• Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • %100 Metal İftiharla Sunar; Thrash metalin dev ismi OVERKILL 26 Eylül 2019 Perşembe akşamı KüçükÇiftlikPark’ta!

    Temelleri 1980 yılına dayanan ve isimlerini Motörhead’in “OverKill“ parçasından alan New Jersey’li grup 1985 yılında yayınladıkları “Feel The Fire” ve  sonrasında peş peşe çıkardıkları “Taking Over” ve “Under The Influence” albümleri ile kısa sürede tüm dünyaya OVERKILL ismini öğrettiler. more_link_text

  • 30 Kasım-> Yıllardır yaratacılığından ve enerjisinden ödün vermeyen dev isim New Model Army, 30 Kasım’da %100 Studio’da!

    1980'de Bradford'da kurulan New Model Army; punk rock, kuzey ruhu ve zamanın atmosferinden ilham aldı. Günümüze kadar uzun, yaratıcı ve netice dolu bir yolculuk geçiren grup; post-punk, folk-rock, politik-rock, goth ve metal gibi farklı alt kültürlerinden etkilense de bir etikete ait olmayı her zaman reddetti. more_link_text

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

  • Mor ve Ötesi senfonik, Yoğun istek üzerine 7 Ekim’de yeniden sizlerle…

    Ülkemizin en önemli müzik gruplarından mor ve ötesi geçtiğimiz sonbaharda ilk defa seyirci ile buluşturdukları “senfonik” projesi ile sahne alıyor! Şef Orçun Orçunsel yönetimindeki Avrasya Filarmoni Orkestrasıve Şef Masis Aram Gözbek yönetimindeki Magma Filarmoni Korosunun eşlik edecek. mor ve ötesi Kerki|Solfej konserleri ile Harbiye Açıkhava'da sizlerle! more_link_text

  • 13 Eylül-> İstanbul Blue Night Sunar: Evanescence

    Müziğinde rock, metal ve senfonik öğeleri birleştiren Evanescence, “Synthesis Live” turu ile şehrin olmazları olduran festival markası İstanbul Blue Night sponsorluğunda 13 Eylül’de Volkswagen Arena’ya konuk oluyor! Evanescence öncesinde, alternatif rock’ı ve pop’u kendine özgü stiliyle bir araya getiren VERIDIA’yla buluşuyoruz. more_link_text

  • Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

En popüler korku dizileri ve filmleri (Mayıs 2018)

Bayan Arıza tarafından 10 Mayıs 2018 tarihinde yazıldı.
Gerilim severler için mayıs ayının en popüler korku dizileri ve filmleri…

Kaynak: NTV Sanat

Dizi: The Chalet “Dağ Evi”

Bayan Arıza tarafından 7 Mayıs 2018 tarihinde yazıldı.

Netflix’te izlediğim La Mante isimli Fransız gerilim dizisinden sonra, The Chalet isminde dilimize de “Dağ Evi” adıyla çevrilen sürükleyici bir dizi daha izledim.

Efenim, bu da 6 bölümlük bir dizi idi.

Dizi: Aquarius

Bayan Arıza tarafından 27 Nisan 2018 tarihinde yazıldı.

Charles Manson'ın hayatından esinlenerek oluşturulmuş olan "Aquarius", bir dönem dizisi. 1967 yılında geçiyor mevzular. 60'ların sonu, hippi ruhu ve 70'lerin rock'nr'oll mevzuna da ışık tutuyor. Dolayısıyla o dönemin ortamı, kıyafetleri, müzikleri var. Hippie'leri de bolca görmekteyiz. Müzikler nefis.

Çok sevdiğim -en sevdiğim dizilerden olan "Californication"ın esas adamı Hank Moody yani- David Duchovny de dizide esas adamımız dedektif Sam Hodiak'ı canlandırıyor. Sürekli rol kesen, psikopat, sosyopat Charles Manson rolünde İngiliz aktör/şarkıcı Gethin Anthony var. Ki kendisini Game of Thrones'da "Renly Baratheon" rolünde izledik.

The Vampir Diaries ve The Originals'dan tanıdığımız Avustralyalı oyuncu Claire Holt karakolun tek kadın polisi Charmain Tully rolünde. Gizli polisimiz Brian Shafe'i de Grey Damon canlandırıyor. Emma Dumont kendisiyle aynı isimde Emma Karn rolünde. Charles Manson'ın yavuklularından biri. Kendisini de The Gifted'dan tanıyoruz. Tanıdık oyuncular mevcut.

Olay Charles Manson etrafında şekilleniyor olsa başka konular da işlenmekte.

1. sezon 11. bölüme kadar geldim. Gri tonlarında nefis bir dizi. Keyifle izliyorum. Polisiye ve dönem dizileri sevenler bayılacaklar.

