarkılarını çaldılar. Acayip eğlencelilerdi. "My Generation", "Chocolate Starfish" derken "My Way", "Nookie", "Faith", "Rearranged" süperdi. Bir de "Blue Eyes"i dinledik ki evlere şenlikti.

Fred, sahneden seyircilerin arasına indi ve iki şarkısını seyircilerin arasında söyledi. Acayip sıcakkanlı, enerjik ve süper adamlardı. Açıkçası rapcore ile aram neredeyse hiç olmamasına rağmen bundan iki yıl önce ki Rock'n Coke'da izlediğimiz "Linkin Park" da bizi oldukça eğlendirmişti. Limp Bizkit, Linkin Park'a göre daha sertti tabii ki. Benim için Cumartesi gününün performansı da Limp Bizkit oldu.

Soulwax ismiyle tanıdığımız Belçika'lı kardeşler David ve Stephen Dewaele yani 2manydjs Cumartesi gecesinin son performansı idi ama ona kalmadık, malum Pazar günü bizi çok daha hareketli bir gün bekliyordu. Limp Bizkit bitince Kadıköy servisine binerek 1 saat 10 dakika sonra evimize vardık.

17 Temmuz Pazar

Cumartesi günü eve gidip uyku moduna geçtikten, dinlendikten ve sıkı bir kahvaltıdan sonra tekrar yollara düştük. Cumartesi günü üç kişi takıldığımız festivalde Pazar günü on kişi olacaktık. Zira arkadaşlarımın neredeyse hepsi sadece pazar gününe bilet almıştı ama bendeniz cumartesiyi de es geçmemek lâzım diye düşündüm.

Yine Kadıköy'den 15.00 gibi bindiğimiz otobüsten 16.05'te indik ve mekâna yollandık. FM Belfast'a yetişmeyi planlıyordum. Nitekim başardık da.

Mekâna vardığımızda ana sahnede Friendly Fries vardı ama yeni gelen arkadaşlarımızla etrafı keşfe koyulduk ve o sıcakta sahne önüne gitmeyi göze alamadığımız için grubu fonda dinledik.

17.15'te FM Belfast'tan önce Vodafone FreeZone Sahnesi'nde yerimizi aldık. Efenim bu merakla beklediğim grup, en sevdiğim ülkelerden biri olan İzlanda'dan geliyordu.

Grup, 2006 yılında Loa Hlin Hjalmtysdottir ve efsanevi Mum grubunun kurucularından Örvar Poreyjarson Smarason'un da katılımıyla orjinal kadrosuna kavuştu. İlk albümleri "How to Make Friends" 2008'de yayınladılar. İnanılmaz eğlenceli, neşeli, mutlu, kendileri mutlu, seyircisini de mutlu eden, süper süper süper! sahne performansına sahip bir gruptu. Beklediğimin kat kat üstündelerdi ve bir kez daha gelirler ise (ki daha önce Babylon'da geldiler) tekrar izlemeyi çok istiyorum. O kadar çok hoplayıp, zıplayıp, dans ettik ki FM Belfast sonrasında t-shirtlerimiz, şortlarımız terden sırılsıklam olmuştu.

Hava yine acayip sıcaktı. Biraz olsun serinleyebilmek için Beer Kokteyl standına gidip, Mojito moduna girdik ve süper iyi geldi. Gece boyunca birkaç kez daha bunu yaptık, hem ağır gelmiyor, hem de limonun, tuzun ve buzun etkisiyle klima etkisi yapıyor ve resmen bünyeyi canlandırıyordu.

Vodafone FreeZone Sahnesi'ne döndük ve az da olsa İlhan Erşahins İstanbul Sessions'ı izledik.

Yine yeme-içme, dolanma, muhabbet modlarından sonra Skunk Anansie için Ana Sahne'de yerimizi aldık. Böylece Skin'i bir kez yalnız, 2 kez de Skunk Anansie ile beraber 4.izleyişim oldu.

İsimlerini bir halk masalından alan Skunk Anansie, vokalist Skin'in "clit-rock" adını verdiği türleriyle muh-te-şem bir performans sergiledi yine! Punk, dub, hip-hop ve dünya müziği gibi birbirinden çok farklı müziklerden etkilendiklerini belirten Skunk Anansie, şarkı sözlerinde ırkçılık ve diğer sosyal meselelere bol bol değiniyor.Grup, üçüncü albümlerinden sonra dağılmıştı ama 2009 yılında birkaç konser için bir araya gelince tekrardan grup birleşti ve 2010 yılında da son albümleri "Wonderlustre" yi yayınladı. Skin sahneden stage diving yaptı, eller üzerinde şarkısını söyledi; tüm sıcakkanlılığı, enerjisi ve siyahî güzelliğiyle bizleri yine büyüledi.

Tüm albümlerini yalayıp yuttuğum Paulo Nutini ise 21.00'i biraz geçe sahne aldı. Adam o bilindik ozan havasıyla şarkılarını söyledi. Sevdiğimiz tüm şarkılarını ard arda çalarak bize harika bir müzik ziyafeti sundu. Şarkılarını söylerken öyle bir ruh hali içerisine giriyordu ki etkilenmemek mümkün değildi. Mükemmeldi.

