• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Steve Hamilton “Travma”

Bayan Arıza tarafından 5 Ekim 2012 tarihinde yazıldı.

Steve Hamilton'ın "Travma"sını bitirdim bugün. Kitap, Koridor Yayınları'ndan ve çeviri Ender Nail’e ait.

2011 yılında Edgar "En İyi Roman" ödülü almış bir roman. Yine arka kapağını okuyup ve ayak üstü birkaç sayfasına göz atıp aldığım kitaplardan biri. Kitabın adı da beni çok etkilemişti aslında. Gerilim veya polisiye kitabı sanmıştım -ki bilirsiniz çok severim- ancak macera içeriyor ancak polisiye olduğu söylenemez, içinde aşkı da barındırıyor, psikolojik boyutu da var.

Gelelim öykümüze, kitabın kahramanı -Mucize Çocuk dedikleri- geçmişte travmatik olaylar zinciri yaşayan, hiç konuşmayan Mike. Mike, 8 yaşında bir takım olaylar yaşar (ki bunu kitabın son sayfalarına yaklaşırken öğreniyorsunuz) ve amcasının yanında yaşamaya başlar. Amcasının dükkânında yaşarken kilitleri keşfeder. Kahramanımız 17 yaşındadır, çok güzel resim çizmekte ancak yaşadığı olaylardan beridir hiç konuşmamaktadır. Mike kendi halinde, naif bir çocuktur. Kilitleri keşfi başına dert açar, tutuklanır, ceza alır, cezası da bir eve gidip ev sahibinin ona verdiği tüm işleri yapmasıdır, evin kızı Amelia'ya aşık olur. Ancak kilit açma yeteneği onu bir Hayalet'in peşine sürükler. Kendisini bir anda bambaşka bir dünyanın içinde bulur.

Gayet akıcı bir dile sahip olan 400 sayfalık Travma ile farklı bir roman okumanın keyfini çıkarabilirsiniz.

Bunlar da kitabın arkasında yazanlar:

Edgar Ödülü En İyi Roman -2011-

Sözcüklerle tarif edilemeyecek kadar derin." -New York Times-

"Müptelası olacaksınız." -Booklist-

"Hipnotize edici… Elinizden bırakamayacağınız kadar olağanüstü." -Lee Child-

"Uzun zamandır bu denli büyüleyici bir kitap okumamıştım. Travma cesur, gerçekçi ve dolambaçsız okunacak, hayal kırıklığına uğratmayacak bir roman." -Michael Connelly-

"Bu kitap insanı içine çekiyor." -San Francisco Book Review-

Mike Smith; o bir 'Kilit Sanatçısı'. Kombinasyonlar, şifreler ya da anahtar olmadan herhangi bir kasayı, asma kilidi veya kilitli kapıyı açabiliyor. Zamanını hikayesini yazarak geçiriyor çünkü başından geçenleri paylaşabilmesinin tek yolu bu; yazmak. On yıl boyunca hiç konuşmadı. "Mucize Çocuk" olarak ünlendiği o trajik günden beri. Tek bir kelime bile.

Mike destek vermekten kendinizi alıkoyamayacağınız o gizemli insanlardan biri… Aşkını resimlerle tasvir eden, uçurumun kenarından dönmüş, mücadeleci bir ruh… Sessiz bir dahi.

Özgün içeriğiyle en iyi roman dalında 2011 yılının Edgar Ödülü'ne layık görülen Travma; karakterleri yalnızca belleğinize kazımıyor, aynı zamanda kombinasyonlar ve olasılıklar hakkında sizi kışkırtıcı bir yolculuğa davet ediyor.

Etgar Keret “Türk okurlarım kibar ve genç”

Bayan Arıza tarafından 4 Ekim 2012 tarihinde yazıldı.

İsrail edebiyatının yıldızı Etgar Keret, önceki gün Radikal okurlarıyla buluştu, edebiyat ve Ortadoğu'yu konuştu.