Dizi: Marcella

Bayan Arıza tarafından 17 Nisan 2018 tarihinde yazıldı.

Yine bir Neflix dizisi. İskandinav noir akımına sahip bir İngiliz polisiyesi. Jenerik müziği de çok etkileyici.

Marcella, İsveçli Hans Rosenfeldt'ın yapımcılığını, yazarlığını ve yönetmenliğini üstlendiği TV dizisi. Hans Rosenfeldt aynı zamanda The Bridge dizisinin yaratıcısı ve senaristidir – ki o dizi de bizi bizden almıştır.  Dizi, 4 Nisan 2016'da ITV'de yayınlanmaya başlandı. 

Esas kızımız Marcella Backland biraz sorunlu, sürekli blackout'lar yaşayan başarılı bir polis. Kendisini Anna Friel canlandırıyor. Kocası Jason rolünde Nicholas Pinnock var ki O'nu da İzlanda-İngiltere dizisi olan "Fortitude" de izlemiştik.  Polis şefi olarak Ray Panthaki karşımıza çıkıyor.

Marcella, eşi tarafından onu artık sevmediği gerekçesiyle terk edildiğinde bu durumu aşabilmek için 10 yıl önce ailesi için bıraktığı cinayet masasındaki görevine polis olarak geri dönüyor.  Marcella'yı bir yandan bu cinayetleri, bir yandan da eşinin kendisini terk edişinin altında yatan gerçek nedenleri araştırırken izliyoruz. Hem ailesel vaziyetler yüzünden morali bozuk, hem de seri cinayetler başlamış. Derken Marcella bu cinayetleri çözmeye uğraşıyor. Bir yandan da ailesiyle uğraşıyor, bir de bayılmaları ve sonrasını hatırlamama olayları da var.

Üzerine giydiği o yakası kürklü gibi olan montuna da hastayım. Hinterland'deki kadın dedektifin de buna benzer bir paltosu vardı. Bir de The Killing'teki İzlanda kazakları ve kapalı hava modları. Ah bu bendeki İskandinav aşkı bitmez!

Bölümler 46-47 dakika. Sekiz bölüm, tek sezon.

Bir çırpıda izlenir, sürükleyici, keyifli.

Dizi: Deep Water

Bayan Arıza tarafından 17 Nisan 2018 tarihinde yazıldı.

Netflix sayesinde izleme şansı bulduğum 4 bölümlük Avustralya suç draması ve polisiyesi. 2016 yapımı.

Dizi, 1970-80'lerde gerçekten yaşanmış, 80 gey erkeğin ölümüyle sonuçlanmış nefret cinayetlerine dayanıyor. Hiçbiri çözülememiş, örtbas edilmiştir. O dönemlerde şiddete uğrayan LGBT bireyler korkularından şikayette bile bulunamamışlar. Günümüzde bu cinayetler tekrar başlayınca olay o yıllarla ile ilişkilendirilir. Ve mevzu derinleşir.

Başrolde "Orange is the New Black"te sevdiğimiz bir karakter olan Yael Stone var. Esas polis kızımız "Tori Lustigman"i canlandırıyor. Ortağı rolünde de Shine filminden bildiğim tuhaf ama karizmatik görünümlü Noah Taylor var, O da dedektif Nick Manning rolünde.

Akıcı ve sürükleyici bir dizi.Tek sezon olan ve kısa bölümlere sahip dizileri seviyorum. İyi seyirler.

 

Dizi: The River

Bayan Arıza tarafından 6 Nisan 2018 tarihinde yazıldı.

Netflix satın aldığımızdan beri özellikle İngiliz polisiyeleri hayranı oldum. Genelde tek sezon ve 6-8 bölüm gibi olduğundan çabucak bitirilebiliyor. Çok uzatmıyor, hikayeyi akıcı bir şekilde sunuyorlar. Bu şekilde birkaç dizi bitirdim. Konularını okuyup hangisini seçeceğime karar veriyorum. Hatta bir önceki izlediğimiz diziye göre öneriler de getiriyor Netflix.

En son 6 bölümlük "The River" dizisini izledim. Son yıllarda çok dizide-filmde karşımıza çıkan İsveçli oyuncu Alexander Skarsgård'ın babası olan Stellan Skarsgård başrolde. Ki kendisi İsveç'te de ünlü olan bir adam. Kendisi, çocukları hepsi sinema sektöründe ve başarılar. Gerçekten karizmatik tipler.

Diziye adını veren "River" karakterini canlandırıyor Stellan Skarsgård. Esas kızımız "Stevie"yi ise Nicola Walker oynuyor. Pek sevdiğimiz Adeel Akhtar, River'a eşlik eden ekip arkadaşı dedektif "Ira King" rolünde.

