• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Halil Cibran Bütün Eserleri birarada

Bayan Arıza tarafından 11 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Halil Cibran Bütün Eserleri Türkiye'de ilk kez KafeKültür yayıncılık tarafından yayımlandı…

"Edebiyat tarihinde böylesi etki yaratmış bir Kitap ve yazar tanımıyorum. Ermiş ve birçok kitabı bazı okurları için kutsal kitaplar gibidir. Çoğu okuru da el altından yasak ve lanetli bir yazar okur hissine kapılır. Bu marjinal okurların yüze yakın dilde ve yüzlerce milyon kişi olarak bunu yapmaları şaşılacak büyük bir gerçektir."

AMIN MAALOUF

“20. yüzyılın William Blake’i…"

AUGUSTE RODIN

"Edebiyat güneşinin yörüngesinin dışında kendi evrensel anlamıyla yalnız gezen bir göktaşı."

ADONİS

Elvis Presley ölmeden önce onu okuyordu. Herkes onu “Doğu’nun Nietzsche"si olarak adlandırdı. Kitapları gençliği zehirlendiği gerekçesiyle memleketinde kilise tarafından aforoz edildi. 60 ve 70'li yılların savaş karşıtı ve çiçek gençliğinin olduğu kadar duvar yazılarının da idolüydü.

Başyapıtlarından biri kabul edilen "Ermiş" (The Prophet) bugün bütün dünya tarafından 20. yüzyılın en kült birkaç kitabından birisi olarak kabul edilmektedir. Kırktan fazla dile çevrilmiş olan "Ermiş" ilk yayınlandığı 1923 yılından bu yana yüzlerce milyon kopya satmıştır. Bu eser hakkında sayısız tez ve makale yayınlanmıştır. Türkçede ilk kez bir arada ve yeni çevirileri ile yayımlanan HALİL CİBRAN'ın BÜTÜN ESERLERİ'ni gururla sunuyoruz.

Halil Cibran BÜTÜN ESERLERİ

TEK CİLT

KAFEKÜLTÜR Yayıncılık/Sufi

Kolektif Çeviri

Edebiyat/Sufizm/Felsefe

ISBN 978-605-143-123-9

35,00 TL

560 sayfa

ŞÖMİZLİ

14*22 cm

 

Kaynak: Milliyet

Dizi: Grimm

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Geçtiğimiz günlerde başladığım ve şu ara 3. Sezonu izleyip arayı kapattığım dizinin adı Grimm.

Grimm dizisi korku, fantastik, polisiye, macera vb. birçok kategoriye giriyor aslında. Sam ve Dean kardeşlerin maceralarını anlatan süper hiper dizi Supernatural’i andırıyor tarz olarak diyebilirim.

Grimm, Amerika’nın NBC kanalında yayınlanıyor ve hikâyemiz Portland’ta geçiyor. Her biri 22 bölümden oluşan 3 sezonluk bir dizi. 4. Sezonla devam eder mi bilemiyorum ama şu ana dek izlediğim kadarıyla çok sürükleyici ve keyifli bir dizi oldu. Pilot bölüm 2011’de yayınlandı. Dizinin yaratıcıları Stephen Carpenter, David Greenwalt ve Jim Kouf.

Bundan sonrası biraz spoiler olabilir, “dikkat” diyorum.

Dizimiz, Portland polisi Nick Burkhardt’ın hayatı üzerine kurulu. Dedektifimiz Nick, birden bire bir takım tuhaf görüntüler görmeye başlıyor. Nick görünüşte gayet normal olan insanların bir anda korkunç canavarlara dönüştüklerini görüyor ve bunu anlamya çalışıyor. Tam bu sırada ailesi öldürüldükten sonra hayatta kalan tek akrabası olan Marie teyzesinin ziyaretiyle gerçeği öğreniyor. Nick, doğaüstü yaratıkları görebilme yeteneğini ailesinden miras olarak almış. 