Tanpınar Edebiyat Festivali kapsamında İstanbul ’a gelen İsrailli yazar Etgar Keret ile okurları, Radikal’in düzenlediği ‘Etgar Keret’le 5’te 5’ etkinliğinde buluştu. Radikal’in internet sitesi üzerinden yapılan yarışmada, Etgar Keret ile söyleşi yapma fırsatı yakalayan okurları daha yazar gelmeden söyleşi mekânında hazırlar. Konuklardan ikisi daha önce hiç Etgar Keret okumamış. Ancak Keret’in yazarlık dışında Ortadoğulu kimliği ve yönetmenlik kariyeri sağolsun, onların da bu etkinlikte soracakları var. Sıkı bir Keret okuyucusu olan Tuna Bahar söyleşinin ‘dikkatli okuru’. Etkinlik sonrası yazara kendi kitabını armağan ederek Keret’e hayranlığını da gösteriyor.

Artık yazarla söyleşi zamanı… Keret, tam vaktinde yayıncısı Sanem Sirer’le karşımızda. İlk sorumuz: ‘İstanbul’u nasıl buldunuz?’. Bu, yazarın İstanbul’a üçüncü gelişi. Bir önceki ziyaretinde Taksim’de bir terör saldırısına tanık olmuş, bunun ülkenin rutini olup olmadığını soruyor. Farklı bir yere gidildiğinde oradaki olaylar ve rutin hakkında bilgi sahibi olmamanın sanal bir gerçeklik duygusu uyandırdığı görüşünde. “ Türkiye , kibar, genç ve kitaplarımı okuyan insanlardan oluşuyor. Tabii bunlar benim karşılaştıklarım, genel konuşmak yanlış.” ‘Etgar Keret’ İngilizce ‘urban challenge’ anlamına geliyormuş. ‘Şehirsel güçlük’ diye çevirebileceğimiz bu isim yazar hakkında bize birkaç ipucu verebilir. Konuşma sırası yayıncı Sanem Sirer’e geldiği zaman anlıyoruz Keret’in James Joyce ya da Orhan Pamuk ’taki gibi bir şehir bağlılığı olmadığını. Ancak Tel Aviv’de yaşamayı seviyor, “Yaşamak için değil ama yaratmak için çok doğru bir yer” diyor. İsrail ve Ortadoğu soruları artınca Sirer’den ufak bir uyarı alıyoruz. Ama Keret sorulardan rahatsız değil, “Eskimo olsaydım bana orası soğuk mu diye soracaklardı” diye espri bile yapıyor. Yazarın ‘Wristcutters: A Love Story’ adında filme çekilmiş senaryosunda bileklerini keserek intihar eden insanlardan oluşan fantastik bir dünya kurgusundan yola çıkılıyordu. Hakan Yılmaz’ın film hakkındaki sorusu üzerine Batılı ve Doğulu yazarların ölüme bakış açısının farklılığını konuşurken Keret’in ilk öyküsü ‘Gazze Blues’u nasıl yazdığını öğreniyoruz. 19 yaşında, askerdeyken bir arkadaşının intiharı yazarın ilk öyküsünü yazmasına vesile olmuş. Bu olayla farkındalığının arttığını söylüyor. Son kitabı ‘Kapı Birden Vuruldu’ ise yazarın hayatındaki oldukça hareketli ve uzun bir dönemin ürünü. Bir önceki eserinden bu yana verdiği on yıllık arada iki film yapmış, evlenmiş, çocuğu olmuş. Hayatındaki değişimlerin farkına varıp bu değişimlerden de öykülerin çıkabileceğini çok sonra düşünmeye başlamış. Söyleşi sonrasında Keret’e okurların tepkisini sorduğumuzda “Tuhaf ama genelde yazarlar okurlarıyla bir araya gelmiyor” diyor. “Karşı karşıya geliyor, kitap imzalıyorsunuz belki ama oturup sohbet etmiyorsunuz. O yüzden hoşuma gitti. Okurların yazdığım şeyleri nasıl yorumladıklarını görmek ilginçti.”

