• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

Avrupa Film Ödülleri sahiplerini buldu

Bayan Arıza tarafından 10 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Avrupa Film Ödülleri’nde ‘en iyi film ödülü’ne layık görülen ”La Grande Bellezza” toplam 4 dalda ödül aldı.

Avrupa Film Akademisi tarafından düzenlenen “26. Film Ödülleri” Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen törende sahiplerine verildi.

Törende, en iyi film ödülüne yönetmenliğini Paolo Sorrentino’nun yaptığı ”La Grande Bellezza” adlı İtalyan film layık görüldü.

Sorrentino’ya en iyi yönetmen ödülü de verilirken, ”La Grande Bellezzo” filminde başrolde yer alan Toni Servillo en iyi erkek oyuncu dalında ödül aldı. İtalyan film ayrıca en iyi kurgu dalında ödül kazandı.

En iyi kadın oyuncu dalındaki ödül, ”The Broken Circle” filminde oynayan Belçikalı oyuncu Veerle Baetens’e verildi.

En iyi ilk film dalındaki ödül yönetmenliğini Jan Ole Gerster’in ”Oh Boy” filmi alırken, ilk kez verilen en iyi komedi dalındaki ödüle Susanne Bier’in ”Love Is All You Need” filmi layık görüldü.

En iyi senaryo ödülü ”Dans la Maison” filminin senaristi Francois Ozon’a verilirken en iyi animasyon filmi ödülü yönetmenliğini Ari Folman’ın yaptığı ”The Congress”, en iyi kısa film dalındaki ödül de yönetmenliğini Tom Van Avermae’nin ”Death Of A Shadow” filmi aldı.

Fransız kadın oyuncu Catherine Deneuve Yaşam Boyu Onur Ödülü alırken, dünya sinemasına katkısından dolayı İspanyol yönetmen Pedro Almodovar da onur ödülüne layık görüldü.

Avrupa Film Ödülleri Avrupa’nın film ”Oscarları” olarak nitelendiriliyor.

Arcade Fire Noel Gallagher’ın Gazabına Uğradı

Bayan Arıza tarafından 8 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Arcade Fire, Noel Gallagher’ın gazabına uğradı.

Genel olarak memnuniyetsiz ve sürekli gergin oldukları aşikar Gallagher kardeşlerin nispeten daha insancıl olanı Noel’ın Rolling Stone’a verdiği röportajla Arcade Fire Gallagher’lardan nasibini aldı.

– Noel, Arcade Fire’ın son albümü hakkında düşüncelerin..

“Albümü dinlemedim. Ama 70′lerde yaşamıyoruz. Her kim double albüm yapıyorsa kendi popo deliğinden kendisini gözetliyor demektir. Kimin 45 dakika harcayıp, 2 albüm birden dinleyecek vakti var ki? Bir buçuk saatini albümü dinleyerek geçirmesini bekleyen kibirli bir grup.”

– Ama albümde David Bowie’de var…

“Yazık olmuş…”

Yeni solo albüm üzerinde çalıştığını da sözlerine eklediği röportajın tamamı için tıklayın.

Kaynak: Radyo Eksen

‘Buğdayın Türküsü’ 33 yıl sonra yeniden

Bayan Arıza tarafından 8 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.
Yeni Türkü’nün 1979 yılında yayınlanan ilk albümü ‘Buğdayın Türküsü’ yeniden yayınlandı. Ada Müzik’ten yayınlanan albüme Can Dündar imzalı belgesel DVD’si de eşlik ediyor.

İSTANBUL – Türkiye’nin önemli gruplarından Yeni Türkü’nün ilk albümü ‘Buğdayın Türküsü‘ tıpkı basım olarak Ada Müzik’ten yeniden yayınlandı. Yayınladığı dönem yasaklı muamelesi gören ve dinleyicilere ulaşmayan albüme Can Dündar imzalı dönemin tanıklarının anlatılarından oluşan bir belgesel de eşlik ediyor.

‘Buğdayın Türküsü’nde çok önemli şarkılar yer alıyor. Pablo Neruda’nın ‘Canto General’ isimli eserinin ‘’fugitivo’’ isimli bölümünden alınmış kısmının Türkçeye çevirisi Hilmi Yavuz tarafından yapılmış.

