• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • 20 Şubat->Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

Flea “Helen Burns” Solo EP

Bayan Arıza tarafından 23 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

Hafta başında duyurulan Flea EP’si yayınlandı. Meraklısı buradan parçaları buradan satın alabiliyor.  Patti Smith ve albümün gelirinin sahibi Silver Lake Konservatuarı'nın korosunun da eşilk ettiği EP'nin parça listesi ise şöyle:

Helen Burns: 01. 333 02. Pedestal of Infamy 03. A Little Bit of Sanity 04. HelenBurns 05. 333 revisited 06. Lovelovelove

Kaynak: Radyo Eksen

RIP Amy Winehouse

Bayan Arıza tarafından 23 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

Geçtiğimiz sene bugün hayatını kaybeden harika ses Amy Jade Winehouse 14 Eylül 1983′te Southgate Londra’da dünyaya gelmiş, ailesinin etkisiyle caz müziğe yönelmişti. Amy 13 yaşında ilk gitarına sahip oldu, şarkı yazmaya başladı, birkaç yerel grupta şarkı söyledi. 2000 yılında Ulusal Gençlik Caz Orkestrası’na katıldı. Sonrasında prodüktör Salaam Remi ile tanıştı, ilk albümü Frank(2003) de onun prodüktörlüğünde çıktı. Albüm çok iyi eleştiriler aldı, hatta Winehouse’un sesi onun idollerinden biri olan Sarah Vaughan ile karşılaştırıldı. Aynı yıl Glastonbury, Montreal Uluslararası Caz Festivali gibi prestijli festivallerde sahne almaya başladı.

İlk albümünden 3 yıl sonra, büyük ses getiren ikinci albümü Back To Black yine Salaam Remi ve Mark Ronson prodüktörlüğünde yayınlandı. İçinde ‘You Know I’m No Good’, ‘Rehab’ , ‘Love Is A Losing Game’ gibi şarkıları barındıran albüm Birleşik Krallık listelerinde defalarca bir numarada yer alırken, Amerika’daki Billboard 200 listesine de 7 numaradan girmeyi başardı. Aynı zamanda 1.85 milyon kopyayla 2007′de Birleşik Krallık’ın en çok satan albümü oldu.

2008′de de Winehouse’un başarısı devam etti, Grammy’de Yılın Şarkısı, En İyi Pop Albümü, En İyi Yeni Sanatçı ve En İyi Kadın Pop Vokali ödüllerini aldı. Bu ödüllerle Guiness Rekorlar Kitabı’na da girmiş oldu : ‘En Çok Grammy Kazanan İngiliz Kadın Sanatçı’ .

Amy Winehouse başarılarının yanında özel hayatı, alkol ve uyuşturucu problemleriyle de çok konuşuldu. 2008′de uyuşturucu alışkanlığından kurtuldu ama aşırı alkol tüketmeye başladı. Geçen sene bugün de alkol zehirlenmesi sebebiyle Camden,Londra’daki evinde hayatını kaybettiğinde sadece 27 yaşındaydı.

Kısa hayatında çok başarılı iki albüme sahip olan sanatçının ölümünden sonra Lioness:Hidden Treasures(2011) Winehouse’un daha önce yayınlanmamış kayıtlarından oluşan, parçaları ise ailesi ve prodüktörleri tarafından seçilen bir albüm ve babası Mitch Winehouse tarafından yazılmış, Amy, A Daughter kitabı yayınlandı.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan bir paylaşım daha: “Gemisiz kaptan neye yarar ki..”

Bayan Arıza tarafından 23 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

Cenk Taner iyi müzisyendir, bizdendir. Bir meze sofrasında her şey konuşabileceğin biridir. Sessizdir, ama sessizliği her şeye çaredir. Kadıköy severdir, ama o daha da eskilerdendir. Bakışları her şeyi belli eder "Tanrı mısın sen?" diyenlere "haşa abi, ne yaptın sen?" diyecek biridir. Popülerliği kendisine yer edinememiştir, teknolojiye önem vermemiştir evet "Malum teknoloji Tanrım koru bizi", işte böyle bir şeydir.

Kadıköy'lüdür, ama Galatasaray'lıdır. Değil mi Kadıköy’de olup Galatasaray’lı olmak evet bence de garip. Hayatta elle tutulabilir bir şeyleri anlatmaya çalışmıştır. The Beatles birdir onun için, evet ve de ilktir. O sadece işine odaklanır, fikir sorar. Fikir vermez "evet abi öyle işte" der. Evet o bizim gezegenimizden.

Sessizliği ve sakinliği bir fırtına gibidir. Sessizliğine kapılırsınız, sessizlik çoğu zaman işe yarıyor ne de olsa. O hayatı izler ama sessiz bir şekilde. Sözlerindeki samimiyeti onu karşınızda gördüğünüzde de anlarsınız. Evet karşınızda gördüğünüzde hemen konuşamazsınız, bu olmuştur her daim.

