• Bob Geldof İstanbul’a geliyor

    14 Temmuz’da İstanbul’un en gözde organizasyonlarına ev sahipliği yapan Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek FESTTOGETHER dünyaca ünlü yıldız Bob Geldof’u ağırlayacak. İstanbulluları coşkulu bir festival havası ve sosyal fayda odaklı bir gün bekliyor. Festivale destek veren diğer STK’lar ise şöyle: TOG, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Çaba Derneği. Katılımcılar biletlerini aldıklarında otomatikman TİDER, ...

  • Birlikte Güzel Sunar: Rock Off 2019, 1 senelik aranın ardından 6 Temmuz Cumartesi günü Parkorman’da!!!

    2014 yılında ilki gerçekleşen ve aralarında Megadeth, Korn, Amon Amarth, Apocalyptica gibi gruplarında bulunduğu onlarca yabancı ve yerli gruba ev sahipliği yapan Birlikte Güzel Sunar: Rock Off 2019’un ilk konuğu ülkemizde oldukça geniş bir hayran kitlesi bulunduran, İsveç’in progresif metal türündeki en büyük gruplarından OPETH. İmza ve söyleşi seansları, akustik performansların da gerçekleşeceği ...

  • 20 Temmuz-> One Love Festival 15 – Day & Night

    One Love Festival, arkasında günlük güneşlik anılar, önünde umut dolu bi' yazla 20 Temmuz'da Parkorman ve Volkswagen Arena'da... Parkorman - Kapı Açılış: 12:00 Kapanış: 23:59 Volkswagen Arena - Kapı Açılış: 23:30 Kapanış: 06:00 "Güzel şeylerin, geleceğini hissedersin. Tanıdık bir şarkı duyarsın, özlediğin birisi arar, güneş çıkar bir anda, bilirsin. Bu yaz, özlediğin ya da ilk kez ...

  • Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

  • 11 Temmuz-> Glenn Hughes performs Deep Purple Classics Live

    Milyonların “Rock’ın sesi” olarak tanıdığı Rock and Roll Hall of Fame üyesi ve eski süper rock grubu Black Country Communion'un solisti olan Deep Purple'ın eski basçısı ve solisti Glenn Hughes, “Glenn Hughes performs Deep Purple Classics Live” projesiyle Deep Purple efsanesini günümüze taşıyor! 15 Mart 1976’da Liverpool Empire’da Purple ile son ...

  • %100 Metal iftiharla sunar! Manowar Final Battle Istanbul

    Metal tarihinin en büyük gruplarından MANOWAR, The Final Battle turnesi kapsamında unutulmayacak bir konser için ülkemize geliyor! Heavy metal bayrağını neredeyse 40 yıldır en tepelerde taşıyan efsane grup MANOWAR, 20 Temmuz gecesi KüçükÇiftlik Park’ı dolduracak binlerce insana %100 Metal bir gece yaşatmak üzere, bugüne kadarki en büyük sahne prodüksiyonuyla karşımızda ...

Kurt Cobain’in evi satılıyor

Bayan Arıza tarafından 26 Eylül 2013 tarihinde yazıldı.

Dünya çapındaki sayısız hayranını üzüntüye boğarak 1994’te 27 yaşındayken hayatına son veren Cobain’in annesi Wendy O’Connor, oğlunun evini satmaya karar verdi.

Grubun son stüdyo albümünün piyasaya çıkışının 20. yılı için hazırlanan albüm setini merakla bekleyen hayranları, 500 bin doları gözden çıkarabildiği takdirde Cobain’in çocukluğunun geçtiği evin sahibi de olabilecek.

Satışa yardımcı olması için oğullarının evde çekilmiş çocukluk fotoğraflarını da kamuoyuyla paylaşan ailesi, Seattle’a 2 saat mesafedeki evin müzeye çevrilmesi için mülkün yeni sahibine yardıma hazır olduklarını söyledi. Aile, 1923’te inşa edilen evi 1969 yılında, Kurt Cobain 2 yaşındayken satın almış. 9 yaşına dek ailecek yaşadıkları bu evde Cobain, anne ve babanın boşanmasının ardından ergenlik döneminde de annesiyle kalmış. Cobain’in çocukluk ve ergenlik dönemini geçirdiği odanın geçmişin izlerini taşıdığı, duvarlarda İron Maiden, Led Zeppelin gibi grupların isimlerinin yazılı olduğu belirtiliyor. Evde az da olsa Cobain’in çocukluk döneminden kalma eşya da bulunuyor.

