• Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Uzak Ufuklar (Far and Away)”

Bayan Arıza tarafından 24 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Sinema olaylarında bazı filmler var o kadar gereksiz yapım olmasına rağmen Oscar alıyor, kimi yapımlar var iyi iş çıkarsa da Oscar alamıyor. Mesele Oscar meselesi değil tabii. Herkesin aldığı Oscarlar kendine. Oyuncu, yönetmen, film her neyse Oscar aldığında değişmiyor gözündeki yeri. “Far And Away” romantik-komedi adı altında zihinlere kazınacak öyle bir film. Ara ara melodram da var.

Ahım şahım öyle abartılmasını doğru bulmadığım ama iyi iş çıkarılan bir film. Filmi izlerken Nicole Kidman’ın gençliğini görünce etkilememek mümkün değil. Tom Cruise da diğer kahramanımız filmdeki.

Hikâyemiz 1890’larda geçiyor. Kostümlerin ve mekânların en iyi şekilde ayarlandığını daha filmin başlarında fark ediyoruz.

Kahramanımız Joseph bir İrlandalı. Babasının ölümünden sonra anlaşmazlık içinde oldukları, tabutu taşırken evlerini yaktıkları Daniel Christie'ye karşı kin beslemektedir.  Ama işler yolunda gitmez pusuya düşer. Daniel Christie’nin kızı Shannon belalı, kaprisli, kendini yüksekte gören bir o kadar çıtır bir hatundur. Buradan Nicole Kidman’ın o dönemlerine aşık olmamak delilik olurdu.

Shannon’un Joseph’i yaralamasıyla mevzular birden el değiştirir. Shannon ev ortamından sıkılan bir süredir kaçmak isteyen biri, Joseph da aynı kafada olunca birlikte kaçmaya karar verirler. Bir nevi Shannon, Joseph’i kaçırmış olur. Amerika’da onları değişik bir hayat beklemektedir. Shannon, ilk başta Amerika’da istediği hayatı bulamaz. Zorluklardan geçerler.

Çok zor şartlar altında çalışarak para biriktirmeye başlarlar. Ne kadar memnun gözükmeseler de bunu yapmak zorundadırlar. Joseph, boksörlük yaparak, başka yerde 1 ayda çalıştığı parayı 1 gecede almaktadır. Joseph, Shannon’u kaldığı yere, boksör salonundaki ağır abilere kardeşi olarak tanıtır, sonra foyası ortaya çıkacaktır.

İkilinin böyle işlerde çalışmasının sebebi 1893'te düzenlenecek olan Oklahoma'daki meşhur arazi kapma yarışına katılmaktır. Babasının vasiyeti bir nevi Joseph için. Joseph ‘in arazi sahibi olmasını öldükten sonra vasiyet etmiştir.

Zor şartlarda Shannon ile sokakta kalmıştır, aç kalıp yemek yiyememiştir, Shannon vurulmuştur ama yeniden yolları kesişmiştir. Ve Shannon söyleyemediklerini yarışı birinci bitirdiklerinde Joseph’in öldüğünü sanıp söyleme cesaretini kendinde bulmuştur.

Filmde senarist hakkında çok söz söylenebilir. Tam bir “American dream” havası yaratılmış. Amerika yine güzel gösterilmiş, güzel hayaller, gerçekleşme umutları vb.  Kostümler, oyuncular, ama senaristin kafa karışıklığı. Bütçesi 30 Milyon Dolar’ı alan film, en kötülere verilen “Altın Ahududu Ödülü”ne “En Kötü Senaryo” dalında aday gösterilmiştir.

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “In the Name of the Father”

Bayan Arıza tarafından 24 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Hükümetler…

Dünyadaki bütün hükümetler hemen hemen masum insanları katletmekle yükümlüdürler.  Bulamadıkları suçluları masumların üzerine yıkıp bir yol ararlar.

Sisteme karşı bir tokattır “In the Name of the Father”. Demokrasi çirkinlikleri adı altında yapılan, politik düzmecelerle ırkçılığın sembolünü gösteren bir resmidir. Sistemin işleyişine dair birçok ipucu veren Baba-Oğul ilişkisini iyi inceleyen ve Baba’nın bir “İsa” rolünde oynadığı politik film olarak da değerlendirilebilir.

Hikâyeye gelecek olursak; 70’li yıllarda İngiliz hükümeti yeni bir yasa çıkarır ve bu yasanın çıkmasından 2 gün sonra suçlu-suçsuz herkesi sorgular.  Filmdeki kahramanlarımızdan biri Gerry’dir.  Gerry “savaşma seviş modunda” takılan hippi özentisi, çalışmayan hayırsız bir evlattır. Aynı zamanda Gerry hırsızlık yapmayı seven haylaz biri olmakla da göze batmaktadır.

