• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • 20 Şubat->Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

Merakla beklenen konserler Salon’da!

Bayan Arıza tarafından 2 Ocak 2013 tarihinde yazıldı.

Brazzaville, Calexico, Mono, Jamie Lidell, Efterklang ve daha birçok isim…

  Robert Alfons ve Austra’dan Maya Postepski tarafından 2009 yılında kurulan ve ilk albümü TRST’yi Şubat 2012'de yayımlayan synthpop grubu Trust, 11 Ocak Cuma gecesi Salon’da… Crystal Castles, Austra ve Hercules and Love Affair gibi gruplarla sıklıkla aynı sahneyi paylaşan Trust’un İstanbul konserini Kim Ki O açacak. Gecede DJ set'in başında ise The Great Moon Hoax olacak.   Salon Şubat ayında da sürpriz isimlerine devam edecek. Eylül 2012'de yayımladığı ilk albümüyle, NME dergisinin "Dinlenmesi Gereken 100 Yeni Grup" listesinde alan İngiliz saykodelik rock grubu Toy 1 Şubat Cuma, Gorillaz, Bloc Party ve Peter Bjorn gibi isimlerin şarkılarına yaptığı düzenlemelerle dünya çapında ses getiren İngiliz elektronik/disko-rock üçlüsü We Have Band 8 Şubat Cuma, İstanbul aşığı David Brown önderliğindeki Amerikalı indie pop grubu Brazzaville 9 Şubat Cumartesi, İspanyol usulü rock’n roll’un son dönemde öne çıkan isimlerinden, “Malo" ve "Ella" adlı şarkılarıyla dünya çapında üne kavuşan müzisyen ve oyuncu Bebe 15 Şubat Cuma gecesi Salon takipçileriyle buluşacak.   Salon programı bahara da rengarenk müziklerle girecek. 16 Horsepower grubunun vokalisti David Eugene Edwards tarafından kurulan Amerikalı "low folk" grubu Wovenhand 1 Mart Cuma, Amerikan ‘folk’unu ve Latin müziğini olağanüstü bir biçimde kaynaştıran, sevilen grup Calexico, Eylül 2012'de yayımladığı, hayranlarının takdirini toplayan Algiers adlı son albümünün turnesinin İstanbul ayağında 2 Mart Cumartesi ve 3 Mart Pazar, başta Japonya ve Kuzey Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanında büyük bir hayran kitlesine sahip, özellikle hipnotize edici sahne performansıyla ilgi çeken Japonya’dan çıkma enstrümantal rock grubu Mono 9 Mart Cumartesi, kayıtlarını konser sırasında yeniden düzenlediği doğaçlama canlı performanslarıyla tanınan neo soul’un ünlü ismi Jamie Lidell 23 Mart Cumartesi gecesi Garanti Caz Yeşili kapsamında Salon sahnesinde olacak. Salon 11 Nisan Perşembe akşamı, kurulduğu 2006 yılından bu yana hayran kitlesini her geçen gün artıran Teksaslı enstrümantal/deneysel müzik grubu Balmorhea’yı, 4 Mayıs Cumartesi gecesi ise Danimarka'nın başarılı müzik topluluklarından Efterklang’ı ağırlayacak.   Kaynak: Milliyet

Barış Manço Onuruna, Google Doodles

Bayan Arıza tarafından 2 Ocak 2013 tarihinde yazıldı.

Türkiye'de Rock Müziğin öncüsü Barış Manço'nun doğum gününe özel bir sürpriz de Google.com.tr'den geldi.

Google.com.tr adresinde yayımlanan Doodles, 2 Ocak 1943 tarihinde dünyaya gelen Barış Manço'nun 70. doğum gününe özel olarak hazırlamış.

Google'ın Doodles, 1998 yılından beri hizmet vermekte. Dünyada Internet kullanıcılarının büyük çoğunluğunun ziyaret ettiği Google.com bağlantısının bugüne kadar ki konukları ise dünya tarihine yön veren bilim adamları, siyasetçiler, liderler ve sanatçılar. Andy Warhol, Albert Einstein, Leonardo da Vinci, Nikola Tesla, John Lennon, Michael Jackson,Freddie Mercury, Mahatma Gandhi, Antonio Vivaldi, Jules Verne… gibi isimlerin onuruna da düzenlenmiş Doodles'ların arasına son katılan isim ise milyonların 'Barış Abisi', Barış Manço oldu.

