• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

Yeni albümler Salon’dan çıkıyor!

Bayan Arıza tarafından 10 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

Salon, Nisan ayında birçok yeni albümün lansman konserine ev sahipliği yapacak.

Bora Çeliker, uzun süredir beklenen ve geçtiğimiz aylarda Equinox müzik etiketiyle yayımlanan albümü Borabook’un lansman konseriyle 12 Nisan Cuma akşamı saat 21.30’da Salon’da olacak.   Rock müziğin başarılı vokali ve şarkı yazarı Aylin Aslım, Zümrüdüanka isimli dördüncü solo albümünün ilk konserini Salon’da verecek. Üç yıllık sessizliğini Zümrüdüanka’yla bozan Aslım, 13 Nisan Cumartesi günü saat 22.30’da dinleyicileriyle buluşacak. Sibel Gürsoy ve Kutlu Özmakinacı tarafından kurulan SKEÇ, Okyanus isimli ilk albümlerinin lansman konseriyle 18 Nisan Perşembe akşamı saat 21.30’da Salon’da.   Bora Çeliker İlk Albümünün Lansman Konseriyle Salon’da   Bora Çeliker’in uzun süredir beklenen albümü Borabook geçtiğimiz aylarda Equinox müzik etiketiyle yayımlandı. Çeliker, İstanbul caz sahnesinin önemli müzisyenlerinin kendisine eşlik edeceği gecede, yeni albümünün lansman konseriyle 12 Nisan Cuma akşamı saat 21.30’da Salon’da olacak.   New York ve İstanbul caz sahnelerinin önemli müzisyenlerini bir araya getiren albümde, Çeliker’in müzikal geçmişinin Post Bop, Avant Garde, Psychedelic Rock ve Blues gibi farklı izlerine rastlamak mümkün. İstanbul ve Ankara’da sayısız müzisyenle gerçekleştirdiği yaratıcı projelerle tanınan Çeliker, bu ilk albümünde Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine başladığı 2003 yılından, İstanbul Caz Festivali konseri ve Nardis Genç Caz Gitaristi yarışması birinciliği gibi başarılarla dolu 2010 yılına kadar geçen süre zarfında yaptığı bestelerden bir seçkiye yer veriyor.   Klasik bir caz albümü olmanın ötesinde, farklı müzik türlerinden beslenen özgün bestelerin yer aldığı Borabook albümündeki şarkıların seslendirileceği gecede Çeliker’e, İmer Demirer (trompet), Burak Bedikyan (piyano), Volkan Hürsever (kontrbas) ve Ateş Tezer (davul) eşlik edecek.   Aylin Aslım, Yeni Albümü “Zümrüdüanka” İle Sessizliğini Bozuyor   Rock müziğin başarılı vokali ve şarkı yazarı Aylin Aslım, Zümrüdüanka isimli dördüncü solo albümünün ilk konseri ile 13 Nisan Cumartesi günü saat 22.30’da Salon’da.   Üç yıllık sessizliğini Zümrüdüanka’yla bozan Aylin Aslım, yeni albümünün çıkış şarkısı İki Zavallı Kuş ile kısa sürede müzikseverlerin beğenisini kazandı. Sözü Aylin Aslım'a, bestesi Aylin Aslım ve Övünç Dan’a ait olan şarkı, Aslım’ın Teoman ile gerçekleştirdiği bir düet çalışması. Aslım'ın içsel yolculuğunu dinleyicilere aktardığı albümde yer alan diğer düet ise Cem Adrian ile birlikte seslendirdiği Af isimli şarkı. Unutulmaz bir Atilla Özdemiroğlu ve Aysel Gürel çalışması olan Hasret ise sanatçının özgün yorumu ile albümdeki yerini alıyor. Aylin Aslım'ın otuz kuş ile birlikte çıktığı yolculuğu anlatan Zümdürüanka’daki tüm şarkıların ilk kez canlı olarak dinleyicilerle buluşacağı bu özel konserde sanatçı, diğer albümlerinde yer alan sevilen parçalarını da grubuyla birlikte seslendirecek.   Aylin Aslım on üç yıllık kariyerinde kendi şarkılarının yanı sıra, yaptığı düet ve cover çalışmalarındaki özgün ve sıra dışı yaklaşımı ile adından sıkça söz ettirdi. Elektronik müzikten rock müziğin coşkulu ve sert soundlarına uzanan geniş bir yelpazede müzik üreten Aylin Aslım 2003’te Gelgit, 2005’te Gülybani ve 2009’da Canını Seven Kaçsın isimli albümleri yayınladı. Aktivist kişiliğiyle de tanınan Aylin Aslım, Mor ve Ötesi, Athena, Bülent Ortaçgil, Vega, Feridun Düzağaç, Bulutsuzluk Özlemi, Koray Candemir, Şebnem Ferah, Hayko Cepkin, Badem ve daha birçok isimle ortak çalışmalara imza attı.   Fatih Akın’ın Duvara Karşı filminde ilk albümünden Senin Gibi, Kutluğ Ataman’ın İki Genç Kız filminde Keşke adlı şarkısı yer alan Aylin Aslım, 2005’te Teoman’ın Balans ve Manevra filminde oynadı ve filmin soundtrack albümünde Teoman’ın Bazı Yalanlar isimli parçasını yorumladı.   SKEÇ, İlk Albümü “Okyanus”un Lansman Konseriyle Salon’a Konuk Oluyor   2010 yılında Sibel Gürsoy ve Kutlu Özmakinacı tarafından kurulan SKEÇ, Okyanus isimli ilk albümlerinin lansman konseriyle 18 Nisan Perşembe akşamı saat 21.30’da Salon’da. Okyanus, ikilinin etnik müziklerden, caz, rock, latin ve pop’a uzanan birikimini içeren ancak toplamda bu tarzların hiçbirisi olmayan yeni bir popüler müzik önerisi sunuyor. Gitarist, vokalist, aranjör Selçuk Sami Cingi'nin projeye dahil olmasıyla stüdyo çalışmalarına hız veren SKEÇ, 10 şarkıdan oluşan ilk albümü Okyanus’u Aralık 2012’de yayımladı. Kadrosunda gitarist Burak Gültekin ve tuşlu çalgılarda Halil İbrahim Işık’ın da bulunduğu grubun ismi Sibel, Kutlu ve Esas Çocuklar’ın kısaltılmasıyla SKEÇ olarak belirlenmiş.   Salon Etkinliklerinin Biletleri Nerede?   Salon etkinliklerinin biletleri Biletix satış kanalları ve Salon gişesinden temin edilebilir. Lale Kart sahipleri, biletlerini %25’e varan özel indirimlerle alabiliyor. Tüm bilet alımlarında kredi kartı geçerli. Salon gişesi Pazar günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ve etkinlik günlerinde etkinlik başlayana kadar açık.   Kaynak: Milliyet

Kultur Shock İstanbul konseri kesinleşti! Gel 24 Mayıs geeeeel:)

Bayan Arıza tarafından 7 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

Balkan müziği veya Çingene Punk'ı olarak nitelendirilen müzik akımının günümüzdeki en önemli iki temsilcisinden biri olarak kabul edilen KULTUR SHOCK, yeni albümlerini takiben " Grandpa Guru knows it all! " turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor.