Babası pislikten uzaklaşması için teyzesinin yanına gönderir, orada da pis işlere bulaşır bir fahişenin evini soyar. O yıllarda İngiltere’de eylemler olur, bomba üstüne bomba yağar. Hiç beklenmedik bir gelişme sonrası Gerry ve ailesi terör eylemlerine yataklık etmekle suçlanarak kodese atılmıştır.

Gerry’nin tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde olmasıdır. Suçu hırsızlık olsa da o suçtan dolayı içeri atılmaz. Bu suçsuzluklar karşısında polis “ terör yasasından” yararlanarak kurban olarak Gerry’i seçmiştir. Bu da aynı zamanda Gerry için zor günlerin olacağının ifadesidir. Ailesi başta olmak üzere arkadaşları 30 yıla kadar cezayla çarptırırlar.

Her biri suçsuz olmasına rağmen devlet tehdit yoluyla suçlu olduklarını itiraf ettiriyorlar kendilerine, bu da devlet için eski bir yöntemdir. Kafalarına silah tutmalar, “babanı öldürürüm” tehditleri her biri için tehlikeli bir yol olmuştur.

Gerry hapiste çoğu şeyi yapıyor. İsyana kalkışıyor, uyuşturucu kullanıyor, kavga ediyor. Artık yoldan çıkmış bir vaziyette umudunu kaybetmiş derece. Babasına da düşkün aynı zamanda. Babası, Tanrı’ya inanan o daha doğrusu bu şeylerle pek ilgisi olmayan bir portre çiziyor filmde. Babasının ağzından annesini özlediği sözleri düşmüyor, bir de “umarım bu hapishanede ölmem” sözleri.

Devlet tarafından babası da b.k çukuruna gidiyor. Babasının tuttuğu avukat sayesinde Gerry orada çıkacağı günü bekliyor. Bütün deliller farklı bir yola çıkmaktadır bu defa. Ama bir gerçek vardı ki Gerry’nin bu düzmece hükümet sayesinde kodeste kaldığı zaman dilimi. Gerry özgürlüğünü alırken hükümet ve yetkililerine şöyle seslenmektedir:

“Ben suçsuz bir adamım! Ben yapmadığım bir şey için 15 yıl hapis yattım! Babam, yapmadığı bir şey için bir İngiliz hapishanesinde gözlerimin önünde öldü! Ve bu hükümet hâlâ onun suçlu olduğunu söylüyor! Onlara bir çift sözüm var babamın suçsuzluğu kanıtlanıncaya kadar, bu davadaki herkesin suçsuzluğu kanıtlanıncaya kadar, suçlu olanlar adalet önüne çıkarılıp cezalandırılıncaya kadar, babam adına ve gerçek uğruna mücadelemi sürdüreceğim!”. (Gerry Conlon)

Hükümetlerin ne tür oyunlarla insanları kuklaya çevirdiğinin portesidir “In the Name of the Father”. Ayrıca Baba ve Oğul ilişkisine değinilmesi takdire şayan. Filmde arada Bob Dylan çalınması da güzel. İzlenilmesi önerilir.

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Yeşil Yol”

Bayan Arıza tarafından 24 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Yeşil Yol…Kimilerinin saplandığı kara delikten çıkamayacağı ağzı kokuşmuş gardiyanların kötü davrandığı düşündüğü bir yer. Tam bir hayat dersi veren, fare ve bir mahkumun nasıl dost olacağını, gardiyanların idam sehpasında olan bir mahkuma nasıl davranılması gerektiğinin bir portres…İstediğiniz kadar tanımlama getirebilirsiniz.

1999- 2000 yıllarında usta kalem Stephen King’in romanından sinemaya uyarlanarak döneme damga vurmasıyla da ünlüdür. Film başlarda huzur evi görüntüsüyle hikâyeye giriyor. Hikâyedeki adam Paul Edgecomb. Paul, diğer gardiyanlara mahkûmları seven, onlarla konuşan aynı zamanda idrar yollarında sorunu olan biridir.

Edgecomb'un hapishanedeki görevi, hücrelerinden alınan idam mahkûmlarını, elektrikli sandalyenin bulunduğu ölüm odasına kadar olan bir millik yeşil yoldan götürmektir. O kadar çok mahkûmu elektrik sandalyeye götürürken rahat tavırlar sergileyen Paul aynısını John Coffey karşısında gösteremez.