Kaynak: Garaj  

Pearl Jam feat. Josh Homme ‘In The Moonlight’

Bayan Arıza tarafından 2 Ocak 2013 tarihinde yazıldı.

Bir yılbaşı hediyesi de Seattle’lı efsane Pearl Jam’den geldi.

Topluluk, fan kulübü Ten Club takipçilerine 2011 yılında gerçekleşen büyük müzik olayı PJ20 konserinden bir kayıt sundu.

Binaural albümlerine girmeyen ‘In The Moonlight’ daha sonra Lost Dogs CD 1‘le yayınlanmıştı.

Vedder’e Josh Homme eşlik ediyor.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Ekoin [Mavibidon​] – Ev Kayıtları

Bayan Arıza tarafından 2 Ocak 2013 tarihinde yazıldı.

Ne yaptığını bilmemek çoğu zaman kafayı yemeye sebep olur ve bu albüm de böyle çıktı denilebilir belki de. Telif hakkı filan yok sadece korsan bir şey. Uzun yolculuk yapmayı seven, aynı zamanda bir şeyler üreten, Kesmeşeker sever ve aynı zamanda Kadıköy ruhu taşıyan arkadaşımız Ekin'in "Mavibidon" projesi ile karşı karşıyasınız.

Biraz deniz havası, deniz kokusu, kayıklar, sakinlik, sessizce hallerimiz, gitarın tınıları; çok şey olmayan ama sadece bir şeyler, bir haber, bir mektup gibi, çuf çuf sesiyle kalkan trenler, bir bekleyiş misali, yıktıklarımız, yaktıklarımız, yerine onardıklarımız, onaramadıklarımız, beklediklerimiz, yitirdiklerimiz, yitirmek için uğraştıklarımız, bir sebep uğruna hiçliğe dönüşmelerimiz…

Denize karşı bakışlarımız ve zamanın çabuk geçmesini bilmek, denize karşı attığımız taşlar, Moda sahilinde içmelerimiz, bir gece yarısı çalmayan telefonun yalnızlığında kaldığımız saatler, ağlayışlarımız, bizi hiçten sayanlar, varlığımızı yok sayanlar, aradıklarımızı bulmak ya da bulmamak, şarap şişesine selam durmak; o nereye dönüyorsa oraya dönmek, bize uzak olanlar sonucunda yalnız mı kaldığımızı hissettiren durumlar ve içinde yaşadığımız durumların hepsi de denilebilir albüm için. Az mı saydım çok mu saydım bilemedim.   Her sabah uyanışlarımız, sonrasında yıkamadığımız yüzler, aynada utandığımız bir yüz, yaprağın kopması gibi hissedişlerimiz ve sayamadıklarımız…   "Belki de" tarifi zor yapılan bir şarkı. Gecenin bize anımsattıkları, sıcak bir kahve gibi, bulunamayan bir şey gibi "oysa  ne yağmur gibi oysa ne yalnız gibi oysa ne yağmur gibi ararım seni". Hüzünlendirir, sakinliğiniz de artar, deniz kıyısında oturursunuz, elinizdeki şaraba bakarsınız.   "Ağlamaktan durduğun an" yıllar geçer hastalanırsın işin yoktur, bomboş gezersin, bir de Kadıköy sokakları, caddeler,  telefonun çalmaz, dört duvar arasında kalmanın verdiği his, sıcak bir kahve, önünde bir kitap, o kitabın içinde kaybolduğun satırlar ve ağlayışlar kalmıştır geriye artık. ve pek severim bu şarkıyı da. Politik bir şarkı da denilebilir "işten atar zam denince" sözleri bunun için yeterlidir.   "Halime Acıma", düşler ve içinde kaybolduklarımız, acılarımız ve her şey. İlk başlarda sakin gidiyor şarkı sonrasında bir hızlılık söz konusu orası pek güzel.