Suç, drama ve polisiye, Hepsi bi arada sunuluyor. Dizinin yaratıcısı Abi Morgan. BBC sunuyor ve İskandinav tadında bir drama adeta. İskandinav demişken, bu diziden önce de Norveç polisiyesi olan "Borderliner"ı izledim. Hatta orada başrolde olan polis memuru şimdi izlediğim yine İngiliz polisiyesi olan "Marcella"da da oynuyor. Hepsi konu olarak birbirinden farklı, hiç sıkmayan, keyifle izlenen, İskandinav havası yaratan diziler.

Dizinin konusunu şuradan aldım (https://noluyo.tv/haber/2742/iskandinav-tadinda-ingiliz-polisiyesi-river);   BBC’nin yeni polisiye dramalarından River, doğaüstü ögeler içeren ve son yıllarda çok popüler olan İskandinav dizileri tadında bir dizi olarak karşımıza çıktı. Polisiye dizilerin geleneği olan sorunlu dedektif  bu sefer farklı bir açıdan işleniyor. Gözlerinin önünde öldürülen ortağı Jackie Stevenson (Nicola Walker)’ı kimin neden öldürdüğünü araştırırken üzerinde çalıştığı başka bir vakayla ilgili birini daha görüyor. River’a ortak olarak Utopia’dan tanınan Adeel Akhtar’ın oynadığı Ira King eşlik ediyor. 

İsveçli aktör Stellan Skarsgård’ın başrolde olduğu dizi kısa süre önce ortağını kaybetmiş olan başarılı bir dedektif olan John River’ı konu alıyor. River, ölen ortağını görmeye devam ediyor ve onunla konuşuyor. Ray Donovan’dan tanıdığımız Eddie Marsan’ın Thomas Cream adlı eski bir katili canlandırdığı kişi ise River’ın görmüş olduğu bir başka figür. River ölmüş olan bu insanları görmesini hayalet değil manifesto olarak tanımlıyor. Bölüm boyunca geçen konuşmaların ve olayların alt metinlerinin başarısı diziyi amaçlanan karanlık ortama çok iyi sokuyor. Neredeyse tek başına rol alan Stellan Skarsgård’ın oyunculuğunun psikolojik açıdan sizi dizinin içine çektiği bir dizi olarak kaçırılmaması gerekiyor. Özellikle bu tarz işleri seviyorsanız kesin izlemeniz lazım!

Netflix’ten ilginç iş ilanı: Dizi izleyerek para kazanmak mümkün

Bayan Arıza tarafından 2 Nisan 2018 tarihinde yazıldı.
Kullanıcılara İnternet üzerinden hizmet veren medya sağlayıcısı Netflix dizi ve filmleri izleyerek kılavuz yaratacak çalışanlar arıyor.    

Küresel internet televizyon ağı Netflix pek çok kişinin hayallerini süsleyen bir iş ilanı yayınladı. Netflix, dizi ve filmleri izleyerek kategorilere ayıracak ve haklarında bilgi verecek profesyoneller arıyor. 

   

Tek işleri platformdaki içerikleri izlemek ve onlar hakkında kategori ve kılavuz bilgisi yazmak olan 30 kişilik bir ekibe sahip olan Netflix, artan içerik ile birlikte bu ekibi de büyütmek istiyor. 

   

Netflix algoritmasının doğru çalıştığını ve içeriklerin doğru alanlarda yer aldığını kontrol eden bu çalışanların görevi, Netflix'te yer alan film ve dizileri izlemek ve doğru kategoride yer aldıklarından emin olmak. 

   

Peki Netflix'in ülke ülke en popüler içerikleri hangileri?

   

Netflix kuruluşundan bu yana izlenme rakamlarını açıklamasa da HighSpeedInternet geçtiğimiz günlerde Google Trends'ten sağladığı bilgiler ışığında ülke ülke Netflix'in en popüler dizilerini belirlemişti.    

ABD: Shameless (İngiliz versiyonu)      

İngiltere: Call the Midwife    

İspanya: Narcos       

Almanya: House of Cards    

Yunanistan: Grand Hotel       

Portekiz: Shadowhunters       

Azerbaycan: Sherlock       

Rusya: Arrow       

Fransa: The Returned      

Türkiye: The Tudors       

Kanada: Bates Motel      

Avustralya: Jane the Virgin       

Fransa: The Returned       

İsveç: Dexter Kaynak: NTV

Virginia Woolf’un çalkantılı hayatı hakkında 8 şey

Bayan Arıza tarafından 27 Mart 2018 tarihinde yazıldı.