Coffey, iri cüsseli bir herif olarak sinemaseverlere sunulur. Coffey, ürkütücü görünümünün yanında ince, kırılgan, hassas, insanlara yardım etmeyi seven, doğa üstü güçlere sahip olan, karanlıktan korkan,  kalbi iyilikle dolu, hapishanedeki gardiyan ve birçok kişiye yardım ederek oradakilerin takdirini kazanmış biridir.

Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkûm olmuştur. Hapishanede iki deli belirir. Biri fareyle dost olan Dell’in parmaklarını kıran, Dell’ın idama mahkûm olduğu anda Dell’i işkenceye maruz bırakan kötü gardiyan Percy, diğeri de durmadan şarkı söyleyen eşcinsel vari sözleriyle kameranın karşısına çıkan deli mahkum.

Deli mahkûm Coffey’ın ellerini tuttuğu anda Coffey ne kadar kötü biri olduğunu okumuştur. Etrafa işiyor, odasını dağıtıyor, aldığı çikolatayı yiyip ağzında biriktirip gardiyanın suratına doğru püskürtüyor.

Böyle üstün yeteneklere sahip biri olan Coffey yakın zamanda ikisini karşılaştırmıştır. Bu da mahkûmun ölümüyle sonuçlanmıştır. İlk başlarda doğa üstü yeteneklere inanmayan gardiyanlar zamanla Coffey’ın güçlerine inanmaya başlamışlardır, tümor yüzünden bir kadını iyileştirip takdir kazanmasına sebep olmuştur.

Zamanla Coffey’ın idamının yaklaşması hapishanedeki gardiyanları üzmektedir. Coffey’e son isteği sorulur. Hapishane duvarları her zaman kötü insan porteleriyle sunulur insanlara ama Yeşil Yol’da daha çok Paul ve Coffey üzerinden sunuluyor sinemaseverlere. Edgecomb, yıllar boyunca sayısız idam mahkûmu nakletmesine rağmen hiçbir idam kendisini Coffey’nin idamı kadar etkilemez.

Filmden Replikler:

 * Yeşil Yol’da olan Yeşil Yol’da kalır, her zaman böyledir.

 * – Senin için yapabileceğimiz bir şeyler olmalı. İstediğin bir şey olmalı.    – Hiç sinema filmi görmedim.

 * Yoruldum, patron. Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum. Yanımda hiç arkadaş olmamasından yoruldum. Nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri….En çokta insanların birbirine kötü davranmasından yoruldum. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan yoruldum. Çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. Anlıyor musun?

* – Sence, bir insan, yaptıklarından gerçekten pişmanlık duyarsa en mutlu olduğu zamana geri dönüp sonsuza dek orada yaşar mı? Orası cennet olabilir mi?   – Ben de buna inanıyorum.

* Geceleri yatakta hep onu düşünüyorum ve bekliyorum. Sevmiş olduğum ama ölen insanları düşünüyorum. Güzelim Jan’ı ve onu nasıl yıllar önce kaybettiğimi düşünüyorum. Ayrıca her birimizin Yeşil Yol’da kendi hızımızla ilerleyişimizi düşünüyorum. Fakat bir düşünce var ki geceleri beni uyutmuyor: Bir farenin bu kadar uzun yaşamasını sağladıysa benim daha ne kadar zamanım var? Her birimizin bir ölüm borcu var. İstisnalar yok. Fakat Tanrım, bazen Yeşil Yol çok uzun görünüyor.

 “Yeşil Yol” pek çok sinemasevere ilham verdi. TRT-1, Cine-5 gibi kanallarda defalarca tekrarı sunuldu.  Esaretin Bedeli filminin de yönetmenliğini yapmış olan Frank Darabont  “Yeşil Yol” filmiyle pek çok sinemaseverin takdirini kazandı. Yeşil Yol’u defalarca çeşitli kanallarda izlemiş biri olarak siyahî rolünü başarıyla oynayan, sinemaseverlerin içini burkan Michael Clarke Duncan’ı saygıyla selamlıyorum…

Arctic Monkeys albümü 2013′te yayında

Bayan Arıza tarafından 14 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

2006 yılında yayınladıkları ilk albümleri Whatever People Say I Am, That’s What I’m Not ile tarihin en hızlı ve en çok satan albümüne imza atan sevgili maymunlarımız Arctic Monkeys’in yeni albümü 2013 yılında karşımıza çıkacak.

Sheffield’lı topluluğun yayın tarihi, isim vs. gibi detaylara takılmadıklarını ve yeniden kaydetme – yazma sürecine adapte olmakla uğraştıklarını davulcu Matt Helders’dan öğrendik. Helders, NME Awards töreninde verdiği mini röportajda bir süredir Amerika’da yeni albüm için stüdyoda olduklarını, Josh Homme’la çalışmadıklarını ve ‘R U Mine?’ singlenın başarısı karşısında daha da sert bir geri dönüş için hazırlandıklarını söyledi.