Albümde Can Yücel’den ‘Sardunya’ya Ağıt‘ ve ‘İşçi Marşı’, Yaşar Miraç’tan ‘Bekçi Kazım Türküsü’, ‘Özgürlük’, ‘Bir Ölü Daha Geçti’, Nazım Hikmet’ten ‘Mapushane Kapısı’, ‘Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü’ ve ‘Sen’, Kemal Burkay’dan ‘Sonbahar’dan Çizgiler’ şiirleri Selim Atakan besteleriyle buluşuyor.

Albümdeki 11 şarkının 10’u Selim Atakan imzası taşıyor. ‘Gelincik’ adlı sözsüz şarkının bestesi ise Derya Köroğlu’na ait. Kayıt ve Miks, Ümit Eroğlu tarafından, Ümit Eroğlu Stüdyosu, Kavaklıdere, Ankara da 1979 yılında yapıldı. Masteringi Muammer Tokmak ve Derya Köroğlu, İstanbul Stüdyo Marşandiz de 2000 yılında gerçekleştirdi.

Fotoğraflar, ön, arka kapak illüstrasyonları ve tasarım ise Yılmaz Aysan tarafından 1979, 2013 yıllarında yapıldı.

Kaynak: ntvmsnbc

Hızlı ve Öfkeli’nin yıldızı kaza kurbanı

Bayan Arıza tarafından 5 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Ünlü sokak yarışı filmleri “Hızlı ve Öfkeli” serisindeki rolüyle tanınan ABD’li aktör Paul Walker trafik kazasında yaşamını yitirdi.

Beyazperdenin başarılı yapımlarından Hızlı ve Öfkeli (The Fast and the Furious) filminin oyuncusu ABD’li aktör Paul Walker, Los Angeles’ta meydana gelen trafik kazasında yaşamını yitirdi.

Bir arkadaşıyla bağış gecesine katılmak üzere yola çıkan 40 yaşındaki Paul Walker, arkadaşının kullandığı aracın kaza yapması sonucu öldü. Kazada ünlü oyuncunun henüz ismi açıklanmayan arkadaşı da hayatını kaybetti.

Kazada otomobilin bir direğe çarptıktan sonra alev aldığı belirtildi.

15 yaşında bir kızı olan yıldız oyuncunun, son olarak 6’ncısı çekilen Hızlı ve Öfkeli filminin 7’ncisi için yapımcı firma ile çalışmakta olduğu bildirildi.

Kaynak: ntvmsnbc

Justin Timberlake İstanbul’a geliyor

Bayan Arıza tarafından 5 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Justin Timberlake dünya turnesi kapsamında 26 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul’a geliyor.

Justin Timberlake, ‘The 20/20 Experience World Tour‘ kapsamında 26 Mayıs 2014’te İstanbul İTÜ Stadyumu’nda olacak. Konser, Justin Timberlake’in Türkiye’deki ilk solo performansı olacak.

Konserin biletleri 5 Aralık Perşembe günü saat 09.00’da satışa çıkacak.

Justin Timberlake, geçtiğimiz hafta Amerikan Müzik Ödülleri’nde ‘Yılın pop/rock erkek sanatçısı‘, ‘Erkek soul/R&B sanatçısı‘ ve The 20/20 Experience ile ‘Soul/R&B albümü‘ ödüllerinin sahibi olmuştu.

Kaynak: ntvmsnbc

“Bir hafta kalıp içtim, kiranın bitmesini bekleyerek, sonra da Village’in dışında bir oda tuttum. Derli toplu büyükçe bir odaydı ve çok ucuzdu, nedenini anlayamamıştım. Köşede bir bar buldum, bütün gün oturup bira içtim. Param hızla tükeniyordu, ama her zamanki gibi nefret ediyordum iş aramaktan. Sarhoş ve aç geçirdiğim her dakikanın benim için özel bir anlamı vardı. O gece iki şişe porto şarabı alıp odama çıktım. Soyundum, bir bardak bulup ilk şarabı koydum ve karanlıkta yatağa uzandım. İşte o zaman anladım odanın neden bu kadar ucuz olduğunu. “L” treni pencerenin önünden geçiyordu. Durak pencerenin önündeydi. Tam önümde. Odanın tamamı trenin ışığı ile aydınlanıyordu. Ve bir tren dolusu yüz geçiyordu önümden. Korkunç yüzler: fahişeler, orangutanlar, deyyuslar, kaçıklar, katiller, efendilerim. Sonra tren yavaşça hareket ediyordu ve oda bir kez daha karanlığa gömülüyordu bir sonraki tren dolusu yüzlere kadar ki her seferinde beklediğimden çabuk geliyordu. İki şişe şarap almakla ne iyi etmiştim.”