Travis ve Mogwai'nin aynı saatlerde sahne alıyor oluşu bizi bir kaosa sürükledi adeta. Post-rock'ın en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Glasgow'un bağrından kopup gelen Mogwai mi, yoksa yine aynı ülkeden yani İskoçya'dan gelen Travis mi? Paulo Nutini'den sonra hemen Mogwai'nin sahne alacağı Coca-Cola Zero Sahnesi'ne gittik çünkü arada 15-20 dakikalık bir zaman dilimi vardı ve dönüşümlü olarak seyredebileceğimizi düşünmüştük. Ancak 22.15'te sahne alması gereken Mogwai 23.00'e doğru çıkınca çok fazla bekledik ve 1,5 sarkı dinleyip Travis'i izlemeye gittik -ki o da başlamıştı.- Travis daha önce ülkemize geldiğinde gidememiştim, biletleri çok pahalı bulmuştum. Bu bir fırsattı ve son 20 yılın en önemli Britpop gruplarından biri olan Travis'i Rock'n'coke'da izlemek harika olacaktı.

1990'da Glasgow'ta Francis Healy, Andy Dunlop, Neil Primroe ve Dougie Payne tarafından kurulan Travis, kendi olanaklarıyla yayınladıkları "All I Wanna Do is Rock" EP'lerindeki mütevazi vokalleri ve yükselen gitarları ile dikkati çekmişti. İkinci EP'leri "U16 Girls"ü yayınlamalarının ardından popülaritelerini artıran grup, ilk albümleri için U2'nun prodüktörü Steve Lillywhite ile anlaştı. İkinci albümleri "The Man Who"yu 1997'de yayınlayan grup, bu albümden çıkan ve konserin sonunda binlerce insanla hep bir ağızdan söylediğimiz "Why Does It Always Rain on Me?" ve "Writing to Reach You" gibi hitler ile müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Sempatik şapkası ve sempatik haliyle Fran harikaydı, seyirci müthişti, seyirci ile iletişimleri de müthişti. "Flowers in the Window"u dinlemek harikaydı. Yüzümüze yayılan tebessüme hakim olamadık.

Travis'ten sonra yine yeme-içme, muhabbet ve kritikler ile biraz vakit geçirdik; heyecanla Moby'yi beklemeye başladık. Aslında Moby sahne aldığında ayaklarımızı hissetmiyorduk, yorgunluktan bayılmak üzereydik. Ancak Moby öyle bir giriş yaptı ki koşa koşa sahne önüne geçtik. Arka arkaya en sevdiğimiz şarkılarını, müthiş bir sound ile çaldıkça adeta kendimizden geçtik.

Adam süperdi, evet tek kelimeyle süperdi. Her şarkı sonrasında arka arkaya "Thank you! Thank you! Thank you! Thank you!" demesi de sempatikti; bize, ülkemize dair ettiği laflar da öyle. Amerika'lı sanatçı ve müthiş müzik adamı Moby bizleri Ana Sahne'ye mıhladı ve konserin ne zaman sona erdiğini bile anlayamadık.

Saat 02.15 gibi mekândan ayrıldık, dünya tatlısı dostlarımız bizi Bakırköy'e bıraktı, oradan da taksi ile Kadıköy'e ve evlerimize geçtik. Eve vardığımızda saat 03.25 idi.

Yaklaşık üç saatlik uyku ile işe gelebilmeyi de başardık. Bu yıl ki Rock'n Coke harikaydı, daha iyilerini de gördük elbet. Benim açımdan Smashing Pumpkins, Chris Cornell, MSP ve The cure konserleri inanılmazdı. Umarım seneye bir grunge grubu getirirler. Buradan yine mesaj vereyim. Lütfen Silverchair veya Stone Temple Pilots'ı getirin. Pekâla bunlar olmaz ise Red Hot chili Peppers da bizi çoook eğlendirebilir.

Aşağıda bu bu yılın programını görebilirsiniz.

Herkese müzikle dolu nice nice yıllar, süper festivaller diliyorum.

Bayan Arıza (18 Temmuz 2011)

16 TEMMUZ CUMARTESİ

Ana Sahne
Limp Bizkit
Motörhead
The Kooks
Duman
2manydjs
Kurban
Çilekeş

Vodafone FreeZone Sahnesi
Aloe Blacc
Curry & Coco
Acid Washed
Melis Danişmend
Fuchs & Cervus
Soaked
Golem
DJ Sarıyılan (Sezyum)
Grup Ses Beats
Hemi Behmoaras

Coca-Cola Zero Sahnesi
Dum Dum Girls
Electrelane
Esben and the Witch
Deja-Vu
Dengesiz Herifler
She Past Away
Hakan Tamar

17 TEMMUZ PAZAR

Ana Sahne
Travis
Moby
Paolo Nutini
Skunk Anansie
Athena
Friendly Fires
Gripin

Vodafone FreeZone Sahnesi
Thievery Corporation
Beach House
İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions
Tunng
FM Belfast
Gaslamp Killer
Mabbas & Style-ist
Club Bangkok
Dancing Birds Feel The Beat

Coca-Cola Zero Sahnesi
Mogwai
The Black Lips
The Qemists
Chapel Club
On Your Horizon
Post
To Mexico With Love
Kül
Social Inclusion Band

16 Temmuz Cumartesi
Şehir Sahnesi
Kung Fu
Kanca
RockA
Çapıt
Falsetto
Radyo Babylon Soundsystem – fasitdaire

17 Temmuz Pazar
Şehir Sahnesi

Suitcase
Pijama
The Wingmen
Yeni harman
Neverband
Blue Motion