• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: The Broken Circle Breakdown

Bayan Arıza tarafından 14 Şubat 2014 tarihinde yazıldı.

Bazı filmlerin ödül alması seyirciyi ilgilendirmez, aldığı ödül dolayısıyla bazı filmlere iyi methiyeler düzülür. Bu filmler beş para etmez de çıkabilir, üstünüzde derin bir iz de bırakabilir. Bu önem sırası farklılaşır.

Yönetmenliğini Felix Van Groeningen’nin yaptığı Türkçe’ye Kırık Çember olarak çevrilen “The Broken Circle Breakdown” adlı film buna benzer bir film olmakla birlikte, evlat acısı tanımıyla yola çıkarken içinde taşıdığı müzikal unsurlarla acıya, mutluluğa yer veriyor. Bunun haricinde filmde iki zıt karakterin dramatik konusu ele alınıyor.

Elise, dövmecide çalışan muhafazakâr bir kadın. Didier, tanrı tanımaz, rasyonel, blues ve country manyağı biri. Filmin yarım saatlik diliminde Didier ve Elise çiftinin nasıl tutkulu bir aşk yaşadıklarına, bu aşk sonucunda dünya tatlısı bir kız getirdiğine tanıklık ediyoruz.

Didier’in Elise’e olan tepkisini bebeğinin olacağını öğrendiği andan itibaren gözlemliyoruz, bundan sonra kızların doğumuyla birlikte kansere yakalanmasıyla başlayan süreçle, öldükten sonraki başlayan süreç ele alınıyor.

Kızlarının yokluklarına alışmaya çalışıyorlar. Didier karakter olarak rasyonel bir portre çizerken, Elise her defasında kızını unutamamanın acısını yaşıyor. Bu süreç içinde birbirleriyle kavga ediyorlar, birbirlerini incitiyorlar, ama bluesgrass müzik yaptığı gruplarıyla çalmaya devam ediyorlar.

En azından kendileri için tek çıkar yol bu. Müzik yapmaya devam etseler de ikisi için her şey eskisi gibi olmuyor. Muhafazakâr bir kadın olan Elise, kızını hatırlatan hiçbir şeyi silemezken, Didier adlı Amerikan hayranı müzisyen televizyonda halka öğüt veren Bush’a söverek acısını böyle hafifletmeye çalışıyor. Didier’in yaptıkları bununla sınırla kalmıyor, din üzerinden insanları sömürenlere de inceden ayar veriyor:

“Ben maymunum” diyerek bu tartışmalara noktayı koyuyor.

Bunun sonucunda Didier, Elise’yı tamamen kaybediyor, Elise için mücadele veriyor ama bu yeterli olmuyor. Kızları için yaptıkları görkemli uğurlama daha sonrasında Elise için geçerli oluyor. İnsanlar ölse de kalsa da müzik yüksek sesle çalmaya devam ediyor.

Filmin karakteristik özelliğine değinmek gerekirse; country ve bluesgrass sevenler için kaçırılmaması gereken bir film. Bunun haricinde oyunculukların abartılacak bir yönü olduğunu düşünmüyorum. Film açısından çocuk karakterin hastalığı filmde uzun süre seyirciye gösterilse filmin etkileyiciliği daha önde olurdu, bu açıdan film bu yönüyle sınıfta kalıyor.

Sonuç olarak; dram yönünün hafif kaldığı, müzikal unsurların öne çıktığı, konusu olarak iyi ama oyunculuğu vasat olan, “izlemeseniz de bir şey kaçırmazsınız” dediğim ve sinema eleştirmenlerinin abarttığı filmlerden biri “The Broken Circle Breakdown”.

Türkçe Adı: Kırık Çember Yönetmen: Felix Van Groeningen Senaryo: Carl Joos, Felix Van Groeningen Oyuncular: Veerle Baetens, Johan Heldenbergh, Nell Cattrysse, Geert Van Rampelberg, Nils De Caster, Robby Cleiren, Bert Huysentruyt, Jan Bijvoet Yapım: Belçika, 2012 Süre: 111′

İlker Yıldırım’dan Konser Kritiği: Red Fang

Bayan Arıza tarafından 14 Şubat 2014 tarihinde yazıldı.

