• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

Krist Novoselic’den Akordeon’la “Royals” Yorumu

Bayan Arıza tarafından 15 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

İlginç bir cover’la karşı karşıyayız.

Nirvana basçısı aynı zamanda politikacı Krist Novoselic yılın büyük çıkış yapan sanatçısı Lorde’a ait “Royals” kaydını yorumladı.

Novoselic’in akordeon çaldığı enstrümantal yorum, demokratik oy platformu FairVote gecesinde gerçekleşti.

Krist Novoselic – Lorde’s “Royals” on the Accordion

Kaynak:  Radyo Eksen

Her yer Berkin her yer eylem

Bayan Arıza tarafından 11 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

Başbakan Erdoğan'ın emriyle vahşi polis saldırısı sırasında, başına gaz kapsülü isabet eden 14 yaşındaki Berkin Elvan 269 gün sonra yaşamını yitirdi.

Kaynak: Cumhuriyet

 

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: The Diving Bell And Butterfly

Bayan Arıza tarafından 11 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

Ramon Sampedro'nun yaşamını ele alan gerçek bir hikaye olan Mar Adentro (The Sea Inside/İçimdeki Deniz) filmini izledikten sonra karar verdim "The Diving Bell And Butterfly" filmini izlemeye. Ramon Sampedro'dan ayıran bir yanı vardı bu filmin.   Ramon Sampedro yazıyor, okuyor yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren ölüm üzerine destan yazan bir adamdı, Jean-Dominique Bauby sandalyeye ve yatağa bağlı göz kapaklarıyla dünya haritasını çizmiş kendini mücadeleye adayan  bir adam.

Filmin adı kahramanımız Bauby'nin kendi bedeninde hapsolmasını ve özgürlük çabasını simgelemektedir. Söz konusu dalgıç, sünger avcılarının kulaklığına benzer eski tip, metal bir dalgıç elbisesi giymektedir. Bauby rüyalarında kendisini, bedenini simgeleyen bu elbisesin içinde görmektir. Hareket edememekte, elbise ile birlikte derinlere batmaktadır. Bağırır, çırpınır, ama kimse sesini duyamaz. Kelebek özgürlüğün, bedeni durmuş bir insanın içinde yaşamaya devam eden insanlığın simgesi olarak"  seyirciye yansıtılıyor.   Hikayenin özüne baktık mı ikisinin birbirinden farkı yoktu, yaptıklarının farklılıkları gözardı edilemezdi. Ramon Sampedro ölüm üzerine destan yazarken, Jean-Dominique Bauby ölüme meydan okuyordu.   The Diving Bell And Butterfly, The Sea Inside (İçimdeki Deniz) gibi ölüm üzerinden yola çıkıyor. Burada anlatılan, ölümden çok yaşamayı arzulayan, bir şeyler başarmayı isteyen bir karakter üzerine kurulu.   Konuya dönecek olursak; kahramanımız Jean-Dominique Bauby, dünyaca ünlü bir moda dergisinde (Elle) editörlük yapan genç biri. Geçirdiği ani bir felçle bütün beyin fonksiyonlarını yitiriyor. Tek gözüyle iletişim kurabilen Bauby terapisti sayesinde hastalık sürecini atlatmak için mücadele veriyor. Aynı zamanda filmin ilk yarım saatinde sol gözüyle olaylara bakıyoruz.   Terapistiyle göz kapaklarıyla anlaşan Bauby kısa zaman içinde konuşamadıklarını yazıya döküyor, bunun sonucunda ortaya bir kitap çıkarıyor. Kendisini dalgıç elbisesi içinde tasvir eden Bauby, yaşamak için çırpınan biri değil, aynı zamanda ölmek için çırpınan biri de değil. Filmde terapistiyle kurdukları diyalog seyirciye "aralarında duygusal bağ mı var" sorusunu seyirciye yöneltiyor.    Elindeki imkânları kullanıyor Bauby. Yaptıklarını yapmaya devam ediyor. Yaşamaktan bir an olsun vazgeçmiyor, aynı zamanda ikinci kitabını hazırlamak için yola koyuluyor.   Film, Bauby'nin denizi seyrederken çocuklarının babalar gününde babalarını görmeye gelip konuşması ve Bauby'nin felçli olmasına rağmen konuşamamama sahnesi ve Bauby'nin babasının telefonda onu özlediğini söyleyip Bauby'nin hastalığına rağmen konuşamaması sahnesinde seyirciye burukluk yaşatıyor.   Filmde, tek gözüyle bir adamın neleri başarabileceğine farklı bir açıdan bakan yönetmeni takdir etmek gerekir. Film aynı zamanda içinde bulundurduğu soundtracklerle filmin atmosferine seyirciyi ortak etse de oyunculuk yönünden eksik kalıyor.   Kişisel olarak "The Sea Inside" filmini izledikten sonra, oradaki hem oyuncu kadrosu hem de filmin etkileyiciliği bende derin iz bırakmıştı, ama "The Diving Bell And Butterfly" için aynısını söyleyemem. Oyuncu kadrosu konusunda Mathieu Amalric yerine Bauby karakterinde başka oyuncu tercihi yapılabilirdi.   Cannes Festivali’nde "En İyi Yönetmen Ödülü"nü getiren “Dalgıç ve Kelebek/Le scaphandre et le papillon”, Elle dergisi editörü Jean-Dominique Bauby’nin gerçek yaşam hikâyesinden yola çıkarak yazdığı ve Türkçe’ye de çevrilen "Kelebek ve Dalgıç Giysisi" filmi benim için  Mar Adentro (The Sea Inside/ İçimdeki Deniz) filminin gölgesinde kalmış bir film olsa da sountrackleriyle, durağan anlatımıyla ve aynı zamanda  yönetmenin bu filmi çekmek için Fransızca öğrendiği bir filmdir.   Altını Çizdiklerim:   – "İçimi istila eden acıyı anlatmaya sözcükler yetmez. Ben, babaları saçlarını bile okşayamıyor, tüylü enselerinden yakalayamıyor ya da küçük, sıcak, pürüzsüz bedenlerine sarılamıyorum. Yine de onları hayatta görmek beni çok sevindirdi. Hareket ediyor ve gülümsüyor görmek. İşte buna güzel bir gün derim."  

