• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Müslüm Gürses “Melek gibi adam”

Bayan Arıza tarafından 4 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Müslüm Gürses'i Nebil Özgentürk'ün hazırlayıp sunduğu "Bir Yudum İnsan" isimli programda sevdim. O güne dek icra ettiği müziği sevmez ve arabesk olan hiçbir şeyle ilgilenmezdim. Özellikle sağda solda hayranlarının kendilerine yaptıkları işkencelere dair şeyleri okuyunca iyice hoşlanmaz olmuş ve önyargıyla dolmuştum.

Gece yarısıydı, uykum kaçmıştı ve TV kanalları arasında rastgele gezerken "Bir Yudum İnsan" isimli programa rastlamış ve her nedense programı baştan sona hayretler içerisinde izlemiştim. Çünkü Müslüm Gürses'in -hayranlarının dediği üzere Müslüm Baba'nın- üzerine basa basa söylediği yegâne sözcük "sevgi" idi. Ne aslında şiddet yanlısı biri, ne de boş bir adamdı; O sadece sevgi adamıydı. Alay konusu olan o ağır aksak konuşmasının sebebini de geçirmiş olduğu beyin ameliyatları olduğunu öğrenince daha da üzülmüş, eşine verdiği değeri görünce, ettiği o harika lafları duyunca kendimden utanmıştım.

Sonrasında kendisiyle ilgilenmiş, hayatını araştırmış ve kendisine saygı duymakla beraber diskografisini de incelemeye başlamıştım. Hatta üstüne üstlük bir de Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı ve tamamı yabancı şarkıların cover’larından oluşan "Aşk Tesadüfleri Sever" albümünü almıştım.

O'na dair birkaç bilgi paylaşmak isterim:

Gerçek adı Müslüm Akbaş. 1953'te Urfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde doğmuş. Babası Mehmet Akbaş, annesi Emine Akbaş’tı. Zeyno ve Ahmet isimlerinde iki kardeşi olan Gürses’in babası çiftçilikle uğraşıyordu ve bağlama çalıyordu. İlkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söyleyecekti:

"İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana'da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu'nda sanatçı oldum."

1968 yılında albüm yapmak için İstanbul’a gelen şarkıcının "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" isimli plağı üç yüz bin satış yaparak o dönem için büyük başarı kaydetti. Gün geçtikçe tanınan Gürses, şöhretinin ilk yıllarında çıktığı Anadolu turnesi sırasında büyük bir kaza geçirdi. Alın kemiği kırılan sanatçı yaşadıklarını daha sonra şu şekilde dile getirecekti:

"O kazada şoför öldü… Beni de öldü sanmışlar zaten… Sonra alıp hastaneye götürmüşler… Ben ölümü yaşadım aslında… Bana göre yeniden hayata dönmüş olmam, Allah’ın bir lütfudur. Alın kemiğim un ufak olduğu için en küçük bir darbede ölebilir ya da kör kalabilirim… Ameliyatta alnıma beynimi koruyacak plaka gibi bir şey taktılar… O korkunç kazadan sonra koku alma duyumu yitirdim… Hiçbir kokuyu alamıyorum ne yazık ki şimdi… Çok kuvvetli parfümler ispirto kokusu veriyor bana… Ayrıca işitme duyumu da yüzde elli yitirdim… Çok ağır işitirim… Neyse, buna da şükür, yaşıyoruz işte…"

Kaza sonrası çıkardığı "Özür diliyorum senden", "İsyankâr", "Ben insan değil miyim" gibi albümlerle çıkışını sürdüren sanatçı, arabesk türünde en çok ilgi gören isimlerden biri oldu.

1979 yılında ilk defa "İsyankâr" filmiyle kamera karşısına geçen Gürses, birçok uzun metrajlı filmde daha hayranlarıyla buluşacaktı.

Çocukluğunda hiçbir filmini kaçırmadığı ve büyük bir hayranlık duyduğu sinema oyuncusu Muhterem Nur’la 1982’de çıktığı Malatya turnesi sırasında karşılaşan şarkıcı, 1985 yılında Nur’la hayatını birleştirdi.