Bir grup düşününki hepsi birer dünya vatandaşı olan üyeleri ile birlikte Seattle'dan yola çıksın. Vokalistleri Gino, Amerikan müzik camiasına Joan Baez tarafından takdim edilsin. Stüdyo albumlerinde Nirvana'nın prodüktörü Jack Endino yer alsın. Gogol Bordello ile birlikte Balkan müziğinin günümüzdeki en önemli iki temsilcisinden biri sayılsın. Sahne performansları ve eşine ender rastlanır enerjileri ile New York Times başta olmak üzere önde gelen yayın organları tarafından en iyi canlı performans gruplarından biri olarak sıklıkla not edilsin. Dünyanın dört bir yanını onlarca defa turlasın ve efsanevi Dead Kennedys vokalisti Jello Biafra tarafından "Punk Rock'ın olması gereken hali" tanımıyla işaret edilsin.

Bu grup KULTUR SHOCK. Keza tanık olacagınız sahne performansının ertesi günü bütün gece dansetmekten bitap düşmüş, şarkıları hep bir ağızdan söylemekten sesiniz kısılmış, dakikalar boyunca bir an bile yavaşlamayan konser sonrası hala bir önceki geceyi düşünürken siz de bunu zihninizde haykırıyor olacaksınız. Biz de öncesinde, Kultur Shock için yaratılabilecek en uygun ortamı oluşturmanın sözünü size verip, gerçek bir canlı muzik performansına tanık olmak için sizinle beraber heyecanla geri sayacağız.

Grubun vokalisti Gino Yevdjevich'in sahnenin dört bir yanını dolduran enerjisi ve eşsiz sesi; Paris Hurley'in, ismini aldığı gece masallarını süsleyen şehri kıskandıran keman soloları; Guy Davis'in Amerika'yı arşınlayan arsız bas bukleleri; kimi zaman akordiyonu, kimi zaman saksafonu eline alan Amy Denio'nun üzerine gelen spot ışıklarına narin bir selam çakan tınıları bu performansın sadece ipuçları.

Tamamına 24 Mayıs Cuma akşamı, Adam Gibi Bira %100 Malt Tuborg Gold’ un katkılarıyla , VERA Muzik organizasyonuyla ROXY'nin sahnesinde tanık olacagız.

Önemli Uyarı: Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 24. Maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi gereğince bu organizasyonlara 24 yaş üstü kişiler katılabilir.

Bu da detaylar:

http://www.sosyotix.com/etkinlik/50/kultur-shock

Tarihte bu ay: Nisan

Bayan Arıza tarafından 7 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

* 2 Nisan 1983: U2'nun War albümü ABD Albümler Listesi'ne girdi.

* 3 Nisan 1979: Kate Bush ilk konserini Liverpool Empire'da verdi.

* 5 Nisan 1994: Kurt Cobain öldü.

* 5 Nisan 1979: North London Avengers grubu adını "Madness" olarak değiştirdi.

* 6 Nisan 1968: Syd Barret resmi olarak Pink Floyd'dan ayrıldığını açıkladı.

* 8 Nisan 1977: Damned, Amerika'da konser veren ilk İngiliz punk grubu oldu. Aynı gün The Clash ilk albümünü yayınladı.

* 9 Nisan 1969: Emerson, Lake and Palmer, ilk konserini Londra'da verdi.

* 9 Nisan 1997: Soundgarden dağıldığını açıkladı.

* 11 Nisan 1961: Bob Dylan ilk profesyonel konserini Gerde Folk City'de verdi. Aynı konserde John Lee Hooker'da vardı.

* 14 Nisan 1974: Pete Townshend ilk solo konserini Londra, Roundhouse'da verdi.

* 15 Nisan 1976: Rolling Stones, aralarında gitarist Ron Wood'un da olduğu ilk albümleri Black and Blue'yu çıkardı.

* 17 Nisan 1970: Johnny Cash, Beyaz Saray'da konser verdi.

* 18 Nisan 1981: Yes dağıldı.

* 19 Nisan 1980: AC/DC solisti Brian Johnson'ın yerine Bon Scott geçti.

* 20 Nisan 1968: Deep Purple ilk konserini Danimarka, Jastrup'ta verdi.

* 21 Nisan 1947: Iggy Pop doğdu, ondan tam 10 sene sonra da Robert Smith.

* 21 Nisan 1963: Rolling Stones'un Crawdaddy Club'da verdiği konser sonrasında grup ilk defa Beatles elemanlarıyla karşılaştı.

* 22 Nisan 1977: Jam ilk 45'liği In The City'yi yayınladı.

* 25 Nisan 1978: Londra, 100 Club'daki son punk konserini Alternative TV verdi.

Kaynak: Yukarıdaki bilgiler çeşitli yıllara ait Cnbc-e Dergilerden özenle seçilmiştir.

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Barfly

Bayan Arıza tarafından 7 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

Henry Charles Bukowski adına birçok film çekildi. Kıyak filmler değildi aslına bakarsanız. İlk izlediğim Factotum’du, ikincisi de Barfly oldu. Factotum kitaba göre çok eksikti. Üçüncü sınıf işçi durumları, iş meseleri hakkında Chinaski’nin çarpık yaşamını ele alıyordu. Barfly’da isminden anlaşılacağı gibi bir bar kelebeğini ele alıyor.

Serseri, aylak biçimde gezen işşiz orta yaşlarda şiir, hikaye gibi şeyler yazan bir karakter var karşımızda. Chinaski’nin ta kendisi. Bu adam hep takıldığı bara her gün gelip parası olmadan içki içiyor, ara sıra da barmen diye takılan herifle akşamları sıkı kavga ediyor ve  çoğu zaman ağzı burnu kırık şekilde evin yolunu tutuyor.