9 Şubat 2014 Red Fang İstanbul Konseri   Red Fang, yeni kuşak stoner rock-metal grupların arasında yıldızı hızla parlayan ve zirveye emin adımlarla ilerleyen 2005 yılında kurulmuş Portlandlı bir grup. Gitar ve vokalde Bryan Giles, bas gitar ve vokalde Aaron Beam, gitarda  David Sullivan ve davulda John Sherman'dan oluşan grup, 2009'da kendi isimlerini taşıyan ilk albümleri Red Fang'i 2011'de ise büyük beğeni toplayan Murder The Mountains'ı yayınladı. Bu albümle beraber Helmet, Crowbar, Mastodon gibi gruplarla turneye çıktılar. 2013 sonlarına doğru ilk iki albüme göre daha karanlık bir albüm olan Whales and Leeches geldi. Özellikle Blood Like Cream şarkısı albümün ateşleyisi oldu.    Normalde bu konser 6 Haziran 2013'te yapılacaktı ancak malum isyan günlerinden dolayı iptal edildi, iyi de oldu aslında yeni albümden şarkıları canlı dinleme fırsatı bulabildik. Grubu izlemek için 9 Şubat gecesi Jolly Joker'in yolunu tuttuk. Mekan doluydu ve farklı yaşlardan için de yabancıların da olduğu bir dinleyici kitlesi hazır kıta beklemedeydi. On gibi sahneye çıkan Red Fang açılışı Hank Is Dead ile yaptı ve hiç yavaşlamadan seyirciyi kendine hayran bıraktı. Grup elemanları ne çaldıklarının ve kime çaldıklarının farkındaydılar ve bir rock grubundan istenen üç şeyi verdiler; ruh, enerji ve heyecanı…konser boyunca özellikle ön tarafta headbang, pogo, crowd surfing, stage dive gibi etkinlikler ve eylemlilik hiç durmadı ve enteresan bir şekilde hiç kavga da çıkmadı:) Om konserindeki gibi aralarında olmaktan çok keyif aldığım bir izleyici kitlesi vardı. Özellikle Wires ve son albümden Blood Like Cream üstüste çalınınca katılım ve coşku tavan yaptı. Grup bu şarkılar sonrası veda etti ama seyirci bu gidişi kabul etmedi ve alkışlar eşliğinde geri dönüp biste 4 şarkı daha çaldılar. Grup farklı zamanlarda Türkçe ve İngilizce teşekkür etti seyirciye. Sempatiktiler, enerjiktiler. Eminim tekrar gelecekler ve daha büyük bir kitleye çalacaklar. Son senelerde seyrettiğim en iyi performanslardandı ve gelmeyenler gerçekten harika bir performanstan mahrum kaldılar. Açık havada izlemek çok keyifli olur bence Red Fang’i. Bu arada Jolly Joker daha yumuşak ortamlı rock konserlerine ev sahip yaptığından mekanın çalışanları, crowd surfing ve stagedive aktivitelerinde şaşkın şaşkın bakışıyorlardı:)    Red Fang konseri, ülkemizde stoner rock-metal konserlerine açlığı gösterdi. En kısa zamanda Black Label Society, High On Fire, Kylesa, Baroness, Uncle Acid and The Deadbeats gibi grupların gelmesini diliyorum.    İLKER YILDIRIM

 

RHCP Stüdyo Yolunda

Bayan Arıza tarafından 5 Şubat 2014 tarihinde yazıldı.

Kaliforniya’lı funk rock ekibi RHCP stüdyoya kapanacak.

Super Bowl XLVIII devre arası performansında Bruno Mars ile sahneyi paylaşan RHCP, 1991 yılının hiti “Give It Away” ile maçın kendisinden çok izlendi.

RHCP, Super Bowl öncesinde yine hayranlarının karşısına çıkıp, Brooklyn Barclays Center’da gerçekleşen Big Hello To Brooklyn organizasyonunda 17 hit parçasını kalabalığa çaldı.

4′lü yakında yeni albüm için stüdyoya kapanacağını duyurdu.

Kaynak: Radyo Eksen

Tarihte Şubat ayında neler olmuş bi’hatırlayalım…

Bayan Arıza tarafından 4 Şubat 2014 tarihinde yazıldı.