Kaynak: Posta

Nirvana’nın In Utero’suna 20. Yıl Düzenlemesi

Bayan Arıza tarafından 17 Eylül 2013 tarihinde yazıldı.

Bu hafta Dave Grohl ve Krist Novoselic Nirvana’nın 20. yaş şerefine yayınlanacak ‘In Utero’ albümünün müjdesini verdi. İki eski üye, bu uzun soluklu 3. albümün tekrar düzenlenmesi operasyonunu ünlü yapımcı Steve Albini’ye emanet etti.

“Daha önce stüdyonun ya da evin fotoğrafını gördünüz mü bilmiyorum, eminim ki yaz mevsiminde olunabilecek en güzel yerlerden biri”, “Ne yazık ki biz Şubat ayında oradaydık ve neredeyse kutup soğuklarını yaşıyorduk. Ama yine de kayıtlarımızı yaptığımız oda inanılmaz bir sese ve izolasyona sahipti. Bulunabileceğimiz en rahat yerdi. Hatırlıyorum da, davulun başında oturup solumda Kurt ve sağımda Krist müziğimizi yapıp hayatımızı yaşıyorduk”. İşte bu nostaljik sözlerle o dönemleri anan Dave Grohl, yeni albümde daha önce hiç duymadıgımız, hatta onların dahi ne zaman kaydettiklerini hatırlamadıkları ve “Forgetten Tone” adını verdikleri, parçaya yer vereceklerini duyurdu. “Onu bulduk ve sonra, nedir bu parça, dedik” sözleriyle Novoselic tarafından tanımlanan kayıt eski Nirvana basistine göre 1988 riflerine sahip. Parçanın her hangibir ön gösterimi yok. O sebeple sizlerle paylaşamadığımız için üzgünüz. Grubun açıklamasına göre albüm 2 cd’den oluşacak. De-lux yapımda ise 3 cd ve bir konser dvd’si yer alacak.

CD 1 – Yeniden düzenlenen albüm ve B yüzü 01. “Serve The Servants” (Albini mix/original release) – 3:39 02. “Scentless Apprentice” (Albini mix/original release) – 3:47 03. “Heart-Shaped Box” (Litt mix/original release) – 4:41 04. “Rape Me” (Albini mix/original release) – 2:51 05. “Frances Farmer Will Have Her Revenge On Seattle” (Albini mix/original release) – 4:09 06. “Dumb” (Albini mix/original release) – 2:32 07. “Very Ape” (Albini mix/original release) – 1:55 08. “Milk It” (Albini mix/original release) – 3:54 09. “Pennyroyal Tea” (Albini mix/original release) – 3:37 10. “Radio Friendly Unit Shifter” (Albini mix/original release) – 4:51 11. “tourette’s” (Albini mix/original release) – 1:35 12. “All Apologies” (Litt mix/original release) – 3:55 13. “Gallons Of Rubbing Alcohol Flow Through The Strip” (ex-U.S. bonus track) – 7:35 14. “Marigold” (B-side; “Heart Shaped Box) – 2:34 15. “Moist Vagina” (B-side; “All Apologies”) – 3:33 16. “Sappy” – 3:28 17. “I Hate Myself And Want To Die” – 2:59 18. “Pennyroyal Tea” (Litt mix) – 3:36 19. “Heart-Shaped Box” (Albini mix/unreleased) – 4:42 20. “All Apologies” (Albini mix/unreleased) – 3:58

CD 2– 2013 Yeni mix’ler ve ön kayıt demoları 01. “Serve The Servants” (2013 mix) – 3:36 02. “Scentless Apprentice” (2013 mix) – 3:49 03. “Heart-Shaped Box” (2013 mix) – 4:41 04. “Rape Me” (2013 mix) – 2:49 05. “Frances Farmer Will Have Her Revenge On Seattle” (2013 mix) – 4:12 06. “Dumb” (2013 mix) – 2:32 07. “Very Ape” (2013 mix) – 1:57 08. “Milk It” (2013 mix) – 3:56 09. “Pennyroyal Tea” (2013 mix) – 3:32 10. “Radio Friendly Unit Shifter” (2013 mix) – 4:51 11. “tourette’s” (2013 mix) – 1:35 12. “All Apologies (2013 mix) – 3:55 13. “Scentless Apprentice” (Rio demo) – 3:54 14. “Frances Farmer Will Have Her Revenge On Seattle” (Laundry Room demo) – 4:33 15. “Dumb” (Word Of Mouth demo) – 2:39 16. “Very Ape” (Rio demo) — 2:21 17. “Pennyroyal Tea” (Word Of Mouth demo) – 3:31 18. “Radio Friendly Unit Shifter” (Word Of Mouth demo) – 2:40 19. “tourette’s” (Word Of Mouth demo) – 2:14 20. “Marigold” (Upland Studios demo) – 3:25 21. “All Apologies” (Music Source demo) – 4:25 22. “Forgotten Tune” (Rehearsal) – 2:04 23. “Jam” (Word Of Mouth demo) – 5:44