Hikayeleri de takıldığı barda başlıyor. Diğer kahramanımız “Wanda” diye klas bir hatun. Klas ve harikulade bacaklara sahip, görünümüyle erkekleri kendine çeken bir tipleme. Kafası kırık, içmeyi seviyor. Tek yaptığı bu.  Chinaski gibi bir işi yok. Chinaski ile tanıştığı akşam Chinaski viski ısmarlıyor kendisine. Aynı zamanda Bu Chinaski’nin son parası. “İş yok, para yok, kira yok” sözleri de Chinaski’nin hayatının özeti. 

Wanda aynı zamanda yaşlı bir moruk üzerinden geçimini sağlıyor. İki herifi bir arada idare ediyor. Ama yaşlı moruğu film boyunca göremiyoruz. Telefonda konuştukları sahneden ibaret. Sahneler bu şekilde ilerliyor.

Sonra ortaya bir şirketin sahibi bir hatun çıkıyor. Chinaski’yi bulmak için her türlü yolu denemiş biri. Chinaski için dedektif bile tutmuş o derece. Sonrasında şirket olarak Chinaski’nin hikayelerini sevdiklerini, yayınlayacaklarını söylüyorlar. Bunun karşlılığında  Chinaski’nin cebine üç beş kuruş para giriyor.

Herkes Chinaski’nin neden iyi yaşam sürmediğinden, neden hep sarhoş olduğundan şikayetçi. Bu prodüktör hatunda da o sorun var. Hatunla yatıyorlar. Wanda’ya geri dönüyor sonrasında aynı Kadınlar kitabında Lydia’ya dönmesi gibi. Okuyanlara tekrardan hatırlatma gereği duydum. Takıldığı barda Wanda ile Tully bir bar kavgasına maruz kalıyorlar. Bu sahne gülümsetiyor seyirciyi.

Wanda işi kolayca hallediyor. Filmi özeti aslında çok kısa. Sefilce bir yaşam süren Henry Charles Bukowski’nin yaşamından izler taşıyor film. Alkol, kavga, kadınlar üzerinde daha etkili. Ama cinsellik yönünden film sınıfta kalıyor. Cinselliğe fazla değinilmemesi eksik kalan bir nokta.

Film üzerinde “Bukowski” karakteri için Sean Penn düşünülmesi klas hareket olsa da Sean Penn’in bu filmde oynamaması üzücü.

Barfly size kurallar koymaz, kafanız neyi isterse ayaklarınız nereye giderse onu yapmanızı sunar.  Ayrıca “Hollywood” kitabıyla da filmin bağlantısı olduğunu sinemaseverlere söylemekte yarar var. Ahım şahım Bukowski’yi anlatan bir film değil. Muhakkak daha iyileri çekilmiştir.

Ama izleyince ”Sean Penn daha mı iyi oynar?” düşüncesi akıllara gelmiyor değil.

"Bukowski: Born into this"i izlemeniz Bukowski’yi tanımak anlamında daha yararlı olur. Ama yine de izlememişseniz Barfly’ı izlemeniz de önerilir, ama yüksek beklentilere girmeyin.

Bomba gibi bir Vodafone İstanbul Calling festivali!

Bayan Arıza tarafından 4 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

01 Mayıs – 30 Ağustos arasına yayılan 120 günlük bir müzik maratonu!

Pozitif Live tarafından gerçekleşecek olan Vodafone İstanbul Calling, İstanbul’un en uzun soluklu şehir festivali olmaya hazırlanıyor. Onlarca dünya starı, 20’ye yakın etkinlik, şehre yayılan pek çok önemli mekanda konser, panel, atölye çalışmaları, partiler ve daha pek çok fazlası bu sene festival bünyesinde şehri ele geçirecek. Vodafone ana sponsorluğu ve Garanti Bankası resmi sponsorluğunda dört aya yayılan ve farklı müzik türlerini bünyesinde barındıracak olan festival 2013 yazında Türkiye’nin kültür-sanat gündemine oturmaya hazırlanıyor.