 

* 2 Şubat 1979: Sid Vicious öldü. 

* 2 Şubat 1981: Duran Duran ilk 45'liği Planet Earth'ü piyasaya sürdü. 

* 3 Şubat 1959: Buddy Holly, Richie Valens ve Big Bopper geçirdikleri uçak kazasında hayatlarını kaybetti. 

* 6 Şubat 1962: Axl Rose (William Bailey) doğdu. 

* 11 Şubat 1969: The Joshua Tree, U2'nun milyon kopya satan ilk albümü oldu. 

* 12 Şubat 1981: Debbie Harry, Blondie'den ayrıldığını açıkladı. 

* 13 Şubat 1961: Henry Rollins doğdu. 

* 14 Şubat 1958: İran tüm rock'n'roll albümlerini yasakladı. 

* 14 Şubat 1981: Billy Idol, Generation X'ten ayrıldığını açıkladı. 

* 15 Şubat 1977: Glen Matlock, Sex Pistols'tan kovuldu, yerine Sid Vicious geçti. 

* 17 Şubat 1967: Beatles, "Strawberry Fields Forever&Penny Lane" 45'liğini piyasaya sürdü. 

* 18 Şubat 1968: Gitarist Dave Gilmour Pink Floyd'a katıldı. 

* 23 Şubat 1958: Japan elemanlarından David Sylvian doğdu. 

* 24 Şubat 1992: Kurt Cobain ve Courtney Love Hawaii'de evlendi.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

 

 

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Captain Phillips

Bayan Arıza tarafından 4 Şubat 2014 tarihinde yazıldı.

2013 yılı sinema adına verimli bir yıl oldu. Pek çok  iyi iş çıkmasına rağmen Oscar alamayan filmler olduğu kadar iyi iş çıkarmamasına rağmen Oscar alan filmler de  oldu. Sinema kuşağında ödülü pek önemsemeyen benim gibiler için bunlar gereksiz detaylar. Mevzuya dönecek olursak Paul Greengrass sizler için tanıdık bir isim olabilir ama benim kendi hakkında bilgi sahibi olmadığım bir yönetmen.

2013 yılında sinemaya kazandırılan  Amerikan yapımı bir film olan “Captain Phillips”, Paul Greengrass’ı tanımak için ve Amerikan ordusunu yücelten, militarizmi öven, filmde yer alan Somalilerin “biz el kaide" değiliz söylemlerine şahitlik ettiğimiz Amerikan yapımı  bir film.

2013 yılının belki en iyi filmlerinden biri değil ama kayda değer bir yapım olduğunu söylemek gerek. Tom Hanks ismini görür görmez filme zıplayanlardan değilim, ama öyle zıplayanlara da haksızlık etmemek gerek.

“Captain Phillips”in mevzusuna dönecek olursak senaryo gerçek bir olaydan esinleniyor.

Richard Phillips ile Stephan Talty birlikte kaleme aldıkları “A Captain’s Duty: Somali Pirates, Navy SEALs, and Dangerous Days at Sea” adlı kitaptan uyarlanan film, deneyimli bir kaptanın Somali açıklarında korsanlarla yaşadığı mücadeleyi anlatıyor.

Film, ilk dakikasından itibaren Kaptan Phillips’in gemide olan görevini anlatırken, kısa zaman dilimi içinde mevzu Kaptan Phillips ve ekibinin Somalili korsanlar karşısında amansız mücadelesine tanık oluyor. Gemi içinde diyaloglar, aksiyon sahneleri yönetmen adına başarılı. “Captain Philips”  aynı zamanda Muse’nin "sorun yok her şey yoluna girecek, ben el kaide değilim” sözleri film boyunca hafızamıza kazınıyor.

Somalili korsanların, Kaptan Phillips ve ekibiyle  mücadelesi devam ederken kaptan Phillips’in ekibinin Somalili korsanların lideri Muse’yi rehin almasıyla film aksiyon olarak başka rotaya taşınıyor, Muse’nin serbest bırakılmasıyla gemi kaptanıyla yaptıkları anlaşmayı geçersiz sayıyor Somalili korsanlar. Bu süreçten sonra Somalili korsanlar kaptan Phillips’i filikada konuk ediyorlar. Amaçları sadece para olan Somalili korsanlar filmin sonlarına doğru Amerikan ordusunun kendilerini ters köşe yapmasıyla karşılaşıyor.