Kaynak: Radyo Eksen

Neil Young’dan ”Drive My Car”

Bayan Arıza tarafından 17 Eylül 2013 tarihinde yazıldı.

Neil Young hayranları, sanatçının yeni parçası “Drive My Car” hiç de beklemedikleri bir yerde ilk kez dinlemenin şaşkınlığını yaşadı.

Young’ın eşi Pegi Young, The Survivors grubuyla birlikte ABD’nin Boston kentinde ufak bir bar konseri verirken, Neil Young beklenmedik bir şekilde sahneye atlar ve olanlar olur.

Anlaşılan grubun elemanlarıyla Neil Young çok da uzak değiller ki, The Survivors yeni şarkıya oldukça uyumlu şekilde eşlik ediyor.

Kaynak: Radyo Eksen

Beck’ten Yeni Müzik: “Gimme”

Bayan Arıza tarafından 17 Eylül 2013 tarihinde yazıldı.

Beck’ten aldığımız haberlere göre sanatçı bu yıl içinde 2 albüm yayınlıyor.

İlki daha içe dönük akustik bir iş olacak diğeriyse 2008 albümü Modern Guilt‘i takip edecek.

Yeni albümler yakında paylaşılacak ancak önce, Haziran’da başlayan tek atımlık single’lar grubunda yer alan bir kayıt duyacağız Beck’ten.

Eklektik yeni Beck kaydı “Gimme” huzurlarınızda.

Kaynak: Radyo Eksen

Albert Hammond Jr.’ın Maceraları

Bayan Arıza tarafından 9 Eylül 2013 tarihinde yazıldı.

Albert Hammond Jr, bu yıl Comedown Machine albümünü çıkartan The Strokes’un gitaristi, NME’ye verdiği röportajda, 2009 yılında rehabilitasyon görmesiyle son bulan uyuşturucu bağımlılığını anlattı.

The Strokes’un ikinci albümü Room on Fire (2003) çıktığında 23 yaşında olan Hammond bağımlılık dönemini “karanlık bir dönem” olarak nitelendiriyor. Hammond Jr: “O dönemde ne halde olduğumu ancak şimdi anlayabilyorum ve neredeyse 4 yıl olmuş.”

Rehabilitasyon sürecinden sonra kendini toparlayan sanatçı, röportajda o dönemde birçok farklı uyuşturucu denediğini ama şimdi ayık olduğu için mutlu olduğunu dile getirdi.

Hammond şimdi grup arkadaşı Julain Casablancas’ın Cult Record plak şirketi tarafından yayınlanacak yeni EP’si üzerinde çalıştığını, AHJ adını verdiği albümün 8 Kasım tarihinde yayınlanacağının haberini verdi.

AHJ parçalistesi:

‘Cooker Ship’ ‘Strange Tidings’ ‘Carnal Cruise’ ‘Rude Customer’ ‘St. Justice’

Kaynak: Radyo Eksen

Coldplay’den Yeni Müzik “Atlas”

Bayan Arıza tarafından 9 Eylül 2013 tarihinde yazıldı.

Coldplay ilk kez bir film için müzik hazırladı.

Eski Coldplay kayıtlarının naif ve duru foruma sahip “Atlas” The Hunger Games: Catching Fire‘ın soundtrack listesinde yer alıyor.

Grup son olarak 2011′de Mylo Xyloto albümünü yayınlamıştı.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Match Point

Bayan Arıza tarafından 31 Ağustos 2013 tarihinde yazıldı.

“Bir tenis maçında topun çizgiye yaklaştığı anlar vardır. Biraz da şansın yardımıyla top içeri düşebilir ve kazanırsın. Ya da ileri gider ve kaybedersin. Gerçek bu kadar basit midir?”.