İstanbul’da son yıllarda giderek yükselen “merak uyandıran şehir” imajını , müziğin gücü ile birleştiren bu festivalde BJK İnönü Stadyumu ve Parkorman gibi mekanların yanı sıra Babylon, Babylon Lounge, Salon İKSV, Milk Gallery, SAE, Maçka Parkı, Göztepe Parkı ve Pera Müzesi gibi mekanlar da yan etkinlikler için kullanılacak.   Dance Day: The Prodigy, Basement Jaxx & Jaguar Skills ve Alternative Park: Thirty Seconds To Mars & !!! (chk chk chk) Biletleri Bugün Satışta   Dans ve müziğin bir arada olduğu, gelenlerin kulaklarının pasını giderecek güçte bir ses, ışık ve görkemli görsel şovların yer alacağı Dance Day konser serisinde dünya çapında bu müzik türünde ün kazanmış isimler festival severleri dans müziğinin sınırlarında bir yolculuğa çıkaracak. Katılımcılar, 29 Haziran Cumartesi sırasıyla Jaguar Skills, Basement Jaxx ve The Prodigy’nin sahne alacağı gecede dans müziğinin doruklarına ulaşacak. İlerleyen günlerde bu konser serisine yerli ve yabacı isimler eklenmeye devam edecek. The Prodigy: Dans müziğinde gerçek anlamda tarih yazmayı başaran The Prodigy bugüne kadar dünya çapında 16 milyondan fazla albüm satışına imza attı ve Chemical Brothers, Fat Boy Slim gibi dans müziğinin önde gelen isimleriyle anılmayı başardı. Elektronik müzik dünyasının bir numaralı canlı performansına sahip ismi, The Prodigy’nin tarzı hızlı ritimler, gürleyen baslar, şiddetli tonlar ve kısmi vokaller ile arasıra yavaşlayan tempo gibi çılgın bir karışımdan oluşuyor.   1998’de BRIT Awards "Best Dance Act"i kazanan grup 2002’de yayınlanan “Smack My Bitch Up” parçasıyla MTV listelerinde 1 numarada yer aldı. Grubun sayısız Grammy ve MTV Müzik ödülleri adaylığı bulunuyor.   Basement Jaxx: 1990'ların sonlarında adlarını duyuran Basement Jaxx, 2002 ve 2004 yıllarında "Best Dance Act" BRIT ödülünü kazandı. Prodüksiyon ikilisi Güney Londra'da 90'lı ve 2000'li yılların en saygın ve en popüler progressive house parçalarını yayınladı. "Where's Your Head At?" 2002’de dünya çapında büyük bir hit oldu. 47. Grammy ödüllerinde Buxton ve Ratcliffe "Best Electronic/Dance Album" ödülünü kazandı. Bugüne kadar ikilinin bazı parçaları Justin Timberlake, Missy Elliott gibi isimler tarafından uyarlanarak seslendirildi.   Jaguar Skills: İngiliz asıllı DJ, BBC radyolarında yaptığı mixlerle ün kazandı. Jaguar Skills, 90’lıların Hip-Hop’unu, 80’lilerin Pop ve 70’lilerin caz ritimleriyle birleştirerek mash-up DJ olarak anılmaya başlandı. Babası da DJ olan Jaguar Skills, miras olarak büyük bir plak koleksiyonuna sahip oldu ve bu koleksiyondan sürekli ilham aldı. Bugüne kadar onlarca farklı radyo istasyonunda 100’ün üzerinde parça yayınlayan Jaguar Skills yarattığı etkileyici mix tape’ler gece hayatının nabzını tutmaya devam ediyor.   23 Haziran’daki Vodafone İstanbul Calling’in indie müzik konser serisinin devamı niteliğindeki Alternative Park gününde sahne alacak en önemli isim belli oldu. Amerika’nın alternatif rock camiasında ses getirmiş grup Thirty Seconds To Mars, benzersiz sahne şovları ve gerilimi yüksek duruşlarıyla Parkorman seyircisini 30 Haziran Pazar akşamı yerden kesecek. Gecenin açılışını ise yine Amerikalı dans-punk grubu !!! (chk chk chk) yapacak. Bu muhteşem günde sahne alacak diğer isimler çok yakın zamanda websitesi üzerinden duyrulmaya devam edecek.   Thirty Seconds To Mars: Aktör olarak tanınan Jared Leto (Requiem for a Dream ve Fight Club filmlerinden) 30’lu yaşlarının ortasına geldiğinde müziğe olan ilgisini bir üst noktaya taşımaya karar vererek kardeşi, baterist Shannon Leto ile birlikte 1998 yılında Thirty Seconds to Mars’ı kurdu. Grubun ismi içinde bulunduğumuz toplumun ne kadar hızlı ve değişken olduğunu simgeleyen nitelikte aslında dünyadan kaçışın sadece saniyelik uzaklıkta olabileceğini ileri sürüyor.   Thirty Seconds To Mars, Güney Kaliforniya çıkışlı büyüleyici ve yaratıcı bir grup. 2000’lerde başarı bulan grup asıl ününü 2005’te platinum satan "A Beautiful Lie" albümü ile buldu. Grup son olarak bir ilke daha imza atarak yeni parçaları "Up in the Air"i NASA ve SpaceX işbirliği ile Cape Canaveral Hava Kuvvetleri İstasyonu'ndan uzaya yollayacak. Uzaya Dragon kargo kapsülü taşıyan Falcon 9 roketiyle Tom Mashburn’un karşılamasını yapacağı Uluslararası Uzay İstasyonu’na varacak. Leto ve grup arkadaşları bir önceki albümleri "This Is War" için yaptıkları 2 sene süren turnede tek bir albümle yapılan konser sayısıyla Guiness Dünya Rekorlarına girmistir (6 kıtada 60 ülke 311 den fazla konser).   !!! (chk chk chk) : 1996 yılında Sacramento, Kaliforniya’da oluşan, dans-punk grubu !!!, ilginç isimleriyle de tanınan bir grup haline gelmeyi başardı. Aynı zamanda “chk chk chk” diye de telaffuz edilen grubun adı, üyelerin izlediği ve çok etkilendiği “The Gods Must Be Crazy” filmindeki bir sahneden geliyor.   Kendi adını taşıyan grubun ilk albümü 2000’de Gold Standard Laboratories tarafından yayınlandı. 2003’te "Me and Giuliani Down By the School Yard" parçası house temposuyla güçlü basların birleşimiyle ünlü Footloose müzikali’nin ana soundtrack’i olmayı başardı. Grubun beşinci albümü THR!!!ER İngiltere ve Amerika’da 29 ve 30 Nisan 2013 tarihinde piyasaya sürülecek.   Iron Maiden, Tiesto, Sigur Rós ve The National Bilet Satışları Devam Ediyor!   2013 yazının en iddialı Rock turnesi Maiden England ile Iron Maiden 26 Temmuz akşamı Vodafone İstanbul Calling kapsamında Beşiktaş İnönü Stadyumu’ndaki son konseri vermiş olacak. 7 Haziran Cuma akşamı gerçekleşecek Tiesto konserindeyse müzikseverleri elektronik dans ve house ziyafeti bekliyor.   Zengin programı, İstanbul’un dört bir yanına dağılan mekanlarda gerçekleşecek etkinlikleri ile yüzbinlerle buluşmayı hedefleyen Vodafone İstanbul Calling’in görkemli programını takip etmek için www.istanbulcalling.com adresini takipte kalın!   Konser Biletleri ve Fırsatlar: Tüm konser biletleri Biletix ve Garanti Paramatiklerden temin edilebilinir. Ayrıca tüm konserlerde satışa sunulacak yiyecek ve içeceklerde Garanti kredi kartlarına %20 indirim sağlanacaktır.   VODAFONE İSTANBUL CALLING PROGRAMI:   ETKİNLİK TARİHİ / MEKAN   RIHANNA 30 Mayıs 2013 Perşembe BJK İnönü Stadyumu   TIESTO 07 Haziran 2013 Cuma BJK İnönü Stadyumu INDIE PARK – THE NATIONAL 23 Haziran 2013 Pazar Parkorman DANCE DAY – THE PRODIGY, BASEMENT JAXX & JAGUAR SKILLS 29 Haziran 2013 Cumartesi BJK İnönü Stadyumu ALTERNATIVE PARK – !!!, THIRTY SECONDS TO MARS 30 Haziran 2013 Pazar Parkorman   SIGUR ROS 02 Temmuz 2013 Salı Parkorman URBAN & HIP-HOP DAY: SNOOP DOGG, CEE LO GREEN & NAS 07 Temmuz 2013 Pazar BJK İnönü Stadyumu KESHA 21 Temmuz 2013 Pazar Parkorman IRON MAIDEN, ANTHRAX & VOO DOO SIX 26 Temmuz 2013 Cuma BJK İnönü Stadyumu   PLACEBO 16 Ağustos 2013 Cuma Parkorman     YAN ETKİNLİKLER Discovery @ Babylon: Brigitte, Skip & Die ve Lemonade, Stubborn Heart & Sohn, Birth of Joy 01- 04 Mayıs 2013 Babylon Brooklyn Vapuru 15 Mayıs Çarşamba Babylon Public Service Broadcasting 06 Haziran Perşembe Babylon David Lynch Presents Chrysta Bell 12 Haziran Çarşamba Babylon Derrick May & Jimmy Edgar 28 Haziran Cuma Babylon ATÖLYE ve PANELLER   Kaynak: Milliyet