Dünyanın en samimi adamı “CHARLES BUKOWSKI”

Charles Bukowski, 1920 yılında Almanya’nın Andernach kentinde doğdu. İki yaşındayken Los Angeles’a taşındılar ve hayatının büyük bir kısmı Los Angeles’ta geçti. Pek parlak bir çocukluk geçirmeyen Bukowski babasından çok çekti. O’nun belki de edebiyata bu kadar sağlam tutunmasının en önemli nedeni babasıydı. Birçok eserinde özellikle de “Ekmek Arası” nda babasının O’na yaptıklarından sıkça bahsetmiştir.

Babam yanında bir parça karbon kâğıdı, bir çakı ve bir kırbaç taşırdı ve geceleri kafasını korumak için battaniyeyle örterdi ta ki bir sabah Los Angeles’ta kar yağana kadar; yağdığını gördüm, ve babamın hiçbir şeyi kontrol edemediğini anladım, ve sonra biraz daha büyüyüp ilk yük vagonuyla kaçtığımda, orada kirecin içinde oturdum, hiçbir şeye sahip olmamanın sönmüş kirecinde, çöle gidiyordum ilk defa şarkı söyledim.

Los Angeles Lisesi’ni bitirdikten sonra Los Angeles Şehir Üniversitesi’nde gazetecilik, sanat ve edebiyatla ilgili dersler okudu. Asıl adı Heinrich Karl Bukowski’dir. Eserlerinde genellikle “Henry Chinaski” ismini kullanmıştır. Kimi zaman da “Hank” i tercih etmiştir.

“Aftermath of a Lenghty Rejection Slip” isimli ilk öyküsü yirmi dört yaşındayken yayınlanmış olan Bukowski otuzlu yaşlarının ortalarından sonra şiir yazmaya başlamıştır. İlk öyküsünün yayımlanmasından iki sene sonra yine başka bir kısa öyküsü “20 Tanks From Kasseldown” yayımlandı. Yazdıkları kabul görmeyince uzun süre yazmadı ve değişik işlerde çalışarak, çoğunlukla da bolca içerek, at yarışı oynayarak ve aylaklık yaparak zamanını geçirdi. Ucuz otel odalarında geçirdiği zamanları kitaplarında sıkça dile getirmiştir.

“Amerika’nın her bir yanındaki sabahın üçü sarhoşları nihayet pes etmiş olarak duvarları seyrediyorlardı. Acı çekmek için ayyaş olmak, bir kadın tarafından sıfırlanmak gerekmiyordu, ama acı çekip ayyaş olunabilirdi. Bir süre, gençlikte özellikle, talihin senden yana olduğunu sanabilirdin, bazen senden yanadır da gerçekten. Ama senin farkında bile olmadığın ve senin aleyhine işleyen birtakım ortalama hesaplar ve kanunlar vardır, her şeyin yolunda gittiğini sandığın zamanlarda bile.

Bir gece, sıcak bir salı gecesi o ayyaş sen oluverirsin, sensin o ucuz pansiyon odasında olan ve daha önce o odalarda olmuş olmanın da bir yararı olmaz, daha da kötüdür hatta. Çünkü bir daha bu duruma düşmemeye karar vermişliğin vardır. Bir sigara daha yakmaktan, bir içki daha içmekten, o sıvası dökük duvarlarda bir çift göz, bir çift dudak aramaktan başka bir şey de gelmez elden.”

diye bahseder “Sıcak Su Müziği” isimli kitabında.

1950’lerde A.B.D. Posta İdaresi’nde çalıştı. Burada yaşadıklarını daha sonra “Postane” isimli kitabında anlattı.

“Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş, yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine. Viski ve bira, terliyordum koltuk altlarımdan ve sırtımda bir torbayla dolanıyordum çarmıh misali; torbadan dergiler çıkarıyor, binlerce mektup dağıtıyordum güneşin altında kavrulup sendeleyerek.”

1955’te ölümden döndü, alkol yüzünden hastanelik oldu. Bu durum O’nda adeta bir şok etkisi yarattı ve hastaneden çıktıktan sonra kendine bir daktilo satın alarak kaldığı yerden yazmaya devam etti.

Gençlik yıllarında “Jane” isimli bir kadına aşık oldu. Jane kendisinden yaşça büyüktü; alkolikti ve bir hayat kadınıydı. Jane’le olan beraberliği maalesef Jane’in ölümüyle sona erdi. Bukowski uzunca bir süre kendine gelemedi. Daha sonra hayatına giren kadınların hiçbirini Jane kadar çok sevmediğini dile getirdi eserlerinde.

“Günler, Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali” -Bukowski’yi keşfetmeme vesile olan kitaptır aynı zamanda-  “Jane İçin” isimli şiirinde Jane’i şöyle anlatmıştır:

Jane için çimen altında geçen 225 günden sonra benden daha çok şey biliyor olmalısın. kanını emip bitireli epey oldu, artık bir sepette kuru bir çubuksun. bu işler böyle mi oluyor? bu odada aşk saatlerinin hala gölgeleri var. bırakıp gittiğinde aşağı yukarı her şeyi alıp gittin. geceleri beni ben olmaya koymayan kaplanların önünde diz çöküyorum. senin sen olman asla bir daha olmayacak. kaplanlar beni buldular ama artık umurumda bile değil.

1957 senesinde Barbara Fry isimli bir kadınla evlendi ve evlendikten sonra O’nun yanına taşındı fakat 2 sene sonra boşandılar. 1965 senesinde başka bir kadından “Marina” isimli bir kızı oldu.

1969’da hayatı boyunca beklediği fırsatı yakaladı. Ölene dek yanında olan, Bukowski’yi çok seven Black Sparrow’un sahibi John Martin’le tanıştı. John Martin, hayatı boyunca Bukowski’ye 100 dolarlık maaş teklifi yaptı. Charles Bukowski teklifi kabul etti ve yazmaya devam etti. John Martin’e olan minnetini birçok kez dile getirmiştir.

John Martin’le çalışmaya başladıktan sonra ünü daha da arttı. Şiirleri ünlü edebiyat dergilerinde basılmaya, kitapları yok satmaya başladı. İnsanlar O’nu 45 yaşından sonra keşfettiler sanki. O ise bunu hep reddetti ve mütevazi hayatına devam etti. Bu konuyla ilgili olarak “Güneş İşte Buradayım” isimli kitabında şöyle der:

“Ben bir Charles Bukowski modası olduğunun farkında değilim. Yalnız yaşayan biriyim, kalabalıktan hoşlanmam; bu tür tuzaklara düşmeyecek kadar yaşlı, kuşkucu ve çakalım. Bu iki haftada yaptığım üçüncü söyleşi, ama ben buna modadan ziyade matematiksel bir tuhaflık olarak bakıyorum. Umarım hiçbir zaman moda olmam. Moda olmak lanetlenmek demektir. Bende ya da yaptığım işte bir tuhaflık var demektir. Sanıyorum 46 yaşında, 11 yıl boyunca sessizce çalıştıktan sonra böyle bir şeyden endişe etmeme gerek yok. Tanrılar benimledir umarım. Benimle olduklarını düşünüyorum.”

Birçok insan Bukowski’nin eserleri hakkında atıp tutar, kitaplarının birbirine benzediğini, kahramanlarının toplumdan çok uzak olduğunu; kadınlar, alkol, melankoli ve at yarışlarından başka bir şey yazamadığını söyler. Durum elbette bu kadar yüzeysel değildir.

Öğleden sonra 2 birası hiçbir şeyin önemi yok bir yatakta debelenmekten başka ucuz hayaller ve bir birayla yapraklar ölürken ve atlar ölürken ve ev sahibeleri koridorlarda dikmiş gözlerini bakarken; canlıdır müziği çekilmiş perdelerin, sinek sürüleri ve patlamalar sonsuzunda son insan’ın mağarası; hiçbir şeyin önemi yok sızdıran lavabodan başka, boş şişeden, keyiften, kıstırılmış bıçaklanmış ve traş edilmiş gençlikten başka, kendisine sözcükler öğretilip ölsün diye arkası yastıkla desteklenmiş gençlikten başka.

