• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

‘Hiçbir rol için bu kadar heyecanlanmamıştım’

Bayan Arıza tarafından 28 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

CNBC-e’de yayınlanacak A Young Doctor’s Notebook’ta izleyeceğimiz Daniel Radcliffe, “Dizinin yapımcıları ne kadar büyük bir Bulgakov hayranı olduğumu bilmedikleri için onları çabucak reddetmemi bekliyorlarmış. Oysa hayatım boyunca hiçbir rol için bu kadar heyecanlanmamıştım” diye konuştu.

Dünya onu Harry Potter olarak tanıdı, ancak Daniel Radcliffe Potter’dan fazlası olabileceğini çoktan ispatladı.

Radcliffe ile gerçekleştirdiğimiz telefon röportajında, hayranı olduğu bir yazarı canlandırma deneyiminden, Jon Hamm’den ve kariyerinden konuştuk.

A Young Doctor’s Notebook uluslararası olmak konusunda sınır tanımıyor doğrusu. Amerikalı bir TV yıldızı ile İngiliz bir film yıldızı, Rus bir yazarı canlandırmak üzere bir arada. Üstelik hikaye de Rusya’da geçiyor. Bu deneyimi nasıl tanımlarsınız?

İlginç olacak, ama siz bu şekilde listeleyene kadar projenin ne kadar uluslararası olduğunu fark etmemiştim. Bence yerinde bir kombinasyon oldu, çünkü Rus komedisi ile İngiliz komedisi arasında ciddi benzerlikler var. Jon Hamm çok başarılı bir drama oyuncusu olarak tanınıyor, ama komedi konusundaki yeteneği tartışılmaz düzeyde. Diğer yandan Rusya’dan çıkan bu ilginç malzemenin üç İngiliz komedi yazarının süzgecinden nasıl geçtiğine tanık olmak da sıradışı bir deneyimdi. Siz böyle art arda sıralayınca, “Bu uluslararası karmaşa, pek de iyi bir sonuç vermemiş olsa gerek” gibi geliyor insana, ama gerçekten de iyi bir sonuç veriyor.

Sahnelerinizin çoğunda Jon Hamm ile birliktesiniz. Birlikte iyi bir ekran kimyası yakalamışsınız. Onunla çalışmak nasıldı?

Jon, birlikte çalışmaktan memnuniyet duyduğum, çok iyi bir insan olmasının yanı sıra, karşısındaki oyuncunun işini kolaylaştıran, yardımsever bir aktör. Mad Men’de yönetmenlik de yaptığı için, bir sahnenin nasıl çekilmesi gerektiği konusunda teknik açıdan son derece yetkin. Örneğin günün sona ermesine bir saat kalmışsa ve hala çekecek iki uzun sahnemiz varsa, prova esnasında şöyle bir şey diyebiliyor: “İkimiz de odanın şu tarafına adım atmıyoruz. Dolayısıyla kameranın tam bir dönüş yapıp, tüm odayı görmesine gerek yok.” Bu öneri bize yarım saat kazandırabiliyor. Jon bu açıdan bulunmaz bir oyuncu. Özellikle sadece 20 günlük bir çekim takviminiz varsa…

Bulgakov’un büyük bir hayranı olduğunuzu duyduk. Onun eserleriyle nasıl tanıştınız? Bu rolün size önerilmesi bir tesadüf müydü?

İster inanın ister inanmayın, tamamen bir tesadüftü. Bulgakov ile 18 yaşında, The Master and Margarita’yı okuyunca tanıştım. Kitap, amazon.com hesabımdaki tavsiye listesindeydi. Satın aldıktan sonra, bir buçuk yıl kadar kitaplığımda bekledi. Nihayet okuduğumda yazarın büyük bir hayranı oldum. İşin komiği, dizinin yapımcıları ne kadar büyük bir Bulgakov hayranı olduğumu bilmedikleri için onları çabucak reddetmemi bekliyorlarmış. Oysa hayatım boyunca hiçbir rol için bu kadar heyecanlanmamıştım. Rolü Jon Hamm ile paylaşacağımı öğrenince heyecanım ikiye katlandı.