Evet kimi insanlar onu "hayatımı bitirdi" diye tanımlıyor, evet öyledir. Gece başladığında O, sigaranla ve içkinle birlikte senin dert ortağındır. O'nu dinlerken karşında sanki denizi görüyor gibi olursun. Evet O da sever denizi. Deniz çok şeydir O'nun için, bizim de sığındığımız tek şey deniz.

Yorgun ozandır kendisi, yıllar O'nu da eskitmiştir. Sisteme yenik düşmemiştir. O hayranları için televizyonda klip yayınlatmayan biridir işte. Gün gelir alır gitarını çıkar şöyle ve uçsuz buçaksız azınlığı toplar.

Onlarla mutludur, başka şeye de gerek yok aslında. Ağızdan çıkan bir kelime ve bir de gitar. Dinlememek gerek diyenler de vardır, bir intihardır, bir tehlikedir. Evet rüzgarlı deniz kıyısında hava almak gibidir.

Sessizce dinleyenler duyarlar kaptanı, onu duymak zordur aslında. Öyle ya da böyledir. Cenk Taner, öldürüp intihar süsü vermek gibidir. Kaçmıştır O evet, biz de kaçmıştık. Ama O dener. Dedik ya meze sofrası, rakıyı unutmuşuz. Rakı da sever. Geminin kaptanıdır, biz tayfalar ise onunla beraberiz her daim. İşte böyle bir şeyler…  

Cem Kurtuluş’tan konser kritiği: Kesmeşeker 20. Yıl Konseri (21 Ocak 2011)

Bayan Arıza tarafından 23 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

En son Kesmeşeker konseri 2009 Mayıs ayında Ghetto’da olmuştu. Çok güzel ve keyifli bir konserdi. Baya zaman oldu.

21 ocak akşamı Kesmeşeker yeniden sahnedeydi. Biletler konser günü 14.30'dan itibaren satışa çıkmıştı akşam 18.00 gibi tükenmişti. Öğlen 14.30 gibi oralardaydım bilet almak için, bileti erken almam daha iyi oldu. Konser 22.00’de olmasına rağmen bileti aldıktan sonra bir türlü zaman geçmiyordu. Her neyse bunları geçelim.

20.00 gibi mekanın önündeydim, tanımadıklarımızı tanıdık. Mekanın önünde biramızı aldık içiyorduk. Aynı zamanda eşle dostla muhabbet ediyorduk. Muhabbet ve her şey güzeldi. Bazı arkadaşlar da şarkılar söylüyordu. Ama konserin burada olmasını biraz da yadırgadım. Çünkü çok küçük, insanlar sıkışıyor. İyi ki bunu dert etmiyorlar. En azından ben etmedim bunu dert. Nefes alamıyorduk, grubu göremeyenler de vardı. Sadece sesi duyuyorduk. Playist de gayet iyiydi. Bildiğimiz Kesmeşeker şarkıları çalındı. Her şey güzel gitti. Beraber şarkıları söyledik.

Çok güzel oldu. Ama Cenk Taner’in sesi bu defa garip geldi bana. Garip derken elbette kötü değil. Özellikle Can Alper, Emre sarıtunalılar ve Tansu Kızılırmak üçlüsünü görmek güzeldi. Bu kadroyu izlemeyenler bu konserle birlikte izlemiş oldu. Ne çalındı söyleyim. "Tek Sorumlu"yla girildi işte. Sıralamaya göre gitmeyeceğim. Feridun Bey, İşte Güneş, Para Pul, Acıların Kralı, Henüz Onlar Bunları Bilmiyor, Ne zaman gitti tren, Tarzan ince dallarda, Aşklar bizi terk etti. Özellikle Acıların Kralı'nda insanlar çıldırdı.

Her şey güzel gidiyordu ama alkol bir miktar etkisini göstermeye başlamıştı. Ön tarafta kargaşa demeyelim de bir şeyler oldu. Ee fazla alkol alınca böyle oluyor. Konser başladığında cenk Taner'i göremiyorduk. Üç beş fotoğraf çekelim dedik konserde anı kalsın diye önü uzun boylular kapmıştı o yüzden fotoğraf çekmek zordu. Grup  ara verdi, sonra öne doğru geldik. Orada da birkaç fotoğraf ve video çektik. Konser hemen geçti. Sanki 10 şarkı çaldı gibi geldi bize. Şu bir gerçek ki Kesmeşeker’in kemik bir dinleyicisi var. Uçsuz bucaksız azınlığa sevgiler. Sevgiler dipten, saygılar derinden.