Bukowski, dünya üzerindeki en samimi adamlardan biridir. Bukowski neyse O’dur. Bukowski derindir. Bir şeyleri anlatabilmek için süslü cümlelere ihtiyaç duymaz. Çünkü O hiç kimsenin olamayacağı kadar sade bir adamdır. Bukowski “Loser”dır, Bukowski “Winner”dır. Yazılarında neşeyle hüznü aynı anda barındırır. Size hayatın karanlık yüzünü gösterirken yüzünüze sağlam bir gülümseme yapıştırmayı da ihmal etmez.

Bukowski sizi kandırmaz, oyun oynamaz, birilerine yaranmak için kimsenin kıçını öpmez. Gerçeğin ta kendisidir. Cümleleri keskindir aynen ölüm gibi. Her okuduğum kitaptan sonra suratımda aptal iğreti bir gülümseme ile “bir tek ben değilmişim” derim.

“Ölüler Böyle Sever” de kendini şöyle anlatmıştır:

“Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.”

Uzun süre birçok kadınla beraber olduktan sonra 1976 senesinde Linda Lee ile tanıştı ve 1985’te de evlendiler.

Son romanı “Pulp” ı bitirdikten sonra 9 Mart 1994’te öldü.

Eserlerinin çoğu yabancı dillere çevrilmiş olan Bukowski’nin kitapları hâlâ dünyanın her köşesinde yayımlanmaktadır.

Bazıları bazıları hiç delirmez. ben, bazen koltuğun arkasında 3-4 gün boyunca yattığım olur. orada bulurlar beni. Melaike’ymiş derler, sonra gırtlağımdan aşağı şarap döküp göğsümü ovarlar yağ serperler üzerime.

sonra kükreyerek kalkarım, atıp tutar, köpürürüm- onlara ve evrene küfreder bahçeye kadar kovalarım. sonra kendimi çok iyi hisseder, tost ve yumurtanın başına otururum, bir şarkı mırıldanıp, aniden pembe besili bir balina gibi sevimli olurum.

bazıları hiç delirmezler. ne korkunç hayat sürüyorlardır allah bilir.

Türkçe’ye Çevrilen Eserleri (ki daha sonradan yenileri de eklendi, Avi Pardo sağolsun):

Kendimizde Açtığımız Yaralar Kimse Bilmez Ne Çektiğimi Kadınlar Dünyevi Şiirlerin Son Gecesi Gece Çılgın Ayak Sesleriyle Yırtıldı Güneşe Uzan Ekmek Arası Pis Moruğun Notları Postane Bana Aşkını Getir Sevimli Bir Aşk Hikâyesi Hollywood Sıcak Su Müziği Sıradan Delilik Öyküleri Kasabanın En Güzel Kızı Pansiyon Manzumeleri Ölüler Böyle Sever Kaptan Yemeğe Çıktı Ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi Factotum Büyük Zen Düğünü Shakespeare Bunu Asla Yapmazdı Suda Yan Ateşte Boğul Pulp Güneş, İşte Buradayım En Kısa Andır Mucize Günler Vahşi Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali Sarhoş Çal Piyanoyu Vurmalı Çalgı Gibi Parmakları… Bir Tek Ben Miyim Böyle Yaşayan? Ateşin İçinden Ne Denli İyi Yürüdüğündür Mesele

Bayan Arıza (Ocak’07)

Tarihte Aralık ayında neler olmuş bi’hatırlayalım…

Bayan Arıza tarafından 1 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

* 1 Aralık 1971: John ve Yoko Lennon, “Happy Christmas/War is Over”ı piyasaya sürdü.

* 1 Aralık 2006: Bir Oasis hayranı, BBC Radio 1′da kazandığı yarışmanın ödülü olarak, Noel Callagher’i özel bir konser için kendi evinde ağırladı.

* 2 Aralık 1973: The Who ve arkadaşları Montreal’de kaldıkları otele verdikleri 6 bin dolarlık zarar yüzünden hapse atıldı.

