• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • 20 Şubat->Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

Ankara’da kitap günleri 3 Ocak’ta başlıyor

Bayan Arıza tarafından 5 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.
Bu yıl 8.’si düzenlenen Ankara Kitap Fuarı 3 Ocak’ta ATO Congresium’da açılıyor.

Ankara Kitap Fuarı 3–12 Ocak 2014 tarihleri arasında Ankara Ticaret Odası Congresium Fuar alanında açılıyor.

Bu yıl 8.’si düzenlenen Kitap Fuarı yaklaşık 250 yayınevi ve kitapevini biraraya getiriyor.

Konuk ülke olarak İtalya’nın yer alacağı fuar; farklı temaların işleneceği konferanslar, imza ve söyleşi günleriyle Ankaralıları bekliyor.

NTV’nin sponsor oluduğu fuarda NTV Yayınları da standıyla yer alacak.

Kaynak: ntvmsnbc

Juanita Moore 99 yaşında yaşamını yitirdi

Bayan Arıza tarafından 5 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.

‘Imitation of Life’ filminin yıldızı Juanita Moore, 99 yaşında hayata veda etti.

Juanita Moore’un kendisi gibi oyuncu olan torunu Kirk Kelleykahn, büyükannesinin Los Angeles’taki evinde öldüğünü açıkladı.

Ünlü yönetmen Douglas Sirk’in yönettiği “Imitation of Life” filminde Lana Turner’ın arkadaşını canlandırarak 1959’da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilen Moore, o zamana kadar Oscar’a aday gösterilen beşinci siyahi oyuncu olmuştu. Film, Türkiye’de de “Zehirli Hayat” adıyla gösterime girmişti.

Oyunculuk kariyerine 1949’da “Pinky” filmiyle başlayan Moore, “The Girl Can’t Help It”, ”The Singing Nun”, ”Paternity” ve “The Kid” gibi filmlerde oynamıştı.

Moore, “The Alfred Hitchcock Hour”, ”Adam-12″, ”Judging Amy” ve “ER” dizilerde de rol almıştı.

Kaynak: ntvmsnbc

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Yıkılmayan Adam”

Bayan Arıza tarafından 5 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.

“Yarınlardan beklediğimiz insanın insanca yaşamasıdır”.

Düzen, sermaye, satılmışlar, patronlar…

Düzen bizi yutan bir balık. Her birimiz neredeyse onun eline bakarız, bazılarımız ise onur kavramını iyi idrak etmiştir mevcut düzene karşı isyan bayrağını çeker. İsyan bayrağı masum ölümlere neden olur, patronlar köşeyi döner çark böyle devam eder, namussuzluk almış başını gider, emeğin hakkı yok olur.

70’li yıllarda sol partilerin iktidarda olmasıyla birlikte çok sayıda sosyal içerikli, halkı ezen hükümetlerin, sermaye uğruna Amerika’ya göz kırpan patronların yaptıkları, üniversitelerde sağ ve sol görüşlü öğrencilerin birbirini vurdukları filmler çekildi.

70’li yıllarda bu filmlerin başkahramanı çoğu zaman Cüneyt Arkın Oldu. “Başkomiser Cemil” karakteri olmak üzere 70’li yılların gerçeklerini bu tür filmlerde gördük. Filmografisinde 70’li yıllarda ses getiren, düzene tokat atan, insanların kardeşçe yaşamasını istediği, sermayeye kafa tutan film “Yıkılmayan Adam” da denildiği gibi “yıkımla başlar, yıkımla biter”.

Yeşilçam sinemasının karakteristik özelliğini yansıtır, pek çok sosyal mesajı içinde barındırır. Dönemin sol dönemi olmasıyla birlikte filmin görüntülerinde gazete manşetlerinden görüş karşıtı yüzünden birbirini öldürmeleri, insanların haklarını çiğneyen patronlar, Ecevit’ten tutun İnönü’ye kadar pek çok haber gazete manşetlerinden seyirciye gösterilir.