Kaynak: Radyo Eksen

Ramones’un Hollywood çıkarması

Bayan Arıza tarafından 14 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Tarihin ilk punk hareketi olarak bilinen, kimilerine göre Amerika’dan çıkan en iyi grup olan Ramones’un hikayesi yakında biyografi olarak karşımıza çıkabilir.

Johnny Ramone’un dul eşi Linda’nın Rolling Stones dergisine verdiği röportajdan anladığımız kadarıyla punk rock müziğin kahramanlarının tek eksiği olan Hollywood çıkarması yakında gerçekleşecek.

Belgesel tüm grubun hikayesini mi yoksa daha çok Johnny’nin hayatını mı konu alacak henüz netlik kazanmış değil. Linda, baş rol için Johnny Depp’in harika olacağını ancak 20′li yaşlarındaki Ramone’u oynamak için biraz yaşlı olduğunu da sözlerine eklemiş.

1974′te kurulan grup 1996 yılındaki dağılmalarına kadar 22 yıl boyunca durmaksızın konser vermişti.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Paylaşım: “Dinçer Çekmez”

Bayan Arıza tarafından 14 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Değerler bir bir gidiyor Yerini dolduranlarsa olmuyor! Gerçek sanatlarıyla tarih yazmış olanlar gidiyor en acısı. Bunlardan biri de Dinçer Çekmez.

70’li yıllara damgasını vurdu Daha çok Kemal Sunal’la ortalıkta göründü Özellikle Kemal Sunal’la birlikte Şark Bülbülü, Tarzan Rıfkı, İnek Şaban, Şaban Askerde, Süt Kardeşler, , Şabanoğlu Şaban, Atla Gel Şaban gibi filmlerde rol aldı. Biz de O'nun yanında tanıdık gördük Mafya, kabadayı (Kadırgalı Eşref) tiplemesi rolünde de çok oynadı “O kadar" ve "Mazlumu getirin bana” sözüyle akıllara kazındı Tiyatro alanında oyunlar oynadı

Bizi biz yapan değerler kayboluyor Yok oluyor Ama onların yerine gelenler o boşluğu dolduramıyor O boşluk bir çığır açıyor Kimse ismini bilmiyordu belki de Ama o oynadığı filmlerle akıllara kazınmıştı Girdiği akıldan çıkacağı da sanılmasın! Gerçek sinema emekçileri bir bir gidiyor Önce Metin Serezli, şimdi de Dinçer Çekmez.. Umarım boşlukları doldurulur da sinema sektörü öksüz kalmaz! O da Mazlum’un yanına gitti şimdi Kemal Ağabey'e selam söyle Dinçer Ağabey…

Cem Kurtuluş’tan Paylaşım: “Metin Serezli”

Bayan Arıza tarafından 14 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Her kesimden seveni vardı Sanatçılığını konuşturmuştu "Olacak O Kadar" ile tanıdık biz onu Yabancı filmlere yaptığı dublajların yanısıra çok iyi işler başardı İyi bir Fenerbahçe'liydi Tiyatro yönünden bakınca çok adam yetiştirdi Ortada çok görünmezdi Ama göründüğünde de iz bırakırdı Kolay bir adam değildi Zordu Duruşu vardı "Türk tiyatrosu azınlıklar sayesinde gelişti" diyen biriydi neticede Gökyüzündeki yıldızlar birer birer azaldı Azalmaya devam ediyor Değerler bir bir kaybolurken Yerine gelecek değerler zor bulunuyor Tiyatro alanında birçok şey kattı insanlara İnsanlar da onu unutacak kadar nankör değillerdi! “Olacak O Kadar"da az gülmedik O'nunla Levent Kırca ile bol bol güldürdü bizi 50’lerde sinemaya el attı Ün, şöhret bu işlerde kafası olmadı Seslendirme sanatçısı olarak ve tiyatrocu olarak bilindi daha çok Sanatçılar iz bırakıyor gidiyor Geriye kalan yapıtları oluyor. Huzur içinde yat Büyük İnsan!  