"Yalnız mıyım yoksa" yalnızlıkta boğulma halleri, bir gece sonrasında köşede kalan şarap, "uzak mısın bana yalnız mıyım yoksa" kısmı can alıcı yer.   "Yağmur" Kadıköy'ü anımsatan, aynı zamanda yalnızlara ve bütün tren yolcularına adanmış bir parça sanki, öyle hissettiriyor. Sakinlik, huzur ve deniz kıyısı…

Korsan albüm olsa da edinin dinleyin efenim. Bir Kadıköy yağmuru eşliğinde iyi gider bu albüm. "Kadıköy eseri" diyebiliriz bu albüme, deniz kıyısında içmeyi seven bir adamın yazdığı sözlerden oluşuyor, yaşamın içinde bulunan her şeye değinmiş.   O’na, Kadıköy’e, tren yolcularına selam olsun!

Mutlu yıllar falan filan…

Bayan Arıza tarafından 31 Aralık 2012 tarihinde yazıldı.
Tüm arızalı bünyelere,   Her yıl olduğu gibi bu yıl da önce sağlık, sonra da huzur ve mutluluk diliyorum.   Neşeli, müzikli, konserli, festivalli, okumalı ve gezmeli bir yıl olur umarım.   Sevgiler, Bayan Arıza  

Cem Kurtuluş’tan Albüm Kritiği: Eren Kazım Akay “Turku​az Patlıcan”

Bayan Arıza tarafından 31 Aralık 2012 tarihinde yazıldı.

Boş sokakların ardında görünen bulanık fotoğraflar akılda kalıcı bir iz bırakır. Sokaktaki sarhoşluklar, üstü yırtık olan fahişeler, k.rhane kapısında bekleyen bekçi, içeride bekleyen p.zevenk ve onun kapısında dikilen "gelsene yakışıklı" diye seslenen suratı paçavraya dönmüş f.hişeler, karanlık duvarlar, yalnızlığın gölgesinde dans edenler, hayatın tekmesini yiyenler, köşede kapı önünde bekleyenler, bizler, sizler, boş kelimeler, dizelerden bize yansıyanlar, biz kavramını saf dışı edenler, hiçbir zaman biz olamayanlar, sahte dostluklar, sahte aşklar, pişmanlıklar, yokluklar, arada derede kalanlar, pencere dibinde izlenenler ve çoğuna cevap arayan kafayı sıyırmış gerçek müzisyenlerin yok sayıldığı ülkede  Eren Kazım Akay’ın Turkuaz Patlıcan isimli albümü.

Aynı zamanda Cihangir’de atölyesi bulunan (halen bulunuyor mu bilmiyorum) heykeltraş biri kendisi. Farklı mevzular, farklı soundlar ve bu soundların yaratıcısı biri Eren Kazım Akay.

"Amirim" ile ayarı veriyor bize heykeltraş. K.rhaneler, sokak, hayatın dışında kalanları aynı zamanda Behzat Ç’yi hatırlatan bir şarkı olmakla birlikte ağır tempoda ilerliyor, parçanın girişi de senfonik grupların açılışına inceden selam çakıyor.

Her gün uyandığımız uykular, yorgunluk izleri, avunmalar, yansımalar, yaşamak buysa bekleyişin sinyalleri artık gözümüze daha ağır çarpıyor. "Başım boş" da bunlara cevap veriyor, sadece bunlara cevap vermekle kalmıyor. Hayatın bizi ters köşe edeceğini de dizelerinde söylüyor. "Yaş otuz beş, dayan cebelleş" diyerek 35’e hem  kafa hem de yaşsal olarak merdiven dayayanlara ayarı veriyor.

Pişmanlıkların dönüşü yoktur, geriye korkular kalır. Murathan Mungan’ın da dediği gibi "Bazı geceler, bazı insanlar, bazı yerlerde sahiden karşılaşırlar". Bazılarının yabancılaştığı kelimelere yaklaştırıyor "Biz ah biz" bazılarını da geçmişe döndürüyor. Hesapsız kitapsız yapılanları sorgulatıyor bizlere bu şarkı. "Birleşik kelimeler ederdik, cümleye uymazdık ah" sözleriyle de dinleyenin içinde derin bir sızı yaşatıyor.

"Beni bu oyuna sakın ebe yapmayın" diyerek bütün şarkıyı bir söz de anlatıyor Eren Kazım Akay "Hop hop hop" şarkısında. Zamanın akışından, arada dibe çöküşten, derinliklerden bahsederken Akay şarkıda farklı mevzulara da değiniyor. Bir top gibi sizi ileri fırlatabilecek güce sahip.   "Kalender" sonbahar mevsiminin yol şarkıları diye liste yapsak ilk sıraya girerdi bu şarkı. Kısa süreli ama bir o kadar etkili olmasının yanında "söze fazla lüzum yok, yalandım safi" Sözüyle şarkı özetleniyor.