Not: Cenk Taner'in sesi garip geldi derken bu kötü değil elbette. Yukarıda da yazdım burada da açıklama gereği duydum. Cenk Taner, benim en değer verdiğim müzisyendir. Bizdendir, bunu bir eleştiri olarak algılayabilirsiniz. Ayrıca mekanda sıkışıp sıkışmama gibi sorunum yok, geçen Karga konserinde sıkıştık bundan hiç şikayetçi olmadım olmam da. Çoğu kişi bu sıkışmadan şikayetçiydi ben şikayetçi değildim. Her neyse açıklama gereği duydum. Ayrıca uzun boyludan kastım, insanların arkadan görememesiydi, bunu da "kıvırıyorsun arkadaş" diyebilirsiniz. Her neyse…  

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Kesmeşeker “Doğdum Ben Memlekette”

Bayan Arıza tarafından 23 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

Bazı siyah beyaz filmler vardır, bazen de siyah beyaz hayatlar vardır bunu tahmin etmek zordur. Efsaneler geçidi vardır. İşte o Efsane "Metin Kurt" oluyor. 70’lerin efsanevi futbolcusu aynı zamanda sosyalist ayrı bir kişilik.

Metin Kurt, anarşist ruhlu olduğu ve isyankâr bir yapıya sahip olduğu için Galatasaray tarafından gönderiliyor bu 70’li yıllara  denk geliyor. O’na "Çizgi Metin" derlerdi o zaman, sağ açık oynardı. Topu götürürdü. Futbolcuları örgütlerdi, sonra  Spor Emek-sen‘i kurdu. "Bunun Kesmeşeker'le bağlantısı nedir?" derseniz, açayım biraz.

Kesmeşeker şarkı sözlerinde her zaman hayatı futbol terimleriyle anlatmıştır. Ters köşe olma durumları, ceza sahası, geride kaldığımız zamanlar, hayatın şartlarına karşı yenik düşmemek, dünyada aşktan çok acıkanların olduğu bir gerçek, sisteme karşı yenik düşmemek, muhalif olmak ve grubun duruşu en önemlisi.

Albüm kapağına baktığımızda ise Metin Kurt gerçeği var. Endüstriyel futbol gerçeği ortaya çıkıyor. Endüstriyel futbol, tribünler, hayat üçgeninde birleşiyor albüm. Bunların haricinde memlekette doğmuş olma hallerine dair anlatılar da var.

En son "Kum" albümü çıkmıştı 2004’te. Onun üzerinden 7 sene geçti. Uçsuz bucaksız azınlık bekliyordu. Konserler fazla olmuyordu. 2010 yılı itibariyle konserler fazlalaşmaya başlamıştı.

Konserleri kaçırmamaya özen gösterdik. Ekim, Kasım derken Aralık’ta albüm çıktı, sonuç itibariyle beklemeye değdi. Her konserde soru üstüne soru soruyorduk "albüm ne zaman çıkacak?" diye. Ve albüm Perşembe günü çıktı. Kimileri albümü internetten sipariş etti çabuk gelsin diye kimisi müzik marketlere koştu.

Ben de öyle yapmıştım. Perşembe günüydü iyi hatırlıyorum. Herkes albüm alırken o gün ben okuldaydım. Okuldan çıkar çıkmaz  Mephisto‘ya gittim. Gitmemle gelmem bir olmuştu. Albümü alıp otobüs durağına doğru koşuyordum eve bir an önce yetişebilmek için. Albümü beklemek maçı beklemek gibiydi.

"Metin Kurt yalnızlığında"  Kaptan bize "iki şişe ucuz şarap bir tarih yazabilir" diye sesleniyor. Hayatın futbol terimleri arasında kayboluşu gibiydi bu, ceza sahası durumları, ters köşe olma durumları, dünyanın düzeni, yapılan düzenbazlıklar, yalnızlığın içinde kaybolan ceza sahası içinde kendini arayanlar, kuşkular, Kul’a kulluk etmeyenler, sistemin önünde eğilmeyenler, "ve ne güzel" derken bir tebessüm oluşur yüzümüzde.

Ve melodisiyle eski albümleri andıran çalışmalardan. Dinleyip de bıkmadıklarımızdan. Şarkı bitmeden "spiker Metin’in golünü anlatır" sonrasında ne güzel nidaları yükselir.

"Her şey sermaye için sevgilim", bu parçanın öncesi vardı birinden duymuştum albüm çıkmadan önce, kiraz sözleri geçiyor o zaman merak içindeydim. Ve dinlediğimde de favorilerimden biri olmuştu.

Zaman geçer karanlık çöker, yolculuk vaktidir artık martılar deniz aramaya çıkmıştır, kemerler bağlanmıştır. Sonrasında kaptan, "bir mektup yaz parasız yatılıya derken" der ve okuduğu dönemlere selam çakar."Bu dünyada aşıklardan çok acıkanlar var" derken dünya düzenine tepkide bulunuyor. Sistemin acımasızlığı, yaşama sandviçleri veona rağmen ayakta duranlar.

7 yıl olmuştu artık bir şeylerin değişme zamanıydı. Ve "Atlar Dönmedi" ile devam ediyoruz. Can Alper şarkıyı mükemmel hale getirmiş. Bulamadıklarımız, bulup da bizden uzakta olanlara, geçmişte bıraktıklarımız, hala orda mıyız diye söylenmeler,  dönmek isteyip de dönemediklerimiz ve gerçekten özleyince dönmek gerek, "başka insan başka şehir, başka lisan başka nehir bilmem ben" her şeyi özetler.