90’lı yılların başında gördüğü büyük ilgi üzerine ortaya çıkan ve Müslümcüler olarak anılan büyük bir fanatik kitlesi şarkıcının konserlerinde kendilerine zarar vermeye başladılar. Müslüm Gürses şarkılarındaki yalnızlık, hayata duyulan öfke ve ayrılık acısı gibi temaların dinleyicisinde yarattığı bu etki giderek bir fenomen halini almıştı. Şarkıcının zaman zaman yaptığı uyarılara rağmen konserlerinde birçok dinleyicisi jilet kullanarak vücuduna zarar veriyordu. Arabeskin içinde bir alt kültür olarak kendini var eden bu durum, Gürses şarkılarına olan ilgiyi körüklüyordu.

90’lı yılların sonlarına doğru şarkıcının konserlerinde gerçekleşen ve ayini andıran bu görüntüler toplumun birçok kesiminden büyük tepki almaya başlamıştı. Gürses, o dönemde çıkardığı albümlerle de eski ilgiyi göremedi ve lüks bir teknenin güvertesinde çekimini gerçekleştirdiği klibi hayranlarının büyük tepki göstermesine neden oldu. Zira dinleyici kitlesi genel olarak kente uyum sağlayamayan, ikinci sınıf insan muamelesi gördüğünü düşünen varoşlardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu durum hayranlarında çelişki yaratmıştı. Müslüm Gürses’in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elanor plak firmasıyla da yolları ayrıldı.

Az konuşan ve ekranlarda pek fazla görünmeyen sanatçı zaman içinde medyada daha fazla yer almaya başladı. Bu değişim rüzgarları Gürses’in müzisyen kimliğine de yansıyacaktı. Nilüfer’in "Olmadı Yar" isimli şarkısını yorumlayarak bu değişimin ilk sinyallerini veren şarkıcı, Teoman’ın "Paramparça" ve Tarkan’ın "İkimizin Yerine" adlı çalışmalarını da seslendirdi. Gürses kendisini eleştirenlerle ilgili olarak da şu yorumda bulundu:

"Son günlerde bir de arabesk mevzularında "değişime uğradı" gibi görüşler türedi! Biz değişmedik… Özümüzde aynıyız… Ufak tefek alt yapı hadisesinde farklılık göründüyse de biz özümüzü muhafaza ediyoruz. Müsterih olsunlar, bir yere kaybolmadık. Tarzımızdan uzaklaşmak gibi bir gayretimiz, çabamız olmadı, olmaz da. Biz o pop şarkıları kendimize has bir şekilde okuyoruz. Herkes müsterih olsun."

Müslüm Gürses’in, 2006’da yazar Murathan Mungan’la ortak projesi “Aşk Tesadüfleri Sever” müzik marketlerdeki yerini aldı. Mungan’ın sözlerini yazdığı, David Bowie’den Garbage’a, Leonard Cohen’den Jane Birkin’e birçok yabancı müzisyenin bestesini yaptığı şarkıları seslendiren Gürses yine çok konuşuldu.

Yani ben bu adamı çok sevdim, öyle böyle değil. O iyi niyetini, o sevgi dolu adamı, çocuk ruhlu adamı çok sevdim.

Sağda solda "öldü", "yoo aslında ölmedi" haberleri dönüp duruyor. Bu dünyadan terk-i diyar etmiş olsa da ölmemiştir ve ölmeyecektir. Sevenleri O'nu unutmayacaktır. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.