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Full Metal Jacket”

Bayan Arıza tarafından 14 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Savaş…

Bunun hakkında türlü türlü şey uydurabilirsiniz. Dünyadaki savaşların çıkarları ölen askerler üzerinden sağlanıyor, büyük patronlar köşeyi dönüyordu. Bir p.rno misali savaş da askerleri farklı pozisyonlara sokabiliyordu. Dünyadaki büyük savaşlardan biri de Vietnam Savaşı. Şu ana kadar Vietnam savaşı hakkında çok şey yazıldı, çizildi, filmleri çekildi ama bu film kadar etkili olanı yok.   “Full Metal Jacket”, Stanley Kubrick gibi deli ve psikopat bir herifin ürünü. “Full Metal Jacket” filmine gelene kadar diğer klas filmleri de var. A Clockwork Orange, The Shinning vb. filmlerde de klasını konuşturmuştur Kubrick.

Bir savaş filmi bu kadar ayrıntılı işlenmemişti belki de. Bu kadar vurgulayıcı, sıradışı. Filmdeki mevzular iki bölümden oluşuyor. Birinci kısımda Kubrick, askerlerin eğitimlerini kahramanımız Hartman üzerinden anlatıyor. Uzman Çavuş Hartman askerlerin eğitiminden sorumlu olan kişi. Küfür eden, acımasız, nefretini askerlere yayan, aşağılayan, disiplinli biri. Askerleri zorlayabildiği kadar zorluyor, hayvanca aşağılıyor. Askerlerin buna karşı tavrı sadece “Sir, Yes Sir”den ibaret. Eğitimleri boyunca askerlere bir hiç olduğunu gösteriyor Hartman. Herkesi aynı kategoride değerlendiriyor, herkese karşısında bir hayvan gibi davranıp birer birer hepsini psikolojik olarak hiçleştiriyor.

Diğer bir kahramanımız Uzman Çavuş Hartman tarafından aşağılamalara maruz kalan Er Pyle. Bütün askerler aşağılamalara maruz kalıyor ama Er Pyle farklı bir noktada. Şişman olarak dalga geçilen bir tip, eğitimde sorunlar çıkarıyor, ama sonrasında işi çözüyor. Eğitimdekilerin sevgilileri yok, dostları yok, arkadaşları yok, tek kendine arkadaş edinecekleri “Tüfekleri” oluyor. Er Pyle zamanla kafayı sıyırıyor ve Uzman Çavuş Hartman’ın kafasını tüfekle delik deşik ediyor, sadece onun değil kendi ağzına tüfeği dayayarak da bunu yapıyor. Yapmadan önce tüfeğiyle antrenman yapıyor ve şunları söylüyor.

“Bu benim tüfeğim.  Bir sürü tüfek var ama bu benim.  Tüfeğim benim en iyi dostumdur.  O benim hayatımdır.  Ben onun efendisiyim, hayatımın efendisi olduğum gibi.  Ben olmadan tüfeğim hiçbir işe yaramaz.  Tüfeğim olmadan ben de hiçbir işe yaramam.  Tüfeğimi iyi kullanmalıyım.  Beni öldürmeye çalışan düşmanımdan daha iyi ateş etmeliyim.  O beni vurmadan ben onu vurmalıyım.  Vuracağım da.  Tanrının huzurunda bunun için ant içiyorum.  Tüfeğim ve ben yurdumun bekçileriyiz.  Düşmanın efendisiyiz.  Hayatımızın koruyucusuyuz.  Öyle de olacak…  Ta ki düşmanlar ölüp barış sağlanıncaya kadar.”

Er Pyle yumuşak biri olmasına rağmen filmde sonrasında savaşın getirdiği psikolojiyle nasıl psikopat biri hale geleceğini bu sahnede bize gösteriyor.

Er Pyle’nın kendi tüfeğini ağzına dayadığı sahneyle birinci bölüm bitiyor. Bu defa savaş anılarını anlatan kısma geçiliyor. İkinci bölümde “Öldürmek bu kadar kolay mı olur" diye Kubrick bizlere sorgulatıyor bu durumu. Birinci bölüme göre ikinci bölüm daha sönük kalabilir izleyenlere göre. Askerlerin psikolojik durumlarından, öldürmenin bu kadar kolay olduğunu hissettirmesi filmi etkileyici kılıyor.

Filmde askerin miğferindeki "Born to Kill / Öldürmek için doğmuş" yazısının bulunması ve yanında barış amblemi bulunması birçok yönden mesaj niteliği taşıyor. Askerlerin yaşamak için öldürmeleri gerektiğini film sonuna kadar bize hissettiriyor. Filmde öldürmek istemeyenlerin ağzından şu sözler dökülüyor.

– 157 kızıl öldürdüm. 50 tane de manda. Bunlar resmi rakamlar. – Kadın ya da çocuk var mı? – Bazen. – Bir kadını ya da çocuğu nasıl öldürebilirsin? – Çok kolay. Biraz öne ateş ediyorsun.