Kaynak: Milliyet Sanat

76 yıl önce bir kadın kimselere bir şey söylemeksizin eteğine taşlar doldurarak Ouse nehrininin soğuk sularına kendini bıraktı. Cansız vücudu olaydan iki hafta kadar sonra bulunabildi. Daha sonraları bütün dünya tarafından tanınacak olan bu kadının adı Virginia Woolf'tu…

 

Okula Gitmedi

 

    Virginia Woolf’un ilginç yaşamı doğumuyla birlikte başlıyor aslında… Woolf, Victoria döneminin en tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen’ın kızıydı… Beş kardeşin dördüncüsü olan Virginia, o dönemde kız çocuklara uygulanan eğitim eşitsizliği nedeniyle okula gitmedi ama babasının çabalarıyla kendini geliştirmiştir…   

 

Victorya Dönemi'nin korkunç sıkıcılığı 

 

    Virginia sıkıcı bir çocukluk geçirdi. Daha sonraları ressam olan çok sevdiği kız kardeşi  Vanessa Bell ile birlikte büyüyen Virginia, Victorya tarzı yaşamın ciddiyetini ve sıkıcılığı görerek değişik bir yaşama yöneldi…  

 

Annesinin ölümü

 

    13 yaşındayken annesini yitirince ağzından şu sözler dökülecekti; "Olabilecek en büyük felaket". Virgina Woolf annesine olan özlemini “Deniz Feneri” adlı eserinde yansıtmıştır. Romanla ilgili olarak Woolf’un kardeşi Vanessa, “Annemin portresi düşünebileceğimden çok daha ona yakın. Ama böyle mezardan geri gelmesi acı verici.” demiştir.    

 

Annesinin kıyafetleriyle verdiği poz

 

 

 

 

 

 

 

 

Game of Thrones’ta Jaime Lannister’ın değişimi

Bayan Arıza tarafından 27 Mart 2018 tarihinde yazıldı.
Sekizinci ve final sezonuyla ekrana gelmesi beklenen Game of Thrones’ta, Jaime Lannister karakterinin büyük bir değişim yaşayacağı tüyosunu, karakteri canlandıran Nikolaj Coster-Waldau verdi.

Game of Thrones’un 2019’da yayınlanacak sekizinci sezon bölümleri merakla beklenirken, diziye dair tüyolar gelmeye devam ediyor. Son olarak Jaime Lannister karakteriyle ilgili değişimin nasıl olacağı bilgisi, dizi hayranlarını heyecanlandırdı.

 

   

 

Nikolaj Coster-Waldau’nun canlandırdığı karakter, üçüncü sezonda Tarth’lı Brienne’le yoldayken duygusal bir değişim yaşamıştı.

 

   

 

Dördüncü sezonde, kısa saçlı ve sakalsız haliyle görülen Lannister’ın son sezonda “büyük bir değişim” yaşaması bekleniyor.

 

   

 

Yedinci sezon finali 31 milyon kişi tarafından izlenen, sekizinci sezonu için hazırlıkların sürdüğü dizi hakkında konuşan Nikolaj Coster-Waldau, “Saç kestirmenin sonu geldi" dedi.

 

   

 

 

ShortList’e konuşan Waldau, rolünün ters köşe yapacağını söyledi. Yedinci sezon finalinde kız kardeşi Cersei Lannister ve Kızıl Kale’yi bırakan Jaime Lannister’ın yeniden bakımsız bir görünüme bürüneceği sinyalini verdi.

 

   

 

“Thrones’un son sezonu çekiliyor. Genel olarak konuşmak gerekirse çılgınca saç sakal bir birbirine karışmış vaziyette olmayacağım ama sakallı olacağım” dedi.

 

Kaynak: NTV

 

Altered Carbon’un esas adamı Joel Kinnaman (Takeshi Kovacs) kimdir?

Bayan Arıza tarafından 28 Şubat 2018 tarihinde yazıldı.
300 yıl sonraki bir gelecekte geçen; cinayet, aşk, cinsellik ve ihanetlerle dolu karmaşık bir hikayeyi anlatan Altered Carbon, yeni bir kahraman çıkardı karşımıza. Dizinin esas adamı Takeshi Kovacs'ı canlandıran İsveç aktör Joel Kinnaman buzdan daha buz, ayazdan daha ayaz halleriyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Peki kim bu adam, nereden çıktı? Altered Carbon'a kadar hayat onu bizden nerelerde sakladı? Suat Kavukluoğlu; "Karakterimi güçlü kadınlar şekillendirdi" diyen Joel Kinnaman hakkında bilinmesi gerekenleri yazdı… / suat.kavukluoglu@ntv.com.tr ÖLÜMSÜZLÜĞE GİDEN YOLDA

 

İnsanoğlunun en büyük hayali "ölümsüz" olabilmek. Yıllardır bu konuda birçok çalışma yapılıyor. Son olarak geçtiğimiz günlerde ünlü fütürist Ian Person, İngiliz basınına bir açıklama yaptı. Pearson'a göre 2050'ye geldiğimizde "ölümsüzlük" denizinde yüzmeye başlayacağız.  2050'yi dünya gözüyle görebilmeyi başaran insanların; gelişen yapay zeka ve robotik bedenler sayesinde doğdukları bedene ihtiyacı kalmayacak.