Kaynak: Radikal

Moonspell Konser Kritiği

Bayan Arıza tarafından 1 Ekim 2012 tarihinde yazıldı.

Portekiz'den çıkmış en güzel grupların başında gelen Moonspell'i 30 Eylül Pazar gecesi İstanbul Live'da izleme şansı yakaladık! Avrupa’nın en iyi konser gruplarından biri olan Moonspell 5 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’daydı.

Bu yıl 20. yılını kutlayan Moonspell ilk büyük çıkışını 1996 yılında "Irrelligious" isimli 2. albümleri ile yaptı. Bugüne dek Sin/Pecado, Antidote, Darkness & Hope, Memorial, gibi başarılı albümlere imza atan grup 9. albümlerini "Alpha Noir/Omega White" adıyla bu yıl yayınladı.

Bugüne dek Türkiye’de 3 konser veren Moonspell, 1999’da Andromeda’da, 2004’te de Venue Maslak’ta kapalı gişe konserler verdi. En son 2007 yılında Summer Rocks festivalinde sahne alan Moonspell binlerce müziksevere unutulmaz bir gece yaşattı.

Bence 30 Eylül Pazar gecesi 2012'nin en güzel konserlerinden birine ev sahipliği yaptı. Fernando ve ekibi bizlere unutulmaz bir gece yaşattı.

Grubun 20.00'de çıkacağı söylenmişti. Elbette bugüne dek yüzlerce konser izlemiş bir insan evladı olarak biliyordum ki konser asla 20.00'de başlamayacaktı. Üstelik günlerden Pazardı. Ne kadar gecikebilirlerdi ki? Sabrın sonu selamet olayı dayanılmaz hale geldi. Grup, 23.00'te sahne aldı ve 01.30'a dek aralıksız çaldılar. Tek kelimeyle muhteşem bir setlist hazırlamışlardı. Ses düzeni her şeye rağmen iyiydi. Ön grup Moribund Oblivion sahne almadı. Dolayısıyla sahne Moonspell'indi. Grup, burada olmaktan hoşnuttu, Fernando Ribiero hayranlarına ve İstanbul'a övgüler yağdırdı.

Sahne önü diye tabir edilen yerin hemen önündeki masalardaydık. Elemanlarla aramızda birkaç metre vardı ve grubun muhteşemliği karşısında ağzımız açık kaldı. Süper süper parçalar seçmişlerdi. Bizi bu kadar bekletmelerine kızamadık haliyle.

Bugüne kalan 3 saatlik uyku ile işe gelmek, hafiften tutulmuş bir boyun ve kısık bir ses oldu. Tabii ki her şeye değdi!

Yine gelsinler, yine gidelim.

Yeri gelmişken diskografisinin de üzerinden geçeyim:

Stüdyo Albümleri: Wolfheart (1995) Irreligious (1996) Sin/Pecado (1998) The Butterfly Effect (1999) Darkness and Hope (2001) The Antidote (2003) Memorial (2006) Night Eternal (2008) Alpha Noir / Omega White (2012)

EP'leri: Under the Moonspell (1994) 2econd Skin (1997)

DVD'leri: Lusitanian Metal (2008)

Demoları: Serpent Angel (1992) Anno Satanae (1994)

Suits

Bayan Arıza tarafından 27 Eylül 2012 tarihinde yazıldı.

İki sezonu da bitirdikten sonra Suits hakkında birkaç satır yazmaya karar verdim.

2011 yapımı bu muhteşem dizinin yaratıcısı Aaron Korsh. Kendisini Everybody Loves Raymond (1996) ve Just Shoot Me! (1997) dizilerinden hatırlayabilirsiniz.