O zaman teklifin üzerine atladığınızı söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle! Resmen üzerine atladım. Jon, rol için beni ikna etmek üzere New York’taki evimi ziyaret etti. Ama kapıdan içeri girer girmez, benim ikna edilmeye ihtiyacım olmadığını anladı. O kadar istekliydim ki!

Kaynak: ntvmsnbc

Yeni Albümün İlk Konseri Grammy Ödüllerinde

Bayan Arıza tarafından 22 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Fransız elektronik müzik veteranı Daft Punk’ın, RAM‘i yayınlamasının ardından yakın tarihte canlı performansına şahit olamayacağımızı biliyorduk.

Ancak 2′linin konser vermeme kontenjanı doldu.

Ocak 26′da gerçekleşecek Grammy töreninin, 4. albüm RAM’in ilk canlı performansına ev sahipliği yapacağı duyuruldu.

Böylelikle geçtiğimiz haft sonu Bands In Town aplikasyonundan duyurulan, Londra Camden Town’ı kaosa boğacak Koko konserinin bir yanlış anlaşılma olduğu da netlik kazandı.

Kaynak: Radyo Eksen

Radyo Eksen Müzik Ödülleri

Bayan Arıza tarafından 20 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.
2013’ün en iyilerini yine Eksen dinleyicisi belirliyor.

Bu sene dokuzuncusu gerçekleşecek Radyo Eksen Müzik Ödülleri’nin sonuçları yine dinleyicilerden gelen oylarla belirleniyor.

Albümleri, beklenmeyen geri dönüşleri, büyük kayıpları ve iddalı yeni çıkışlarıyla 2013 yılının en iyilerini www.radioeksen.com adresindeki anketten oylayabilirsiniz.

Sekiz farklı kategoride beşer adayın bulunduğu oylama, 31 Aralık Salı gününe kadar devam edecek ve sonuçlar yılbaşı gecesi Radyo Eksen’den açıklanacak.

Yılın Albümü: Arcade Fire – Reflektor Washed Out – Paracosm My Bloody Valentine – MBV Arctic Monkeys – AM Vampire Weekend – Modern Vampires of the City

Yılın Grubu: Pearl Jam Nick Cave and the Bad Seeds The National Queens of the Stone Age Kings Of Leon

Yılın Kadın Vokali: Deap Vally – Lindsey Troy Warpaint – Emily Kokal Goldfrapp – Alison Goldfrapp Neko Case Mazzy Star – Hope Sandoval

Yılın Erkek Vokali: David Bowie Jake Bugg Kurt Vile Julian Casablancas Miles Kane

Yılın En İyi Çıkış Yapan İsmi: Savages Fidlar Haim Palma Violets Atoms For Peace

Yılın Konseri: Arctic Monkeys – Rock’n Coke 2013/ Hezarfen Havaalanı 07 Eylül The Hives – Eksen On Fair/Parkorman 15 Eylül The XX – Parkorman 07 Ağustos Roger Waters – ITÜ Stadyumu 04 Ağustos Iron Maiden – BJK İnönü Stadyumu 26 Temmuz

Yılın Videosu: Queens of the Stone Age – The Vampyre of Time and Memory Paul McCartney – Queenie Eye Yeah Yeah Yeahs – Sacrilege Phoenix – Trying To Be Cool Travis – Moving

Yılın Şarkısı: Editors – Sugar Foals- Inhaler Daft Punk – Get Lucky Pixies – ‘Indie Cindy’ Pearl Jam -Sirens

Kaynak: ntvmsnbc

Kediler 5 bin yıl önce evcilleştirildi

Bayan Arıza tarafından 20 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Bilim insanları, Çin’de bulunan fosiller üzerinde yaptıkları incelemelerde kediler hakkında bugüne kadar saklı kalan bilgiler ortaya çıkardı. 5 bin yıl öncesine uzanan fosiller, kedilerin fare yakalamak için kullanıldığı ve böylece evcilleştirildiklerini savunuyor.

Kedi en sevdiğimiz iki evcil hayvandan biri olmasına rağmen geçmişi hakkında çok fazla bilgimiz yok. Çin’de Taş Çağı’ndan kalan bir köyde yapılan kazılar ise araştırmacılara uzun yıllardır merak ettikleri soruların cevabını göstermiş olabilir.

Çin orta bölgesinde yer alan Quanhucan adlı çitçi köyünde yapılan kazılarda bulunan 5 bin 300 yıllık fosiller, kedilerin insanlarla sanıldığından daha uzun zamandır birlikte yaşadığını öne sürdü.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada yer alan ABD’nin Washington Üniversitesi’nden Fiona Marshall, “Kedilerin insanlarla yaşamaya başladıkları sürecin ilk deliline ulaştık” dedi

Marshall, avcı-toplayıcı kabileler tarafından binlerce yıl önce evcilleştirilmeye başlanan köpeklere kıyasla, kedilerin ‘çiftçilerin evcil hayvanları olarak’ insanlarla beraber yaşamaya başladığını belirtti.

USA Today’de yer alan habere göre, antik çiftçi köyünde bulunan kedinin kemiklerinde şaşırtıcı derecede fazla tahıl kalıntısı bulundu. Bu bulgu, vahşi kedilerin evcil kedilere dönüşme sürecinin bir delili olarak kabul edildi.

‘FARE YAKALAMAK İÇİN GELDİLER’ Fosillerin DNA’sı henüz araştırılmamış olması nedeniyle, araştırmacılar iki olasılığı öne çıkarıyor. Çin’de bulunan kediler ya Ortadoğu’dan getirilmiş evcil hayvanlardı; ya da çiftçiler tarafından evcilleştirildiler.

ABD’nin Missouri Üniversitesi’nde genetik bilimci olan Leslie Lysons, “Vahşi kediler utangaç hayvanlar… Büyük olasılıkla insan yerleşimlerine farelerden dolayı yaklaştılar ve köylüler de onları yakalamalarına izin verdi” dedi .

Lysonsy, vahşi kedilerin zamanla fare yakalamakla evcilleştiği teorisinin doğru olabileceğini belirtti. Kedi fosillerinden bazılarının dişlerinin aşınmış olması, vahşi kedilerin uzun yıllar köyde çiftçiler tarafından beslendiğini savunan bir diğer bulgu oldu.

Evcil kedilere ait keşfedilen ilk tarihi bulgular, 4 bin yıllık antik Mısır çizimleriydi. Bilim insanları, Quanhucan fosilleri üzerinde yapılacak DNA analiziyle kedilerin kökenini ortaya çıkarmayı amaçlıyor.

Kaynak: ntvmsnbc

Avatar’ın devamı Yeni Zelanda’da çekilecek

Bayan Arıza tarafından 20 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Yönetmen James Cameron, Avatar’ın devamı niteliğindeki üç filmi Yeni Zelanda’da çekecek.

Oscar ödüllü yönetmen James Cameron, ilkini 2009 yılında çektiği Avatar filminin devamını Yeni Zelanda’da çekmek için hazırlıklara başladığını açıkladı.

Ünlü yönetmen, başkent Wellington’da Başbakan John Key ile düzenlediği ortak basın toplantısında Lightstorm Entertainment ve Twentieth Century Fox şirketleri tarafından çekilecek üç filmin yapımcılığını Jon Landau’nun üstlendiğini belirtti.

“Titanic”, “Alliens” ve “The Terminator” gibi efsanevi filmlerin yönetmeni Cameron, Avatar’ın devamı niteliğindeki üç filmin 2015’ten itibaren dokuz ay içinde çekileceğini söyledi.

İlk filmi Aralık 2016’ya yetiştirmek istediklerini kaydeden Cameron, ikinci filmin 2017, üçüncü filmin ise 2018’de gösterime gireceğini ifade etti.

Cameron, filmlerin bazı sahnelerini saniyede 48 kare kullanarak çekecek. Filmlerde genellikle saniyede 24 kare kullanılıyor.

Üç boyutlu çekilecek filmler için bütçenin yüzde 25’ini Yeni Zelanda hükümeti karşılayacak.

Dünya çapında yaklaşık 2,8 milyar dolar gişe geliri elde ederek sinema tarihinin en kazançlı filmlerinden biri olan Avatar, 67. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerine, 82. Akademi Ödülleri’nde de “En İyi Sanat Yönetmeni”, “En İyi Görüntü Yönetmeni” ve “En İyi Görsel Efekt” dallarında üç ödüle layık görülmüştü.

Pandora adlı bir gezegende geçen film, mavi derili, insansı görünümlü, barışçıl olan Na’vi halkı ile gezegeni ele geçirmeye çalışan insanların öyküsünü anlatıyor.

James Cameron, 26 Mart 2012’de “Deepsea Challenger” adlı tek kişilik denizaltı ile Mariana Çukuru’na inerek 50 yıl aradan sonra çukura giden ilk insan olmuştu.

Kaynak: ntvmsnbc

Aerosmith Mayıs’ta Türkiye’de

Bayan Arıza tarafından 20 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Aerosmith, Dünya Turnesi kapsamında 14 Mayıs’ta İstanbul’da olacak.

Rock’n Roll’un efsane grubu Aerosmith, Dünya Turnesi kapsamında 14 Mayıs 2014 tarihinde İTÜ Stadyumu’nda sahne alacak.

BKM ve MAP İletişim Organizasyonuyla Türkiye’de ilk kez konser verecek olan grup unutulmaz şarkılarının yanı sıra 11 yıl aradan sonra tamamen yeni şarkılardan oluşan ilk stüdyo albümü ‘Music From Another Dimension’dan da şarkılar seslendirecek.

Rolling Stone dergisinin ‘Tüm zamanların en büyük 100 sanatçısı’ listesinde yer alan Aerosmith, 66.5 milyonu ABD sınırları içinde olmak üzere, sattığı 150 milyon albüm ile ‘gelmiş geçmiş en fazla albüm satan Amerikalı rock grubu’ olarak tarihe geçti. 2001 yılında “Rock and Roll Hall of Fame” tarafından onurlandırılan grup, başta 4 Grammy ödülü olmak üzere birçok ödülün de sahibi.

Steven Tyler (vokal), Joe Perry (gitar), Tom Hamilton (bas), Joey Kramer (davul) ve Brad Whitford’tan (gitar) oluşan Aerosmith’in konser biletleri 19 Aralık’ta satışa çıkacak.

Kaynak: ntvmsnbc

Child Of Lov Hayatını Kaybetti

Bayan Arıza tarafından 17 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Kariyerine anonim olarak başlayan Dutch artist Child Of Lov, hayatını kaybetti.

Damon Albarn’dan destekli ilk albümünü bu yaz başında Domino’nun kardeşi Double 6 etiketiyle yayınlayan Child Of Lov, 26 yaşındaydı.

Sanatçının geçirdiği bir operasyon sırasında öldüğü söyleniyor.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Le gamin au vélo”

Bayan Arıza tarafından 17 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Bir çocuğun saflığını anlatmak için yola çıkıyor “Le gamin au vélo”. Saf bir çocuğun babasını arayışları, babasını arayıştan vazgeçmemesi, o duygu yükü içinde ilerlemesi, çocuğun psikolojik olarak yıpratıldığı filmin başlarından itibaren izleyiciye  yansıtılıyor. Filmin sadeliği büyülüyor, ders veriyor, sözcükler karşısında susmamızı öğretiyor bize.

Hikâyeye dönecek olursak Cyril,  garip bir oğlan. Annesi yok , babası var. Babası ortada gözükmeyen, onu yalnız başına bırakan, çocuğuna aldığı bisikleti borçları yüzünden  satmış biri. Bisikleti, Cyril’in en önem verdiği şeylerin başında geliyor.  Cyril  her şeye rağmen babasını aramaya çıkıyor, bu yoldan kolay kolay vazgeçmiyor.  Bir zaman sonra Cyril babasının para kazanmak için sattığı bisiklete ulaşmaya çalışırken Samantha ile karşılaşıyor. Samantha, Cyril’e koruyucu anne görevi üstleniyor. Mevzular bu yönde gelişiyor, kendi rotalarını kendileri çiziyorlar.

Samantha, Cyril’in peşinden ayrılmıyor. İlk zamanlar sadece hafta sonları onda kalıyor Cyril, ama sonra her şey tersine dönüyor, birbirlerine  alışıyorlar.

Satılmış bisikleti ve Cyril’in babasını da bulan Samantha.  Filmde iki sahne var ki  can alıcı kısım!