Hayatta şans faktörü ne kadar önemlidir bilirsiniz. Top fileye takılırsa hayatınız çıkmaz sokağa girebilir, ama top şimdilik fileyi geçmişse biraz daha şansınız yaver gidebilir. Bu gibi şeyler hayatın değişmez kuralları arasındadır. Woody  Allen sinemasının filmlerinden biri olan “Match Point” filminde dediği gibi “İyi olmaktansa, şanslı olmayı tercih ederim” diyen adam, hayatı anlamış adamdır.”

Allen sinemasına yakınlığım çok yeni oldu. Allen’ın hem yönettiği hem oynadığı film olan “Annie Hall” filmiyle Allen sinemasına giriş yaptım. Doğru bir tercih mi bilmiyorum  ama Allen’ın en başarılı filmlerinden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. “Match Point” filminde de Allen sinemasının karakteristik özelliği yeniden beliriyor.  Annie Hall filmiyle kıyaslanması mümkün değil.

Aldatmak, seks, kadın-erkek ilişkileri, kader ve şans arasındaki bağlantılar filmin konusunu oluşturuyor.

Hikaye, genç tenis eğitmeni Chris Wilton’ın (Jonathan Rhys Meyers) Londra’ya taşınması ve bunun ardından İngiliz sosyetesinin önde gelen ailelerinden Hewettler’in oğlu Tom’a (Matthew Goode) özel dersler vermesiyle başlıyor.

Tom ile yakın ilişkiler kuran Chris daha sonrasında Tom’un nişanlısıyla tanışıyor. Tom’un nişanlısıyla tanışmadan önce kardeşiyle ilişkide bulunan ama bir yandan  Nora’ya aşık olan Chris aklı karmaşık şekilde ne yapacağını bilemiyor. Hem Chloe ile ilişkisini sürdürüyor, hem de Nora ile yasak ilişki yaşıyor.

Chloe ile evlendikten sonra da bu hareketleri değişmiyor. Bir yanda iyi biri olduğunu düşündüğü incitmekten korktuğu ve bebek isteyen Chloe, bir yandan arzulu bir kadın olan tutkuyla seks yaptığı kadın Nora.

Hikaye böyle ilerliyor. Dostoyevski’nin kitabı “Suç ve Ceza”dan alıntıların filme yansıtılması, film müziklerinin operayla  süslenmesi ve sekanslarıyla  film takdiri hak ediyor. Filmde diğer bir nokta Nora ile kaçamak ilişki yaşayan Chris Wilton’un yağmur altında sevişme sahnesi görülmeye değer.

Yasak ilişki, aldatmak, şans, kader bağlantılarıyla ilerleyen filmde filmin sonu  “Büyük entrikaların gerçekleşmesi için bazen masumlar da katledilebilir” mesajıyla son buluyor. Yeşilçam senaryolarına benzerliğini kurabileceğiniz, ama çoğu yabancı romantik filmde sonların ölüm değil de ayrılık olduğunu düşünürsek bu filmi diğer romantik filmlerden farklı bir noktaya taşıyor.

Tema olarak şans faktörünün metafor olarak  tenise benzetilmesi Allen sinemasını izleyenler için şaşırtıcı bir detay olmasa da filmde görülen güzelliklerden sadece birkaçı.  Nora karakterini oynayan Scarlett Johansonn vücut diliyle karşımıza çıkıyor bu filmde, seksi vücudunu ve kadınlığını kullanması dikkatlerden kaçmıyor, Chris Wilton karakterini oynayan Jonathan Rhys Meyers, Nora karakterini oynayan Scarlett Johansson’dan daha yüksek bir puanı hak ediyor.

Özetlemek gerekirse 2000’li yıllarda Woody Allen sinemasının Dostoyevski referanslarıyla, soundtrack’iyle, sekanslarıyla, senaryosuyla ve kadın-erkek ilişkilerini irdelemesiyle başarılı bulduğum bir film “Match Point”, topu fileden geçirmeye bakın, aksi takdirde hiç şansınız kalmayabilir.

Film biterken izleyiciye şu soru soruluyor. “Siz olsaydınız hangisini yapardınız? Aşk Mı Para mı?”

Altını Çizdiklerim;

 “Büyük entrikaların gerçekleşmesi için bazen masumlarda katledilebilir”

“Sofoklis der ki: “Hiç doğmamış olmak,belki de şükredilmesi gereken bir şeydir”

“Bir tenis maçında topun çizgiye yaklaştığı anlar vardır. Biraz da şansın yardımıyla top içeri düşebilir ve kazanırsın? Ya da ileri gider ve kaybedersin?  Gerçek bu kadar basit midir?”