"Keloğlan" o bildiğimiz masal kahramanı ve kendisi de keldir Akay'ın. Kendini bu şarkıda keloğlana benzetmiş, masalsı bir anlatımı tercih etmiş. Şarkıya da masalsı bir giriş yapılıyor.

"Mayhoş", başa dönüşler, ters köşeler, karman çorman olan bitenler üzerine kurulu bir şarkı karanlık odasından çıkamayanlar için. Arada sıkışıp kalanlar ve Eren Kazım Akay ustanın söz cambazlıkları…

Özetlemek gerekirse "Turkuaz Patlıcan" albümü piyasadaki en kaliteli işlerden biri. Gripin ve türevi gruplardan sıkılanlar için ideal bir albüm. Farklı soundlar, farklı mevzular ve çıkmaz bir sokak…

Eren Kazım Akay, kayıp giden hayatlara dair sizi söz cambazlığına davet ediyor.  

Depeche Mode, U2, Muse Sevenler Roxy’ye…

Bayan Arıza tarafından 27 Aralık 2012 tarihinde yazıldı.

Tuborg sponsorluğunda gerçekleşecek “Roxy Live Saturdays” ile Depeche Mode, U2, Muse, The Cure ve Maroon 5 gibi efsane grupların unutulmaz hitlerini canlı dinleme fırsatı bulacak ve Roxy ayrıcalığı ile dans ve eğlenceye doyacaksınız.

  29 Aralık Cumartesi günü start alacak olan etkinlikte son günlerin popüler müzik grubu FAKE sahne alırken, Depeche Mode, U2, Muse, The Cure ve Maroon 5 gibi dünyaca ünlü grupların en sevilen hitlerini Tuborg sponsorluğunda canlı dinleme fırsatı bulacak ve orijinallerinden ayırmakta güçlük çekeceksiniz. Gecenin devamında ise Neo–Discotheque DJ’lerinden Ahmet Musluoğlu ile 80’ler, 90’lar ve günümüzün en popüler hitleriyle dans edecek ve eğlenceye doyacaksınız. Video ve ışık gösterileri ile renklendirilen gecede müzikseverlere eşsiz bir deneyim vaat eden “Roxy Live Saturdays”, Tuborg sponsorluğunda İstanbul’un canlı müzik hayatına yeni bir soluk getirmeye hazırlanıyor.   "Roxy Live Saturdays" etkinlikleri 29 Aralık, 12 Ocak, 2 Şubat ve 16 Şubat Cumartesi geceleri Tuborg sponsorluğunda seyircisiyle bulaşmaya hazırlanıyor.   FAKE   Vokal ve gitarda Cem Çakır, geri vokal ve basgitarda Tansu Kızılırmak, davul ve samplerda Şükrü Kazaz’dan oluşan FAKE, dünyaca ünlü new wave, britpop ve indie gruplarının unutulmaz hitlerini oldukça iddalı bir repertuar ile seslendiriyor. Özellikle Depeche Mode ve U2 coverları ile farklılaşan ve ciddi bir hayran kitlesine ulaşan FAKE, yakın zamanda yeni albüm projeleri ile müzikseverlerle buluşacak.   Kapı açılışı: 22.00 Roxy Club: Cihangir Mah. Sıraselviler Cad. Arslanyatağı Sk. No: 5 Beyoğlu, İstanbul Bilet Fiyatı: 20 TL Önemli Uyarı: Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 24. Maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi gereğince bu organizasyona 24 yaş üstü kişiler katılabilir.   Kaynak: Milliyet

Pearl Jam Mart’ta Stüdyoya Giriyor

Bayan Arıza tarafından 25 Aralık 2012 tarihinde yazıldı.

Pearl Jam hayranlarına güzel haber.

Topluluk 2013 Mart ayında 10. albümlerini kaydetmek üzere stüdyoya giriyor.

Şu sıralar 2013′te ilk albümlerini yayınlayan RNDM ile çalışmaları devam eden PJ basçısı Jeff Ament’in söylediğine göre yakında sanatçı yakında enerjisini diğer grubuna verecek. Bu açıklama en çok Pearl Jam hayranlarını mutlu ediyor.