Birincisi; babasını bulduğu anda onu öpmesi ona sarılmak isteyip de sonrasında yaşadığı düş  kırıklığı ve babasının ona “defol git” demesi, sonrasında Samantha’nın, sevgilisi  ve Cyril arasında Cyril’i tercih etmesi.

Filmin başlarında Cyril’in  içinde bulunduğu psikolojiyii izliyoruz.

Cyril, sonrasında farklı alemlere dalıyor, bisikletini çalanlar oluyor.  Bunların peşine düşüp onlarla dövüşüyor, oradan bir torbacı bunu kendi bünyesine kazandırmak istiyor. İlk başta başarılı oluyor ve bunu kendi işinde kullanıyor. Geç olmadan Cyril bunu anlıyor onun yanından uzaklaşıyor.  Cyril, babasını arıyor, babasını istemesinden dolayı çevresinde kim varsa onu üzüyor.

Hırsızlığa başvurmasının nedenlerinden biri bu. Kendi yolunu buluyor. İlgi, şefkat, sevgi istiyor. Gözü babasından başkasını görmüyor. Sonra babası başından kendisini def edince koruyucu anne görevi üstlenen Samantha’nın yanına dönerek hayatını devam ettiriyor.

Film boyunca hikâyemizin kahramanı Cyril, daha sonrasında küçük kahramanımızın yanına Samantha ekleniyor.  Baba rolündeki karakteri film boyunca pek görmüyoruz, arada sahnelerde görülüyor. Bu da yönetmenin bileceği iş. Oyuncu konusunda her iki karakterde bu işin hakkını vermiş. Cyril rolündeki Thomas Doret özellikle bu filmin kahramanı, Cecile de France’ın “Cyril” karakterinin yanına iyi bir partner olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bir çocuğun reddedilişini, dışlanmasını etkileyici şekilde aktarıyor “Le gamin au vélo”. Türkçe ismi “Bisikletli Çocuklar” olan filmin senaryo konusunda eksikleri yok diyemeyiz, ama içindeki duygu yoğunluğuyla küçük kahramanımız Cyril de kendi çocukluğunuzu görmekten uzak değilsiniz.

Filmde başka konuya değinmek gerekirse; çocuk karakterleri sinemanın kozları gibidir. Sinemada yaşattıkları duygu, kırılma noktaları başkadır.  Çocukların sinemaya getirdiği masumiyet etkisi kaçınılmaz bir unsur. Kısaca; babasızlığın, bir çocuğun dışlanmasınının, Dardenne kardeşlerin sorunlu bir hikâyesi: “Le gamin au vélo”.

“Bana bir masal anlat Samantha”.

Orta Dünya’da hava tahmini

Bayan Arıza tarafından 10 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

İngiltere’de bir araştırmacı süperbilgisayarını kullanarak Yüzüklerin Efendisi’nin geçtiği ülkede yaşanacak iklim değişimlerini tahmin etti.

Bristol Üniversitesi’nde geçmiş iklim değişimleri üzerine uzman Dr. Dan Lunt, Orta Dünya’nın iklimini yeniden yaratmak için Tolkien’in ünlü ayrıntılı haritalarından birini kopya ettikten sonra süperbilgisayarına yüklemiş.

Lund “İşe yarayacak bir model için tek ihtiyacınız kıtaların ve dağların yerini gösteren bir harita,” diyor. İleri Hesaplamalı Araştırma Merkezi’ndeki makineler daha sonra Rohan, Kuytuorman ve Tolkien’in dünyasının yaklaşık altı gün ya da modele göre 70 yıllık hava modellerini hesaplamış.

Lunt’un analizine göre Hüküm Dağı (Frodo’nun Tek Yüzük’ü yok edilmesi için götürmesi gereken yer) çevresindeki iklim Los Angeles’ı andırıyor: sıcak ve Los Angeles’ın meşhur sisine benzer bir etki yaratan volkanik kül.

Frodo ve Bilbo Baggins’in Shire kentinin ise iklim bakımından en çok İngiltere’deki Lincolnshire ya da Leicestershire’ın yanı sıra Yeni Zelanda’nın Dunedin kentini andırdığını söyleyen Lunt, gişe canavarı “Yüzüklerin Efendisi” film üçlemesinin yönetmeni Peter Jackson’ın çekim için yaptığı yer seçiminin yanlış olduğunu düşünüyor. “Filmi adanın kuzeyinde çekerek hata yaptılar, adanın güneyini seçmeleri gerekiyordu,” diyor Lunt.