Pearson, insanoğlunun bilincinin makinalara yüklenebileceğini savunuyor. Tam da bugünlerde Netflix'te yayına giren "Altered Carbon" dizisinde olduğu gibi. Richard K. Morgan'ın romanından uyarlanan, günümüzden 300 yıl sonrasında geçen dizide, insan bilincini disklere kaydererek başka bedenlere transfer edebilen yeni bir teknoloji ölüme meydan okuyor. İnsan vücudunun bir çift ayakkabı gibi değiştirilebildiği bir dünya burası.  Yani çok kolay, küçük bir operasyonla olup bitiyor; bir uyanıyorsunuz hop başka bir bedendesiniz.  E operasyon sonrası elbette biraz ağrı, sancı, bir miktar gaz, yeni bedeni yadırgamalar, depresif ruh halleri, "Bırakın beni uleyn, eski bedenime döneceğim ben"ler filan olabiliyor. E o kadar da olacak canım.  Adamlar bize ölümsüzlük vaad ediyor. Bunlar da işin tuzu biberi, nazar boncuğu oluversin…

   

 

300 YIL SONRA HANİ HERKES ÖLÜMSÜZKEN…

 

Geliyoruz zurnanın zırt dediği yere… Hadi biz "köprüden önce son çıkış"ı da ekleyelim. Ölümsüzlüğe kavuştuk, artık ölüm mazide kalan eski bir yalan…  Eski Türk filmlerindeki gibi pek mutluyuz, sonsuza kadar bahtiyar olacağız  Peki başka ne oluyor, herkes sahiden pek mi mutlu bu dizide diyeceksiniz? Değil yavrularım. Değil. Ölümsüzlüğe kavuşsa da insan yine insan. İnsan yine mutsuz, insan yine ne yapıyor ediyor kendini, çevresindekileri ve bulunduğu gezegeni yok etmeye çalışıyor.

   

 

ESAS ADAMIN ADI: TAKESHI KOVACS

 

"Altered Carbon"a esas adamdan geçiş yapalım.  Esas adamımızın adı Takeshi Kovacs. Eski bir asker.  Her türlü dövüş tekniğine hakim, pek gözü kara, pek asi, savaşçı, işte ben o kadar diyeyim siz yanına bin ekleyin.  Yeni dünya düzenine karşı organize edilen bir başkaldırı sırasında yenik düşüyor kahramanımız. Ateşle dans edenlerin hazin sonu: Öldürülüyor. Yüz yıllar boyunca buz içinde hapsedilen bilinci bir gün; çok zengin bir adam olan Laurens Bancroft'un emriyle başka bir bedene aktarılıyor. Yeni beden; Elias Ryker adında gözden düşmüş bir polise ait. Yeni bedenin yeni göreviyse 300 yaşındaki bu çok tatlı zengin aristokratımızın (Bancroft) cinayetini aydınlatmak.

   

 

TAKESHI KOVACS'A BEDEN OLAN İSVEÇLİ: JOEL KINNAMAN

 

Nasıl yani dediniz normal olarak. Adam zengin, adamın imkanları bol.. Nasıl bir perde iner de gözüne kendi cinayetini göremez? Masal bu ya, olmuş işte… O bol imkanlarla Bancroft kendini milyon kere yedekletmiş, ilerleyen yaşlarında kullanacağı yeni bedenlerini sıraya dizmiş dizmesine ama bir an gelmiş, 48 saatlik bir Makber taksimine kurban gitmiş. Birileri "Her yer karanlık pür nur o mevki" diye şakıya şakıya tam o esnada beyefendinin bütün beyin ışıklarını karartmış, adamcağız da kendini kim öldürdü görememiş.  Ah, vah bu durumda ne yapılacak? Elbette bu cinayeti çözmesi için eskilerden en zeki, en gözü kara, en asi, en deli adam bulunup yeni bir bedende tez vakitte huzura getirilecek.  İşte o adam Takeshi Kovacs. Kovacs'ın polis eskisi yeni bedenine İsveçli aktör Joel Kinnaman hayat veriyor. İşte her şey onunla başlıyor zaten. Bütün ezber onunla bozuluyor.