– "Bir baba için, cevap veremeyeceği çok iyi bilinen oğluyla konuşmamak olmaması mı?"  

– "Sadece duyma ve işitme duyuları can çekişen ve şimdiden dörtte üçü mezara göre biçimlenmiş bedeninde hâlâ canlılığını koruyan iki duyuydu. Ne diyorsunuz, bu ucube ben miyim?" 

– "Kişisel mucizelere inanmak tehlikelidir. Kendinizi önemliymişsiniz gibi hissettirir. Bununla birlikte mucizevi bir şey gerçekleştiğini söylemeliyim. Şarkı söylemeye başlıyorum., homurdanıyorum, şarkı söylüyorum. Çok az işitiyorum, bazen kalp atışımı duyabildiğimi sanıyorum. Kendi kendime bunun bir kelebeğin kanadından çıkan sen olduğunu söylüyorum. Yadsınamaz bir ilerleme kaydediyorum. Belki de kelebeklerin kulağına sahibim. Hayranlıkla geleceği seyre dalıyorum. Yakında yaz bitecek. Ve ben, bu hastanedeki ilk sonbaharıma başlayacağım. Hayatım artık burası."   – "Zatürree oldum tam da ilerliyorum derken. Tıpkı kıyının kayboluşunu izleyen bir denizci gibi ben de geçmişimin yavaşça gölgenilişini izliyorum yavaş yavaş anılardan oluşan bir küle dönüşünü.  Ne dönüş!".

‘Sherlock 2016’da dönebilir’

Bayan Arıza tarafından 11 Mart 2014 tarihinde yazıldı.
Televizyonun sevilen dizisi Sherlock’un yaratıcıları, yeni sezonun 2016’da ekranlara dönebileceğini açıkladı.