Seattle’lı topluluğun son albümü ‘Backspacer’ 2009′da yayınlanmıştı.

Kaynak: Radyo Eksen

İlker Yıldırım’dan 2012 albümlerine bir bakış

Bayan Arıza tarafından 24 Aralık 2012 tarihinde yazıldı.

2012 EN İYİ ALBÜMLER (BANA GÖRE)

1. Baroness – Yellow & Green

Mastodon’un albüm çıkarmamasına mütakip benim adıma yılın albümü Baroness’ten geldi. Bildiğimiz sludge metal formatından sıyrılıp biraz Radiohead, biraz progressive’e, post-rock’a da göz kırpan şarkılarıyla 1 numarayı kaptılar. Popüler müziğin iyi örneğini dinlemek isteyenler için akıp giden harika bir albüm. "Take My Bones Away" şimdiden klasik.

   2. Rush – Clockwork Angels     

Bu adamlar hiç yaşlanmayacak herhalde. Hem kendi tarzında efsane olup hem de yenilikçi olabilen nadir gruplardan. Ders niteliğinde bir rock albümü. Şiir gibi konsept bir albüm. Türkiye’ye hâlâ gelmemeleri yazıktır günahtır. Live In Rio DVD'lerini izleyenler ne demek istediğimi iyi anlayabilirler.  

 3. 3. Black Mountain – Year Zero The Original Soundtrack   

Yaz sonuna doğru keşfettiğim ve bu kadar geç fark ettiğim için utandığım bir ekip Black Mountain. Kadın vokallerin illâ da gotik olmadan cıvıklaşmadan kalbimizi kazanabileceğini gösteren albüm, physedelic-pop- progressive-rock karışımı acaip güzel bir çalışma olmuş. Tyrants’ı bir dinleyin derim.

 4. The Gaslight Anthem – Handwritten

 Bruce Springsteen ve Pearl Jam etkileri bir araya gelirse böyle gürül gürül, harika bir albüm ortaya çıkabiliyormuş demek. Sonbaharda dinlemekten hiç ama hiç sıkılmadım. 45 harika bir şarkı.

 5. Norah Jones – Little Broken Hearts

Norah Jones fanı hiç olmadım ama bu albüm beni çarptı. Albümle aynı adı taşıyan parça tahrip düzeyi çok yüksek. Senenin en iyi kadın vokali ödülü kendisine takdim edilmeli.

 6. Torche – Harmonycraft

Cayır cayır gitarlar, grunge-rock- sludge kaynaşması. Süper bir kapak. Çıta epey yükselmiş Torche cephesinde. Reverse Invented, Roaming, Solitary Travel ve diğer şarkılarla sağlam bir uçuş.

 7. Woods Of Ypres – Woods 5 – Grey Skies & Electric Light

 Metal cephesinden muhteşem bir albüm. Lise yıllarımda olsa dinlemekten kaset haşat olurdu herhalde. Amorphis, Moonspell’in işlerini seven herkese tavsiyemdir. Özellikle Death Is Not An Exit bu sene çok dinlediğim muhteşem parça.

 8. Deftones – Koi No Yokan

Deftones’tan sonbahar bombası. 90'lar sonu zirvesinin muhteşem gruplarından White Pony sonrası harika bir çalışma. Entombed diye bir şarkı var ki ağlatır, uçurur adamı. Rockla uzaktan yakından alâkalı herkesin dinlemesi gereken bir çalışma.

 9. Jack White – Blunderbuss  

Klasik rock'ı yaşatan Jack White’ın solo albümü. White Stripes’ı niye sevdiğimizi hatırlatıyor yaptığı her işi güzelleştiren bu adam. Love Interruption diyorum, Hypocritical Kiss diyorum; 70'lerle 2010'lar buluşması.

 10. Band Of Horses – Mirage Rock

Ben Band Of Horses’ı hep sevmişimdir. Folk rock ya da neyse işte; kış için ideal bir albüm. Kapanış parçası Heartbreak On The 101 ve Knock Knock gibi harika parçalar. Kings Of Leon gelmeyecekse Efes One Love 2013’e ilk adayımdır.

Bunlara ek olarak Stone Sour, Metric, Slash, Maximo Park, Bat For Lashes, Fiona Apple, Overkill de playlistimi şenlendirdiler.