Her şeyi yıkım olan Çakır karakteri üzerinden yola çıkıyor “ Yıkılmayan Adam”. Doğumundan başlayıp, çocukluğu, gençliğine dair birçok ayrıntı veriyor. Okumayı seven Çakır’ın oturduğu mahalledeki evlerin yıkımıyla patronların yoksullara acımasızlığını filmin başlarında görüyoruz.  Çakır bu sahneyle en büyük yıkımı yaşıyor, çocukluğuna yansıyor.

Çakır, küçük yaşlarda babasının ölmemesi için katil oluyor, bu tüm hayatına yansıyor, hapishanede birkaç suç işliyor yeraltı âleminde herkes tarafından tanınıyor. Dışarı çıkınca patronların ezdiklerine karşı kafa tutuyor, emeğin yanında oluyor. Devrimci sloganlarla ilerliyor “Yıkılmayan Adam”. Bu devrimci sloganlar halen günümüzün gerçeği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Filmin senaryosu “klasik Türk filmi” senaryolarından biri gibi gözükebilir, ama film için önemli olan dönemsel olarak verdiği mesaj. Konuya geri dönecek olursak Çakır vurulur, ama replik ağızdan düşmez: “Aç kalırım, belki ölürüm, asla yıkılmam”.

Sonrasında Çakır karakteri hesap sormak için yola çıkar. Ama işler yolunda gitmez, Çakır satılmışlar tarafından öldürülür. O’nu öldüren kişi kendisinin canını kurtardığı kişidir. Filmin sonlarına doğru “ben sömürenim, seni satın alanım” gibi kapitalist sözlere halk ağzından cevap veriliyor, bu sahnelerde sermaye ve halk arasındaki bağlantıyı kavramak gerekir.

70’li yıllarda emeğin yanında olan birçok filmde oynayan Cüneyt Arkın düzene tokat atan “Yıkılmayan Adam” filmiyle ses getirmiştir.  Aynı zamanda filmin oyuncu kadrosunda Cüneyt Arkın isminin yanında Eşref Kolçak ve o dönemin birçok kabadayı tiplemesiyle karşımıza çıkan oyuncular bulunmaktadır.

Ayrıca 27 Mayıs darbesi döneminde demokrat parti dönemine gönderme yapan ve sözleri değiştirilen  “olur mu böyle olur mu? Kardeş kardeşi vurur mu? Kahrolası diktatörler bu vatan size kalır mı?” türküsü  filmde hafızalara kazınmıştır, sadece bununla sınırlı kalmayıp, filmin müzikleri Mikis Theodorakis, Ennio Morricone , Nino Rota ve Lalo Schifrin‘in müzikleri ile Kerem Güney, Cem Karaca, Edip Akbayram, Nükhet Duru ve Selda Bağcan’a ait dönemin popüler şarkılarının kullanılmasıyla oluşturulmuştur.

İzlerken aklıma takılanlar:

“Sosyal sigortalar sırasında zimmetime 3 milyon lira geçirdim, 1,5 yıla mahkûmum. İşe bak yahu ben 2 ekmek yürüttüm diye 5 yıl verdiler, devleti soymanın cezası azmış demek. Vay kahpe felek vay…Bu feleğin suçu değil yasaların ve düzenin kaypaklığı bu”.

***

Kadın: Sen eşkiya mısın?

Çakır: Bazen. Anamı, babamı, bu insanları düşündükçe.

Kadın: Çok mu acı çektin?

Çakır: Hem de her türlüsünü.

Kadın: Ben hiç acı çekmedim

Çakır: Bu dünya böyle kızım. Bir azınlık ki yer içer, bir çoğunluk ki onlar için öder ha öder!

Kadın: Ama beş par…

Çakır: Parmağın beşi bir değil diyeceksin. Bunlar laf değil kızım; aldatmaca, uyutmaca! Senden daha olumlu bir beklemezdim zaten.

***

Çakır: Kendini Hiroşima’da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini yakan Vietnamlının et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin? Filistin’deki kurtuluş savaşçısı gerillaların fişekliğini kuşanabilir misin?

Kadın: Kafamı karıştırdın.

Çakır: Varsa kafan, de bakalım; bu sefaletin hesabını kim verecek? Kim ödeyecek bunca günahı? Bu alın teri denizinde kimler boğulacak?