* 3 Aralık 1940: John Cale doğdu.

* 3 Aralık 1965: Rolling Stones elemanlarından Keith Richards, konser sırasında sahnede elektrik şokuna maruz kaldı ve bayıldı.

* 4 Aralık 1976: Jamaika’daki evinde Bob Marley’e suikast girişiminde bulunuldu, sanatçı kurtulmayı başardı.

* 6 Aralık 1988: Roy Orbison öldü.

* 7 Aralık 1968: Eric Burdon grubu Animals’tan ayrıldı.

* 8 Aralık 1943: Jim Morrison doğdu.

* 8 Aralık 1980: John Lennon, aklî dengesi bozuk bir hayranı tarafından, New York’taki evinin önünde vurularak öldürüldü.

* 8 Aralık 1961: Beach Boys, ilk 45′likleri “Surfin”i piyasaya sürdü.

* 8 Aralık 1995: Ağustos ayında ölen Jerry Garcia’nın ardından Grateful Dead üyeleri dağıldıklarını açıkladı.

* 9 Aralık 1992: Bill Wyman Rolling Stones’ten ayrıldığını açıkladı.

* 10 Aralık 1982: The Jam, Brighton’da son konserini verdi.

* 10 Aralık 1967: 1967 senesinde (Sittin’On) the Dock of the Bay şarkısını kaydettikten sonra Otis Redding ve arkadaşları Madison, Wisconsin’de gerçekleşecek konserlerine gitmek için bir uçak kiraladı. Hava oldukça elverişsizdi ve yetkililer uçuşu iptal etmenin daha mantıklı olacağını savunmaktaydı. Uçak, inmek için istedikten kısa bir süre sonra Monona Gölü’ne düştü. Kazada Redding’in yanı sıra The Bar-Kays elemanları, Jimmy King, Ron Caldwell, Phalin Jones ve Carl Cunningham da hayatını kaybetti. Kazadan kurtulan tek kişi ise trompetçi Ben Cauley’di. Kazanın sebebi hiçbir zaman bulunamadı, Redding’in cesedine ise bir gün sonra ulaşıldı. Sanatçının cenazesine 4500 kişi katıldı.

* 14 Aralık 1989: Iron Butterfky In-A-Gadda-Da-Vida ile altın plak aldı.

* 14 Aralık 1946: İngiliz şarkıcı, oyuncu ve yönetmen Jane Birkin dünyaya geldi.

* 15 Aralık 1955: Johnny Cash, Folsom Prison Blues’u yayınladı.

* 24 Aralık 1988: Nirvana elemanları eski bir okul arkadaşlarından aldıkları 600 dolar borçla ilk albümleri Bleach’i kaydetmeye başladı.

* 30 Aralık 1979: Emerson, Lake&Palmer üyeleri, dağıldıklarını açıkladı.

* 30 Aralık 1946: Ünlü Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Patti Smith dünyaya geldi.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

Amerikan Müzik Ödülleri sahiplerini buldu

Bayan Arıza tarafından 1 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Dünyada en çok izleyici çeken müzik dünyası ödülleri arasında yer alan Amerikan Müzik Ödülleri sahiplerini buldu. Taylor Swift yılın sanatçısı, yılın pop sanatçısı ve yılın country sanatçısı ödüllerini aldı. Ariana Grande ise yılın yeni sanatçısı seçildi.

2013 Amerikan Müzik Ödülleri, ABD’nin Los Angeles kentinde düzenlenen törenle sahiplerini buldu.

Töreninin açılışını sahne şovuyla göz dolduran Katy Perry yaptı. Törende yılın sanatçısı ödülünü Taylor Swift alırken, Ariana Grande yılın yeni sanatçısı seçildi.