Soundgarden, Bob Dylan yeni albümlerini henüz dinleyemedim; o yüzden yorum yok. Mor ve Ötesi’nin yeni albümünü iki günden beri dinlediğim için objektif olamıyorum ama bence olmuş. Tüm kepazeliklere rağmen muhteşem Red Hot Chili Peppers (sahneyi görebilen şanslı azınlıktanım ve beklemediğm kadar iyi çalan Guns’n Roses konseri ilaç gibi geldi). İşim dolayısıyla Megadeth&Trivium konseri ve konserleri iptal edilmesine rağmen Dorock’ta süpriz bir şekilde çalan Testament ‘e gidememek hâlâ acıtıyor içimi, acı hayat.

Ac/Dc, Kings Of Leon ve Black Label Society yine gelmediler, beklemeye devam. Millet ne kadar bık bık etse de Pentagram kaliteyi koruyarak yeni albümü patlattı güzel de oldu. Kendisiyle hiç alâkam olmamasına rağmen Sıla’nı unplugged albümü iyi işti, Flört, Korhan Futacıve Kara Orkestra, Replikas, 2011 sonu-2012 başı albümüyle Multitap benim için yerli cephenin güzellikleriydi.

Judas Priest, Down, Ac/Dc, Camel, Journey, Creedence Clearwater Revival, Mastodon yolda yürürken, ofiste, evde hep yanımdaydılar. Bu sene müzikle âlâkam bu şekilde cereyan etti. Mutlu yılar herkese.

İLKER YILDIRIM   

Cem Kurtuluş’tan Dizi&Film Kritiği: A Takımı

Bayan Arıza tarafından 24 Aralık 2012 tarihinde yazıldı.

"1972'de birinci sınıf bir komando grubu askeri mahkemece işlemedikleri bir suçtan dolayı hapise atıldılar. Buldukları ilk fırsatta hapisten kaçarak Los Angeles'ta yeraltına çekildiler. Halen polis tarafından aranmaktadırlar. Eğer bir sorununuz varsa ve kimse size yardım etmiyorsa A Takımını arayın. Belki onları kiralayabilirsiniz" şeklinde başlardı bir zamanlar.

İzlemek için herkes gibi ben de can atardım. Televizyonun karşısına kurulduk mu "haftaya neler olacak?" diye merak içinde beklerdik. Hannibal ne plan yapacak, Faceman (Peck) hangi kıza göz koyacak, Murdoch hangi deliliklerle uğraşacak, B.A (Baracus) bu defa bayıltılacak mı gibi kafamızı kurcalayan sorular vardı.

Diziyi 80 kuşağında izleyenlerden değilim. Ama sonrasında çeşitli kanallarda yayınlanmıştı. Hannibal’ın delice planlarını izlemek için kafayı yiyecek derecede olurdum, B.A’nın o siyah arabasını model olarak Kara Şimşek arabasına benzetmeseniz bile, iş görmek için o arabada çok sıkı planlar yapardı Hannibal ve adamları. Aynı zamanda unutulmayan karakterler köşesinde Amy Amanda'yı, Yüzbaşı Crane’i, Albay Briggs'i (Özellikle Albayı çok deli ederdi Hannibal), Albay Lynch'i (bu da az kafayı yemezdi, A Takımını her köşeye kıstırdığında A takımı Hannibal Smith’in zekice planlarıyla atlatmayı becerirdi) gibilerini sayabiliriz.

A takımının minibüsü kurşun geçirmez bir şeydi (kurşun geçirmeze benzetmek ise her defasında sapasağlam karşımıza çıkmalarından kaynaklanıyor). Ve Bir A Takımı klasiği: Araba takla atar, düşer, ama içindeki elemanlar biraz sarsılmış şekilde araçtan iner planlarını yaparlardı. Karakterleri yeniden hatırlatmak için birkaç şeyin altını çizmenin doğru olacağını düşünüyorum.

Albay John "Hannibal Smith": Ekibin beyni, Vietnam'daki bölüğün komutanı. Hannibal lâkaplı, zeki strateji planlarıyla öne çıkan, gerektiği zaman yumruklarını konuşturan, her bölümün başında gördüğümüz, ağzından purosu eksilmeyen dizi tarihinin unutulmaz komutan karakterlerinden. Eğer işiniz ona düşmüşse gerisini düşünmenize gerek yok.