Calexico, 2 – 3 Mart akşamları 21.30’da Salon sahnesinde olacak

Bayan Arıza tarafından 1 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Amerikan folk müziği ve Latin müziğini harmanlayan post-rock grubu Calexico, 2 Mart Cumartesi ve 3 Mart Pazar akşamları saat 21.30’da, Salon sahnesine konuk oluyor.  Eylül 2012’de piyasaya sürdüğü ‘Algiers’ adlı son albümünün turnesi kapsamında İstanbul ’a da uğrayacak grubun hayranlarına bir de sürprizi var. Amerikalı grafik sanatçıları Sean Higgins ve Nicholas Rezabek’ten oluşan The Bubble Process imzalı özel baskı Calexico afişleri, İstanbul konserleri sırasında satışa çıkacak. Silk screen baskı yöntemiyle hazırlanan ve yalnızca 300 adet basılan Calexico İstanbul konseri posterleri, İKSV ’nin Nejat Eczacıbaşı Binası’nda yer alan İKSV Tasarım Mağazası’ndan ve konser günleri Salon’un fuayesinden 50 TL’ye alınabilecek. Calexico’nun 2 Mart Cumartesi akşamki konserinin biletleri tükendi. 3 Mart Pazar günkü konser için bilet satışları Biletix satış sistemi ve Salon gişesinden devam ediyor, Calexico hayranlarına duyurulur.

Kaynak: Radikal

One Love Festival’e kimler geliyor?

Bayan Arıza tarafından 28 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.
Efes Pilsen One Love Festival 12 Britpop’un efsane ismi Blur’u ağırlayacak   Efes Pilsen tarafından bu yıl 12.’si gerçekleştirilecek Efes Pilsen One Love Festival, 2013’te de dünyadan ve Türkiye’den müziğin önemli isimlerini ülkemizde ağırlayacak. Bu yıl, 20 – 21 – 22 Haziran olmak üzere üç gün boyunca sürecek festivalin ana gruplarından biri ise ünlü İngiliz alternatif rock grubu, Britpop efsanesi Blur olacak.   Efes Pilsen tarafından Pozitif Live organizasyonuyla gerçekleştirilen Efes Pilsen One Love Festival, 12. yılında da müzikseverlere İstanbul’da unutulmaz bir müzik ve eğlence deneyimi yaşatmaya hazırlanıyor. 20 – 21 – 22 Haziran 2013 tarihlerinde, üç gün sürecek Efes Pilsen One Love Festival 12’nin ana gruplarından biri ise yaklaşık 25 yıldır alternatif rock dünyasının en önemlileri arasında yer alan İngiliz grup, Blur. Britpop’un efsane ismi Blur, Efes Pilsen One Love Festival 12 kapsamında 21 Haziran’da Türkiye’deki müzikseverlerle buluşacak.   Britpop efsanesi Efes Pilsen One Love Festival’de   1989 senesinde Londra’da Seymour ismiyle kurulan grup, 1991 senesinde Leisure albümüyle çıkış yaptı. Vokal ve klavyede Damon Albarn, gitarda Graham Coxon, bas gitarda Alex James ve davulda Dave Rowntree’den oluşan İngiliz grup, 90’larda önemli Britpop temsilcilerindendir. Bir çoğumuzu Blur’la tanıştıran Song 2, FIFA 98’in de soundtrackleri arasında yer almış hatta oyunun kendisiyle özdeşleşmiştir. İngiliz popüler rock müziğinde adeta bir devrim yaratan sound’uyla Blur, Modern Life Is Rubbish, Parklife, The Great Escape, Think Tank adlı alümleriyle yerini iyice sağlamlaştırdı. 2010’da, Blur’u anlatan No Distance Left To Run adlı bir film yapıldı. Britpop efsanesi Blur, 2012 Olimpiyat Oyunları’nın kapanış töreninde Londra Hyde Park alanında sahne aldı. Bu muazzam gösteriden önce The Puritan ve Under The Westway adlı iki yeni şarkı yazan grup, Londra’da bir çatı katından tüm dünyaya yapılan özel bir video gösterimi ile bu parçaları Twitter üzerinden canlı olarak yayınlandı. İlk albümlerinin yayınlandığı tarihten 21 yıl sonra, 2012 yılında tüm Blur albümlerinin ve çalışmalarının olduğu Blur 21: The Box özel setini çıkardı. 2012 yılında BRIT ödüllerinde “Outstanding Contribution to Music” ödülüne layık görüldü. 19 senelik müzik kariyerleri boyunca dikkatleri her seferinde üzerlerine çekmeyi başaran grup, bu sene Efes Pilsen One Love festivali’nde Türk seyircisi ile ilk kez bulaşacak.   Efes Pilsen One Love Festival Hakkında   İlk kez 2002 tarihinde düzenlenmeye başlayan Efes Pilsen One Love Festival, her yıl dünyadan ve Türkiye’den müziğin önemli isimlerini ülkemizde ağırlıyor. 2002 yılından bu yana her yaz sabırsızlıkla beklenen festivallerden biri olan Efes Pilsen One Love Festival, bugüne kadar aralarında Pulp, Kaiser Chiefs, Suede, Editors, Cake, Groove Armada, Sophie Ellis-Bextor, Röyksopp, Gogol Bordello, Beastie Boys, The Black Eyed Peas, Morrissey, The Chemical Brothers, Peter Gabriel, Moby, Manu Chao’nun da bulunduğu 80 grup ve 1.543 sanatçıyı Türkiye’deki sevenleriyle buluşturdu. Her yıl on binlerce kişinin katıldığı Efes Pilsen One Love Festival, müziğin yanısıra pek çok farklı etkinliklerle, katılımcılara gerçek bir festival deneyimi yaşatıyor.   Kaynak: Milliyet

Foo Fighters’ın Yeni Albümü Bu Yıl Servis Edilecek

Bayan Arıza tarafından 26 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.

Grubun kurucusu, gitaristi ve vokali Dave Grohl’ın verdiği röportajı referans alarak grubun 2013′te yeni albümü yayınlayacağını söyleyebiliriz.

Yakın tarihte grubun ara verdiğini duyurmuştuk ancak bir yandan tam gaz devam eden film ve müzik projelerine rağmen Grohl, Foo Fighters’ın yeni albüm için hazır olduğunu söyledi.

Ne zaman geleceği henüz netlik kazanmayan yeni Foo Fighers albümü 2011′de servis edilen Wasting Light’ı takip edecek.

Kaynak: Radyo Eksen

Oscar Adele’in Oldu

Bayan Arıza tarafından 25 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.

En orjinal müzik Oscar’ı Adele’in Skyfall parçasının oldu. Orkestra eşliğinde Skyfall parçasını söyleyen Adele’i 2012 Ekim’inde ilk bebeğine doğum yaptığından beri sahnede görmüyorduk.

Oscar’ların kime gittiğini merak edenler için; En İyi Film: Argo En İyi Yönetmen: Ang Lee, Life Of Pi En İyi Erkek Oyuncu: Daniel Day-Lewis, Lincoln En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence, Silver Linings Playbook En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:Christoph Waltz, Django Unchained En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Anne Hathaway, Les Misérables Uyarlama Senaryo: Argo, Chris Terrio Orijinal Senaryo: Django Unchained, Quentin Tarantino Orijinal Puan: Life Of Pi, Mychael Danna Orijinal Şarkı: ‘Skyfall’, Adele Adkins & Paul Epworth; Skyfall En İyi Animasyon Filmi: Brave En İyi Kısa Animasyon Filmi: Paperman En İyi Belgesel:Searching For Sugar Man

Kaynak: Radyo Eksen

İngiliz Saykodelik Akımı Öncüsü Kevin Ayers Aramızdan Ayrıldı

Bayan Arıza tarafından 23 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.

Kevin Ayers, Fransa’daki evinde komşusu tarafından bulundu.

Jimi Hendrix, Brian Eno, Nico ve Syd Barrett gibi isimlerle müzik geçmişi olan Ayers 68 yaşındaydı.

Verilen bilgilere göre ölümü uykusunda karşılayan Ayers, saykodelik müziğin öncü gruplarından Soft Machine’in kurucularındandı.

Kaynak: Radyo Eksen

İngiliz müzik ödülleri BRIT sahiplerini buldu

Bayan Arıza tarafından 22 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.

Amerikan Grammy ödüllerinin İngiltere 'deki karşılığı olan ödül töreninde bu yıl “En iyi kadın şarkıcı” ve “En iyi İngiliz albümü” ödüllerini Emeli Sande kazandı.

Londra'da 02 Arena'da yapılan ödül töreninde “En iyi erkek şarkıcı” ve “En iyi çıkış” ödüllerini ise Ben Howard aldı.

Grammy ödüllü İngiliz şarkıcı Adele de törende, James Bond filmlerinin son serisi “Skyfall” için yaptığı single ile “En iyi single” ödülüne layık görüldü. Adele törene, bu pazar günü Los Angeles'ta düzenlenecek Oscar töreni için yaptığı provalar nedeniyle katılamadı.

“Mumford and Sons” grubu, “En iyi İngiliz grubu” ödülünü alırken, “Coldplay” grubu da “Rolling Stones” grubunun da aday olduğu “En iyi canlı performans” kategorisinde ödüle layık görüldü.

Lana Del Rey “En iyi uluslararası kadın şarkıcı”, Frank Ocean “En iyi uluslararası erkek şarkıcı”, “The Black Keys” grubu da “En iyi uluslararası grup” ödülünü kazandı. Törende ayrıca “One Direction” grubuna uluslararası başarısından dolayı Brit ödülü verildi.

Ödül töreninde “Muse, Robbie Williams, Taylor Swift ve Justin Timberlake” gibi sanatçılar ve gruplar sahne aldı. BRIT ödülünü kazananlara, modern sanat çalışmalarıyla tanınan Damien Hirst'ün tasarladığı heykelcik verildi.

Kaynak: Radikal

Thurston Moore, “Chelsea Light Moving” İle Yola Devam Ediyor

Bayan Arıza tarafından 22 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.

Sonic Youth’tan sonraki yeni projesi Chelsea Light Moving ile müzik kariyerine devam eden Thurston Moore, yeni albümünü yayınlamaya hazırlanıyor. Matador etiketiyle yayınlanacak olan grupla aynı ismi taşıyan albümün 5 Mart’ta raflardaki yerini alması bekleniyor.

Chelsea Light Moving albümü ise dün müzikseverlerin beğenisine sunuldu. Albümde yer alan “Frank O’Hara Hit” ve “Groovy & Linda” şarkılarını, grup, geçtiğimiz aylarda internet sitelerinde paylaşmışlardı.

Kaynak: Radyo Eksen

Helloween İstanbul’da!

Bayan Arıza tarafından 21 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.

Avrupa'nın en büyük heavy metal gruplarından Helloween, Almanya'nın bir diğer efsanevi grubu Gamma Ray ve Brezilya'lı grup Shadowside Türkiye'nin rock & metal dergisi Headbang'in 6. yaşını kutladığı konser için 12 Mart 2013'te Refresh the Venue'de sahne alacak.

18 Ocak 2013'te 15. stüdyo albümleri "Straight Out of Hell"i yayımlayacak olan Helloween, kariyerinin en iddialı turnesine çıkmak üzere. Yanlarında Helloween'in kurucu elemanlarından Kai Hansen'in grubu Gamma Ray de var. Helloween'in en önemli parçalarını besteleyen, ilk yıllarında hem gitar çalan hem de vokal yapan Kai Hansen ve grubu Gamma Ray power metal denince akla gelen ilk gruplardan. "Land of the Free" gibi klasikleşmiş albümlere imza atan grup, 'Rebellion in Dream Land' gibi metal dinleyicileri için marş kabul edilen şarkıları kitlelerle buluşturmayı başardı. Şimdi iki dev grup, Vera Müzik ve ReCreate organizasyonuyla Headbang dergisinin 6. yaşını kutladığı özel bir konserde yeniden bir araya geliyor. Çağlan Tekil ve Doğu Yücel gibi Headbang yazarlarının da Helloween, Gamma Ray ve Shadowside'dan önce DJ'lik yapacağı bu konser uzun süre müzikseverlerin belleğinde yer alacak!   Biletler Sosyotix’te…   Tarih: 12 Mart 2013 Salı Kapı Açılış: 19.00 Bilet Fiyatları: Sahne Önü 107,50 TL Genel Giriş 62,50 TL   Kaynak: Milliyet

The Following

Bayan Arıza tarafından 21 Şubat 2013 tarihinde yazıldı.