"Kim sessizse o ağlasın", şarkının ismi tuhaf kaçabilir. Kim bilir bir devrimciye yazılmış da olabilir. Kimliksizlere atılan tokatlar, doğmak istemediğimiz yerler, yarı yolda düşen bir arkadaş, sesini çıkaramayanlar, sesini yükseltince kodese tıkılanlar ve niceleri. Kaptanın sesiyle uzaklara doğru yolculuğa çıkmış oluyoruz.

"Gittiğin Gün" şarkısı "gittiğin gün geldiğin güne uzaktan baktım" girişiyle bu parça çoğu kişiyi mest etse de benim ısınamadığım parçalardan biridir. Yalnızlar ligi, rakiplerin zorluğu ve niceleri bu şarkının bana anımsattıkları…

"Eğ Başını Eğeceksen", zamanında "Kent Ozanları" albümünde yer alan şarkı olmakla birlikte değiştirilmiş olması ayrı bir hava katıyor şarkıya. Ama ben her zaman akustik gitarla çalınmış halini tercih ederim.

"Sıcak ve Kurak", temposuyla bizi sarsan albümün bombalarından. Can Alper coşmuş, esmiş, gürlemiş albümde genel olarak ama bu şarkıda ayrı bir performansı var, ayrıca davulda Emre iyi iş çıkarmış. Konserlerde farklı bir coşkuyla söyleniyor bunun da altını çizelim. Sözler de vurucu özellikle "Hem önemsiz hem de nemsiz bir yerde geçer hikayemiz" kısmı ayrı.

"Doğdum ben memlekette", geçmişe dönüş, memlekette doğmuş olma halleri, yaşamın sıkışıklığı arasında yaşama halleri, başka bir şey olabilmek ve "bana versen milyon dolar/oyununda oynamam ki/diyelim mi?" vurucu sözler devam ediyor. Medya patronlarına ve sisteme karşı bir savaş, kayıp kuşağa sesleniş, muhalif yanlar da her Kesmeşeker albümünde olduğu gibi burada da var.

"İsmail", dinlerken ilk göze çarpan sözler, sonrasında gitar temposu. Denizin ve yosunun kokularını alanlar, rotalamayanlar, rotasını şaşıranlar, yol bulmak isteyenler. "Andıran Otu" kitabının etkileri yok değil sözlerde. Konserde çalınmasını istediğim şarkılardan. "Burası bittiği yer mi başladığı yer mi denizin?" Andıran Otu kitabında geçer.

"Benim Adım ne", politik mesajlar önemlidir ama Kesmeşeker bunu şarkı aralarında verir. Savaşa karşıt olmalarını söylemeye gerek yoktur sanırım. "Benim adım ait değil ki barışa / bütün dünya bir yana / her şey bir yana / benim adım ait değil ki savaşa". ölenler, kalanlar, hiç uğruna savaşanlar,  başkalarının keyfini bekleyenler  ve adı oraya ait olmayanlar. Bu şarkıda ait olmayan şeylere mesaj var. En önemlisi de politik mesaj var.

"Tezatlar Kitabı" İnsanın kendini tanıyamadığı zamanlar vardır ruh hallerinin farklılaştığı dönemler, kendine hakim olamadığı dönemler, insanın kendine karşı olduğu dönemler,  bütün mesele "karşıtlık" üzerine.  Sakin ve aynı zamanda  huzur veren "rüzgarlı deniz  Kıyısını" andıran bir parça.  3. Haymatlos Konserinde çalındığını da ekleyelim. Albümdeki şarkıları biliyorduk ama bu şarkının çalınması sürpriz oldu. Moda sahilinde iyi gider bu parça.

7 yıl bekledi Uçsuz Bucaksız Azınlık. "Ekim" denildi, "Kasım" denildi sonunda albüme kavuştular. Kadıköy, Kesmeşeker'dir, biraz deniz ve yosun kokusu almak isteyenler için, tribünleri selamlayıp ceza sahası içinde kendine yer bulamayanlar için.  Farklı bir Sound, muhalif sözlerin baskın olduğu bir albüm ve Metin Kurt’la efsaneleştirilmesi albüme farklı bir hava kattı. Yazımı bitirmeden şu sözlere yer vermeliyim.

"iki şişe ucuz şarap bir tarih yazabilir. verdiğim tüm sözler bir anda uçabilir. sıcak bir bira, patlak bir sigara, Metin Kurt gibi yalnızız ceza sahasında. Ne güzel, ne güzel. Ne güzel Ne güzel…’’

Ve alın teriyle dolu kaplarda boğulanlar için…

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Sodom “In War Pieces”

Bayan Arıza tarafından 22 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

Alman panzerler, 13. stüdyo albümü ile karşımızda. Sodom, thrash metal dünyasında müziğiyle ve duruşuyla dikkat çeken bir grup oldu her zaman. Onları ya seversiniz ya nefret edersiniz ama ben ilk dinlediğimde açık söylemek gerekirse hiç sevmemiştim. Dinleyince alıştım. Müziğinde black metal unsurlar daha çok gözdeydi, sonra punk karıştırmışlardı müziklerine. Onların müziklerinde bu hep vardı.