Dizi, iş bitirici avukat Harvey Specter (Gabriel Macht) ve yardımcısı Mike Ross (Patrick J. Adams)'un maceralarını anlatıyor. Suits, bu iki harika oyuncunun yanısıra Rick Hoffman'ın muhteşem bir şekilde canlandırdığı Louis Litt karakteri ile tavan yapıyor.

Harvey Specter avukatlık camiasında çok bilinen, kendi çizgisi olan, süper takımlar giyen, gayet cool, havalı, sözünü esirgemeyen, Aston Martin kullanan ve tarzı olan bir avukat. Hayran olmamak elde değil. Mike ise sözde Harvard mezunu, çok zeki ve fotografik hafızası 1500 olan bir karakter.

Suits, son derece keyifli ve sürükleyici bir dizi. Dizide bir sürü hukuk terimi geçmesine rağmen bağımlısı yapıyor sizi adeta. 42-43 dakika boyunca sizi esir ediyor ama çok keyif alıyorsunuz izlerken.

Dizide şirketin sahibesi olan Jessica Pearson yani Gina Torres de muhteşem bir oyunculuk çıkarıyor. Ayrıca Harvey'in sekreteri, her şeyi olan Donna Paulsen'i canlandıran Saray Rafferty de süper hiper oynuyor. Oyuncular gerçekten de harika seçilmiş. En itici karakter gibi görünen Louise Litt bile bence çok sevimli. Bir de Mike'ın yanık olduğu Rachel Zane (Meghan Markle) var.

Dizimiz Manhattan'daki bir avukatlık bürosunda geçiyor. Bizi adeta avukatların dünyasına davet ediyor.

Her bölümde farklı bir olay çözülüyor gibi görünse de dizi süreklilik arzediyor. Baştan sona keyifle izleyeceğiniz bu harika diziyi tavsiye ediyorum.

Justin Vernon: Grubun Üzerindeki Baskı Dikkat Dağıtıyor

Bayan Arıza tarafından 26 Eylül 2012 tarihinde yazıldı.

Justin Vernon, yakınlarda yeni bir Bon Iver albümü olmayacağını açıkladı.

Çift Grammy ödüllü Bon Iver’in lideri Vernon yakın tarihli bir röportajında “Herkesin dikkati grubun üzerinde, bu zaman zaman rahatsız edici olabiliyor. Grubu önemsediğim bu günlerde ara vermek en doğrusu olabilir. Geri döndüğümde -eğer dönersem- daha yenilikçi işler yapabilmek için, şimdi gitme zamanı” diyor.

Kaynak: Radyo Eksen

Led Zeppelin “Celebration Day” Basın Toplantısı

Bayan Arıza tarafından 26 Eylül 2012 tarihinde yazıldı.

Led Zeppelin kadrosu dün bir basın toplantısı ile yakında yayınlanacak konser filmleri Celebration Day hakkında konuştu.

Robert Plant, Jimmy Page ve John Paul Jones, 2007 aralığında Ahmet Ertegün anısına verilen konserde yeniden biraraya gelmiş, Guinness World Records 2009′a giren bu konseri izlemeyi 20 milyon kişi istemişti.  Grubun ölen davulcusu John ‘un yerine oğlu Jason Bonham sahne almıştı.  Bu efsane konserin profesyonel kayıtlarından meydana gelen  Celebration Day Ekim 17′de vizyonda, 19 Kasım’da ise DVD formatında satışta olacak.

Kaynak: Radyo Eksen

Yeni Madness Albümü “Oui, Oui, Si, Si, Ja, Ja, Da, Da” Ekim’de Yayınlanacak

Bayan Arıza tarafından 20 Eylül 2012 tarihinde yazıldı.

Ska efsanesi Madness yeni albümünü Ekim 29′da servis edecek. Oui, Oui, Si, Si, Ja, Ja, Da, Da adını verilen LP topluluğun 10. stüdyo çalışması olacak. Radyoda sıkça çaldığımız yeni kayıt “Death Of A Rude Boy” paylaşılalı çok oldu ama LPden yeni bir parça için 22 Ekim’i beklemek gerekecek. Topluluk Oui, Oui, Si, Si, Ja, Ja, Da, Da‘nın şerefine önümüzdeki günlerde UK içinde turnede olacak.