Kısa bir süre önce üçüncü sezonu sonra eren Sherlock’un yaratıcıları Steven Moffat ve Mark Gatiss, dizinin geleceği hakkında ipuçları verdi.

Mini dizi şeklinde yayınlanan serinin yaratıcıları, yeni bölümlerin 2016’da hazır olacağını belirtti. Dizinin bu kadar gecikmesinin sebebi ise, Sherlock sayesinde ünlerine ün katan Benedict Cumberbatch ve Martin Freeman’ın yoğum programları. Gatiss dizinin geleceği için, “Sherlock’un devam etmesini çok isteriz ama başrollerimiz her geçen gün daha da ünlü oluyor” ifadelerini kullandı.

Dizinin Sherlock’u Benedict Cumberbatch’in seriyle yıldızlaştığını hatırlatan Moffat ve Gatiss, “Onun kim olduğunu kimse bilmiyordu. Kanal yöneticileri ve biz onu istedik. İlk deneme çekimine geldiğinde hepimizi etkiledi. Zaten böyle etkileyici yapımlar, yıldız isimlerle yapılmaz, şovun içinden yıldız isimler yaratır” dedi.

Dizinin yayıncı kanalı ise henüz resmi bir tarih açıklamadı.

Kaynak: ntvmsnbc

Oi Va Voi Türkiye turnesi için geliyor!

Bayan Arıza tarafından 11 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

Londralı altı genç müzisyenin kimlik arayışlarının dahiyane sonucu olarak ortaya çıkan Oi Va Voi, Hayal Kahvesi Shining Stars kapsamında 6 şehirlik bir turne için yeniden Türkiye'ye geliyor.

Londralı altı genç müzisyenin kimlik arayışlarının dahiyane sonucu olarak ortaya çıkan Oi Va Voi, Hayal Kahvesi Shining Stars kapsamında 31 Mayıs'ta Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde sahne alıyor.

Hayal Kahvesi Shining Stars sunar: Oi Va Voi…

İsimlerini Yidiş kökenli ve anlamı Aman Tanrım olan bir ünlemden alan İngiliz müzik grubu Oi Va Voi, bir kez daha Türkiye'ye, bu sefer 6 şehirlik bir turne ile geliyor. Oi Va Voi ile Türkiye'deki dinleyiciler arasından kurulan uzun süreli bağ, Hayal Kahvesi Shining Stars kapsamında İstanbul'un ardından, Bursa, Adana, Mersin, Gaziantep ve İzmir'e de taşınıyor.

90'lı yılların sonunda kurulan grup, kendilerine Avrupa dışında da ün kazandıran Refugee adlı şarkılarını 2003 yılından yayınlanmış olan Laughter Through Tears albümünde seslendirdi. Yahudi göçmeni ailelerin çocuklarından oluşan grubun şarkıları; drum'n bass, ska, trip hop, soul ve geleneksel Balkan tınıları ile yüklü…

Oi Va Voi'un, sınırları olmayan, kültrülerarası bir dünyada onlarla aynı dili konuşmayanların bile rahatlıkla anlayabileceği hislerle yazdıklarını ifade etmiş oldukları çalışmalardan Every Time, Yuri ve Yesterday's Mistakes gibi şarkıları ise sayısız coğrafyada ezberlenmiş durumda…

Biletler biletix'te

Kaynak: Milliyet

İskandinavya’dan sihirli bir caz sesi

Bayan Arıza tarafından 11 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

Norveç’te, tüm zamanların en çok satan caz sanatçısı ünvanını elinde bulunduran ve uluslararası birçok ödülün de sahibi olan Silje Nergaard, 18 Mart’ta Zorlu Center PSM’de vereceği konserle İskandinav caz ruhunu İstanbul’a taşıyacak.

16 yaşında müzik dünyasına adımını atan ve o zamandan beri çıkardığı albümler ile dünyanın ilgisini üzerine toplayan Norveçli caz sanatçısı Silje Nergaard, 18 Mart günü Zorlu Center PSM’de İstanbullu izleycilerle bir araya gelecek.