Bir thrash metal grubu nasıl olur herkese gösterdiler. Sözleriyle  hep nefret kustular. Din karşıtı düşünceleri, savaşlara olan karşıt düşünceleriyle ön plana çıktılar.

M16 albümü duruş olarak en iyi albümlerinden biri olduğu söylenebilir. Albüm ilk dinlenildiği zaman sevilemeyebiliyor, "evet garip albüm olmuş" diyorsunuz. Dinledikçe alışsanız da yine de kendinizi garip bir albüm demekten alamıyorsunuz. Akılda kalıcı riffler yazmışlar.

Akustik bir giriş ile başlayan "In War Pieces" parçasıyla açılışı yapalım. Davullar kendini gösteriyor. Tom’un öfkeli vokaliyle saldırı devam ediyor, ama aralardaki melodiklik iyi olmamış. "I’m Leaving you In war and Pieces" parçanın özetidir. Pis kokulu ölüm savaşırken sizi bekliyor.

Hellfire, diğer bir deyişle cehennem ateşi en gaz parçalardan biri aynı zamanda favorilerimden. İlk başlarda tempo iyi ve sonra hızlanıyor ama melodikleşmesi hiç iyi olmuyor. Bu sodom’a gitmemiş fikrimce. "Leave The Sentenced Fate Behind" diye mesaj veriyor.

"Through Toxic Veins", melodik ve yavaş solo ile başlıyor, davullar yavaş yavaş gidiyor. Sonra keskin riffler araya giriyor, Tom'un öfkeli vokali ile ortalık toza dumana katılıyor.

"Nothing Counts More Than Blood", gaz bir parça, Tom bütün öfkesini bu parçaya kusuyor. Öfkesi,nefreti anlatmaya yeter."The Burning World Reflects The War" diye mesajı da veriyor. Ortalığı karıştırmaya ve dağıtmaya müsait bir parça.

Gaz parçalara devam, kafa koparmaya devam demişler ve "Storm Raging Up" diyorum. Öfke, ıstırap, acı, intikam hepsi bu parçada var. Tom abimiz çok öfkelenmiş kızmış dağıtmış. Öfkeyi kontrol edemeyen bir adamın sözleri bunlar. İnceden ayarı da veriyor. Davul da iyi çalışıyor.

"Feigned Death Throes", albümde vasat bulduğum parçalardan biri, hiç ısınamadım. Gerek girişi ve sonra parçanın gidişatı.  Girişini sodom’a yakıştıramadım. Öfkeli bir parçayla yolumuza devam ediyoruz "Soul Contraband". Dinlediğimden bu yana favorilerimden biri oldu. Yıkan, dağıtan bir parça olmuş. "Watch a broken die, word of wisdom are denied" diyerek noktalıyorum.

Albüm o kadar kötü bir albüm değil, "The Final Sign of Evil"e yakın bir albüm olmamış. Ortalarda bir albüm olmuş. Kadro: •    Tom Angelripper – Bass, Vocals •    Bernemann – Guitars •    Bobby Schottkowski – Drums  

Cem Kurtuluş’tan albüm kritiği: Flört “Demli”

Bayan Arıza tarafından 22 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

Bazı gruplar vardır geri planda kalmayı severler.  Konserlerine bir süre ara verirler, sonradan sürpriz gelişmelerle karşımıza çıkarlar. Kesmeşeker bu kategoriye giriyor, bunun haricinde bu kategoriye giren diğer grup "Flört" grubu. Yaptıkları müzikte her zaman samimiyet ön planda oldu.

2000 yılında çıkardıkları ‘’Yalnızlık Mevsimi’’ albümünden sonra karşımıza yeniden çıktılar. Bir süre ortalıkta gözükmemişlerdi, 2010 yılı itibariyle piyasaya düşen "Demli" albümü ile karşı karşıyasınız.  Albümü dinlediğinizde yer yer güldüğünüz de oluyor, hüzünlendiğiniz de oluyor.  Albüm, bir çok konuyu ele alıyor.

Denize özlem, Orhan Veli, İstanbul ("İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı" dizeleri aklıma gelmedi değil), aşk, rüzgar, yelkenler, okyanus ortasında kalanlar, dostluklar, yeniden doğmak ve bir çok şey albümde toplanmış.

Girişiyle bizi mest eden "Aşka Dair" içinde bol bol hüznü barındırıyor. Martılar ve İstanbul’a, Kız Kulesi'ne inceden selam çakıyor.  Şarkının başlarındaki tınılar "hüzüne hoş geldin" dedirtiyor adeta, sonrasında devreye İstanbul giriyor.  Orhan Veli, İstanbul, Kız Kulesi derken her demden vurmuş abilerimiz.

"Eski Dostum" melodileriyle içimizi kıpır kıpır eden albümdeki favorilerimden biri. Kırgınlıklar, artılar eksiler, darbeler, bunların bir kalemde silinememesi, hayatın gidişatı böyle diye ekleyip, artık eskisi gibi olamayacağını şarkı arasında mesaj olarak  veren bir parça.