   

 

BUZDAN DAHA BUZ, AYAZDAN DAHA AYAZ BİR ADAM 

 

Biz sıcak kanlı Akdeniz insanları hep alışmışız "ateş"li, "tutku"lu güzellere, yakışıklılara. Onları ve onların bünyemizdeki etkisini tarif edebilmek için bir çok deyim, atasözü üretmişiz. "Ateş parçası" "Ateş ediyor" "Yere bakan yürek yakan" "Ateş bacayı sardı" Hep ateşli hep yanmalı birçok sözümüz var. Bu sözlerin az kaldığı, yetmediği yerde Yıldız Tilbe'nin Mercan Dede ile yaptığı sürreal düette dediği gibi "Ateşten sıcak, sudan çıplak"a bağlayıp kurtulabilirdik ama karşımızda bu kez tam zıttı bir adam var.  Buzdan daha buz, ayazdan daha ayaz. Nasıl tarif edilir öyle bir adam? İsveç'liler hangi deyimleri, atasözleri kullanıyorlar acaba böyle buzdan şovalyelerini tarif etmek için?

   

 

TÜRK'ÜN LOKUMU, İSVİÇRE'NİN ÇAKISI VARSA, İSVEÇ'İN JOEL KINNAMAN'I VAR 

 

Elbette Joel Kinnaman'ı tarife uğraşırken şu klişe yönteme de bakayım dedim. Hani şu her yabancıyı, kendi ülkesinin meşhur bir şeyiyle tarif etme sanatı… Türk lokumu, Belçika çikolatası, İsviçre çakısı diye sıralarken bir baktım İsveç'in öyle meşhur pek bir şeyi yok. Yani var da bir insanı tarif etmek için uygun değil. Yani Joel Kinnaman'a İsveç köftesi gibi adam mı diyelim? Ya da İkea gibi maşallah, İsveç şurubu gibi her derde deva filan mı yazalım. Belli buradan da yürüyemeyeğiz. Görünen o ki, bir süre sonra İsveç onunla anılmaya başlayacak. İsviçre'nin çakısı, Belçika'nın çikolatası, Türkiye'nin lokumu varsa İsveç'in de Joel Kinnaman'ı var denecek. (Evet, evet böyle oluyor galiba.)

   

 

KADINLARIN ARASINDA BÜYÜDÜ 

Peki kim bu adam, nereden çıktı? "Altered Carbon"a kadar hayat onu bizden nerelerde sakladı? Asıl adı Charles Joel Nordströrm. 25 Kasım 1979 doğumlu.1,89 cm boyunda. Yay burcu. Amerikalı bir baba ile İsveçli terapist bir annenin dünyaya armağanı. (Baba tarafı Kansas'tan ama daha geriye gidersek Alman, İngiliz, İskoç ve İrlanda genleri taşıyor.) 

Dolayısıyla hem Amerika hem İsveç vatandaşı.  (Dip not: Kendisi İsveçlileri genel olarak mütevazı ve utangaç buluyor.) Üvey kızkardeşi Melinda Kinneman da tanınan bir oyuncu.  Melinda dışında 4 kız kardeşi ve üvey anneleri var.  Görüldüğü üzere kalabalık bir kadın ordusu içinde büyümüş.  Zaten kendisi de bir röportajında karakterini güçlü kadınların şekillendirdiğini itiraf etmiş:  "Yahudi bir annenin oğluyum. 5 kız kardeşimle ve üvey annelerimle birlikte büyüdüm. İsveç'te birçok kadın yönetmenin filminde oynadım. Hatta "The Killing" filminde çalışan herkes kadındı. Benim hayatımı bu güçlü kadınlar şekillendirdi."

 

   

 

İNGİLİZ OKULUNDA EĞİTİM ALDI, ALEXANDER SKARSGARD İLE OKUL ARKADAŞIYDI

İsveç'te bir İngiliz okulunda eğitim alıyor. "İngiliz okulu olduğu için dünyanın her yerinden farklı gelir düzeyine sahip ailelerin çocuklarıyla bir aradaydım. Diplomat ailelerin çocukları da vardı, gettolardan gelen çocuklar da. Hem zengin hem fakir, iki zıt kutbun ortasındaydım. Ben daha çok ikinci jenerasyon göçmenlerin çocuklarının oluşturduğu gruba dahildim. Çünkü babam Amerikalıydı." Ailesi onu lisede bir yıl Teksas'a yolluyor: "Ailem Stockholm'deki okulda yanlış gruplarla birarada olduğumu, git gide köklerimden uzaklaştığımı düşünüyordu. Köklerimi hatırlatmak için beni bir yıllığına Teksas'a yolladılar." (Bu arada meraklısına not: Meğerse Kinnaman, "True Blood" ve "Big Little Lies" ile dünyayı kasıp kavuran bir başka İsveç'li Alexander Skarsgard ile Stockholm'den okul arkadaşıymış.)