Tom: “Ümitsizlik direncin kayboluşuna giden yoldur.” Chris: Bence direncin kayboluşuna giden yol, inançtır.

Stone Temple Pilots Yeni Vokalle EP Yayınlıyor

Bayan Arıza tarafından 31 Ağustos 2013 tarihinde yazıldı.

Linkin Park vokali ile yola devam etmeye karar veren Stone Temple Pilots, oluşumun yeni halini EP ile test edecek.

Chester Bennington’ın yeni vokal görevini üstlendiği topluluk, aralarında daha önce duyduğumuz “Out Of Time” parçasının da yer aldığı High Rise EP’sini 8 Ekim’de paylaşacak.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Annie Hall”

Bayan Arıza tarafından 30 Ağustos 2013 tarihinde yazıldı.

Konu Woody Allen olduğunda her türlü manyaklığı o filmin içine sokabilirsiniz. Manyaklık, serserilik,  sokağın dili, kameranın içine kendi hayatından kesitler sunması, cinsel arzular, acı, sefalet, yalnızlık, hangover olma durumları her türlü şey Allen filmleri için söylenebilir. Allen sineması daha çok cinsel arzuları, kadın-erkek ilişkilerini, hayatın anlamsızlığını kendine tema olarak belirlemiştir. Allen’ın “Annie Hall” filminden alınan replik her şeyi özetliyor:

“Eski bir espri vardır, bilirsiniz. İki yaşlı kadın dağ başında bir lokantada yemek yemektedirler. Biri, ”lanet olsun!” der, “Yemekler ne kadar da berbat!”.  “Evet” der diğeri, “Üstelik ne kadar da az!” yani, bu benim yaşam hakkındaki düşüncemin kısa bir özetidir: Hayat yalnızlık, sefillik, acılar ve mutsuzluklarla doludur ama keşke bu kadar kısa olmasaydı “.  -Woody Allen

Allen bu filminde kameranın önüne geçiyor, sıklıkla kendisini görüyoruz. Allen ile kadın erkek ilişkilerine doğru yolculuğa çıkıyoruz.

Film, Brooklyn doğumlu Yahudi komedyen Alvy Singer karakteri üzerinden anlatılıyor. Alvy’nin çocukluğuna inişler, sekse bağlılığı, kadın-erkek ilişkilerine doğru yoğunlaşması ve filmdeki Alvy karakterinin karamsarlığı filmin temasını belirliyor.

Alvy Singer gibi kafayı yemiş kendini yalnızlığın içine gömmüş biriyle, tenis oynamayı seven mutluluktan zevk almaya bakan Annie Hall karakterleri üzerinden sorunlu ilişki Allen gözünden anlatılıyor. Filmde sıklıkla üzerinde durulan konu seks, erkek-kadın ilişkileri, varoluş ve yokoluş arasındaki bağlantı, ölüm ve aşk..

Allen’ın hayatından kareler taşıyor “Annie Hall”.  Kadın-erkek ilişkilerini her iki taraftan anlatması filmi başarılı kılıyor. Filmde o kadar atlanmaması gereken sahne var ki bazen “filmi yeniden açayım da hatırlayım şu sahneleri” demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Alvy’nin Annie ile yaşadığı istakoz sahnesi, sonrasında Alvy’nin Annie’ye evlenme teklifi ettiği sahne gibi sahneleri kaçırmadan izlerseniz günümüz ilişkilerine dair mesaj gönderiyor. Allen’ın kameraya dönüp seyirciyle konuşması da takdir edilesi bir durum.

70’li yıllardaki çoğu filmi sollayıp geride bıraktıktan sonra Oscar’ı kazanmasının yanında film, içindeki cümlelerle ve aforizmalarla günümüz modern ilişkilerine inceden ayar veriyor. Allen filmografisinde çoğu kişinin takdirini kazanmasının yanında Allen’ın ve Diane Keaton’un oyunculuğu çoğu sinemasever tarafından eleştirilse de ben oyunculuklarını beğendim.

Yazılan bu yazının eleştiri yazısı olduğunu söyleyemem (sinema teknikleri, Allen’ın kullandığı tarz vb. konularda yeterliliğim yok);  ama filmin  Allen’ın çıkardığı filmler arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebilirim.

Allen’ı tanımak için “Annie Hall” filmi otobiyografik film olmasının yanında Woody Allen dünyasına giriş için biçilmiş kaftan. Allen sinemasına ilgiliyseniz bu filme kayıtsız kalamazsınız.