"Sen Yokken" albümü dinlediğimden bu yana bağımlısı olduğum parçalardan biri.  Her şeye rağmen umudun olması gerektiğini, "İstanbul’un bile hiç  tadı yok" sözüyle  huzuru, sakinliği vurgulayan, aynı zamanda içinde hüzünü barındıran bir parça olduğunu dinleyicilere hissettiriyor.

"Kafayı Yedim" şarkısının girişindeki gitar tonlarıyla farklı bir atmosfere giriyoruz. Her şeyden dem vuruluyor. Magazincilere inceden ayar, gün içinde kaç defa kafayı yediğimizi  bize düşündürüyor.

"Mutluyuz" şarkısı ise; mutluluk ve umut arasında ince bir çizgi vardır. Umut, içinde mutluluktan fazlasını içeren bir sözcük ve umudumuzun bittiği yerde mutluluğumuz da yok olur ve bu da o mesajı veren bir parça.

"Sevmez Olaydım" inceden sitem içeren, alt yapısı sağlam bir parça olarak tanımlayabiliriz bu parçayı.

"Toprak Ana", o yapıyor biz bozuyoruz. Tüketim yüksek seviyede, üreticiler meydanda yok. "Besle üre durmadan, hep doyur bizi" diyerek mesaj gayet açık ve istenilen yere gidiyor mesaj.

"Uyanmam Lazım"da her şey karşısında sessiz olanlar için, politikacıların düzmece sözleri karşısında eğilenler, patronların emrinde ilerleyenler ve artık uyanmam lazım, hepimiz için…

Her şeyden bir dem vurmak için, olan bitenler için.  Dinlenilmesi gereken bir albüm tavsiye ederim, ama eski Flört'e takılıp kalmayın. Farklı bir albüm yapmışlar, yolları açık olsun.

Erykah Badu ilk kez İstanbul’da!

Bayan Arıza tarafından 19 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

19. İstanbul Caz Festivali uzun zamandır beklenen bir ilki gerçekleştiriyor:

“Neo-soul’un Kraliçesi”, 4 Grammy’nin yanı sıra sayısız ödülün sahibi, etkileyici sahne performansı, özgün sesi ve renkli tarzıyla hayranlarının yıllardır dört gözle beklediği Erykah Badu, Matraş sponsorluğunda 13 Temmuz Cuma akşamı saat 21.00’de Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde İstanbul’daki ilk konserini verecek. 