Yönetmenin Amerikan ordusunu yüceltmesi ve militarizme yer vermesi şaşırtıcı değil. “Görüyorsun Somalileri. Sadece bir adamımızı kaçırdılar. Biz de üzerilerine ordumuzu yığdık. Anla ne kadar güçlüyüz. Bizle uğraşırsan sonun ölüm!” sözleriyle Amerikan ordusunu yüceltmesini daha iyi anlıyoruz. Sonrasında akıllara “Amerika’nın Irak'ta ne işi var kardeşim? Dünyada para olmayan yerde Amerika olur mu” sorularını soruyoruz kendimize. Cevabıysa “Paranın olmadığı yerde Amerika olur mu” diye kendi kendimize yanıtlıyoruz.

Oyunculuklara gelince; film  her ne kadar Kaptan Philips rolünde oynayan Tom Hanks’ın üstünden ilerlese de. "Muse" rolünde Barkhad Abdi ile Bilal rolünde adaşı Barkhad Abdirahman’ı filmde bu işin hakkını veren oyunculardan. Tom Hanks ile Somalili korsanları oynayan iki oyuncu Tom Hanks’tan daha çok göze çarpıyor.

Tom Hanks’ın oyunculuğun dibine vurduğu zaman dilimi son on-on beş dakika. Filmin bitimine az kala Tom Hanks o sahnede oyunculuğun dibine vuruyor, Olağanüstü bir takdiri hak ediyor. Sadece isminden dolayı Tom Hanks ismini öne çıkaranlar olsa da Somalili korsanları canlandıran oyuncuların da hakkını yememek lazım. İlk tecrübelerini bu filmle elde ettiğini düşünürsek sinema sektörü adına büyük kazanç.

Filmin politik tarafını eleştirmek gerekirse film belli bir yere kadar seyirciyi sıkmamayı, seyircinin filmin içinde kalmasını başarıyor, sonra “Amerikan ordusu yüceltmeleri, milliyetçilik edebiyatı” yapmalarıyla sıkıcılığı arttırıyor. Sıkıcılığı arttırmasının yanında film, finali Amerikan ordusunun Kaptan Phillips’i kurtarmasıyla Amerika’nın gövde gösterisine dönüyor. Amerika kahraman oluyor, korsanlar da  gemiyi ele geçirmek isteyen hırsız konumunda oluyor.

Sonuç olarak Tom Hanks’ın son 5-10 dakika oyunculuğun dibine vurduğu, bunların yanında Muse rolünde Barkhad Abdi ile Bilal rolünde adaşı Barkhad Abdirahman’ın iyi performanslarının birini verdiği "Captain Phillips / Kaptan Phillips", aksiyon olarak seyirciye aksiyon adına iyi bir şeyler sunsa da, Amerikan ordusunun yüceltilmesiyle dibe batıyor.

Yönetmen: Paul Greengrass Senaryo: Billy Ray (senaryo), Richard Phillips ve Stephan Talty (kitap)

Oyuncular: Tom Hanks, Barkhad Abdi, Barkhad Abdirahman Orijinal Müzik: Henry Jackman  Görüntü Yönetimi: Barry Ackroyd Kurgu: Christopher Rouse Kostüm Tasarımı: Mark Bridges Süre: 134 dk. Ülke: ABD

Oscar ödüllü aktör aşırı dozdan öldü

Bayan Arıza tarafından 2 Şubat 2014 tarihinde yazıldı.

Ünlü aktör Philip Seymour Hoffman, aşırı dozda uyuşturucu nedeniyle hayatını kaybetti.

Hollywood'dan beklenmeyen bir kayıp haberi geldi.

Oscar ödüllü Amerikalı aktör ve yönetmen Philip Seymour Hoffman, New York'taki evinde ölü bulundu.

New York polis teşkilatından (NYPD) yapılan açıklamada, 46 yaşındaki Hoffman'ın, Manhattan'nın Greenwich Village bölgesindeki apartman dairesinde, aldığı aşırı dozda uyuşturucu nedeniyle öldüğü kaydedildi. 