Altını Çizdiklerim:

* “Entelektüeller senin parlak biri olduğunu savunur ama gerçekte ne olduğun hakkında hiçbir fikirleri yoktur”.

* “Bir duman almak bir partide 5 yıl geçirmek gibidir..”

* “Çocukken bile hep yanlış kadınları seçtim. Herkes pamuk prensese aşık olurdu bense kötü kalpli kraliçeye.”

* “İlişki köpek balığı gibidir. Ya ileri gider ya da ölür. Sanırım bizim elimizde kalan öyle bir köpek balığı”.

* “Galiba ben insan ilişkileri hakkında ayni şeyi hissediyorum. çok akıl dışı, mantıksız hatta saçma olduklarını bilseniz de sürdürmeye çalışıyorsunuz”.

* “Ben pesimist bir adamım. aslında bakarsan dünya benim için ikiye ayrılır. Berbatlar ve sefiller”.

* “Orgazmda hayatın bütün boşluklarını doldurabilen ağırlıklar var”.

Filmekimi yaklaşıyor!

Bayan Arıza tarafından 26 Ağustos 2013 tarihinde yazıldı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 12. kez düzenlenen Filmekimi bu yıl yine Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştiriliyor.

İstanbul’da 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Filmekimi, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da sinema keyfini Ekim ayı boyunca Türkiye’nin farklı kentlerine taşıyacak. İKSV tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek Filmekimi, on ikinci yılında yine parlak yapımlar, usta yönetmenlerin dünyanın belli başlı festivallerinde gösterilmiş, ödüller kazanmış son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 40’a yakın film izleyicilerin karşısına çıkacak. Zengin programıyla Filmekimi, 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde, İstanbul’da 9 gün boyunca izleyicilerle buluşacak. İlk kez düzenlendiği 2002 yılından bu yana İstanbullu sinemaseverlerden büyük ilgi gören Filmekimi, geçen yıl 47 bin izleyiciyle buluşmuş, salonlardaki doluluk oranı %99’a ulaşmıştı. Filmekimi, sekiz yıl boyunca İstanbul’un eşsiz sinemalarından tarihi Emek Sineması’nda gerçekleştirilmişti. Filmekimi bu yıl da Türkiye’nin dört bir köşesini geziyor 12. Filmekimi sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini sadece İstanbul’a değil, Türkiye’nin farklı noktalarına da eriştirme hedefini bu yıl daha da geliştiriyor. Geçen yıl İstanbul sınırlarını aşarak altı şehirde daha sinemaseverlere ulaşan Filmekimi, bu yıl Bursa, İzmir, Diyarbakır, Gaziantep, Trabzon, Ankara ve Batman’da düzenlenecek. İstanbul dışındaki kentlerde, 12. Filmekimi programındaki filmlerin yanı sıra nisan ayında yapılan 32. İstanbul Film Festivali‘nde Ulusal Yarışma Altın Lale En İyi Film Ödülü’nü kazanan Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi adlı filmi ile FACE İnsan Hakları Yarışması’nda Özel Mansiyon kazanan, Danis Tanovic’in yönettiği Epizoda U Zıvotu Beraca Zeljeza / Bir Hurdacının Hayatı gösterilecek. Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteği ve Saraybosna, Sofya ve Transilvanya Film Festivalleri’nin işbirliğiyle İstanbul dışında yapılacak Filmekimi gösterimlerinin tarihleri şöyle: •Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> 28-30 Eylül Bursa • 4-6 Ekim İzmir • 11-13 Ekim Trabzon ve Ankara • 25-27 Ekim Gaziantep ve Diyarbakır • 28-30 Ekim Batman Vodafone FreeZone’lulara bu yıl da Filmekimi’nde 1 bilete 1 bilet hediye 12. Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, geçen yıl büyük ilgi gören kampanyasını bu yıl da sürdürecek. Vodafone Freezone’lu sinemaseverler Filmekimi boyunca bir bilet aldıklarında bir bilet de hediye kazanacaklar. Kampanya bilet satışları www.biletix.com ile Atlas ve Beyoğlu sinemalarındaki gişelerden yapılacak. Ayrıntılı bilgi ve detaylar çok yakında vodafonefreezone.com sitesinde olacak. Filmekimi biletleri ne zaman, nerede? Filmekimi biletleri, İstanbul için 21 Eylül Cumartesi saat 10.30’dan itibaren: Biletix satış noktaları, Biletix web sitesi (www.biletix.com), Biletix çağrı merkezi (0216 556 98 00, 11.00’den itibaren) ve Atlas ve Beyoğlu sinemaları gişelerinden satışa sunulacak. Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL. Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 15, indirimli 10 TL. Lale üyeleri bu yıl da biletlerini %25’e varan indirimlerle öncelikli olarak alabilecekler. Lale üyeleri için ön satış günleri; Siyah Lale üyeleri için 18 Eylül’de, Beyaz, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için 19 ve 20 Eylül’de gerçekleşecek. Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Filmekimi’nin medya sponsorluğunu CNBC-e, Radyo Eksen ve Radikal üstleniyor. Filmekimi’nin afişlerini ve tanıtım kampanyasını ise bu yıl da Alametifarika gerçekleştirdi. Filmekimi programından seçmeler • Gloria / Sebastián Lelio Berlin Film Festivali’nde başrol oyuncusu Paulina Garcia’ya En İyi Kadın Oyuncu dalında Gümüş Ayı kazandıran Gloria,  toplumun dayattığı kural ve baskıları hiçe sayarak kendi hayatını yaşamayı seçen 58 yaşında bir kadının aşk ve mutluluk arayışını anlatıyor. Yapımcılığını Oscar‘a aday gösterilen No filminin yönetmeni Pablo Larrain’in yaptığı Gloria’nın yönetmeni Sebastian Lelio, Nisan ayındaki İstanbul Film Festival‘inde Altın Lale Uluslararası Yarışma’nın jürisinde yer almıştı. • Le Passé / The Past / Asghar Farhadi İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin geçen yıl Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ına layık görülen Bir Ayrılık filminin başarısını takip eden The Past, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimini gerçekleştirdi ve Artist filminden hatırladığımız Berenice Bejo‘ya En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getirdi. Yine bir aileyi mercek altına alan film, Fransız eşi Marie’den boşanma işlemlerini tamamlamak üzere, dört yıllık bir ayrılığın ardından Tahran‘dan Paris‘e gelen Ahmet’i ve Marie ile yeni sevgilisi Samir’i izliyor. Asghar Farhadi’nin ülkesi dışında çektiği ilk film olan The Past, duygusal gerilimi eksik olmayan, sürükleyici diyaloglarıyla hem ilginç hem de çetrefil bir aile dramı. Filmde Berenice Bejo’ya Un Prophet / Yeraltı Peygamberi filminin başrolünde yıldızı parlayan Tahar Rahim eşlik ediyor. • Only Lovers Left Alive / Jim Jarmusch Cannes’da ilk gösterimini yapan Only Lovers Left Alive hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından Dead Man / Ölü Adam’dan bu yana Jim Jarmusch’un çektiği en iyi film olarak harika övgüler aldı. Detroit ile Tanca şehirleri arasında ve sadece gece saatlerinde geçen filmini Jarmusch “gizli vampir bir aşk hikâyesi” olarak tanımlıyor. Jarmusch’tan beklendiği üzere fetişlerle dolu bu çağdaş romantik dram, yüzyıllardır birlikte olan Adem ve Havva adında bir vampir çifti izliyor. Filmin oyuncu kadrosu da en az öyküsü kadar ilgi çekici: Tilda Swinton, Tom Hiddleston, Mia Wasikowska, Anton Yelchin ve Jeffrey Wright’a John Hurt de eşlik ediyor. Jim Jarmusch’un bir önceki filmi The Limits of Control / Kontrolün Limitleri, 2009 İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. • The Dance of Reality / La Danza de la Realidad / Alejandro Jodorowsky Bu film, 1970’lerde Fando ve Lis ile El Topo gibi metafizik tripleri pop art ve dini metaforlarla birleştirdiği filmleriyle yeraltı sanat dünyasının ve uluslararası karşı kültür hareketinin süperstarı olan Alejandro Jodorowsky’nin “derin geçmişi” üzerine bir zihin egzersizi. Jodorowsky’nin kendi sözleriyle “The Dance of Reality, benim otobiyografik romanımın bir uyarlaması, kendi sinemamın bir rönesansı.  Bana kalırsa bu film, zihinsel bir atom bombası gibi. Kendimi yeniden keşfetmek için çocukluğumun dibine iniyorum, büyüdüğüm yere geri dönüyorum.” 