    “Neo-soul’un Kraliçesi” olarak anılan Erykah Badu, 9 kişilik kalabalık ekibi, etkileyici sahne performansı, soul, pop ve hiphop’ı harmanlayan ekleklik müzik tarzı, renkli ve özgün sesiyle, 13 Temmuz Cuma akşamı İstanbul Caz Festivali kapsamında, Matraş sponsorluğunda hayranlarıyla buluşacak.    Festivalin unutulmazlarından biri olmaya aday konserde, Badu sahneye tuşlu çalgılarda aynı zamanda ekibin müzik direktörlüğünü de yürüten R Williams, geri vokallerde Durand Ferebee Jr., Keisha Williams, “Nayrok” Koryan Wright ile Rachel Yahvah, basgitarda “Thundercat” Stephen Bruner, elektrogitarda Mark Lettieri, vurmalı çalgılarda “Taron” Brenton Lockett, davulda Cleon Edwards, ve flütte Dwayne Kerr ile çıkacak. Ekibe ayrıca Aaliyah, En Vogue ve 50 Cent gibi isimlerle de sıklıkla çalışan DJ, Burton Rashad “Ringo” Smith eşlik edecek.   R&B, soul, neo-soul, funk, caz ve hip-hop türlerini harmanladığı kendine özgü müzik tarzının yanı sıra imzası niteliği taşıyan, saçlarına bağladığı renkli kumaşlarla da kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Erykah Badu’nun konserlerinde, “On & On”, “Window Seat”, “The Other Side of the Game”, “Apple Tree” gibi sevilen şarkılarını çaldığını belirtelim.   Erykah Badu konserinin biletleri 80 TL, 70 TL, 60 TL, 50 TL ve 40 TL (öğrenci) üzerinden, BİLETİX satış kanalları ve İKSV’den satılıyor. Konser günü mekân girişinden de bilet satışı olacaktır.      Açık Hava Sahnesi için biletini kendin bas, yanında getir!   Bu yıl ilk defa Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ndeki konserlerle başlayacak bir uygulamayla sanatseverler, Biletix üzerinden satın aldıkları PDF formatındaki biletleri kendileri basarak ve konser girişinde çıktıların üzerlerinde yer alan barkotları okutarak mekâna girebilecek.       “26 Şubat 1971’de Dallas’ta doğdu, Balık burcu. Dallas, New York ve dünyada yaşıyor.  Vejeteryan, kadın, anne…”   Resmi web sitesinde (www.erykah-badu.com) kısaca kendini böyle tanıtan Erica Abi Wright, ya da bilinen adıyla Erykah Badu, küçük yaşta annesi Kolleen Wright sayesinde, Joni Mitchell, Pink Floyd, Phoebe Snow, Parliament-Funkadelic ve Chaka Khan gibi farklı müzik türleri dinleyerek müzik hayatına başladı.    Henüz 4 yaşındayken Dallas Tiyatro Merkezi’ndeki gösterilerde şarkı söyleyip dans etmeye başlayan Badu sahnedeki yeteneğiyle dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Lise yıllarıdna bale, tap dancing ve modern dans dersleri almaya başlayan Badu, tiyatro ve kuantum fiziği dallarında başladığı üniversite eğitimini müzik yapabilmek uğruna yarım bıraktı.      Günümüzün Billie Holiday’i   1997 yılında yayımladığı ilk albümü Baduizm ile tabuları kıran ve büyük ses getiren Erykah Badu, bu albümdeki performansı ile Billie Holliday ile kıyaslandı. Listelere üst sıralardan giriş yapan multi-platinum Baduizm “En İyi R&B Albümü” Grammy’sinin sahibi olurken, Erykah Badu ise albümün hit şarkılarından “On & On” ile “En İyi Kadın R&B Vokalisti” dalında Grammy kazandırdı.    Badu, ikinci albümü Mama’s Gun’ı 2000 yılında yayımladı ve albümde yer alan, The Roots ile birlikte seslendirdiği “You Got Me” şarkısı ile “En İyi Rap Performansı” kategorisinde üçüncü Grammy ödülüne layık görüldü. R&B listelerinde 7 hafta boyunca üst sıralarda yer alan, platinum statüsüne ulaşan Mama’s Gun albümüyle dünya çapında bir yıldız haline gelen Badu, ilk albümüyle kırdığı satış rekorlarını tekrar kırdı.    Mama’s Gun albümünün ardından bir süre şarkı yazmayan Badu, üç senelik bir aradan sonra, 2003 yılında, turne otobüsündeki mobil stüdyoda kaydettiği ve Lenny Kravitz, Caron Wheeler ve Zap Mama gibi isimlerin de konuk sanatçı olarak yer aldığı Worldwide Underground adlı albümü yayımladı. Badu aynı yıl, “Brown Sugar” filminin müziklerinden “Love of My Life” şarkısıyla dördüncü Grammy’sini de kazandı.    2008 yılında yayımladığı, Irak Savaşı’na göndermeler içeren, dördüncü stüdyo albümü New Amerykah Part One: 4th World War’u 2010 yılında New Amerykah Part Two: Return Of The Ankh takip etti.  İlk albümde daha sosyal ve politik bir hava hâkimken ikinci albümünde daha romantik ve duygusal tarafını öne çıkardı.      Besteci, oyuncu, aktivist ve anne   Besteci, albüm yapımcısı, oyuncu, aktivist ve moda ikonu kimlikleriyle adından söz ettiren sanatçı, 2003 yılında kurduğu kâr amacı gütmeyen kuruluş B.L.I.N.D (Beautiful Love Incorporated Non-Profit Development) ile sosyal, kültürel ve ekonomik konularda yardım çalışmaları düzenliyor.   Klip direktörlüğü ve yapımcılıkla da uğraşan Erykah Badu, Zap Mama’nın 2004’te yayınladığı Ancestry in Progress albümüne destek verdi ve aynı albümde yer alan “Bandy Bandy” şarkısında vokalleriyle yer aldı. Badu’nun, 2010 yılının Mart ayında Dallas’ta “Window Seat” şarkısınına çektiği ve üzerindeki elbiseleri çıkartarak J. F. Kennedy’nin vurulduğu alana ilerleyip, şarkının sonunda duyulan bir kurşun sesiyle yere yığıldı klibi de büyük yankı uyandırmıştı.   Erykah Badu, Brooklyn’de çekilen konser belgeseli “Dave Chapelle’s Block Party”nin yanı sıra sinema filmlerinde de boy gösteriyor. 1998’de yayımlanan “Blues Brothers 2000” filminde bir vudu büyücüsünü canlandıran Badu, 1999 yılında “The Cider House Rules” adlı filmde Rose Rose karakterini canlandırdı.   1997 yılında Outkast’in efsane solisti Andre Benjamin’den ilk çocuğu Seven Sirius’u doğuran Badu, 2004 yılında “mini-me” olarak tarih ettiği ikinci çocuğu Puma Sabti’yi doğurdu. Badu, erkek arkadaşı Jay Electronica’yla kızları Mars Merkab’ın 1 Şubat 2009 yılında doğumunu canlı olarak bloglarında duyurarak çocuklarının doğumunu “tweet”leyen ilk ünlü çift de oldu.     Erykah Badu, Montreux Caz Festivali’ni salladı    Haziran ayı boyunca Amerika’da konserler veren Erykah Badu, 24 Haziran’daki Sofya konseriyle heyecanla beklenen Avrupa turnesine başladı. İngiltere, Belçike, Fransa ve Almanya’daki konserlerinin ardından 5 Temmuz’da Montreux Caz Festivali’nde unutulmaz bir konser verdi. Badu, 11 Temmuz’da Umbria Jazz Festivali’nde vereceği konserin ardından İstanbul’a gelecek ve 13 Temmuz Cuma akşamı İstanbul Caz Festivali kapsamında Matraş sponsorluğunda Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde İstanbul’daki ilk konserini verecek. Erykah Badu’nun 2012 Avrupa turnesi İstanbul’un ardından Sırbistan’da sona erecek.      Matraş, 13. kez İstanbul Caz Festivali’ne destek veriyor   İstanbul Caz Festivali’nin en uzun soluklu destekçilerinden Matraş, 2000 yılında düzenlenen 7. İstanbul Caz Festivali’nden bu yana festival izleyicilerini müziğin büyük isimleriyle buluşturuyor. Geçtiğimiz yıllarda Compay Segundo, İbrahim Ferrer, SEAL, Joss Stone, Marcus Miller, Tower of Power, Joe Sample Trio, Randy Crawford ve Gilberto Gil gibi büyük isimlerin sponsoru olan Matraş, bu yıl 13. kez İstanbul Caz Festivali’nin unutulmayacak yıldızlarından Erykah Badu konserinin sponsorluğunu üstleniyor.