Amerikan Müzik Ödülleri’ni kazanan diğer isimler şöyle sıralanıyor:

Yılın Single’ı: “Cruise” (Florida Georgia Line featuring Nelly)

Yılın pop/rock kadın sanatçısı: Taylor Swift

Yılın pop/rock erkek sanatçısı: Justin Timberlake

Pop/rock grubu: One Direction

Pop/rock albümü: “Take Me Home” (One Direction)

Kadın country sanatçısı: Taylor Swift

Erkek country sanatçısı: Luke Bryan

Country grubu: Lady Antebellum

Country albümü: “Red” (Taylor Swift)

Rap/hip-hop sanatçısı: Macklemore & Ryan Lewis

Rap/hip-hop albümü: “The Heist” (Macklemore & Ryan Lewis)

Kadın soul/R&B sanatçısı: Rihanna

Erkek soul/R&B sanatçısı: Justin Timberlake

Soul/R&B albümü: “The 20/20 Experience” (Justin Timberlake)

Alternatif rock sanatçısı: Imagine Dragons

Latin sanatçı: Marc Anthony

Elektronik dans müziği sanatçısı: Avicii.

Bize her gün festival!

Bayan Arıza tarafından 1 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Festival coşkusunun sürekli yaşanabileceği bir platform olan ‘Başka Sinema’, ‘Bize her gün festival’ sloganıyla adını duyuruyor.

 

Artık film festivallerinde kaçırdığımız veya yeniden izlemek istediğimiz filmleri izleyebilmek için yeni bir proje var.

‘Başka Sinema‘, hem festival heyecanının ve büyüsünün sürekli yaşanmasını hem de kaçırılan filmlerin yeniden gösterilmesini amaçlayan yeni bir oluşum.

Proje hakkında merak ettiklerimizi Başka Sinema Proje Direktörü İmre Tezel‘e sorduk.

İlk sormak istediğim bu projenin yaratıcıları kimler? Ve neden böyle bir oluşum yaratma ihtiyacı duydunuz?

M3 Film ve Kariyo & Ababay Vakfı isbirliğiyle hayata geçmiş bir oluşum ‘Başka Sinema’.

Proje aslında bir ihtiyaçtan doğdu. Bağımsız sinemanın daha sanat filmleri diyebileceğimiz tarafında, uluslararası ve ulusal festivallerde ödül almış filmler vizyona giremiyordu. Vizyona girdiklerinde ise çok az yer alabiliyorlardı. Bir hafta sonunda vizyondan çıkıyorlardı. Bu da seyircinin filmlere ulaşamamasına sebep oluyordu. Biz bu tip filmlerin seyirciye ulaşmasına bir olanak sağlama fikriyle yola çıktık. Böylece izleyiciler bir filmi kaçırsalar bile, tekrar nerede, ne zaman gösterileceğini bileceklerdi.

Bu projenin bir başlangıç ve bitiş tarihi var mı?

Bu sürekli bir proje. ‘Bize her gün festival’ sloganıyla yola çıkmamızdan kaynaklanan yanlış algılamalar olabiliyor. Fakat bu dönemsel bir proje veya festival değil. Şu an için sürekli devam etmesi üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Belli salonlarla mı çalışıyorsunuz yoksa mobil bir program mı yapılacak ilerleyen zamanlarda?

Şu anda İstanbul’da üç, Ankara’da bir salondayız. İstanbul’da Beyoğlu Sineması, Altunizade Capitol Spectrum ve Kadıköy Rexx’te, Ankara’da da Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda gösterimlerimiz devam ediyor. Bu sinemalarla yola çıktık ama amacımız zamanla daha fazla sinemada gösterim yapmak. Bu konuyla ilgili görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Programlar da her ayın başında belli oluyor ve duyuruluyor.

Başka Sinema projesinin festivallere olumlu veya olumsuz etkisi olur mu sizce?

Festivallerde gösterilen film sayısı ve çeşitliliğini düşünecek olursanız aslında onların çok daha farklı bir yerde olduğunu görebilirsiniz. Bu bağlamda ‘Başka Sinema’ bir başka kurum, festivallerin rakibi veya alternatifi değil. Tam aksine festivaller çok büyük destek verdi şu ana kadar bize ve desteklerini sürdürüyorlar. Bunu sosyal medya üzerinden görmek de mümkün hatta. Bu proje hem çok esnek bir yapı hem de herkese alan açan bir konsepte sahip.Yani festival heyecanı bambaşka ama ‘Başka Sinema’nın amaçlarından biri de bu heyecanın festival bitince sönmemesi.

Başka Sinema konseptine yakın farklı sanat alanlarında da projeleriniz olacak mı?