Kendisi birçok türden biri olan bir “Grimm” olarak, insanlarla mitolojik varlıklar arasındaki dengeyi korumakla görevli bir kişi. Bir olayı araştırırken şüphelendiği Monroe ise en iyi dostu ve bu olaylarda her şeyi danıştığı dayanağı. Monroe, çok sempatik, tatlı, konuşkan, iyi niyetli biri; aslında o bir “Büyük Kötü bir Kurt” (Blutbad). Ama çevresi için tehlike teşkil etmediği gibi, vejetaryan da bir kurt.

Kız arkadaşı Juliette ile aynı evi paylaşan Nick’in, Hank Griffin adında bir ortağı da var. Nick, hem ailesinden miras kalan bu yetenekle kötü yaratıkları avlıyor; bunu yaparken de Marie teyzesinin ona bıraktığı bir karavan dolusu materyalden ve en çok da Monroe’dan yardım alıyor.

Kendisini bir sürü olay içerisinde buluveriyor. Karşısına her bölümde farklı bir yaratık ve mevzu çıkıyor. Kendisi hem olayları çözerken, bu dünyanın da bir  parçası oluveriyor.

Aslında anlatacak çok şey var; şimdiden bir sürü spoiler verdim bile. En iyisi siz pilot bölümü izleyip karar verin. Şahsen ben bir hafta içinde 2 sezonu da bitirdim, 3’ten devam ediyorum. Keyifli vakit geçirmek isteyen özellikle de bu türü sevenlerin tercihi olacabilecek bir dizi. İyi seyirler!

David Roskos “Fahişenin Bir Tanesi”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Üç valium’un yanında içkisini de

shot yapıp indirdi midesine,

önce dölümü yutmak &

sonra da kalbimi kırmak

ihtiyacı duydu.

 

yedinci gün

yatağımda uzanmış

dirseğimin iç tarafına

yumuşak bir iğne batırıyor,

dilime deniz suyu

tadı geliyor.

 

Aşkımı bir kaşığın içinde eriten

Fahişenin tekine

aşık olmuştum,

gökyüzündeki hilaldeki

eksiklik gibi

o da beni boş bırakıp

gitti.

 

Boya sıçramış zeminde

tek kişilik bir şilte,

sigara izmaritleri &

kenarları ısırılıp koparılmış

kondom ambalajları.

 

kadının göt çatalındaki

takım yıldızlarının izini sürüyorum.

 

David Roskos

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Jim Chandler “Yağmursuz Bir Pazar Sabahı”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Bu Pazar sabahı yağmur yağmıyor,

ama Carver gibi ben de aynı hayatı tekrar

tekrar yaşar ve aynı affedilmez hataları yapardım,

yarım şanstan da azı tanınsa bile.

 

Bu sabah yönümü şaşırmış gibiyim, sanki kaderim

zihnimin asla içerisine girmeyi düşünmeyeceği

ve ruhumun rüyalarında bile işinin düşmediği

mahmur bir kilise evinde kaybolmuştu belki de.

 

Yüreğimdeki tek şarkı huzursuzluğun tiz perdeden

iniltili figanıydı,

kafamın içinde kederin ve yanından geçip de fark edemediğim,

dikiz aynamdan hızla geçip kaybolan bir yerin

şarkısını söyleyen şu kısa dağınık cıngıl işte.

 

Bu yüreğin set çekili sınırlarında yanmıyor

umudun kamp ateşleri,

kimsesiz gözlerimin kaydedemeyeceği kadar çılgın bir dünyada

bir yönde esen rüzgârda uçuşan bataklık sazlarından bir okyanus var sadece.

Bu Pazar günü yağmursuz Amerika’da bir imgelem yok zihnimde

fazla erkenden yapılmış şeylerin hafif ağrısı var sadece,

çok bereketli sayılmayacak bir komonun borusundan uçup giden

son gerçek notadan önce kodaya gelirken söylenen bir şarkı,

 

korkunç bir ani öfke misali ebediyen yükselen

karanlık bir delik.

 

Jim Chandler

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Nelson Gary “Siktir Et Şiiri”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

dmşti ringo 45’lik

otomatiğe şarjör takarken

hedefler çit direkleri

üzerine koyduğumuz

viski şişeleriydi bize

lisede okuttukları bütün o

afilli gereksiz kafiyeleri

siktir edin diye bağırdı ringo

jim beam’i vururken ve cam patlayıp

otların içine dağılmıştı memelerini

bir çift altı patlar

misali tutan bir kadının

bulunduğu porno dergisi

sayfasının üzerine basıp

geçti ateş ettiğim & ıska geçtiğim

jack daniels gibi ağzına kadar

dolu bir şiir geliyor mu

aklına & ringo

otomatiği kavradı &

jack’i aldı yerinden & sikmişim

metaforunu & sikmişim mecazını da

böyle zırvalıkları da & sikmişim

kerouac’ı & sikmişim bukowski’yi

aniden ringo 45’liğin

namlusunu alnıma

dayadı & namlu gittikçe

derime batarken

fısıldadı bama

& seni de sikeyim amigo.

 

Nelson Gary

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

 

A.D.Winans “İşçilere ve Üst Tabakadan Bağımsız Yuppilere Yazılmış Bir Şiir”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Bazı insanlar vardır ki savunurlar hayatlarını

Bir hadımın savunması gibi

Harem kapısını

Önemli bir tüyo almış

Bir borsacı gibi

Şu anki doların

Gerekenden daha kısa sürede

Bugünkü değerinin çeyreği

Edeceğini bilen

Bir bankacı gibi

Bir bardak kahvenin

Başında oyalanmaktansa

Yeğdir ölmek

Övünmeye ihtiyacı olmayan

Becerikli bir âşık gibi

Amerika’daki bütün sokak başlarında

Bulunan bütün muhabirlerin

Bütün mezbaha kasaplarının ve balıkçıların

Hayata dair senin vasat şairlerinden

Daha çok şey bildiğini unutma sakın

Boş teneke kutuyu

Tıkırdatan kör adam

Mezarlığa doğru

Giderken

BMW’sini gazlayan

Yuppiye kıyasla

Daha çok ses çıkartır.

 

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Joan Jobe Smith “Bir Dans Diyarı”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Küçük bir kızken annemin Pow Wow Cafe’de

garsonluk yaparken giydiği kırmızı

benekli kumaştan kısa eteğini ve

dekolteli beyaz köylü bluzunu

kolalayıp ütülemesini izlerdim ya da

araca servisçilik işi için giydiği beyaz püsküllü

botlarını parlatışını izlerdim, ona ne kadar güzel

göründüğünü ve benim de büyüyünce garson

 

olacağımı söylerdim ona ve o da derdi ki

yo, hayır, garson olmayı istemezsin,

berbat bir iş. Ama hiç söylemedi bana

ne olmam gerektiğini ya da yetişkinliğin sırlarını

 

aydınlatmadı benim için, ben de bir prenses veya

bir balerin yahut Eleanor Roosevelt olacağımı

farz ettim. Hiç hayal kurmadım, hatta Jules Verne gibi biri

olursam, o gün geldiğinde bin dans diyarına

 

gidecek ve boş günlerimde, bikinimi, püsküllerini

ve de payetlerini yıkayacaktım; ve birkaç

hafta üstsüz dans ettim, yalnızca bikini altlarını

yıkadığımı annemin fark etmemesini

 

umarak. Asla yapmamı istemediği

garsonluk işinden daha beter bir şey

yaptığımı öğrenecek diye o haftalar boyunca

nasıl da endişlenmiştim. Niye hiç

 

fark etmedi, bunu hiç bilemeyeceğim, analık görevidir

onun, hasta mıyım, yorgun muyum yoksa çaresiz miyim,

bunları bilmek göbek bağı kaynaklı öncelikleridir.

Yanıma kâr kalmasına izin verdiği için sevindiğim bir suç bu:

 

Çuvallarımı acayip bir malzemeyle

doldurup da, dağdan koşarak inip çölü aşarak

Absürtlük Denizi’ne varırken, elindeki boş silahla

başka yöne bakan güvenlik görevlisi.