Kaynak: Milliyet

Skunk Anansie İstanbul’a geliyor!

Bayan Arıza tarafından 19 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.
Skunk Anansie, İstanbul konseri için 13 Ekim gecesi Santral İstanbul'da!

Deborah Anne Dyer, sahne adıyla Skin, müzik kariyerine 1990’larda müzik piyasasını domine eden İngiliz rock hareketinin öncülerinden Skunk Anansie’de vokalist olarak başladı.

  Sahne ismini siyahi renginden ve dazlak saç modelinden alan sanatçı, Skunk Anansie ile “Paranoid and Sunburnt” (1995), “Stoosh” (1997) ve “Post Orgasmic Chill” (1999) adlı üç başarılı albüme imza attı. İngiltere başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında sadece albümleriyle değil Skin kontrolündeki enerji dolu performanslarıyla sükse yapan grup, 2001’de müzik kariyerini noktaladı.    Solo projelere yönelen Skin, 2003 senesinde “Fleshwounds” adındaki ilk albümünü piyasaya sürdü. 2006’da ise “Fake Chemical State” adıyla 2. solo albümünü yayınladı. Birlikte müzik yapma dürtüsüne daha fazla karşı koyamayan Skunk Anansie, orjinal kadrosuyla 2009’da tekrar bir araya geldi. 2010 yılında yayınladıkları 4. stüdyo albümleri “Wonderlustre” ile sahnelere dönen Skunk Anansie, grup olarak ilk Türkiye konserini 17 Temmuz 2011’de Rock’N Coke’da verdi ve tartışmasız olarak festivalin en çok beğeni toplayan ismi oldu.   Hayatındaki tek ‘olmazsa olmaz’ın müzik olduğunu söyleyen, fırsat buldukça eğlenmekten ve eğlendirmekten geri kalmayan birinin en sonunda ‘yeter artık, dinlemek istediklerimi çalın’ isyanıyla DJ kabinine kurulması haliyle kaçınılmaz bir durum.  2010 yılından bu yana fırsat buldukça dünyanın dört bir yanındaki kulüplerde DJ’lik yapan Skin, konserlerdeki enerjisini aynen kulüp ortamına taşıyor. Kah kendi parçalarının dans mix’leri, kah rock ve dans müziğinin unutulmazları hit’leri derken, Skin'in mikrofonu kapıp parçalara eşlik ettiği bir gece düşünün!   Enerji, müzik ve Skin’le dopdolu bir gece… 13 Ekim gecesi Santral İstanbul dahilinde hizmet veren ve bugüne kadar birçok yerli ve yabancı performansa ev sahipliği yapmış olan Otto Santral’deyiz.   Kaynak: Milliyet

John Lord, hayatını kaybetti

Bayan Arıza tarafından 18 Temmuz 2012 tarihinde yazıldı.

Deep Purple müzik grubunun eski klavyecisi İngiliz müzisyen John Lord, 71 yaşında öldü.

Lord’un resmi internet sitesinden duyurulan ölüm haberinde, uzun zamandır  pankreas kanserinden mustarip rockçının akciğer embolisinden Londra’da yaşamını  yitirdiği belirtildi.

Deep Purple’ın en ünlü bestelerinde imzası bulunan John Lord, 1968’de  katıldığı gruptan 2002’de ayrılarak, kariyerine tek başına devam etmişti.   Lord, bu ayın başında Almanya’daki bir konserini iptal etmiş ancak  internet sitesinde, bu iptalin endişelenecek bir durum olmadığı, sanatçının  düzenli tedavisinin tahmin edilenden uzun sürdüğü ifade edilmişti   Kaynak: Milliyet