Caz ve pop müziği bir arada en iyi yoğuran ses

20 yıllık kariyerine 13 albüm sığdıran, yumuşacık sesi ve güçlü yorumuyla caz dünyasında kendine önemli bir yer edinen Silje Nergaard’ın ilk hit single albümü “Tell Me Where You Are Going” Japonya’da 1 numaraya yükselerek uluslararası başarı kazandı, İskandinavya ve İngiltere’de top 10 listelerine girdi. Muhteşem bir sese ve yoruma sahip olan Silje Nergaard’ın Dutch Edison Jazz Vocal Award, Årets Spellemann, USA Songwriting Contest gibi yerel ve uluslararası organizasyonlardan birçok ödülü bulunuyor. 2010 yılında kaydını yaptığı “A Thousand True Stories” ile en iyi düzenleme dalında Grammy’e de aday gösterilen sanatçı, caz ve pop müzik arasındaki dengeyi en iyi şekilde kuran müzisyenlerden biri olarak gösteriliyor.

Tarih: 18 Mart 2014

Mekan: Zorlu Center PSM, Drama Sahnesi

Bilet Fiyatları: 49 TL, 75 TL, 99 TL

Zorlu Center PSM’den öğrencilere jest!

Zorlu Center PSM, sanatsever gençleri de düşünerek limitli öğrenci biletlerini satışa sunuyor. Sevdiği müzisyeni dinlemek, Broadway Show’larını izlemek ya da farklı gösterileri Zorlu Center PSM’de takip etmek isteyen öğrenciler, performans günü 10.00 – 12.00 saatleri arasında, 20 TL’ye bilet alabilecek!

Kaynak: Milliyet

Coldplay’in yeni albümü Mayıs’ta

Bayan Arıza tarafından 7 Mart 2014 tarihinde yazıldı.
İngiliz müzik grubu Coldplay, Mayıs ayında yayınlayacakları yeni albümleriyle geri dönüyor.

Dünya ünlü müzik grubu Coldplay, 'Ghost Stories' adını verdikleri yeni albümlerini 19 Mayıs’ta yayınlayacaklarını duyurdu.

İngiliz grup, 9 şarkının bulunacağı yeni albümlerinden 'Magic' ve 'Midnight' adlı single’larını hafta içinde yayınlamıştı. ‘Ghost Stories’, grubun en son 2011’de çıkardıkları 'Mylo Xyloto’dan sonra yayınlayacakları 6. stüdyo albümleri olacak.

Chris Martin ve grup üyeleri yeni albümlerinin ilk tanıtım konserini Mart ayında gerçekleşecek iTunes festivalinde verecek.

Kaynak: ntvmsnbc

 

Queen sahneye dönüyor

Bayan Arıza tarafından 7 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

Queen hayranlarına ABD’den haber var. Efsanevi grup, yeni bir üye ile turne hazırlığında

 Efsanevi rock grubu Queen geri dönüyor. 'We Will Rock You', 'We Are The Champions' gibi dünyaca ünlü şarkılarda imzası bulunan grup, 19 gün sürecek bir turneye çıkmaya hazırlanıyor.

ABD’yi kapsayacak turnede gruba genç şarkıcı Adam Lambert eşlik edecek. Ülkede yayınlanan bir yetenek yarışmasıyla ün kazanan Lambert, 1991'de yaşamını yitiren Freddie Mercury yerine solistliği üstlenecek.

Queen hayranlarının merakla beklediği turne, 19 Haziran'da Şikago'da başlayacak.

Kaynak: ntvmsnbc

Banshee candır!

Bayan Arıza tarafından 5 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

Son dönem favorilerimden biri olan Banshee, Jonathan Tropper ve David Schikler’in yarattığı aksiyon tadında geçen farklı bir Amerikan dizisi.