Geçen yıl eroin bağımlılığı nedeniyle tedavi aldığını açıklayan Hoffman'ın ölümüyle ilgili New York Post gazetesinin internet sitesinde yer alan haberde de, polisin ünlü oyuncuyu evinin banyosunda kolunda şırıngayla bulduğu kaydedildi.

'Capote' filminden 2005 yılında Capote adlı filmle en iyi aktör Oscarı alan ve Altın Küre'de en iyi performans ödülünün sahibi olan Hoffman, geçen hafta Utah'ta yapılan Sundance Film Festivali'ndeki 'A Most Wanted Man' ve 'God's Pocket' filmlerinin gösterimine katılmıştı.

Televizyon dizileri ve tiyatro çalışmaları da bulunan Hoffman, Mayıs 2013'e kadar, alkol ve uyuşturucu tedavisi görmüştü.

Kaynak: ntvmsnbc

Dracula’nın yazarının kayıp günlüğü bulundu!

Bayan Arıza tarafından 31 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.

Dracula'nın yazarı Bram Stoker'ın tavanarasında bulunan kayıp günlüğü yayımlandı.

Dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Dracula'nın yazarı Bram Stoker'ın, ölümünün 100. yıldönümünde yayımlanan ve pek çok edebiyatseverin merakla beklediği kayıp günlüğü, Türkçe'de.

İthaki Yayınları'nın Kalem ve Yaşam dizisinin ilk kitabı olma özelliğini de taşıyan Bram Stoker'ın Kayıp Günlüğü, Stoker'ın 1871-1882 yılları arasındaki yaşantısına ışık tutmakla birlikte, gotik edebiyatın başyapıtı sayılan Dracula'ya ilişkin pek çok ilginç bilgiye de yer veriyor.

Stoker'ın Dublin Kalesi’nde memur olarak çalıştığı dönemi kapsayan 100 küsur sayfalık günlük, yazarın torununun oğlu Noel Dobbs'un evinin tavanarasında bulunur. Stoker'ın akrabası Dacre Stoker ve Transilvanya Dracula Derneği'nden Dr. Elizabeth Miller tarafından kitaplaştırılır.

Stoker'ın ilk nesir ve şiir girişimlerini içeren günlük, aynı zamanda yazara dair pek çok biyografik bilgi ve kapsamlı dipnotları içeriyor. Bram Stoker'ın pek çok fotoğrafı ile birlikte, günlüğün birçok sayfası yazarın kendi el yazısının olduğu şekliyle kitapta yer alıyor. Edgar Allan Poe'dan Mary Shelley'e, Stoker'ın hangi yazarlardan ilham aldığının ipuçlarını da bu günlükte yakalamak mümkün. Eserde, her bölümün başında editörlerin giriş niteliğindeki açıklamalarına da yer veriliyor.

Bram Stoker'ın Kayıp Günlüğü, hem genç bir yazarın nasıl edebiyatın usta isimlerinden biri haline geldiğini hem de Dracula gibi bir klasiğin yazarının nerelerden ilham aldığını gösteriyor.

Kaynak: ntvmsnbc

 

Grammy Ödül Töreni: Kazananlar & Performanslar

Bayan Arıza tarafından 28 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.

Grammy’ler sahiplerini buldu.

56. Grammy ödül töreninde Yılın Albümü ve Yılın Kaydı ödülü Daft Punk’ın oldu.

Dans müziğin öncü ikilisi Daft Punk’ın toplamda 5 Grammy ödülünü aldığı Grammy’ler aynı zamanda RAM albümünün ilk sahne performasına da ev sahipliği yaptı. İkilinin yine, her zamanki gibi, ikonik kasklarının ardında olduğu Grammy’lerde Vampire Weekend’se En İyi Alternatif Albüm ödülünü kucakladı. Dave Grohl ve Paul McCartney’i bir araya getiren “Cut Me Some Slack” En İyi Rock Şarkısı ödülünü, Led Zeppelin En İyi Rock Albümüödülünü,Black Sabbath En İyi Metal Performansı ödülünü aldı.

Seramoninin açılışı epik çift Beyonce ve Jay-Z çifti tarafından yapıldı. Rahatlığı, sempatik halleri, müthiş uyumları ve fevkaladenin fevkindeki sahne hakimiyetleri ile sahneye taşıdıkları parça “Drunk In Love” oldu.

Fransız elektornik müzik 2′lisi Daft Punk’a “Get Lucky” performansında Pharrell Williams, Nile Rodgers’a Stevie Wonder’da katıldı ve ortaya harika bir funk-disco-soul partisine.

Nine Inch Nails “Copy Of A” ile başlayan performanslarının ardından sahneyi Queens Of The Stone Age’ e bıraktı.  3 dalda Grammy adayı topluluk …Like Clockwork albümünün çıkış 45′liği “My God Is The Sun” parçasını çaldı.

 

Sir Paul McCartnety, Ringo Starr ile birlikte “Queeny Eye” parçasını çaldı, sunumu Julia Roberts yaptı.

Metallica’ya “One” performansında Çin’li piyanist Lang Lang eşlik etti.

 

Yılın Kaydı: Get Lucky (Daft Punk)

Yılın Albümü: Random Access Memories (Daft Punk)

Yılın Şarkısı: Royals (Joel Little & Ella Yelich O’Connor. Şarkı sözü yazarı: Lorde)

En İyi Yeni Sanatçı: Macklemore & Ryan Lewis

En İyi Pop Solo Performans: Royals (Lorde)

En İyi Düet/Grup Pop Performans: Get Lucky (Daft Punk)

En İyi Enstrümantal Pop Albümü: Steppin’ Out (Herb Alpert)

En İyi Vokal Pop Albümü: Unorthodox Jukebox (Bruno Mars)

En İyi Dans Kaydı: Clarity (Zedd, Foxes)

En İyi Dans/Elektronik Albümü: Random Access Memories (Daft Punk)

En İyi Geleneksel Pop Vokal Albüm: To Be Loved (Micheal Bublé)

En İyi Rock Performansı: Radioactive (Imagine Dragons)

En İyi Metal Performansı: God Is Dead? (Black Sabbath)

En İyi Rock Şarkısı: Cut Me Some Slack (Dave Grohl, Paul McCartney, Krist Novoselic & Pat Smear)

En İyi Rock Albümü: Celebration Day (Led Zeppelin)

En İyi Alternatif Albüm: Modern Vampires Of The City (Vampire Weekend)

En İyi R&B Albümü: Something (Snarky Puppy With Lalah Hathaway)

En İyi Geleneksel R&B Performansı: Please Come Home (Gary Clark Jr.)

En İyi R&B Şarkısı: Pusher Love Girl (James Fauntleroy, Jerome Harmon, Timothy Mosley & Justin Timberlake. Söz yazarı: Justin Timberlake)

En İyi Çağdaş Urban Albümü: Unapologetic (Rihanna)

En İyi R&B Albümü: Girl On Fire (Alicia Keys)

En İyi Rap Performansı: Thrift Shop (Macklemore & Ryan Lewis, Wanz)

En İyi Rap Ortaklığı: Holy Grail (Jay Z – Justin Timberlake)

En İyi Rap Şarkısı: Thrift Shop (Ben Hanggerty & Ryan Lewis. Şarkı sözü yazarları: Macklemore & Ryan Lewis, Wanz)

En İyi Rap Albümü: The Heist (Macklemore & Ryan Lewis)

En İyi Country Solo Performans: Wagon Wheel (Darius Rucker)

En İyi Country Düet/Grup Performansı: From This Valley (The Civil Wars)

En İyi Country Şarkısı: Merry Go ‘Round (Shane McAnally, Kacey Musgraves & Josh Osborne. Şarkı sözü yazarı: Kacey Musgraves)

En İyi Country Albümü: Same Trailer Different Park (Kacey Musgraves)

En İyi New Age Albümü: Love’s River (Laura Sullivan)

En İyi Enstrümantal Caz Albümü: Money Jungle: Provocative In Blue (Terri Lyne Carrington)

En İyi Blues Albümü: Get Up! (Ben Harper With Charlie Musselwhite)

En İyi Regge Albümü: Ziggy Marley In Concert (Ziggy Marley)

En İyi Dünya Müzik Albümü: Savor Flamenco (Gipsy Kings)

En İyi Müzik Video: Suit & Tie (Justin Timberlake, Jay Z)

En İyi Müzik Film: Live Kisses (Paul McCartney)

Kaynak: Radyo Eksen

 

 

Pete Seeger’ı Korkusuz Savaşlarıyla Hatırlayacağız

Bayan Arıza tarafından 28 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.