Yeni Basım Led Zeppelin Kataloğu 2014 İtibarıyla Yayınlanacak

Bayan Arıza tarafından 3 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.

Led Zeppelin’in 2012′de duyurusunu yaptığı yeni basım albümleri 2014 itibarıyla dinleyicisiyle buluşmaya başlıyor.

Gitarist Jimmy Page yeniden mixlenip servis edilecek ilk Zeppelin albümlerinin: Led Zeppelin I, Led Zeppelin II, Led Zeppelin III olacağını duyurdu.

Robert Plant’se daha önce yayınlanmamış Zeppelin parçaları bulduğunu, bu kayıtların vokallerinde grubun basçısı John Paul Jones’un olduğunu söylemişti. Plant, John Paul Jones’un parçaları yayınlamaması için kendisine 2 araba ve bir sera (anladık) teklif ettiğini de sözlerine eklemiş.

Yeni sürümlerin yeni albüm kapaklarının, son yılların en başarılı sokak sanatçısı Shepard Fairey tarafından tasarlanacağı konuşuluyor.

Kaynak: Radyo Eksen

Tarihte Ocak ayında neler olmuş bi’bakalım…

Bayan Arıza tarafından 3 Ocak 2014 tarihinde yazıldı.

* 3 Ocak 1970: Davy Jones, Monkees’den ayrıldığını açıkladı.

* 6 Ocak 1977: Sex Pistols’ın anlaşması plak şirketi EMI tarafından feshedildi.

* 8 Ocak 1973: Yoko Ono, Approximately Infinite Universe adlı “double” albümünü piyasaya sürdü. Ono albümü hakkında, “George Harrison üçlü bir albüm piyasaya sürebildiğine göre ben de ikili albüm yayınlarım” demişti.

* 10 Ocak 1965: Peter Cook ve Dudley Moore’un televizyon şovu “Not Only But Also” başladı. Programın ilk konuğu John Lennon’du.

* 14 Ocak 1966: David Bowie, soyadı Jones’u, Monkees elemanlarından Davy Jones’la karıştırılmamak için değiştirdi.

* 18 Ocak 1973: Pink Floyd, Abbey Road’daki EMI stüdyoları’nda “Dark Side of The Moon”un kayıtlarını tamamladı.

* 19 Ocak 1943: Janis Joplin doğdu.

* 19 Ocak 1970: Başrollerinde Peter Fonda ve Dennis Hopper’ın olduğu “Easy Rider” filmi vizyona girdi. “Easy Rider”ın soundtrack’inde Jimi Hendrix, Steppenwolf ve Byrds gibi isimler vardı.

* 19 Ocak 1993: Tom Waits, şarkılarından birini kullandığını iddia ettiği firmaya karşı açtığı dava sonucunda yüksek mahkeme kararıyla 2.5 milyon dolar tazminat aldı.

* 20 Ocak 1982: Ozzy Osbourne, Des Moines’da verdiği konserde sahneye atılan yarasanın kafasını ısırması sonucu kuduza önlem amacıyla hastaneye kaldırıldı.

* 21 Ocak 1956: Bill Haley’in “Rock Around the Clock”u Amerika listelerine giren ilk rock’n’roll albümü oldu.

* 21 Ocak 1991: Squeeze, MTV’de yayınlanan “Unplugged” programının ilk konukları oldu.

* 25 Ocak 1986: Style Council, Billy Bragg ve Junior Giscombe Manchester’da Red Wedge turnesini başlattı.

* 26 Ocak 1970: John Lennon, prodüktör Phil Spector’la birlikte Instant Karma’nın kayıtlarını tamamladı.

* 27 Ocak 1968: Mike Patton doğdu.

* 28 Ocak 1996: Chris Isaak, “Friends” dizisine konuk oldu.

* 29 Ocak 1979: San Diego’da Brenda Spencer adındaki bir öğrenci ateş ederek okul arkadaşlarından 2′sini öldürüp, 9′unu yaraladı. Bunu neden yaptığı sorulunca verdiği cevap “I don’t like Mondays” oldu.