Yeni bir diziye başladım. Evet, tahmin ettiğiniz üzere polisiye. Tam bir polisiye tutkunu olduğumu söyleyebilirim. Filmlerde, dizilerde ya da okuduğum polisiye kitaplarda özellikle çözüm aşamasına bayılıyorum. Ama bu yazıda polisiye tutkumdan bahsetmeyeceğim sizlere.

The Following Fox'un yeni dizisi. Dizide bugüne dek sevip sevmediğime hâlâ karar veremediğim yılların aktörü Kevin Bacon başrolde. Dizinin yaratıcısı Kevin Williamson. Önceki işleri biraz çıtır çerez olsa da -ki yine de sağlam bir izleyici kitlesine ve hayrana sahip dizileri yaratıyor adam- (Dawson's Creek, I Know What You Did Last Summer, The Vampire Diaries, The Secret Circle) The Following ile sıkı bir başlangıç yaptı.

Kevin Bacon bir FBI ajanını canlandırmakta, diğer başrolde ise muhteşem bir oyunculuk sergileyen ve süper bir aksana sahip James Purefoy var.

IMDb'nin 8.2 verdiği The Following'in öyküsü ise şöyle; 9 yıl önce 14 öğrenciyi öldüren Joe Carroll (James Purefoy) hapisten kaçmıştır ve cinayetlerini son bir atışla noktalamak istemektedir. Bunu anlayan FBI bir ekip kurar ve ekibe Kevin Bacon'ı -dizide Ryan Hardy isimli bir ajandır- dahil eder. Ancak Ryan alkol problemi yaşamaktadır, yalnız yaşayan mutsuz bir adamdır, kalp pili ile yaşamaktadır. Ryan, tekrar işe döner ve olaylar içinde buluverir kendini.

Katilimiz Joe Carroll'un bir sürü müridi vardır. Edgar Allan Poe'dan yaptığı alıntılarla müridlerini tetikler ve her tarafta cinayetler işlenmeye başlanır. Ortada birçok hedef vardır ve ajanlarımız zor durumdadır. Joe, hapishanede olduğu halde O'nu delicesine seven hayranlarını yönetmekte ve onlara bir şekilde yolladığı mesajlarla tetiklemektedir, cinayetler ve olaylar birbirini izlemektedir.

Hâlâ izlediğim en iyi polisiye dizi The Killing, onun önünde geçebilmiş bir dizi yok henüz. Bunun dışında kalan diğer dizilerin -ki hepsini severek izledim/izliyorum- (Cold Case, Without a Trace, CSI'lar, Castle, The Mentalist, The Bridge, Bones, Criminal Minds, Numb3rs, The Closer vb.) hemen hemen hepsi benim için aynı kategoride. "The Following" elbette bir "The Killing" değil ama sıkı bir polisiye, sürükleyici ve ekrana çiviliyor sizi.

Daha fazla spoiler verip tadınızı kaçırmak istemiyorum. Öykü klasik gibi görünse de bölümler sürükleyici ve oyunculuklar oldukça iyi. Henüz yeni başlamışken arayı kapatıp, siz de bir The Following sever olarak yerinizi alın. Kendi adıma temennim, umarım bu dizi de bir şekilde sonradan bozulmaz. Biliyorsunuz bazen iyi başlayan diziler çok büyük bir hayal kırıklığı bırakarak yok oluyorlar; The Heroes, The Flash Forward, Alcatraz vb.

Sözün özü, şiddeathle tavsiye ederim bu akıcı polisiyeyi.

Oyunculardan bazıları şöyle:

Kevin Bacon … Ryan Hardy Shawn Ashmore …  Mike Weston James Purefoy … Joe Carroll Natalie Zea … Claire Matthews Annie Parisse … Debra Parker Nico Tortorella … Jacob Wells Valorie Curry … Emma Hill Adan Canto … Paul Torres