 

   

 

TEKSAS'TAN SONRA İSVEÇ'TE TİYATRO OKUDU

 

Teksas'tan sonra yeniden İsveç'e dönüyor, tiyatro okulunda eğitim alıyor. Mezun olduktan sonra iki yıl tiyatro yapıyor, sonra ver elini beyazperde. 16 ayda 8 İsveç filminde rol alarak hızlı bir giriş yapıyor sinemaya.

   

 

Sinema kariyerine daha detaylı dalmadan kadın hayranlarını baştan uyaralım. Kendisi model & dövme sanatçısı Cleo Wattenström ile evli ve aşık. Henüz çocuk yok, e o da yakındır.  Keza eşiyle "Altered Carbon" dünya galasında çekilmiş boy boy fotoğrafları yayınlandı. Hanımefendi kırmızı halıda "Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır" sözünü vurgularcasına kare kare yanındaydı adamının.    

 

İSVEÇ'İN "KOMİSER CEMİL" SERİSİNDE PARLADI

 

Beyazperdede göründüğü ilk film "Den osynlige- The Invisible" (2002) Sonra peş peşe Storm (2005), "Tjenare kungen" (2005), "Vinnarskallar" (2006) Peşine 2008'de 3 film daha. Derken esas patlama 2009 itibariyle arka arkaya gelen Johan Falk serisi. Türkiye'de Cüneyt Arkın'lı "Komiser Cemil" neyse, İsveç'te "Johan Falk" da işte öyle bir şey. 20 filmden oluşan, her biri büyük ilgi gören, bitmek bilmeyen bir seri.  Bizim yakışıklı o serinin 11 filminde (2009'da 6, 2012'de 5 filmde olmak üzere) Frank Wagner karakterine hayat verdi.

   

 

"EASY MONEY" DÖNÜM NOKTASI OLDU

 

Yine İsveç yapımı "Easy Money" kariyerinde dönüm noktası oluyor. Bu filmle, uluslararası alanda ilk kez dikkatleri üzerine çekiyor. Sonra gelsin 2011'de "The Darkest Hour", gitsin "Ejderha Dövmeli Kız" (The Girl with the Dragon Tattoo) Ucundan kıyısından Joel Kinnaman artık dünya ekranından gözükmeye başlıyor.

   

 

DÜNYA ÇAPINDA ŞÖHRET "THE KILLING" DİZİSİYLE GELDİ

 

2011, Joel Kinnaman için çok mühim bir yıl.  Hem iki Hollywood filminde rol alıyor, hem de 4 sezon sürecek "The Killing" dizisine kapak atmayı başarıyor. Danimarka'da aynı adla yayınlanan suç dramasının Amerika'ya uyarlanmış halinde Kinnaman, Stephen Holder adlı karaktere hayat veriyor. Dizinin en sıcak ve eğlenceli karakteri olarak değerlendirilen Holder, 30’lu yaşlarda bir dedektif. Eski bir uyuşturucu kullanıcısı. Temizlenmiş, arınmış, kendini Tanrı'ya adamış. Mireille Enos’un canlandırdığı Sarah Linden karakteriyle cinayetleri çözmeye çalışıyorlar.  İkili hakkında o dönem Ekranella sitesi "ikisi de şahsına münhasır karakterler ve o kadar gerçekler ki ilk bölümden kendinizi aralarında yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz." yorumunu yapmış. AMC yapımı dizi, Netflix'te yayınlanınca Kinnaman, bir anda dünya çapında daha da tanınır hale geliyor.  Dizi oyuncularının ortak kaderini yaşamaya; hazzıyla travmasıyla o şeyi tatmaya başlıyor: Takipçilerinin sadakatli, yoğun, holigan sevgisini…

   

 

2014’TE SON "ROBOCOP" OLDU  2014 yılı ise duygusal sebeplerden Kinnaman için önemli. Keza çocukluğundan beri 15-20 kez izlediği, çok sevdiği "RoboCop" filminin yeniden çekilen versiyonunda talih yüzüne gülüyor. Bingo: Yeni RoboCop, Joel Kinnaman oluyor.  Filmde Gary Oldman, Michael Keaton ve Samuel L. Jackson gibi ustalarla başrolleri paylaşıyor.    