* 29 Ocak 1992: 14 yaşındaki Supremes solisti Mary Wilson, Los Angeles’ta geçirdiği trafik kazası sonucu öldü.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

American Horror Story

Bayan Arıza tarafından 28 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Efenim tüm sezonları yalayıp yutmuş bir insan evladı olarak bu diziye tek kelimeyle bayıldığımı söylemek istiyorum. Kimi zaman ruhunuzu adeta boğan bir dizi; ama  bir o kadar da tarifi imkânsız bir merak uyandırıyor bünyede. Ruhu sıkılıyor insanın ama “ne olacak?” diyorsunuz içten içe. Ve en önemlisi de müthiş oyunculuklar. Özellikle Jessica Lange’i ezelden beridir severdim, bu diziyle bir kez daha hayran oldum hatuna.

Türe “Korku” diyebilirim rahatlıkla. Ryan Murphy ve Brad Falchuk isimli iki müthiş adam yaratmış bu kaotik diziyi. Bu iki usta Nip/Tuck’ın da yaratıcılarından aynı zamanda.

Dizi 3 sezon şimdilik; 4. sezon için de anlaşılmış. Her sezon farklı bir konsept içeriyor. Örneğin ilk sezon bir evde, ikinci sezon rahibelerin gözetimindeki akıl hastanesinde geçiyor. Üçüncü sezonda “cadılık” teması işleniyor. İlk sezondaki oyuncuların büyük bir kısmı diğer sezonlarda da karşımıza çıkıyor.

İlk sezon yukarıda belirttiğim üzere üç katlı karanlık ve ürkütücü bir evde geçiyor ve sezonun adı “Murder House”. İlk kez 2011’de gösterildi dizi. İkinci sezonun adı “Asylum”, üçüncü sezon ise “Coven” adını taşıyor. Şahsen ben ilk 2 sezonu daha çok sevdim. Hatta en sevdiğim sezonları sıralayacak olursam, “2-1-3” derim.

İlk sezon olan Murder House’da Jessica Lange ile beraber evin psikiyatristi “Ben”i Dylan McDermott, Ben’ın karısı “Vivien”ı Connie Britton canlandırıyor. Bir de teenage’imiz var ki kendisi evimizin kızı “Violet”. Taissa Farmiga oynuyor Violet karakterini. Bu kızcağız aynı zamanda Bates Motel’deki Vera Farmiga’nın da kızkardeşi. Pek sevdiğim Jessica Lange ise “Constance Langdon” karakterine hayat vermiş. Bir de hastalıklı kafa “Tate” Evan Peters var ki kendisi Jessica Lange ile beraber üç sezondur severek izlediğimiz oyunculardan.

İkinci sezon olan Asylum’da Six Feet Under’dan sevdiğimiz James Cromwell kötü niyetli cani doktor Dr. Arthur Arden’ı canlandırıyor. Ayrıca Heroes dizisinde “Sylar” karakterini canlandıran ve pek sevdiğim Zachary Quinto da cani psikiyatrist Dr. Oliver Thredson’a hayat veriyor.

Korku filmlerini, dizilerini seviyorsanız, gizemli şeyler ilginizi çekiyorsa, karanlık ortamlar size keyif veriyorsa -mesela Bates Motel’in dizi versiyonunu sevdiyseniz- kuşkusuz bu diziyi de seveceksiniz. Kurgu, oyunculuklar, diyaloglar, mizansen, kısacası her şey çok etkileyici. Muhtemelen seversiniz diye düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.

‘Mom’ CNBC-e’de başlıyor

Bayan Arıza tarafından 28 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

‘Two and a Half Men’ ve ‘The Big Bang Theory’nin yaratıcısı Chuck Lorre imzalı yeni komedi ‘Mom’, bugün 20:00’de CNBC-e’de başlıyor.

‘Two and a Half Men’ ve ‘The Big Bang Theory’nin yaratıcısı Chuck Lorre imzalı yeni komedi ‘Mom’, iki çocuklu bir annenin başından geçen komik hikayeleri ekrana taşıyor. Hayatına yön vermeye çalışan eski alkolik anne rolünde izleyeceğimiz Christy’i ise ünlü oyuncu Anna Faris canlandırıyor. ‘Mom’, birbirinden komik bölümleriyle bugün 20:00’de CNBC-e’de başlıyor!