Yüzbaşı "Murdoch": Rütbe olarak Hannibal’dan sonra ikinci sırada. Dehayla delilik arasında ince çizgide yürüyen, her şeyi uçurabilme gücüne sahip, hastanede manyaklıklarla ön sırada olan A Takımı tarafından zaman zaman iş görsün diye kaçırılan, iyi bir pilot olmasıyla övünen, her bölümde ayrı ayrı şeye kafayı takan, B.A'nın en uyuz olduğu karakterden biri (bu da B.A’nın her uçan araça bindiğinde uyutulmasından dolayı).

Teğmen "Peck": Her bölümde Peck’i bir kadınla görmeniz kaçınılmazdır. Laf yapan ağzı, çocuksu görüntüsüyle kadınların ilgisini çeken bir erkek. Hannibal’ın işine yarayan her türlü yaramazlığı yapan, zaman zaman Hannibal’ı da şaşırtan bir adam.

Çavuş Bosco Albert Baracus: Kızgın, asabi, uçmaktan korkan, sert yumruklarıyla rakibini kolayca indiren, hurdalarla yapamayacağı şey yok, siyah minibüsü B.A’nın her şeyi. Herkesi indiren bir yapıya sahip olsa da içi de o kadar şeffaf.

Şimdi 2010 tarihli A Takımı filmine giriş yapalım; 80’lerdeki çekimler, görüntüler, oyuncuların aynı şekilde olduğunu söyleyemeyiz, bunu söylersek samimiyetsizlik olur. İzlediğinizde "eskisi daha iyiydi, hiç çekememişler" demeniz de olağan. Teknolojik imkânlar doğrultusunda bol bol efektleri göreceksiniz filmi izlerken. Bu defa mevzular Vietnam’da değil, Irak’ta başlıyor.

Meksika’da polisler tarafından esir tutulan Hannibal Smith, Templeton Peck’i kurtarmak için harekete geçiyor, yolda minibüsüne çok değer veren Baracus’a rastlayıp Face’i birlikte kurtarıyorlar. Öncesinde  Hannibal, Baracus’u kolundan vuruyor. Ancak planlar da Amerika olmazsa olmazları. Amerika’ya gitmeleri için bir pilota ihtiyaçları var. Murdoch bütün yetkiyi alıyor, pilotla manyaklıklar yapıyor,  A Takımı'nı izlerken daha önce bu kadar aksiyon görmemişsinizdir belki de.  Peck, eski dizide olduğu gibi bu filmde de çapkınlığını konuşturuyor. Hannibal ve tayfası harekete geçiyor, harekete geçiş sıralarında Peck eski sevgilisi "Yüzbaşı Sossa"yı kullanıyor. Diğer önemli isim CIA’den Ajan Lynch. Bu iki kişiyle görüşmelerinin sebebi "Irak'ta sahte Amerikan doları basmakta kullanılan baskı kalıpları". A Takımının mevzuya el atmasıyla mevzu farklı yöne gidiyor. Kendileri temize çıkmak için yardım ederken birden ters köşe oluyorlar ve 10 yıl hapse mahkum ediliyorlar. Bombalar, füzeler, ihanetler, kaçışlar derken A Takımı filmi tam bir aksiyon havası yaşatıyor bize.

Eski dizinin hayranlardan biri olarak tek önerebileceğim "Aksiyon severler kaçırmasın". 2012’de olduğumuzu var sayarsak günümüze uyarlanış biçimi olarak başarılı bir yapım, eski dizinin aynısına ne kadar yaklaşmış derseniz bu konu yoruma açık. Hannibal Smith rolünü üstlenen Liam Neeson'ın oyunculuğunu beğendim.

Filmin artıları:

– Günümüze uyarlanış biçimi takdir edilesi, – Aksiyon sahneleri abartılsa da diziye yakınlıklar da göze çarpıyor, – Liam Neeson’un başarılı oyunculuğu göz dolduruyor, – Murdoch’ın uçak kullanırken deliliklerinin haricinde yaptığı espriler de güzeldi.

Şunu da bilmeliyiz ki günümüzde hangi film eskinin tadının yakalayabiliyor ki? Bu açıdan bakarsak filmden keyif alabiliriz.

İyi Seyirler!:)