 

Joan Jobe Smith “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

A.D.Winans “Sistem”

Bayan Arıza tarafından 3 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

İhtiyar adamlar ve kadınlar var

Hayatları boyunca çalışmışlar

Anca otuz kırk yılda

Emekliliklerini isteyebilmişler

Yirmi yıl ya da daha uzun yıllar boyunca

Çalışmış ihtiyar insanlar var

İşlerine son verildi

Ve kıdem tazminatı aldılar o oldu

Yaşlı insanlar var

Çalışmadıkları gün yoktu onların

Şirketlerinin batmasına tanık oldular

Ve emeklilik ödeneği kalmadığını öğrendiler o oldu

Parklardaki banklarda bulabilirsiniz onları

Veya pırıl pırıl süpermarketlerde dolaşırlarken

Veya muhitteki barlarda otururlarken

İçkilerini azar azar içerler

Kan nakli yaparmış gibi

Yapısı farklı oluyor hepsinin

Aynı can yelekleri gibi

Bazısı çelimsiz ve kel

Bazısı şişman ve terli

Bazısı öfkeyle sızlanıp dururken

Bazısı çektiği acıyı

Göstermeyecek kadar gururlu

Öyle gururludurlar ki köpek maması yerler

Ve tatlılarını arka sokaklardaki

Çöp tenekelerinden çıkartırlar

Sükûnetle

Çektikleri ızdırabın büyük kısmı boyunca

Kendilerini yüzüstü bırakan bir sistemin

İçinde bir inanışın esiri olmuşlar

Olağanmış gibi kimseler fark etmeden

El arabalarında taşınırlarken

Onları kahvaltılık gevrek olarak gören

Yalnızca kendi işlerini yapan

Adli tabiplerin onları kesip açmalarını beklerler

Aynı kasaplar gibi

Akşam yemeğini düşünerek

Nasıl olurdu diye

Nasıl olmalıydı diye

Nasıl olabilirdi diye

Hayatın usulü böyle

Politikacıların usulü böyle

Sıçan ve farelerin usulü böyle

Hayatta kalmaya çalışmanın dahi

Küçük bir zafere dönüştüğü

Bir sistem bu.

A.D.Winans  “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Tarihte Haziran ayında neler olmuş, bi’hatırlayalım…

Bayan Arıza tarafından 2 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

* 1 Haziran 1974: Alanis Morissette doğdu.

* 2 Haziran 1967: David Bowie'nin ilk albümü yayınlandı.

* 3 Haziran 1964: Rolling Stones, ABD'deki ilk TV şovuna "The Hollywood Palace"te Dean Martin'le çıktı.

* 5 Haziran 2002: The Ramones kurucularından Dee Dee Ramone, aşırı dozdan hayatını kaybetti.

* 6 Haziran 1992: Broadway müzikali Tommy, 5 Tony ödülü aldı. 

* 7 Haziran 1967: Dave Navarro doğdu.

* 8 Haziran 1974: Rick Wakeman solo kariyeri için grubu Yes'ten ayrıldı. 2 sene sonra geri döndü. 

* 9 Haziran 1972: David Bowie, "Rise and Fall of Ziggy Stardust" albümünü çıkardı.

* 10 Haziran 1966: Janis Joplin, San Francisco'da ilk konserini verdi.

* 11 Haziran 1965: The Pixies'ten Joey Santiago doğdu.

* 12 Haziran 1972: Creedence Clearwater Revival, "Mardi Gras" albümüyle altın plak aldı. 

* 12 Haziran 1982: Bruce Springsteen, Jackson Browne, James Taylor gibi sanatçılar Central Park'ta nükleer silahsızlanma için 450 bin kişiye konser verdi.

* 13 Haziran 1980: Meat Loaf'ın başrolde olduğu, Alan Rudolph'un yönettiği Roadie filminin prömiyeri gerçekleşti. Roy Orbison, Alice Cooper, Blondie filmde yer alan konuk oyunculardı.