Christy, alkolü yeni bırakmış, iki çocuk annesi genç bir kadındır. Bir restoranda garson olarak çalışan Christy’nin evli olan şefiyle yolunda gitmeyen bir ilişkisi vardır. İçkiyi bıraktıktan sonra “Adsız Alkolikler” isimli toplantılara katılmaya başlar ve orada yıllardır görüşmediği annesiyle karşılaşır. Hayli trajik gözüken hayatı ise bir anda komediye dönüşür.

Birbirinden ünlü oyuncuları konuk edecek olan ‘Mom’ın ilk bölümünde, yaklaşık 10 yıldır Two and a Half Men’de izlediğimiz oyuncu Jon Cryer’i göreceğiz. Gelecek bölümlerde ise genç aktör Justin Long ve Oscar ödüllü oyuncu Octavia Spencer’ı izleyeceğiz.

Yayınlanacak birinci bölümde; Christy, yaptığı bir dizi hatanın ardından hayatını yoluna koymaya karar veren genç bir kadındır. Fakat yabancılaştığı annesi ortaya çıkınca bu kararı uygulaması daha da zorlaşır.

“Aile Krizi” isimli ikinci bölümde ise; Christy ve Bonnie bir aile krizi ortaya çıkınca kişisel farklılık ve çatışmalarını bir kenara bırakıp, ekip olarak mücadele etmeye başlarlar.

Kaynak: ntvmsnbc

 

Cats Müzikali ilk kez İstanbul’da

Bayan Arıza tarafından 28 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Broadway’in en uzun soluklu müzikallerinden biri olan ve bugüne kadar 50 milyondan fazla kişi tarafından izlenen CATS Müzikali 1 Ocak’tan itibaren Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde sahnelenecek.

Dünyanın en önemli müzikallerinden olan Cats Müzikali, Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

Türkiye’ye ilk kez gelen müzikal, 1 Ocak’tan 2 Şubat 2014’e kadar toplam 16 kez İstanbul’da sahnelenecek.

T.S. Eliot’un “Old Possum’s Book of Practical Cats” adlı kitabına ve Andrew Lloyd Webber’in rekorlar kıran uyarlamasına dayanan müzikal, kediler arasındaki bir öyküyü anlatıyor.

Bugüne kadar 300’den fazla şehirde, 50 milyondan fazla kişi tarafından izlenen, ilk kez 1891’de Londra’daki West End’de, 1982’de de Broadway’de izleyici ile buluşan müzikal, Londra’da 20 yıl boyunca sahnelendi.

Müziğin, dansın, şiirin, hayallerin, tiyatronun ve aşkın “mükemmel” uyumunu içinde taşıyan Cats, en iyi müzikal ve en iyi yönetmen dalları dahil olmak üzere Broadway’de 7 kez Tony Ödülü’nü kazandı. Olivier Award en iyi müzikal ödülü ve en iyi orijinal kadro kategorisinde de Grammy ödülü bulunan Cats, 2008 yılında İngiltere çapında kapalı gişe oynadı.

Kaynak: ntvmsnbc

 

‘Hiçbir rol için bu kadar heyecanlanmamıştım’

Bayan Arıza tarafından 28 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

CNBC-e’de yayınlanacak A Young Doctor’s Notebook’ta izleyeceğimiz Daniel Radcliffe, “Dizinin yapımcıları ne kadar büyük bir Bulgakov hayranı olduğumu bilmedikleri için onları çabucak reddetmemi bekliyorlarmış. Oysa hayatım boyunca hiçbir rol için bu kadar heyecanlanmamıştım” diye konuştu.

Dünya onu Harry Potter olarak tanıdı, ancak Daniel Radcliffe Potter’dan fazlası olabileceğini çoktan ispatladı.

Radcliffe ile gerçekleştirdiğimiz telefon röportajında, hayranı olduğu bir yazarı canlandırma deneyiminden, Jon Hamm’den ve kariyerinden konuştuk.

A Young Doctor’s Notebook uluslararası olmak konusunda sınır tanımıyor doğrusu. Amerikalı bir TV yıldızı ile İngiliz bir film yıldızı, Rus bir yazarı canlandırmak üzere bir arada. Üstelik hikaye de Rusya’da geçiyor. Bu deneyimi nasıl tanımlarsınız?