Sanırım uzun vadede biz sinemaya bağlı kalacağız. Ama bu konsept içinde ufak değişiklikler, sürpriz filmler gecesi, kısa film gecesi gibi farklılıklar yapabiliriz. Bu tip geceleri çoğaltabiliriz. ‘Başka Sinema’ etrafında bir topluluk yaratmak istiyoruz, ve yapacaklarımız sinema üzerine çalışmalar olacak.

*Başka Sinema’nın aylık programlarını ve seans bilgilerini http://www.baskasinema.com/ adresinden takip edebilirsiniz.

Kaynak: ntvmsnbc

Türkiye 20 yıl boyunca Venedik Bienali’nde

Bayan Arıza tarafından 1 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın girişimi ve 21 destekçinin katkılarıyla Türkiye, dünyanın en önemli güncel sanat ve mimarlık etkinlikleri arasında sayılan Venedik Bienali’nde uzun süreli bir mekâna sahip olacak. Venedik Bienali’nin iki ana mekânından biri olan Arsenale’de 2014-2034 yılları arasında tahsis edilen bu mekân sayesinde Türkiye Pavyonu, önümüzdeki yıl ilk kez Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi’nde de yer alacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2014 yılından itibaren 20 yıl boyunca, Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’nin yanı sıra Mimarlık Sergisi’nde de yer alacak Türkiye Pavyonu’nun koordinasyonunu yürütecek. İKSV, Venedik Bienali Uluslararası Sanat Sergisi’nde 2007 yılından beri Türkiye Pavyonu’nun koordinasyonunu üstleniyor.

Türkiye’nin Venedik Bienalleri’nde kalıcı bir mekânda yer almasını sağlayan kişi ve kurumlar arasında Akbank, Mehveş-Dalınç Arıburnu, Nezih Barut, Ali Raif Dinçkök, Vuslat Doğan Sabancı, Füsun-Faruk Eczacıbaşı, Oya-Bülent Eczacıbaşı, Enka Vakfı, Nesrin Esirtgen, Eti Gıda San. ve Tic. AŞ, Kadir Has Üniversitesi, Öner Kocabeyoğlu, MAÇAKIZI, Tansa Mermerci Ekşioğlu, Polimeks İnşaat, SAHA Derneği, Taha Tatlıcı, T. Garanti Bankası AŞ, Vehbi Koç Vakfı, Zafer Yıldırım, Yıldız Holding AŞ yer alıyor.

Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi, 7 Haziran-23 Kasım 2014 tarihleri arasında Rem Koolhaas küratörlüğünde gerçekleştirilecek. “Fundamentals” başlığını taşıyan bienalde ana serginin yanı sıra Giardini ve Arsenale’de birçok ülke pavyonu da yer alacak. Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi’nde yer alacak Türkiye Pavyonu’yla ilgili detaylar önümüzdeki günlerde açıklanacak.

24 Kasım’da sona eren Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi’ni 475 binin üzerinde ziyaretçi gezdi

1 Haziran 2013 tarihinde kapılarını sanatseverlere açan Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi, 24 Kasım Pazar günü sona erdi. Arsenale’nin Artigliere binasında bulunan Türkiye Pavyonu’nda bu yıl Ali Kazma’nın “Rezistans” başlıklı video serisi yer aldı. Emre Baykal’ın küratörlüğünde gerçekleştirilen Türkiye Pavyonu’nun bulunduğu Venedik Bienali’ni 6 ay boyunca 475.000’in üzerinde ziyaretçi gezdi. Bienalde, Massimiliano Gioni küratörlüğünde “Il Palazzo Enciclopedico/The Encyclopedic Palace” başlıklı ana serginin yanı sıra Türkiye Pavyonu’nun da aralarında bulunduğu 88 ülke pavyonu yer aldı.

Fiat ve Vehbi Koç Vakfı sponsorluğunda, TC Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulu’nun desteğiyle ve TC Dışişleri Bakanlığı ile TC Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde gerçekleştirilen Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nun koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı yürütüyor. Ali Kazma’nın “Rezistans” başlıklı video serisine SAHA Derneği de üretim desteği verdi.

Venedik Bienali 56. Uluslararası Sanat Sergisi’nde yine İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın koordinasyonunda gerçekleştirilecek Türkiye Pavyonu’nun küratörü 2014 yılında duyurulacak.

Kaynak: Sabah