The Walking Dead Yapımcılarından Yeni Bir Oyun

Bayan Arıza tarafından 3 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

Yaptığı The Walking Dead oyunuyla 2012'nin en iyi oyunu ödülünü alan yapımcı Telltale Games yeni bir oyun üzerinde çalışıyor.

Yaptığı The Walking Dead oyunuyla 2012'nin en iyi oyunu ödülünü alan yapımcı Telltale Games yeni bir oyun üzerinde çalışıyor. Stüdyo, The Walking Dead'in 2. sezonundan önce çıkacak The Wolf Among Usisimli oyunu duyurdu. The Walking Dead gibi bir başka çizgi roman uyarlaması olan The Wolf Among Us'ın esinlendiği çizgi romanın ismi Fables. Serinin öncesini anlatacak olan oyunun oynanışı The Walking Dead'e benzer olacak. Ayrıca Fables'ın The Walking Dead gibi oldukça beğenilen bir çizgi roman olduğunu da belirtelim. Bölüm bölüm yayınlanacak olan The Wolf Among Us'ın çıkacağı platformlar PC, PlayStation 3 ve Xbox 360 olarak açıklandı. Ancak oyun için henüz bir çıkış tarihi verilmedi. The Walking Dead'in Dizisi ve Oyunu Kesişebilir

Kaynak: Milliyet

“Soko” Ghetto’da

Bayan Arıza tarafından 3 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

Çekingen Ama Savaşçı Kız “Soko” Efes Pilsen sponsorluğunda ilk kez Türkiye’de

Fransız şarkıcı ve oyuncu Soko, 12 Nisan Cuma akşamı Efes Pilsen sponsorluğunda gerçekleştirilecek konseri ile Türk müzikseverlerle ilk kez biraraya gelecek. Müzik piyasasının çekingen ama savaşçı kızı olarak anılan Soko’nun heyecanla beklenen konseri Ghetto’da gerçekleştirilecek ve biletler 5 Nisan’a kadar Biletix’te ön satışa sunulacak.

  Bugüne kadar destek verdiği sayısız etkinlikle hem kalplerde hem kültür sanat hayatımızda önemli bir yer edinen, Türkiye’nin en sevilen markalarından Efes Pilsen, ilk olarak “I’ll Kill Her” parçasıyla tanınan, müzik piyasasının çekingen ama savaşçı kızı Soko’yu Türkiye’ye getiriyor. Konserlerine, hiçbirzaman bir setlist hazırlamadan çıkan ve sadece içinden geldiği gibi müzik yapan Fransız şarkıcı, 12 Nisan 2013, Cuma akşamı 22.45’te Ghetto’da gerçekleştirilecek konserinde, Türkiye’deki sevenlerine unutulmayacak bir gece yaşatacak.   Müzik sahnesinin aykırı kızı   2007 yılında ilk hit single’ı “I’ll Kill Her” ile dikkatleri üzerine çeken Soko, 2010 yılında Cesar Ödülleri’nde “Yılın Gelecek Vadeden Aktristi” ödülüne aday gösterildi. 2012 Şubat’ında yayınlanan ilk albümü “I Thought I Was An Alien”dan çıkan “I Thought I Was An Alien” ve “First Love Never Die” ile adından söz ettiren Soko, İskandinavya, İngiltere ve Avustralya’da pek çok önemli festivalde performasıyla tam not aldı. Aykırı duruşu ve dolambaçsız sözleriyle aslında içinde bulunmaktan korktuğunu itiraf ettiği müzik sahnesinin unutulmazlarından olmaya aday Soko’nun benzersiz perfomansı, Efes Pilsen’in sponsorluğunda ilk kez Türkiye’deki müzikseverlerile buluşacak.   Kapı açılışının 21.30 itibariyle gerçekleştirileceği ve 24 yaş üzeri müzikseverlerin katılabileceği konserin biletleri, Biletix üzerinden 5 Nisan’a kadar tam 45 TL, indirimli 35 TL olarak ön satışa sunuluyor.   Kaynak: Milliyet  

Benden daha mutlusu olamaz! Kultur Shock yine geliyor!!!

Bayan Arıza tarafından 1 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.
kultur-shock
Az önce Facebook'taki Kultur Shock'un sitesinden öğrendiğim haberle resmen havalara uçtum! Umarım bir aksilik çıkmaz ve aşağıdaki tur takvimi gerçek olur:)   En sevdiğim 3 gruptan biri olan Kultur Shock yine İstanbul'a geliyor. Ankara ve Eskişehir'e de uğrayacakmış, tabii bu kendi sitelerindeki tur takvimi. Bakalım, biletler ne zaman çıkar ve bilet fiyatları ne olur bilmiyorum. Yine çıktığı gün alırım artık biletleri. Böylece onları 4. izleyişim olacak, resmen mutluluktan ağlıcam! Demek ki kendilerine defalarca attığım mesajlar, mailler yine işe yaramış, yani harbiden evimin salonunda ağırlamak istediğim bir grup, canlarım, kanlarım, her şeylerim:)

So, there is an update on Novi Sad and Eskisehir events/ venues, check it out.