Kaynak: Radyo Eksen

Soundgarden King Animal Albümü 13 Kasım’da Yayında

Bayan Arıza tarafından 20 Eylül 2012 tarihinde yazıldı.

Soundgarden, 16 senelik arayı 13 Kasım’da yayınlanacağı kesinleşen albümleri ile kapatacak. Grunge devi Soundgarden’ın “King Animal”  adını verdiği yeni albümü için heyecanlanmaya başlamanın zamanıdır.

Kaynak: Radyo Eksen

Deftones Yeni Albümden İlk Kaydını Yayınladı “Leathers”

Bayan Arıza tarafından 20 Eylül 2012 tarihinde yazıldı.

Kaliforniya’lı alternatif metal topluluğu Deftones,  Kasım 13′te yayınlayacağı yeni LPsi “Koi No Yokan” dan ilk singleı dinleyiciye sundu. Yeni Deftones parçası “Leathers” altta dinlenebilir, şuradan ücretsiz indirilebilir.

Kaynak: Radyo Eksen

Jean-Christophe Grangé “Sisle Gelen Yolcu”

Bayan Arıza tarafından 15 Eylül 2012 tarihinde yazıldı.

Her şey "Kızıl Nehirler" filmini izlediğim zaman başladı. Filmi çok beğenmiştim, filmin senaryosunun kime ait olduğunu araştırırken, kitaptan uyarlama olduğunu öğrendim. Yazarın adı Jean-Christophe Grangé idi. Hemen bu Fransız yazarın kitabını aldım ve bir solukta okudum. Ardından diğer kitapları geldi; Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu, Kurtlar İmparatorluğu, Siyah Kan, Şeytan Yemini, Koloni derken tüm kitaplarını hatim ettim.

Sisle Gelen Yolcu, yazarın son kitabı. 677 sayfalık bu kitabı da yine bir solukta okudum. Leyleklerin Uçuşu'ndan sonra en hızlı okuduğum kitabı oldu. Ancak hâlâ en sevdiğim kitabı Leyleklerin Uçuşu.

Sisle Gelen Yolcu, tıpkı yazarın diğer kitapları gibi müthiş bir kurguya ve inanılmaz ayrıntılara sahip. Katili ararken, olayları çözmeye çalışırken kendinizi oradan oraya sürüklenir bir halde hissediyorsunuz. Final bölümünü çok etkileyici bulmadığımı belirtmeliyim. Fakat yine de klasik ve etkileyici bir Jean-Christophe Grangé kitabı. En azından bir önceki kitabı "Ölü Ruhlar Ormanı"ndan daha çok sevdim bu kitabını.

Sisle Gelen Yolcu, Doğan Kitap'tan çıktı ve çeviri Tankut Gökçe'ye ait. Orjinal adı "Le Passager".

Yazarın Eserleri:

Le Vol des cigognes (1994) Türkçe Çevirisi: Leyleklerin Uçuşu (2002)

Les Rivières pourpres (1998) Türkçe Çevirisi: Kızıl Nehirler (2001)

Le Concile de Pierre (2000) Türkçe Çevirisi: Taş Meclisi (2001)

L'Empire des loups (2003) Türkçe Çevirisi: Kurtlar İmparatorluğu (2003)

La Ligne noire (2004) Türkçe Çevirisi: Siyah Kan (2005)

Le Serment des limbes (2007) Türkçe Çevirisi: Şeytan Yemini (2007)

Miserere (2009) Türkçe Çevirisi: Koloni (2009)

La Forêt des Mânes (2010) Türkçe Çevirisi: Ölü Ruhlar Ormanı (2010)