İlginç olacak, ama siz bu şekilde listeleyene kadar projenin ne kadar uluslararası olduğunu fark etmemiştim. Bence yerinde bir kombinasyon oldu, çünkü Rus komedisi ile İngiliz komedisi arasında ciddi benzerlikler var. Jon Hamm çok başarılı bir drama oyuncusu olarak tanınıyor, ama komedi konusundaki yeteneği tartışılmaz düzeyde. Diğer yandan Rusya’dan çıkan bu ilginç malzemenin üç İngiliz komedi yazarının süzgecinden nasıl geçtiğine tanık olmak da sıradışı bir deneyimdi. Siz böyle art arda sıralayınca, “Bu uluslararası karmaşa, pek de iyi bir sonuç vermemiş olsa gerek” gibi geliyor insana, ama gerçekten de iyi bir sonuç veriyor.

Sahnelerinizin çoğunda Jon Hamm ile birliktesiniz. Birlikte iyi bir ekran kimyası yakalamışsınız. Onunla çalışmak nasıldı?

Jon, birlikte çalışmaktan memnuniyet duyduğum, çok iyi bir insan olmasının yanı sıra, karşısındaki oyuncunun işini kolaylaştıran, yardımsever bir aktör. Mad Men’de yönetmenlik de yaptığı için, bir sahnenin nasıl çekilmesi gerektiği konusunda teknik açıdan son derece yetkin. Örneğin günün sona ermesine bir saat kalmışsa ve hala çekecek iki uzun sahnemiz varsa, prova esnasında şöyle bir şey diyebiliyor: “İkimiz de odanın şu tarafına adım atmıyoruz. Dolayısıyla kameranın tam bir dönüş yapıp, tüm odayı görmesine gerek yok.” Bu öneri bize yarım saat kazandırabiliyor. Jon bu açıdan bulunmaz bir oyuncu. Özellikle sadece 20 günlük bir çekim takviminiz varsa…

Bulgakov’un büyük bir hayranı olduğunuzu duyduk. Onun eserleriyle nasıl tanıştınız? Bu rolün size önerilmesi bir tesadüf müydü?

İster inanın ister inanmayın, tamamen bir tesadüftü. Bulgakov ile 18 yaşında, The Master and Margarita’yı okuyunca tanıştım. Kitap, amazon.com hesabımdaki tavsiye listesindeydi. Satın aldıktan sonra, bir buçuk yıl kadar kitaplığımda bekledi. Nihayet okuduğumda yazarın büyük bir hayranı oldum. İşin komiği, dizinin yapımcıları ne kadar büyük bir Bulgakov hayranı olduğumu bilmedikleri için onları çabucak reddetmemi bekliyorlarmış. Oysa hayatım boyunca hiçbir rol için bu kadar heyecanlanmamıştım. Rolü Jon Hamm ile paylaşacağımı öğrenince heyecanım ikiye katlandı.

O zaman teklifin üzerine atladığınızı söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle! Resmen üzerine atladım. Jon, rol için beni ikna etmek üzere New York’taki evimi ziyaret etti. Ama kapıdan içeri girer girmez, benim ikna edilmeye ihtiyacım olmadığını anladı. O kadar istekliydim ki!

Kaynak: ntvmsnbc

Yeni Albümün İlk Konseri Grammy Ödüllerinde

Bayan Arıza tarafından 22 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Fransız elektronik müzik veteranı Daft Punk’ın, RAM‘i yayınlamasının ardından yakın tarihte canlı performansına şahit olamayacağımızı biliyorduk.

Ancak 2′linin konser vermeme kontenjanı doldu.

Ocak 26′da gerçekleşecek Grammy töreninin, 4. albüm RAM’in ilk canlı performansına ev sahipliği yapacağı duyuruldu.

Böylelikle geçtiğimiz haft sonu Bands In Town aplikasyonundan duyurulan, Londra Camden Town’ı kaosa boğacak Koko konserinin bir yanlış anlaşılma olduğu da netlik kazandı.

Kaynak: Radyo Eksen