23 yıllık bir aradan sonra sinemaya geri dönen yönetmenin bu son filmi, Jodorowsky’nin Dune’u adlı, Dune’u David Lynch’ten önce çekemeyişini anlattığı belgeseliyle birlikte ilk kez Cannes’da gösterildi. Jodorowsky’nin 1929’da doğduğu kasaba olan Tocopilla’da çekilen filmde Jodorowsky’nin üç oğlu da rol alıyor. • Jeune & Jolie / Young & Beutiful / François Ozon En son İstanbul Film Festivali’nde ve ardından vizyonda izlediğimiz Evde ile formunu hiç kaybetmediğine tanık olduğumuz François Ozon, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde prömiyerini gerçekleştiren Young & Beautiful ile Altın Palmiye için yarıştı. “4 mevsim ve 4 şarkı boyunca 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımladığı son filminde Ozon, Buñuel’in meşhur Gündüz Güzeli filmini çağrıştıran bir öyküyü ele alıyor ve cinsel uyanışını bir fahişe olarak yaşamayı tercih eden bir genç kızın bir yıllık değişim sürecini mercek altına alıyor. • The Congress / Ari Folman Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılış filmi olan The Congress, Stanislaw Lem’in kült bilimkurgu romanı Gelecekbilim Kongresi’nin serbest bir uyarlaması. Filmin yönetmeni ise Beşir’le Vals adlı muhteşem canlandırma filmiyle Oscar’a aday gösterilen Ari Folman. Hem gerçekçi hem fantezi bir canlandırma olan filmin başrolündeki Robin Wright, kendini oynuyor. Wright’a büyük bir yapım stüdyosu tarafından sinemasal benliğini satması telif edilir. Stüdyo, Wright’ı dijital olarak tarayacak, görüntüsünü herhangi bir kısıtlama olmadan her türlü Hollywood yapımında kullanma hakkına sahip olacaktır; böylece Wright hem çok para kazanacak hem de 20 yıl boyunca ekranlarda hep genç kalacaktır. The Congress, sözleşmesinin bitişinin ardından Robin Wright’ın geleceğin sinema dünyasına dönüşünü izliyor. Filmin oyuncu kadrosunda Robin Wright’a Harvey Keitel, Paul Giamatti ve Jon Hamm eşlik ediyor. • Aint Them Bodies Saints / David Lowery David Lowery’nin, ilk gösterimini Sundance’te, uluslararası gösterimini de Cannes’da Eleştirmenler Haftası’nda yapan duygusal Western‘i, aşk, trajik olaylar ve zorunluluklarla birbirine bağlanan bir çiftin huzur arayışını anlatıyor. 1970’lerde Teksas‘ta geçen, silahlar, tehditler ve ihanetle dolu bu şiirsel filmin kahramanları, işledikleri suçlar boylarını aşan, birbirlerine delicesine âşık genç çift Bob ve Ruth. Dağlarda kanun adamlarıyla girdikleri çatışmada yakalanan Ruth bir polisi vurmasına rağmen suçu Bob üstlenir. Dört yıl sonra Bob hapishaneden kaçar ve o hapisteyken doğan kızıyla Ruth’u aramaya koyulur. Filmin parlak oyuncu kadrosunda Ejderha Dövmeli Kız ve en son Side Effects filmlerinden tanıdığımız Rooney Mara ile Casey Affleck yer alıyor. • Blue Is The Warmest Colour / La Vie d’Adèle (Chapitres 1&2) / Abdellatif Kechiche Mavi renge bambaşka bir anlam yükleyen Abdellatif Kechiche’in son filmi, ilk kez gösterildiği Cannes Film Festivali’nde hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından büyük ilgi görerek festivalin büyük ödülü Altın Palmiye’yi kazandı. Başkanlığını Steven Spielberg‘in yürüttüğü jüri, yönetmen Abdellatif Kechiche’le birlikte başrol oyuncuları Adele Exarchopoulos ile Lea Seydoux’yu da Altın Palmiye’ye layık gördü. Cinselliğe çekincesiz yaklaşımı ve gerçekçiliğiyle sansür ve sanat tartışmalarına yol açan Blue Is the Warmest Color, iki genç kızın yıllara yayılan birliktelikleri üzerinden yaşamı ve aşkı sorguluyor. Film, Julie Maroh’nun Le bleu est une couleur chaude adlı romanından sinemaya uyarlandı. Yönetmen Kechiche’in 2008’de Balıklı Bulgur, 2011‘de ise Siyah Venüs adlı filmleri İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Kaynak: Milliyet