* 15 Haziran 1965: Bob Dylan ilk kez elektrikli gitar kullanarak hit parçası "Like a Rolling Stone"u kaydetti. 

* 17 Haziran 1976: Ian Dury, Kilburn and the High Roads'la birlikte son konserini verdi. 

* 18 Haziran 1948: Nick Drake doğdu. 

* 18 Haziran 1942: Paul McCartney doğdu.

* 21 Haziran 1975: Ritchie Blackmore, Deep Purple'dan ayrılıp Rainbow'u kurdu. 

* 21 Haziran 1981: Steely Dan dağıldı. 

* 22 Haziran 1981: John Lennon'ı vuran Mark David Chapman, birinci dereceden suçlu bulundu.

* 23 Haziran 1981: Robert Fripp 7 yıl aradan sonra King Crimson'ın yeniden bir araya geldiğini açıkladı. 

* 23 Haziran 1962: Sonic Youth davulcusu Steve Shelley doğdu. 

* 24 Haziran 1965: John Lennon 2. kitabı "A Spainard in the Works"u yayımladı. 

* 24 Haziran 1990: Roger O'Donnell, The Cure'dan ayrıldı. 

* 25 Haziran 1995: Pearl Jam, çıktığı turneyi iptal etti. Grup elemanları bilet fiyatlarının gerektiğinden fazla olduğunu ve hayranlarının kandırıldığını açıkladı.

* 28 Haziran 1969: Jimi Hendrix, yeni bas gitaristinin eski silah arkadaşı Billy Cox olduğunu açıkladı.

* 28 Haziran 1997: Pink Floyd'un Dark Side of the Moon albümü, Billboard listesindeki 1056. haftasını doldurdu.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

A.D.Winans “Düşünmek Geçmişi ve Şimdiyi”

Bayan Arıza tarafından 31 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

Yıllar yılı önce 1964’te

Modesto’da çalıştığım vakitler

Stockton’a direksiyon sallar

ve oturup parka

şarapçılarla içerdim.

Salinas’ta tarla işçileriydı beraber içtiklerim

Crow’s Landing’teyken

Latino içki meclislerindeki

işsiz Meksikalılar

vardı yanımda

North Beach’te ve Mission’dayken

beleşçilerle ve hayatın sillesini yemişlerle

takılırdım

evsizler karaciğer sirozuyla esrarkeş

titremeleriyle cebelleşirlerdi şimdiyse AIDS’le

Fillmore’dayken

Caza merak sardım

Billie Holiday’e bıraktım kendimi

Kanayan kalbimi onarsın diye

Portrero’dayken

aldıkları maaşlar misali

küçüldükçe küçülen şu fabrika

işçilerinden son kalanları gördüm

korkuyorlardı işlerini kaybetmekten

Tenderloin’dayken

fahişelerle ve

bacaklarını açarmış gibi rahatça

el çantalarını açan

or.spularla içtim

Market Street’te

adi suçlularmışçasına

açık kapı aralıklarına çömelmiş

dilencileri gördüm

sırtlarına cennetin bulunduğu

yönü işaret eden tabelalar asmış

isa manyaklarından

az uzakta

eski Southern Pasific

demiryolunun manevra alanında

boş omuz çantalarını andıran

ifadesiz gözlerle sigaralarını tüttüren

şu makasçılardan son kalanları gördüm

tam da o sıra şehrin diğer yakasında

tâ Nob Hill’in tepelerinde

sosyeteden hanımlar

özel şoförlü limuzinlerinde oturmuşlar

sıska bacaklarının arasına

beyaz fino köpekleri yerleşivermişlerdi

insanlığın kirli tabakasından bihaber

kahverengi kese kâğıdına konmuş

ucuz porto şarabı içerek

üçüncü caddeyi ve howard street’i arşınlıyorum

aç bilaç üşümüş darmadağın

bugünlerde evsizler onlara mezarlığa kadar

eşlik edecek tanrılarını veya zatürreyi

beklerken tam da.

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013