Folk müziğin kemik müzisyeni Pete Seeger hayatını kaybetti.

60 yıldır müzikle uğraşan Amerikalı ozan, 94 yaşındaydı.

Güçlü yazarlığının yanı sıra, siyasi aktivist duruşu, dürüstlüğü, çevre ve sosyal adalet için verdiği korkusuz savaşlarıyla her birimize örnek olan Seeger, 2011 Occupy Wall Street’te de Manhattan’daydı.

Folk müzik ikonu, solcu duruşu sebebiyle 1950′lerde kara listeye alınmıştı.

Sanatçının NY’da, geçirdiği bir rahatsızlığın ardından yatırıldığı hastanede hayatını kaybettiği açıklandı.

Pete Seeger – We shall overcome

If I Had A Hammer Pete Seeger – Live in Australia, 1963

Pete Seeger – Turn Turn Turn

Pete Seeger – “Forever Young”

Kaynak: Radyo Eksen

Michel Gondry İstanbul’a geliyor

Bayan Arıza tarafından 26 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.
Günümüzün en önemli yönetmenlerinden Michel Gondry, !f İstanbul’un konuğu olarak Türkiye’ye geliyor. Gondry’nin merakla beklenen son filmi 'Uzun Boylu Adam Mutlu Mu? Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet' de Türkiye galasını !f İstanbul’da yapıyor.

 

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl da yılın en çok konuşulan filmlerini ve yönetmenlerini Türkiye’ye getiriyor.

Festivalin İstanbul’da ağırlayacağı konuklar arasında ünlü Fransız yönetmen Michel Gondry de bulunuyor. Gondry’nin Noam Chomsky ile yaptığı sohbetlerden oluşan son filmi Is the Man Who Is Tall Happy? An Animated Conversation with Noam Chomsky/Uzun Boylu Adam Mutlu Mu? da festivalin “Digiturk Galaları” bölümünde gösterilecek.

‘2000’Lİ YILLARIN İLK BÜYÜK FİLMİ’Nİ ÇEKTİ Björk’ten Massive Attack’e, Rolling Stones’tan Radiohead’e pek çok ünlü şarkıcı ve gruba çektiği video kliplerle adını duyuran Gondry, 2001’de ilk sinema filmi olan Human Nature/İçgüdü’yü yönetti. Bir önceki filminde olduğu gibi Charlie Kaufmann imzalı senaryosuyla çektiği ikinci uzunu Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan’la 2000’ler sinemasına silinmemecesine adını yazdırdı. Fatih Özgüven’in “Bilgisayar kuşağı için ‘Yurttaş Kane’” sözleriyle tanımladığı ve “2000'li yılların ilk büyük ve önemli filmi” olduğunu söylediği film, 50’ye yakın ödül ve senaryosuyla da Oscar kazandı. Gondry sonraki filmleri The Science Of Sleep/Rüya Bilmecesi (2006), Be Kind Rewind/Lütfen Başa Sarın, Yeşil Yaban Arısı/The Green Hornet,The We and the I ve son olarak geçtiğimiz sezon izlediğimiz Günlerin Köpüğü/L'écume des jours filmleriyle hayranlarını şaşırtmaya devam etti.

Gondry’nin Günlerin Köpüğü’yle aynı dönemde çektiği ve belgeselin kahramanı sebebiyle de merakla beklenen son filmi Uzun Boylu Adam Mutlu Mu?, Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet ise Türkiye’deki ilk gösterimini !f İstanbul’un “Digiturk Galaları” bölümünde yapacak.

Dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar sıfatlarının hepsi birden olan Noam Chomsky’le yaptığı sohbetleri canlandırma sinemasını kullanarak büyüleyici bir izleme deneyimine dönüştüren Gondry, yaşayan en büyük filozoflardan birinin çocukluğundan bugüne süren etkileyici hayatına tanıklı etmemizi sağlıyor.

13. !f İstanbul 13 Şubat’ta başlıyor İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 7 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

Kaynak: ntvmsnbc