27.4. – Thessaloniki (GRE) – Mylos club 28.4. – Skopje (MKD) – Havana Club 29.4. – Sofia (BLG) – Mixtape 5 30.4. – Varna (BLG) – Vintage 33 01.5. – Bucharest (ROM) – Arenele Romane/ Parcului Carol 02.5. – Cluj-Napoca (ROM) – Gambrinus Pub 03.5. – Budapest (HU) – Budapest Park 04.5. – Maribor (SLO) – Štuk 05.5. – Ljubljana (SLO) – Channel Zero 07.5. – Split (HR) – Kocka 08.5. – Zagreb (HR) – Tvornica Kulture 09.5. – Novi Sad (RS) – Ritam Evrope 10.5. – Osijek (HR) – venue TBA 11.5. – Vienna (AUT) – Fluc Wanne 12.5. – Berlin (GER) – Bassy Club 13.5. – Koln (GER) – Sonic Ballroom 14.5. – Hamburg (GER) – Hafenklang 15.5. – Hildesheim (GER) – Trillke Gut 16.5. – Reutlingen (GER) – Franz K. 17.5. – Frankfurt (GER) – Das Bett 18.5. – Eistaedt (GER) – Festival am Berg 19.5. – Prague (CZ) – Rock Caffe

22 Mayıs – Ankara (TR) – Passage Club 23 Mayıs – Eskisehir (TR) – 222 Park 24 Mayıs – Istanbul (TR) – Roxy

Geride Bıraktığımız 21 Yılın Tanımı: Blur

Bayan Arıza tarafından 1 Nisan 2013 tarihinde yazıldı.

Blur, 21 yıllık bir grup ve onların hikayeleri birçok çelişkiyi konuşabilmek için yeteri kadar uzun. 4 tane egoyu ve bir çift düello yapan dahiyi barındıran gruplara genellikle olan şey budur: düz bir çizgide nadiren ilerler. Bir örnek: Blur ilk defa New York’a Nevermind’ın piyasaya çıktığı gün gelmişti. Katıldıkları bir radyo programında bu yeni Seattle sound’u hakkında ne düşündükleri sorulduğunda Graham Coxon : ‘’ Bundan nefret ediyorum!’’ diye cevap vermişti. Fakat daha sonrasında gruba post-grunge, indie-tinged ( indie ezgili) sound’u kazandıran ve böylelikle spor sahalarında ‘’Smells Like Teens Spirit’’in yanında bangır bangır çalınacak şarkılara öncülük eden de ta kendisi olur. İşte bunun gibi dönüşler ve karmaşalar yüzünden Blur’u geride bıraktığımız 20 yılı tanımlayan bir grup olarak görmemiz uygun olacaktır.

Bugüne kadar dinleyiciler kendilerini iki taraftan birinde yer almak zorunda hissettiler: 1) ‘’ Amerika’ya gidip yok satana kadar muhteşem bir pop grubuydu.’’ ; veya 2) ‘’ İlk çalışmaları fazla İngilizdi fakat daha sonra yaptıkları bütün garip şeylere bayıldım.’’ Hepsini birden sevemezmişsiniz gibi bir his vardı – – nükteli, teatral, Kinks’ten ilham alınarak oluşturulan karakter taslakları, 1994’ün Parklife’ı ve depresif-fırlama dönemlerinin ustalık işi 1999’un empresyonist ağıtı 13’de geliştirildi. Fakat yine de seçiminiz tek bir anlama gelmiyordu. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? O zaman tek yapmanız gereken Blur’un son iki greatest-hits koleksiyonu, 2000’s Best of Blur ve 2009’s Midlife, ile ilgili eleştirileri okumak, hepsi de sonraki çalışmalarını destekliyor. NME’nin 2000. sayısında Steve Sutherland savunmacı bir üslupla şu sözleri sarf ediyor: ‘’Bırakın Blur sınırlarda dolaşsın. Büyük sayfa yayınlanan eleştirileri okuyup önceki şarkılarından utandılar ve Oasis ile olan büyük satış savaşından yaralı olarak ayrıldılar. Ama bu hala onları seviyoruz diye bizim birer moron olduğumuz anlamına gelmez.’’ 9 yıl sonra da Scott Plagenhoef Midlife hakkında şöyle konuşuyor: ‘’ Midlife, Blur’un kariyerinde Americentric (Amerika odaklı) bir görünüşe sahip ki bu da Amerika’daki büyüme potansiyeline sahip hayran kitlesinin çokluğuna baktığımızda gayet mantıklı geliyor.’’

Midlife’tan üç sene sonra artık ateşkes zamanıydı. Herkes onların 2012 Londra Olimpiyatları’nın kapanış törenindeki ikinci birleşmelerine dikkat kesilmişti. Ve karşınızda, Blur 21, yedi albüm, üç DVD ve beş buçuk saatlik nadir görüntü ve ses kayıtlarının da olduğu beklenen box set. Vinil plakların varlığı bize grubun tarihini düşünmek için mükemmel bir olanak sunuyor. Genişliği ve karmaşıklığı ile box aslında bize çok basit bir hikaye anlatıyor: Blur, dudak uçuklatan sayıda farklı şeyi çok çok iyi yapan bir grup.

Sabırlı olun, çünkü yolculuğumuza en baştan başlayacağız. 1991 tarihli çıkış albümleri Leisure çıkış için pek de başarılı bir albüm değildi. Melodik bir hediye olarak sunulan albüm Syd Barrett’a olan takıntılarına da bir gönderme niteliğindeydi. Bu durum gelecek deneyimlemelerinin (‘’Sing’’) de tohumlarını atmıştır diyebiliriz. Fakat bu çalışma daha çok kimliğini arayan bir grubun ürünüdür. Londra etiketli Food Ltd. ile anlaşmadan önce Seymour adıyla anılan grup, 80lerin sonunda kaotik canlı performanslarıyla hafif hafif duyulmaya başlayan bir art-punk dörtlüsüydü. Bu anarşik enerji Leisure’daki en önemli eksikti fakat aynı zamanda albüm Seymour’un ilk demoları da dahil olmak üzere box set’in nadir bulunanlarının ilk diskini oluşturmaktadır.

1992’de Blur harekete geçti ve altındaki nedenler ise kötü bir idari kontratla gelen hatrı sayılır bir borç; eleştirisel ve ticari bir hayal kırıklığı; grup içi çatışma ve bunların da ötesinde, grunge akımıydı. Aynı sene Blur, Kuzey Amerika’yı ikinci defa turladı. Saçma, hoşnutsuz bir biçimde mırıldanılan şarkı sözleri ve gürültülü gitarlar Nevermind sonrasının dünyasında bir sene içinde yeni ‘normal’ olmuştu. 1999’daki bir röportajında Albarn o dönemi şöyle hatırlıyor: ‘’İngiltere’de yapılan hiçbir şey değerlendirmeye alınmıyordu ve bu bizi çok sinirlendiriyordu. Biz de İngiliz referansları ve kültürel ikonlarını kullanarak olabildiğince İngiliz bir albüm yapmaya karar verdik.’’ Burada 1993 senesinin çığır açan albümlerinden olan Modern Life Is Rubbish ile olan ironi göze çarpıyor. Albüm her ne kadar Amerika’da büyük yankı uyandırmasa da Nevermind’ın sert ve tabuları yıkan ruhuna sahip oldukları kabul edildi. Albarn’ın o zamana göre yeni olan açıkça anlatma kabiliyeti aslında punk isyanının açık bir göstergesi, statükonun alaycı bir şekilde reddedilişiydi.