Filmde aynı zamanda Kubrick’in gazetecilere, fotoğrafçılara yer vermesi de takdir edilesi. Film “Yaşamak için öldürmek mi gerek” sorusunu sinemaseverlere sorgulatıyor. Oyunculuklar, geçişler ve patlama sahneleri ile göz dolduruyor. Filmin 1987 yapımı olduğunu düşünürsek film savaşın acımasız taraflarını sinemaseverlere göstermekten çekinmiyor. Askere gidenler veya gitmeyenler için bile Kubrick bu filmle savaş atmosferine sokuyor.

Kings of Convenience Soundgarden’da!

Bayan Arıza tarafından 14 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Babylon ahalisi, bu yıl da açık havaya çıkıyor, müzik baharla birlikte yeşillikler arasından yükseliyor.

Farklı şehirlere uğrayacak Babylon Soundgarden 2013’ün ilk durağı 25 Mayıs’ta Park Orman. Ormaniçinde 3 farklı sahnede yerli ve yabancı grupların performanslarının yanı sıra gerçekleşecek yanetkinliklerle Babylon’u karnaval havasıyla yaşayacağız.

 Babylon Soundgarden Ankara 26 Mayıs’ta!   Soundgarden ile Babylon’u İstanbul sınırlarından dışarı çıkarmayı, karnaval havasıyla farklı şehirlere yaymayı amaçlayan Babylon ahalisi, Soundgarden İstanbul’un ardından ara vermeden müziğini, sahnesini ve şenliğini 26 Mayıs’ta Ankara’ya taşıyacak.   Kings of Convenience, DeVotchKa, Molotov Jukebox…   Babylon Soundgarden’ın İstanbul ayağının bu yılki yabancı konukları; Simon&Garfunkel ile karşılaştırılan baharın naif havasını müzikleriyle sunacak Kings of Convenience, Gypsy punk’a yakın duran, farklı enstrümanlarla renklendirilmiş, hayatı yakalayan ve yansıtan müzikleriyle DeVotchKa ve gypsy, swing, calypso’ya çalan müzikleriyle sahneyi bir anda büyük bir partiye çeviren, Game of Thrones serisi ve Harry Potter filmlerinden de tanınan Natalia Tena’nın da yer aldığı Molotov Jukebox. Yan etkinlikler ve sanatçı detayları açıklanmaya devam edecek.   Kings of Convenience   Kısaca: Yolları çocukluk yıllarında kesişen Norveçli indie folk-pop ikilisi Erlend Oye ve Erik Glambek Boe’den oluşan Kings of Convenience ilk olarak 2001 yılında Coldplay prodüktörü Ken Nelson’ın iş birliği ile yayınladıkları Quiet is the New Loud ile isimlerinden söz ettirdi. Simon & Garfunkel ve Nick Drake’e selam gönderen grup, 2004 yılında naif ama yüksek enerjilerini aratmayan Riot on an Empty Street’i yayınladı ve “I'd Rather Dance With You” dışavurum marşı oldu. Beş yıllık aranın ardından 2009 yılında “Declaration of Dependence” ile müzik sahasına geri dönen Kings of Convenience geçtiğimiz yıl, üç gece üst üste Babylon sahnesini şereflendirdi. “Kısaca”, Erlend Oye’nin insanın içine işleyen yumuşak sesi ve kendisine eşlik eden Erik Glambek Boe ile çimenlere uzanmış ya da denize dalmış yüzüyor gibi hissedebilirsiniz.   Benzerleri: Donovan, Belle & Sebastian, Feist, José González Babylon Soundgarden’da Hep Bir Ağızdan Söyleyelim: “Misread”, “I'd Rather Dance With You”, “Toxic Girl”, “Know How” Sahnedeydi: Roskilde Festival, Open’er Festival, Laneway Festival   DeVotchKa   Kısaca: Dita von Teese ile burlesque şovlara katılan, ilk albümleriyle birlikte The Dresden Dolls, Calexico, 16 Horsepower gibi gruplarla konser veren DeVotcKa gerçek hikayeye dayalı “How it Ends” albümleriyle gönülleri fethetmesinin ardından “Little Miss Sunshine” soundtrack'i sayesinde geniş kitleler ile tanıştı. 2006 senesinde; Siouxsie&the Banshees, Frank Sinatra ve Velvet Underground cover’larının yer aldığı “Curse Your Little Heart” EP’lerini yayınlayan grup, Jim Carey ve Ewan McGregor’ın başrollerini paylaştığı I Love You Phillip Morris’in müziklerine de imza attı. Gypsy punk’a yakın duran, farklı enstrümanlarla reklendirilmiş müzikleri seviyorsanız, DeVotcKa’ya kayıtsız kalamayacaksınız. DeVotcKa’nın müziğini şu şekilde tanımlarsak hiç yanlış olmaz: “Hüzün ile mutluluğu harmanlayarak; hayatı yakalayan ve yansıtan.”   Benzerleri: A Hawk and a Hacksaw, Beirut, Calexico, Andrew Bird Babylon Soundgarden’da Hep Bir Ağızdan Söyleyelim: “How It Ends”, “You Love Me”, Till The End Of Time Sahnedeydi: Coachella Festival, Ottawa Blues Festival, Bonnaroo Festival, Glastonbury   Molotov Jukebox   Kısaca: Büyük bir partiye dönüşen canlı şovları ile kısa sürede nam salan Molotov Jukebox, gypsy’den swing’e, latin soul ve calypso’dan disco’ya yayılan müzikleriyle yeni bir tarzı da ortaya çıkardı, “gypstep”. Game of Thrones, Harry Potter gibi dizi ve filmlerin tanıdık yüzü Natalia Tena’nın solisti olduğu, dünya sahnelerinin tozunu attıran topluluk, Double Dare adlı EP’lerinin ardından David Bowie, Finley Quaye ile çalışan Bacon&Quarmby ikilisinin diğer yarısı Jonathan Quarmby ile bir araya gelerek ikinci EP’leri Bang!’i yayınladı. Kışkırtıcılığın eğlenceye nasıl dönüştüğünü anlamak için Molotov Jukebox’ı canlı görmeli ve enerjilerine ortak olmalısınız. Benzerleri: Gentleman’s Dub Club, The Destroyers, Parov Stelar Babylon Soundgarden’da Hep Bir Ağızdan Söyleyelim: “I Need It”, “Trying”, “Give it A Go” Sahnedeydi: T in the Park, Glastonbury, Bestival   Kaynak: Milliyet

Akbank Kısa Film Festivali başlıyor!

Bayan Arıza tarafından 13 Mart 2013 tarihinde yazıldı.

Bu yıl 18 – 28 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek Akbank 9. Kısa Film Festivali, yurt içi ve yurt dışından geniş katılımı, yeni bölümleri, atölye çalışmaları ve söyleşileriyle sinemaseverlere 10 gün boyunca keyifle izleyecekleri dopdolu bir program sunuyor.

Rekor sayıda 606 filmin başvurduğu Festival, yarışma ve yarışma dışı bölümleri ile farklı renkler, coğrafyalar, kültürler ve düşünceleri bir araya getiriyor.

  Festival’in “ULUSLARARASI BÖLÜM”ünde bu yıl Türkiye, Almanya, Brezilya, Yeni Zelanda, İsviçre, Fransa, İtalya, Kore, Kanada, Kenya, Somali, İspanya, A.B.D, Belçika, Yemen, İngiltere, Avustralya, Arjantin, Rusya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Hollanda filmlerinden oluşan bir seçkinin yanı sıra; Cannes, Clermont-Ferrand, Rotterdam, Berlin, Venedik gibi dünyanın saygın festivallerinde gösterilen ve ödül alan kısa filmler de sinemaseverlerle buluşacak.   Festivalin “KISADAN UZUNA” bölümü, bu yıl yönetmen Emin Alper’i konuk ediyor. İlk uzun metrajlı filmini çeken ve dünyanın farklı sinema etkinliklerinden aldığı ödüllerle tanıdığımız başarılı yönetmen, Festival’de yapacağı söyleşide sinema serüvenini aktaracak. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi “Tepenin Ardı” ile “Rıfat” ve “Mektup” isimli iki kısa filmi Festival kapsamında gösterime sunulacak.   Bir başka usta Vedat Atasoy’a ayrılan “BELGESEL SİNEMA” bölümünde, yönetmenin “Güneş Başkenti Freiburg”, “Engelsiz Yaşam Öyküleri”, “Karçal: Kuzeyin Çığlığı”, “Birlikten Doğan Güç: Fransa” belgeselleri gösterilecek. Vedat Atasoy, ayrıca “Belgesel Sinema” başlıklı söyleşi ile deneyimlerini izleyici ile paylaşacak.   Festival’in “DENEYİMLER” bölümüne ise, bu yıl Joan C. Gratz konuk oluyor. Akademi ödüllü Amerikalı animatör Joan C. Gratz, başarılı kısa filmlerin yanı sıra animasyonda kil boyama tekniğinin dünyadaki öncüleri arasında. Joan C. Gratz, Akbank 9. Kısa Film Festivali’nde yapacağı söyleşi ile animasyon filmi deneyimlerini kısa filmcilere anlatacak.   Bu yıl ilk kez yarışma kategorileri arasına eklenen “CANLANDIRMA KISALAR” bölümünde, Türkiye’den 10 Film, “En İyi Canlandırma Film” ödülü için yarışacak. Aynı bölümde ayrıca dünyadan seçkin canlandırma örneklerine de yer verilecek.   Akbank 9. Kısa Film Festivali’ne bu yıl yeni eklenen bir diğer bölüm ise; “DENEYSEL KISALAR”. Bu bölümde Norveç, Finlandiya, Almanya, Malezya, Hollanda, Japonya, Estonya ve Türkiye’den türünün seçkin örneği 9 film sergilenecek.   “ÖZEL GÖSTERİM” bölümünde ise; Nilüfer Saltık’ın ”Pera Güzeli Laterna” adlı filmi izleyiciyle buluşacak.   Festival, söyleşileri ile sinema dünyasının önemli isimlerini sinemaseverlerle bir araya getirecek. “Dijital Sinema Üretim Aşamaları ve Dağıtımı” başlıklı söyleşide Tuğushan Özdener, Erkan Cerit, Kemal Ural; “Sinemada Yapımcı Modeli ve Yeni Mecralar” başlıklı söyleşide Yamaç Okur, Sevilay Demirci, Nadir Öperli; “Türkiye ve Dünyada Animasyon Filmler” söyleşisinde ise Yrd. Doç. Dr. Güven Çatak, Cemal Erez ve Galip Tekin Akbank 9. Kısa Film Festivali’ne konuk olacak.   Ayrıca Festival boyunca Akbank Sanat’ın üçüncü katında; “Feza Çaldıran ile Görüntü Yönetmenliği”, “Berat İlk ile Bir Dünya Yaratmak için Animasyon”, “Tuğushan Özdener ile Dijital Sinema” ve “Mehmet Güleryüz ve Feza Sınar ile Setem’in Sinema Endüstrisi Nitelikli Yardımcı Eleman Yetiştirme Projesi” atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.   Akbank 9. Kısa Film Festivali jürisi bu yıl dört farklı kategoriden oluşuyor. Festivalin, 416 filmin başvurduğu yarışmalı bölümü Festival Kısaları Ön Eleme Jüri Kurulu’nda; Oyuncu ve Oyuncu Koçu Bahar Kerimoğlu, Maltepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Serkan Öztürk ve Yönetmen Selim Evci yer alıyor.   “En İyi Kurmaca Film”i belirleyecek Kurmaca Kategorisi Jüri Kurulu; Oyuncu Şebnem Dönmez, Yönetmen Emin Alper, Görüntü Yönetmeni Gökhan Tiryaki, Yönetmen Cemil Ağacıkoğlu ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’dan oluşuyor.   “En İyi Belgesel Film”i seçecek Belgesel Kategorisi Jüri Kurulu’nda ise; bu yıl Yönetmen Aslı Özge, Yazar ve Yönetmen Derviş Zaim, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selahattin Yıldız, Yönetmen Rüya Arzu Köksal ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı bulunuyor.   “En İyi Canlandırma Film”i belirleyecek Canlandırma Kategorisi Jüri Kurulu’nda ise Ressam Cemal Erez, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Uykusuz Dergisi Çizeri Galip Tekin, Canlandıranlar Derneği ve Asifa Türkiye Başkanı Berat İlk, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film (Animasyon) Bölümü Başkanı Doç. Dr. Fethi Kaba ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer alıyor. Jüri kurullarının Festival süresince yapacakları değerlendirmenin ardından belirlenecek “En İyi Kurmaca Film”, “En İyi Belgesel Film” ve “En İyi Canlandırma Film” yönetmenleri 28 Mart 2013, Perşembe günü gerçekleştirilecek kapanış gecesinde Akbank Sanat tarafından 8.000 TL ile ödüllendirilecek.   29 ülkeden 102 film, 40 seans, 10 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 17 konuğun yer aldığı Akbank 9. Kısa Film Festivali’nin kapısı 10 gün boyunca herkese açık olacak ve tüm etkinlikler ücretsiz olarak Akbank Sanat’ta gerçekleşecek. Ayrıca film gösterimleri, Akbank Sanat’ın kafesinde eş zamanlı olarak gösterilecek.   Dünya festivallerinden filmlerle Akbank 9. Kısa Film Festivali’nde buluşmak ve detaylı bilgi almak için www.akbankkisafilm.com veya www.akbanksanat.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.   Kaynak: Milliyet