Le Passager (2011) Türkçe Çevirisi: Sisle Gelen Yolcu (2012)

Bu da Doğan Kitap'ın sitesinden kitaba dair bilgiler:

Benliğin karanlık sularında dolaşan “bavulsuz yolcu”

Tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam… Aynı yerde, bir bakım çukurunda çırılçıplak bir ceset… Ve olay üzerine polis tarafından çağrılan psikiyatr Mathias Freire… Polis, hafızasını yitirmiş adamı sorgulamak isterken, Mathias kendisinde de aynı kişilik hastalığı olduğunu fark eder. Acaba aranan seri katil kendisi midir?

Sadece Fransa’da 300 binden fazla satan ve şimdiden 10 dile çevrilen Sisle Gelen Yolcu, tüm romanlarında ısrarla “kötülük”ün kaynağını arayan Jean-Christophe Grangé’nin kurduğu kabus dolu bir labirent. Grangé, romanını tasarlamak için her romanında olduğu gibi bu romanında da titiz bir araştırma süreci yaşamış. Bir psikiyatri hastanesinde bir süre kalmış ve hastalarla uzun sohbetler etmiş. Marsilya’daki evsizlerin arasına, heyecan verici tasvirlerle anlattığı tekinsiz bir dünyaya dalmış.

Romanın ana karakterini bu araştırmalar sonucunda yaratmış Grangé. Mathias Freire, Bordeaux’da işi dışında özel bir hayatı olmayan, bir ihtisas hastanesinde görev yapan genç bir psikiyatr. Nöbetçi olduğu bir gece, tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam getirilir hastaneye. Ertesi gün ise bölgede bir ceset bulunur. Cesedi bulunan kişi genç bir uyuşturucu bağımlısıdır ve vücudunda hiçbir darp izi yoktur. Mathias hastasıyla özel olarak ilgilenir. Yaptığı hipnoz sonucu hastası, geçmişiyle ilgili bazı bilgileri hatırlar. Ancak doktorun araştırmaları, hastasının verdiği bilgilerin tamamen düzmece olduğunu gösterir. Mathias, adamın psişik bir kaçış içinde olduğu, büyük bir travmadan sonra esas benliğinden kurtulmaya çalıştığı ve bu yüzden bilinçsizce yeni bir kimlik yarattığı görüşündedir. Ancak an gelir, kendisinin de, hastası gibi psişik bir kaçış yaşadığını keşfeder ve asıl kimliğini bulmaya karar verir. Mathias’da da hafıza kaybı vardır; kendine geldiği zamanlarda, başka bir kişiliktir. Ve “bavulsuz yolcu” olarak, kendi geçmişini araştırmak üzere yola düşer.

Hikâyelerinde biraz efsane unsuru, biraz western, biraz tarih olmasını sevdiğini belirten Grangé, “hayatını bırakıp kaçma eğilimini”, büyük bir terslik yaşadığımızda, kendimizi ailevi ya da mesleki baskı altında hissettiğimizde hepimizin yaşayabileceği bir itki olarak değerlendiriyor.

Jean-Christophe Grangé kimdir?

Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı. "Paris-Match" için gezi-macera röportajları, "Figaro Magazine" için bilimsel röportajlar hazırladı. Leyleklerin göçü üzerine hazırladığı yazı dizisinden esinlenen "Leyleklerin Uçuşu" adlı ilk romanı 1994’te yayımlandı. Bu kitap sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi. Fransa’da 450 000 adet satan ve dünyada 20 dile çevrilen "Kızıl Nehirler" yazarın ikinci romanı. Grangé’nin üçüncü romanı "Taş Meclisi" ise eylül 2000’de çıktı ve yalnız Fransa’da kısa sürede 150 000 adet sattı. Mathieu Kassovitz tarafından filme çekilen ve başrollerini Jean Reno ve Vincent Cassel’in oynadığı "Kızıl Nehirler" Hollywood’u keşfetmek için iyi bir koz.