 

ROBOCOP SONRASI "GERÇEK KÖTÜLER"LE TERS KÖŞE

 

Adamımız farklı rolleri seviyor. Zaten bir röportajında kendisi de söylemiş "Tiyatro ve sinemada her zaman iyi hikayelerin, iyi karakterlerin peşinde koştum. Her zaman birbirinden farklı, ters köşe karakterler bana ilham verdi." diyor.  2016'da Rick Flagg karakteriyle yer aldığı "Suicide Squad: Gerçek Kötüler" buna güzel bir örnek. DC Comics'in bol kötülü çizgi romanı olan Suicide Squad'dan uyarlanan filmde Kinnaman, Will Smith, Viola Davis ve Jared Leto gibi efsanelerle kamera karşısına geçiyor bu kez. Süper kötülerin, sıradan kötülere karşı mücadelesi şeklinde özetlenebilecek film, yüksek temposu ve zengin kadrosuyla epey ilgi görüyor o dönem.

 

   

 

"HOUSE OF CARDS" MACERASI 

 

Kinnaman'ın 2017'de bir de "House of Cards" macerası var. Diziye 40. bölümünde New York valisi Will Conway karakteriyle dahil olan İsveçlimiz, dizide 20 bölümden fazla yer alıyor.  Frank Underwood'un karşısına Republician party adayı olarak çıkan, karısı ve çocuklarıyla ideal aile portresi çizen hırslı Conway karakteriyle Kinnaman beyazperdede hayranlarını bir kez daha ters köşeye yatırmayı başarıyor.

   

 

VE "ALTERED CARBON"

 

Ve geliyoruz Joel Kinnaman'ın son manevrasına. Tüm dünyanın gündemine bomba gibi düştüğü, herkesin onu konuştuğu, kelimenin tam anlamıyla "patladığı" "Altered Carbon"a. Yazının başında da belirttiğimiz gibi dizide esas kahramana hayat veriyor Kinnaman. Buz gibi bedeniyle içinde bir ateş topu saklıyor. Dizinin detayları için yazının başına dönmeniz gerekiyor.  Burada yeni olarak şunu söyleyebiliriz.  Dizide yer alan gerçeğe çok yakın dövüş sahneleri için Kinnaman'la birlikte diğer oyuncular jujitsi, güreş, judo ve Filipin bıçak teknikleri öğrenmiş.

   

 

EN BOMBA HABERİ SONA SAKLADIM: "HER GÜZELİN BİR KUSURU VAR"

Bu arada Kinnaman'la ilgili ilginç bir haber. Siz bakmayın onun "Altered Carbon"da erkekliğin, insan bedeninin tarihini yeniden yazan kaslarla çevrili, sıfır yağ, kusursuz vücuduna. "Altered Carbon"a gelene kadar o da hepimiz gibi sıradan bir vücuda sahipmiş. Uzun boylu sıska bir adam olduğunu herhalde diğer dizi ve filmlerinden seçtiğimiz fotoğraflarında görmüşsünüzdür. Şimdi "dertli" erkek yoldaşlarım yakınıma gelin, size bir sır daha vereceğim.  Kinnaman, meğerse uzun yıllar "Pectus Excavatum" denilen bir hastalıktan müzdaripmiş. Halk arasında "kunduracı göğsü" olarak bilinen bu hastalık bildiğiniz göğüs kafesinin içe çökük olması demekmiş. Genetik bir rahatsızlık. Ameliyat gerektiriyor. Keza "Altered Carbon"da Kinnaman'ın geldiği son noktaya bakarak, ameliyatını paşa paşa olduğunu söyleyebiliriz. Yani demem o dur ki, dert etmeyin hiçbir şeyi. Her güzelin bir kusuru var. Onun hikayesi hepimize umut olsun. Adam meğer nerelerden dönmüş de pes etmemiş, yapmış o vücudu. Siz de yapabilirsiniz. (Do it, do it, just do it.)  

 

   

 

"ALTERED CARBON" SONRASINDA NELER OLACAK? 

 

Kinnaman, Suicide Squad 2'de rol alacak. Filmin çekimlerine henüz başlanmadı. Bir başka güzel haber de "The Killing" hayranlarına. Kinnaman, dizide karşılıklı oynadığı Mireille Enos ile yeni bir projede bir araya geliyor. İkili, Joe Wright’ın ünlü aksiyon filmi Hanna’dan uyarlanan diziye başrolü paylaşacak. Amazon’da izleyici karşısına çıkacak olan dizi, filmin de ortak senaristi olan David Farr taradından kaleme alınıyor.  Dizinin prodüksiyonu mart ayında başlayacak.  Çekimler Macaristan, Slovakya, İspanya ve Birleşik Krallık’ta yapılacak.  Dizinin senaryosu, filmde de olduğu gibi, sıradışı becerilere sahip küçük Hanna’nın, peşine düşen ve kim olduğunu öğrenmeye çalışan CIA ajanından kaçma mücadelesini işleyecek.  Mireille Enos dizide acımasız CIA ajanı Marissa olarak karşımıza çıkacak. Joel Kinnaman'ı ise dizide Hanna’nın babası Erik rolünde izleyeceğiz.

Kaynak: NTV