Hazırladığı sahte gazeteye Boz Radagast müstear adıyla kaleme aldığı yazıda çalışması hakında bilgiler verirken şu tahminlerini ileri sürüyor Lunt:

• Batıdaki Ölümsüz Topraklar’a gitmek için denize açılan gemiler bölgedeki hakim rüzgârlar nedeniyle Gri Limanlar’dan yola çıktı.

• Eğer peyzajı ejderhalar, orklar ve büyücülerce değişime uğratılmasaydı, Orta Dünya’nın büyük bölümü sık ormanlarla kaplı olacaktı.

• Mordor, Sauron’un etkilerini bile geride bırakan elverişsiz bir iklime sahipti–sıcak, susuz ve kıraç.

Lunt, çalışmasının ciddi bir yönüne de şöyle vurgu yapıyor: “Benim kullandığım ve kullanılan diğer modeller aslında bilim, akışkan mekaniği, akışkan hareketi, bulut konveksiyonu, güneşten gelen radyasyon ve biyoloji bilimine ilişkin temel kavrayışımıza dayanır. Bunun için de sadece modern dünyaya ayarlı değillerdir, her türden iklimi simüle edebilirler.”

İklim modelleri, fabrikalar, arabalar ve enerji santrallerinden pompalanan karbon dioksit atmosferde “görülmemiş” seviyede seragazı birikimine yol acarken gelecekte sıcaklıkların nasıl olacağını tahmin için kullanılıyor.

Ayrıntılar konusunda oldukça hassas Lunt, gazetesinde Cüce ve Elf okurlara yönelik çevirilere de yer vermiş. (Guardian)

Kaynak: Radikal

SİYAD Onur Ödülleri belli oldu

Bayan Arıza tarafından 10 Aralık 2013 tarihinde yazıldı.

Sinema Yazarları Derneği Onur Ödülleri’ne bu yıl Serra Yılmaz, Ali Özgentürk ve Macit Koper’e layık görüldü. Ödüller, 20 Ocak 2014 akşamı 46. kez düzenlenecek olan SİYAD ödül töreninde sahiplerini bulacak.

Sinema Yazarları Derneği’nin (SİYAD) 46. kez gerçekleştireceği geleneksel ödül töreni 20 Ocak 2014 Pazartesi gecesi saat 19.30’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek.

Bu yıl SİYAD’dan Onur Ödülü alacak sanatçılar, sinema ve tiyatro oyuncusu-çevirmen Serra Yılmaz; yönetmen ve senaryo yazarı Ali Özgentürk; senaryo yazarı, sinema ve tiyatro oyuncusu Macit Koper olacak.

SİYAD’ın Emek Ödülü yayıncı, tasarımcı, fotoğraf sanatçısı ve sinemamızın unutulmaz afişlerine imza atmış olan Erol Ağakay’a verilecek.

Törende, SİYAD’ın 93 üyesinin 2013 yılında sinema salonlarında en az yedi gün ticari gösterime girmiş yerli ve yabancı filmler arasında yapacağı iki turlu değerlendirme sonucunda belirlenecek ‘en iyiler’ açıklanacak.

Yerli yapımlar kategorisinde en iyi film, yönetim, senaryo, müzik, görüntü yönetimi, sanat yönetimi, kurgu dalları, kadın oyuncu performansı, yardımcı kadın oyuncu performansı, erkek oyuncu performansı, yardımcı erkek oyuncu performansı ile toplam 11 ana dalda verilecek.

Gecede 2013 yılının en iyi yabancı filmi de belirlenmiş olacak. 11 ana dalın yanı sıra en iyi belgesel film ve en iyi kısa film de SİYAD heykelciğiyle ödüllendirilecek.

Karsu’nun mini konser vereceği ve D-Smart’ın bu yıl da yayın sponsoru olduğu geceyi Ceyda Düvenci sunacak. Tören, D-Smart 20. Kanal’da HD kalitesiyle canlı yayınlanacak.

Kaynak: ntvmsnbc