Leisure ve Modern Life Is Rubbish arasındaki sanatsal sıçrama tahmin edilenden daha büyüktü. Albüm adı, sound’u ve içeriğiyle belli bir ifadeye bağlı bir çalışmaydı. ‘’O bir 20. yüzyıl erkeğiydi…’’ kadar dramatik ‘bir varmış bir yokmuş’ cümlesiyle açılış yapan ve The Kinks’ten, The Who’ya ve T. Rex’e kadar uzanan İngiliz gitar pop kökeninden yararlanan bir albüm hakkında daha ne söylenebilir ki? Blur, bu düşünceleri bir sonraki albümlerinde geliştirip kullansa da Modern Life, Thatcher sonrası İngiltere’nin iyi gözlemlenmiş keskin gerçeklerini gözler önüne seren önemli bir albüm olarak kalacaktır. Modern Life’ın hiçbiri ağdalı ve gösterişli olmayan düşünceleri müziklerinin önüne geçmese de onları ‘düşüncelerin grubu’ (band of ideas) yapmaya yetti.

Parklife ise bu dönemin başyapıtı, Britpop’un tanımlayıcı eseridir. Albüm ilk bakışta vatanseverlik sloganı yapan milliyetçi bir ruha sahip gibi görünebilir. Fakat yakından incelendiğinde çok özel ulusal bir kırgınlığın detaylı bir dökümanı olduğunu anlayabilirsiniz. Hayallerin materyalizm, boyun eğme ve rutinlerle bastırıldığı modern bir dünyayı anlatır Parklife mizah, şefkat ve nostaljiyi kullanarak. Hatta konformist bir dünyada uzay çağının bile artık parıltısını yitirdiğine inanırlar. Albarn’ın sözü sanırım anlatmak istediğimi daha iyi özetleyecektir: ‘’ Yüzyılın sonu, önemli bir şey değil.’’

Milyonlar satan ve Brit-Award’u silip süpüren Parklife’ın diğer bir özelliği ise Blur’u gerçek popstar kategorisine sokmasıydı. Bu yeni rolün grubun bütün üyeleri tarafından aynı ölçüde benimsendiğini söylemek ise pek de mümkün değil. Basçı Alex James 1994 yılını hatırladığında 18 ay boyunca günde iki şişe şampanya içerek başarılarını kutladığını belirtirken; Coxon ondan daha fazla içtiğini fakat bunun pek de yaşam sevincinden olmadığını hatta grubun bu başarısından rahatsızlık duyduğunu dile getiriyor. 1995 çıkışlı The Great Escape, Parklife’ın ses getiren başarısının arasında beklenmedik ve özel bir çabayla yaratılan dördüncü Blur albümüdür. Grubun bugüne kadarki en pop albümü olarak da bilinen Escape’in en değerli şarkısı zekice yapılmış Pulp tınılı ‘’The Universal’’, grubun tam da o dönemde içinde bulunduğu zevk alamama durumunu (anhedonia) keşif niteliğinde bir parçaydı. Coxon bu süreçte biraz daha geri plana çekilerek zihinlerde acaba gruptan ayrılacak mı sorularını uyandırdı. Fakat düşünülen olmadı ve Coxon grubun bugüne kadarki en büyük müzik icadına imza attı.

‘’Death of a Party’’( ilk Gorillaz-Blur ortak çalışması), 1997’de yayınladıkları Blur’un en çok bilinen şarkısının ismiydi. Bir anda ve aşırı derecede gelen şöhretin yükü bazı grupları dağıtmaz belki ama onları bilinmeyen yerlere sürükler. Blur’un da bir kısmı grubun gönüllü sürgüne gittikleri İzlanda’da kaydedildi. Buna 1995’in mahmurluğu da diyebiliriz. Blur’un sound’u altı gün ayık kalmışsın ve sonra bir anda aynadaki görüntünle karşılaşmışsın gibiydi. Kariyerlerinde intihar noktasına geldikleri düşünülen bir zamanda, her nasılsa, albüm uluslar arası bir başarı yakaladı ve grubu Amerika’da patlattı. Evet tahminleriniz doğru, bu ‘Song 2’ nun albümü!

Blur’un 90’ların ortasında Pavement’ı (American indie rock grubu) keşfetmesi Bob Dylan’ın 70’lerde İsa’yı keşfetmesi gibi bir şeydi. Grubun geçirdiği transformasyon o kadar eksiksiz, aşikar ve zorluydu ki fanların bunu hazmetmesi o kadar da kolay olmayacaktı. Coxon uzun bir süre boyunca American indie rock’ı grup arkadaşlarına bir misyoner edasıyla aşılamaya çalışıyordu. Şöhretten yorulmuş ve farklı bir yön arayan grup sonunda Coxon’ı dinlemeye karar verdi. Blur’u Coxon’ın kaydı olarak düşünmek durumu fazla basitleştirmek olur ama albüm aynı zamanda Coxon’ın yazıp söylediği ilk şarkı olan ‘‘You’re So Great’’i de içinde barındırıyor.

Blur’un yakasını bir türlü bırakmayan gerginlik Coxon ve Albarn arasındaki çekişmeden kaynaklanıyordu. Baterist Dave Rowntree’nin box set’e konulan notlarından bir alıntı bu durumu gözler önüne seriyor. ‘’Graham (Coxon) sürekli olarak kimsenin dinlemek istemeyeceği bir albüm yapmaktan söz ederdi. Fakat bunu Damon’ın (Albarn) olduğu bir grupta yapamazsınız.’’ İkinci başyapıtları, 13, Albarn ve Coxon’ın birbirine ters düşen hassasiyetlerinin doruk noktasına ulaştığı bir çalışmaydı aynı zamanda. İkisi de acı çekiyordu. Coxon depresyondaydı ve grubun diğer üyeleriyle arası hala açıktı öte yandan Albarn, Justine Frischmann (Elastica) ile olan uzun süreli birlikteliğini noktalamıştı. Coxon kişisel dokunaklı hislerini Blur’un müziğine uyarlamayı biliyordu. Vokallerinde kendisinin bulunduğu ‘’You’re So Great’’ ve 13’ün ‘’Coffee and TV’’ parçasında içki problemini anlatırken yine 13 albümünde Albarn’ı da kendi hayatını anlatan şarkı sözleri yazmaya teşvik etmişti. Albarn duygularını karakter şarkılarıyla ifade eden biriydi fakat 13’teki şarkılarıyla duygularının üstündeki koruyucu kılıfı çıkarıp attığını görüyoruz. ‘’No Distance Left to Run’’daki “I hope you’re with someone who makes you feel safe in your sleep” (Umarım seni uyurken güvende hissettiren biriyle birliktesindir) cümlesi Albarn’daki değişikliği özetlemeye yetecektir. Özetle 13, grubun çözülmeye başladığı dönemde ortaya çıkan beklenmedik derecede güzel pop şarkılarından oluşan bir Blur albümü olarak hafızalara kazındı.

Zaman geçtikçe, 13 daha kesin bir ifade olarak benimsenirken 2003’ün Tink Tank’i ise onun yanında basit bir dipnot gibi kaldı. İlk Gorillaz kaydından sonra Fas’ta kaydedilen albüm, geçmişe bakıldığında Coxon’ın gidişinin etkisiyle yapım aşamasında en çok acı çekilen kayıt oldu demek pek de yanlış olmaz. (Coxon sadece tek bir parçada gruba eşlik ediyor, kasvetli ‘’Battery in Your Leg’’) ‘’Out of Time’’ ve ‘’Sweet Song’’ gibi başarılı şarkılara da sahip olan albüm yine de 10 sene önceki başarısının yanına yaklaşamadı. Box set’teki liner notes (setteki bilgilendirici notlar) kısmında James, Tink Tank turnesini hatırlıyor ve çok doğru bir açıklamada bulunuyor: ‘’Coxon’ın yaptığını yapması için en az dört insan bulmamız gerekti. İki arka vokal, yeni bir gitarist, ve bir baş gitarist. Ve bir de vurmalı çalgı sanatçısı.’’ Şimdi grup, geçici olarak, güçsüz ve kibirli bir şekilde, yeniden bir araya gelmişti. Artık Blur bu dört insanın alaşımından oluşan bir gruptu.

Dikkate değer bütün box setlerde olduğu gibi nadir bulunanlar bölümünde de bilgilendirici ve kıymetli demolar ( ‘’Beetlebum’’ın ilk demosu; hafife alınmış ve bir o kadar da ilginç 1992 demosu ‘’Popscene’’), çok sayıda küstahça diyebileceğimiz kullan-atlar ( ‘’Maggie-May’in Seymour dönemindeki coverı; ‘’Sir Elton John’s Cock’’ adında bir orkestral pop parçası) ve hiçbir zaman tatmin olmayan inatçıların mızmızlandığı hatalar ( ‘’1992’’nin Leisure dönemindeki kaydı; ‘’Song 2’’nun mid-tempo demosu). Ayrıca box set’te iki farklı masalı anlatan iki canlı performansın DVD’si de bulunuyor. İlki Ekim 1994’te Kuzey Londra’daki Alexandra Palace’ta verdikleri konserin tamamından oluşuyor. Beş yıl sonra, grup Wembley Arena’da 20 tane single’larını kronolojik sırayla çalarken bizlere sunuluyor.

Eğer size düz bir yol gerekiyorsa bir de bu hikayeyi deneyin: Blur duyguların zaferidir. Kariyerlerinin ilk yarısını kendi hislerinden uzakta modern karakterler yaratmaya çalışarak harcayan grup diğer yarısında ise özlerine dönüp duygularını açığa vurma yolunu seçtiler. Bu çizebileceğiniz tek düz yol; neden seçmek zorunda kalasınız ki? Modern hayat şampanyalar ve akşamdan kalmalarla dolu. Blur da öyle.

Haber: Pitchfork

Hazırlayan: Begüm Gönlüşen

Kaynak: Radyo Eksen

32. İstanbul Film Festivali başlıyor

Bayan Arıza tarafından 29 Mart 2013 tarihinde yazıldı.
Sinemaseverlerin heyecanla beklediği 32. İstanbul Film Festivali bu hafta sonu başlıyor. Film gösterimleri bu yıl Atlas, Beyoğlu, Rexx, Nişantaşı Citylife (City's), Ortaköy Feriye sinemalarında ve Pera Müzesi'nde gerçekleşiyor. 20'nin üzerinde bölümde 200'ü aşkın filmin yanı sıra usta sinemacıların katılacağı söyleşiler, atölye çalışmaları ve sinema dersleriyle dolu iki hafta için biletler Biletix'te ve festival sinemalarında. İlk haftanın yıldız konukları Programıyla sinemaseverlerden büyük ilgi gören festival, iki hafta boyunca yıldız konukları İstanbul'da ağırlayacak. Festivalin ilk günlerinde İstanbul'da olacak konuklar arasında ünlü oyuncu Patricia Arquette ile usta yönetmenler Bille August ve Mike Figgis yer alıyor. Roman Coppola'nın son filmi Erkek Aklı filminin yıldızlarından Patricia Arquette, filmin 30 Mart Cumartesi 13.30'da Atlas Sineması'nda yapılacak gösterimine katılarak hayranlarıyla buluşacak. Yönetmen Bille August da Lizbon'a Gece Treni filminin 30 Mart Cumartesi 16.00'da Atlas ve 31 Mart Pazar 11.00'de City's sinemalarındaki gösterimlerinin ardından festival izleyicilerinin sorularını yanıtlayacak. Elveda Las Vegas filminin ünlü yönetmeni Mike Figgis'in Çok Yaşa Aşk adlı filmi 2 Nisan Salı günü 14.00'da Pera Müzesi'nde gösterilecek. Figgis, gösterimin ardından saat 16.00'da Pera Müzesi'nde ücretsiz bir sinema dersi verecek, ayrıca festivaldeki diğer filmi Gördüğüne İnan'ın 2 Nisan Salı 19.00'da Atlas sinemasında yapılacak gösterimine de katılarak hayranlarıyla buluşacak.