Dizinin mekânı, Pennsylvania’da yer alan Amish kasabası. Esas oğlanımız ise Antony Starr ki kendisi kasabanın şerifi Lucas Hood’u canlandırıyor. Aslında şerifimiz, Ukrayna’lı gangster babası ve korkunç biri olan Rabbit’ten saklanmak için kasabanın önceki şerifini öldürüp onun yerine geçiyor. Olaylar bundan sonra başlıyor. Kendisini bir anda kasaba şerifi olarak olayların ortasında buluveriyor. Adaleti sağlamaya çalışırken bir yandan da kendini çok iyi kamufle ediyor.

Rabbit’in kızı Anastasia’yı Saray Bosna doğumlu Ivana Milicevic canlandırıyor. Anastasia ve Hood, vakt-i zamanında çok büyük aşk yaşamış olup, beraber suça karışıyorlar. Anastasia, Hood’a yamuk yapıyor ve Hood 15 yılını hapiste geçiriyor. Sonrasında hapisten çıkıyor ve bu garip kasabanın şerifi oluyor. Hatun da kimliğini “Carrie Hopewell” olarak değiştirip kasabanın savcısıyla evlenip iki çocuk yapıyor.

Rabbit ikisinin de peşini bırakmıyor. Kasaba zaten bir garip, Amish’ler ve kızılderililer arasında hiç bitmeyen sorunlar var.

Kasabanın bir de kötü adamı var ki harbiden kötü biri. Kendisi aslında bir Amish, ancak onlardan koparak bir canavara dönüşmüş; Kai Proctor (Ulrich Thomsen) adeta herkese kök söktürüyor. Danimarka doğumlu olan aktör çok sağlam bir  oyunculuk çıkarıyor.

Prodüksiyonda Six Feet Under, True Blood ve American Beauty’den tanıyıp sevdiğimiz Alan Ball var.

Bir de her daim şerif Lucas’ın yanında olan arkadaşları var. Mesela, kadın gibi giyinen hafif travesti hallerinde olan Hoon Lee, tam bir hacker ve Hood’un pis işlerini örtmede kendisine yardımcı oluyor.

Hood’un sahte kimliğini bilen bir Sugar Bates var (Frankie Faison), Hood’a kalacak yer veriyor. Kendisi kasabada bar işleten eski bir boksör.

Dizi, diğerlerinden farklı bir tatta ilerliyor. Farklı bir tarzı ve havası var. Heyecanı elden bırakmıyor, keyifle ve merakla izlettiriyor. Kesinlikle bir şans vermenizi öneriyorum.

Tarihte Mart ayında neler olmuş…

Bayan Arıza tarafından 3 Mart 2014 tarihinde yazıldı.

* 6 Mart 1970: Charles Manson'ın "Lie" albümü piyasaya çıktı.

* 9 Mart 1977: Sex Pistols, A&M Records'la anlaştı. Bir hafta sonra şirket 40 bin sterlin tazminatla anlaşmayı fes etti. 

* 10 Mart 1963: Jeff Ament doğdu. 

* 13 Mart 1996: Buenos Aires'te geceyi Ramones konseri için bilet kuyruğunda geçirenler, biletler kalmayınca kargaşa çıkarttı, birçok kişi yaralandı. 

* 15 Mart 1972: L.A'daki bir radyo kanalının dinleyicileri 1 saat boyunca aynı şarkı çalınca ters giden bir şey olduğunu düşünüp polisi aradı. Polis radyoya baskın düzenledi. Radyo korsanı Robert W. Morgan'ın sürekli çaldığı şarkı Donny Osmond'dan Puppy Love'dı. 

* 19 Mart 1970: Rolling Stone dergisi, John Lennon'ın "Come Together" şarkısının açılışındaki sözleri aslında Chuck Berry'nin "You Can't Catch Me" parçası için yazdığını açıkladı. 

* 20 Mart 1991: Eric Clapton'un 4 yaşındaki oğlu Conor, dairelerinin camından düşüp öldü. Clapton, oğlu için "Tears in Heaven"ı yazdı. 

* 30 Mart 1956: Johnny Cash, "I walk the Line"ın kayıtlarını tamamladı. 

* 31 Mart 1967: Jimi Hendrix, İngiltere turnesinin Finsbury Park ayağında gitarını ilk kez sahnede ateşe verdi. 

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler