• Güzel günler göreceğiz elbet ama ne zaman?

    Maalesef başka bir gündemimiz yok. Eski günlerimizi özlüyoruz. Normalleşmeyi istiyoruz. Evde kalarak -sözde- virüsten uzak kalıyoruz ama daha ne kadar koruyabileceğiz kendimizi? Yaşlıların ya da 20 yaş altındaki gençlerin evden çıkmaması güzel. Peki biz çalışmak zorunda olan yetişkinler ne yapacağız? Evimizi, çocuğumuzu ve yaşlılarımızı koruduk. Ama dışarıdan topladığımız virüsleri eve ...

A.D.Winans “İşçilere ve Üst Tabakadan Bağımsız Yuppilere Yazılmış Bir Şiir”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Bazı insanlar vardır ki savunurlar hayatlarını

Bir hadımın savunması gibi

Harem kapısını

Önemli bir tüyo almış

Bir borsacı gibi

Şu anki doların

Gerekenden daha kısa sürede

Bugünkü değerinin çeyreği

Edeceğini bilen

Bir bankacı gibi

Bir bardak kahvenin

Başında oyalanmaktansa

Yeğdir ölmek

Övünmeye ihtiyacı olmayan

Becerikli bir âşık gibi

Amerika’daki bütün sokak başlarında

Bulunan bütün muhabirlerin

Bütün mezbaha kasaplarının ve balıkçıların

Hayata dair senin vasat şairlerinden

Daha çok şey bildiğini unutma sakın

Boş teneke kutuyu

Tıkırdatan kör adam

Mezarlığa doğru

Giderken

BMW’sini gazlayan

Yuppiye kıyasla

Daha çok ses çıkartır.

 

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Joan Jobe Smith “Bir Dans Diyarı”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Küçük bir kızken annemin Pow Wow Cafe’de

garsonluk yaparken giydiği kırmızı

benekli kumaştan kısa eteğini ve

dekolteli beyaz köylü bluzunu

kolalayıp ütülemesini izlerdim ya da

araca servisçilik işi için giydiği beyaz püsküllü

botlarını parlatışını izlerdim, ona ne kadar güzel

göründüğünü ve benim de büyüyünce garson

 

olacağımı söylerdim ona ve o da derdi ki

yo, hayır, garson olmayı istemezsin,

berbat bir iş. Ama hiç söylemedi bana

ne olmam gerektiğini ya da yetişkinliğin sırlarını

 

aydınlatmadı benim için, ben de bir prenses veya

bir balerin yahut Eleanor Roosevelt olacağımı

farz ettim. Hiç hayal kurmadım, hatta Jules Verne gibi biri

olursam, o gün geldiğinde bin dans diyarına

 

gidecek ve boş günlerimde, bikinimi, püsküllerini

ve de payetlerini yıkayacaktım; ve birkaç

hafta üstsüz dans ettim, yalnızca bikini altlarını

yıkadığımı annemin fark etmemesini

 

umarak. Asla yapmamı istemediği

garsonluk işinden daha beter bir şey

yaptığımı öğrenecek diye o haftalar boyunca

nasıl da endişlenmiştim. Niye hiç

 

fark etmedi, bunu hiç bilemeyeceğim, analık görevidir

onun, hasta mıyım, yorgun muyum yoksa çaresiz miyim,

bunları bilmek göbek bağı kaynaklı öncelikleridir.

Yanıma kâr kalmasına izin verdiği için sevindiğim bir suç bu:

 

Çuvallarımı acayip bir malzemeyle

doldurup da, dağdan koşarak inip çölü aşarak

Absürtlük Denizi’ne varırken, elindeki boş silahla

başka yöne bakan güvenlik görevlisi.

 

Joan Jobe Smith “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

A.D.Winans “Sistem”

Bayan Arıza tarafından 3 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

İhtiyar adamlar ve kadınlar var

Hayatları boyunca çalışmışlar

Anca otuz kırk yılda

Emekliliklerini isteyebilmişler

Yirmi yıl ya da daha uzun yıllar boyunca

Çalışmış ihtiyar insanlar var

İşlerine son verildi

Ve kıdem tazminatı aldılar o oldu

Yaşlı insanlar var

Çalışmadıkları gün yoktu onların

Şirketlerinin batmasına tanık oldular

Ve emeklilik ödeneği kalmadığını öğrendiler o oldu

Parklardaki banklarda bulabilirsiniz onları

Veya pırıl pırıl süpermarketlerde dolaşırlarken

Veya muhitteki barlarda otururlarken

İçkilerini azar azar içerler

Kan nakli yaparmış gibi

Yapısı farklı oluyor hepsinin

Aynı can yelekleri gibi

Bazısı çelimsiz ve kel

Bazısı şişman ve terli

Bazısı öfkeyle sızlanıp dururken

Bazısı çektiği acıyı

Göstermeyecek kadar gururlu

Öyle gururludurlar ki köpek maması yerler

Ve tatlılarını arka sokaklardaki

Çöp tenekelerinden çıkartırlar

Sükûnetle

Çektikleri ızdırabın büyük kısmı boyunca

Kendilerini yüzüstü bırakan bir sistemin

İçinde bir inanışın esiri olmuşlar

Olağanmış gibi kimseler fark etmeden

El arabalarında taşınırlarken

Onları kahvaltılık gevrek olarak gören

Yalnızca kendi işlerini yapan

Adli tabiplerin onları kesip açmalarını beklerler

Aynı kasaplar gibi

Akşam yemeğini düşünerek

Nasıl olurdu diye

Nasıl olmalıydı diye

Nasıl olabilirdi diye

Hayatın usulü böyle

Politikacıların usulü böyle

Sıçan ve farelerin usulü böyle

Hayatta kalmaya çalışmanın dahi

Küçük bir zafere dönüştüğü

Bir sistem bu.

A.D.Winans  “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Tarihte Haziran ayında neler olmuş, bi’hatırlayalım…

Bayan Arıza tarafından 2 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

* 1 Haziran 1974: Alanis Morissette doğdu.

* 2 Haziran 1967: David Bowie'nin ilk albümü yayınlandı.

* 3 Haziran 1964: Rolling Stones, ABD'deki ilk TV şovuna "The Hollywood Palace"te Dean Martin'le çıktı.

* 5 Haziran 2002: The Ramones kurucularından Dee Dee Ramone, aşırı dozdan hayatını kaybetti.

* 6 Haziran 1992: Broadway müzikali Tommy, 5 Tony ödülü aldı. 

* 7 Haziran 1967: Dave Navarro doğdu.

* 8 Haziran 1974: Rick Wakeman solo kariyeri için grubu Yes'ten ayrıldı. 2 sene sonra geri döndü. 

* 9 Haziran 1972: David Bowie, "Rise and Fall of Ziggy Stardust" albümünü çıkardı.

* 10 Haziran 1966: Janis Joplin, San Francisco'da ilk konserini verdi.

* 11 Haziran 1965: The Pixies'ten Joey Santiago doğdu.

* 12 Haziran 1972: Creedence Clearwater Revival, "Mardi Gras" albümüyle altın plak aldı. 

* 12 Haziran 1982: Bruce Springsteen, Jackson Browne, James Taylor gibi sanatçılar Central Park'ta nükleer silahsızlanma için 450 bin kişiye konser verdi.

* 13 Haziran 1980: Meat Loaf'ın başrolde olduğu, Alan Rudolph'un yönettiği Roadie filminin prömiyeri gerçekleşti. Roy Orbison, Alice Cooper, Blondie filmde yer alan konuk oyunculardı.

* 15 Haziran 1965: Bob Dylan ilk kez elektrikli gitar kullanarak hit parçası "Like a Rolling Stone"u kaydetti. 

* 17 Haziran 1976: Ian Dury, Kilburn and the High Roads'la birlikte son konserini verdi. 

* 18 Haziran 1948: Nick Drake doğdu. 

* 18 Haziran 1942: Paul McCartney doğdu.

* 21 Haziran 1975: Ritchie Blackmore, Deep Purple'dan ayrılıp Rainbow'u kurdu. 

* 21 Haziran 1981: Steely Dan dağıldı. 

* 22 Haziran 1981: John Lennon'ı vuran Mark David Chapman, birinci dereceden suçlu bulundu.

* 23 Haziran 1981: Robert Fripp 7 yıl aradan sonra King Crimson'ın yeniden bir araya geldiğini açıkladı. 

* 23 Haziran 1962: Sonic Youth davulcusu Steve Shelley doğdu. 

* 24 Haziran 1965: John Lennon 2. kitabı "A Spainard in the Works"u yayımladı. 

* 24 Haziran 1990: Roger O'Donnell, The Cure'dan ayrıldı. 

* 25 Haziran 1995: Pearl Jam, çıktığı turneyi iptal etti. Grup elemanları bilet fiyatlarının gerektiğinden fazla olduğunu ve hayranlarının kandırıldığını açıkladı.

* 28 Haziran 1969: Jimi Hendrix, yeni bas gitaristinin eski silah arkadaşı Billy Cox olduğunu açıkladı.

* 28 Haziran 1997: Pink Floyd'un Dark Side of the Moon albümü, Billboard listesindeki 1056. haftasını doldurdu.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

A.D.Winans “Düşünmek Geçmişi ve Şimdiyi”

Bayan Arıza tarafından 31 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

Yıllar yılı önce 1964’te

Modesto’da çalıştığım vakitler

Stockton’a direksiyon sallar

ve oturup parka

şarapçılarla içerdim.

Salinas’ta tarla işçileriydı beraber içtiklerim

Crow’s Landing’teyken

Latino içki meclislerindeki

işsiz Meksikalılar

vardı yanımda

North Beach’te ve Mission’dayken

beleşçilerle ve hayatın sillesini yemişlerle

takılırdım

evsizler karaciğer sirozuyla esrarkeş

titremeleriyle cebelleşirlerdi şimdiyse AIDS’le

Fillmore’dayken

Caza merak sardım

Billie Holiday’e bıraktım kendimi

Kanayan kalbimi onarsın diye

Portrero’dayken

aldıkları maaşlar misali

küçüldükçe küçülen şu fabrika

işçilerinden son kalanları gördüm

korkuyorlardı işlerini kaybetmekten

Tenderloin’dayken

fahişelerle ve

bacaklarını açarmış gibi rahatça

el çantalarını açan

or.spularla içtim

Market Street’te

adi suçlularmışçasına

açık kapı aralıklarına çömelmiş

dilencileri gördüm

sırtlarına cennetin bulunduğu

yönü işaret eden tabelalar asmış

isa manyaklarından

az uzakta

eski Southern Pasific

demiryolunun manevra alanında

boş omuz çantalarını andıran

ifadesiz gözlerle sigaralarını tüttüren

şu makasçılardan son kalanları gördüm

tam da o sıra şehrin diğer yakasında

tâ Nob Hill’in tepelerinde

sosyeteden hanımlar

özel şoförlü limuzinlerinde oturmuşlar

sıska bacaklarının arasına

beyaz fino köpekleri yerleşivermişlerdi

insanlığın kirli tabakasından bihaber

kahverengi kese kâğıdına konmuş

ucuz porto şarabı içerek

üçüncü caddeyi ve howard street’i arşınlıyorum

aç bilaç üşümüş darmadağın

bugünlerde evsizler onlara mezarlığa kadar

eşlik edecek tanrılarını veya zatürreyi

beklerken tam da.

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

131 Adet R.E.M. Parçası Yayında

Bayan Arıza tarafından 22 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

R.E.M. 50 nadide kayıt toplamda 131 adet parçayı i-tunes üzerinden sunarak haftanın en büyük hareketini yapmış bulunuyor.

Albüme giremeyenler, canlı kayıtlar, b-yüzleri özetle 1988 ve 2011 yılları aralığında tavan arasında kalmış ne varsa yayında.

Yeraltı müzik sahnesinin aydınlık yüzü R.E.M. o dönem Warner Bros.’a bağlı olduğu için albüme Complete Rarities: Warner Bros. 1988-2011 adı verilmiş.

Ekip tüm kataloğunun yeni sürümünü dijital ortamda Mastered for iTunes başlığında yayına vermiş, geri planda kalmış Chronic Town EP’side buna dahil edilmiş.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: İtirazım Var

Bayan Arıza tarafından 22 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

Günümüzde yasak, sansür işleri sinema alanında o kadar kolay hale geldi ki sinemanın ders verme niteliği unutturulur oldu, bu da haliyle gerçekleri anlatmak için yola çıkan yönetmenler için   işkence oldu. Yasaklara karşı direnmeyi bilen ve bu işi kafaya koyanlar için o kuşağa söz dinletmeniz zordur, filmi çeken kişi 68 kuşağı gibi sorgulayan, "bu filmi önüme ne engel çıkarsa çıksın çekeceğim" kafasına sahip olunca işler değişiyor.  Onur Ünlü tam da böyle biri. Her şeyi umursayan, kafa yapısı itibariyle bu işlere kafa yoran biri. Kafaya koyduğunu çekmek onun meselesi. Zaten bu işten dönseydi ona yakışmazdı. Onur Ünlü, risk almayı seven bir adam, bu işte de risk almadan hiçbir şeye kalkışamazsınız.     Leyla ile Mecnun ve Şubat dizilerinde Onur Ünlü bu riskleri göze alarak çekti dizilerini."Sen Aydınlatırsın Geceyi" filmiyle iyi işler yaptığını gösteren Onur Ünlü, yola "İtirazım Var" ile devam ediyor. Cesaret babında filmin ismi topu doksana asıyor. Bu defa Onur Ünlü Türk sinemasında yapılmadık bir işe el atıyor. Bir İmam karakteri yaratıyor, bu karakter üzerinden hem güldürüyor, hem de sorgulatmayı başarıyor.    İtirazım Var’ın açılış sahnesinde arka planda çalan müzik ve namaz kılan cemaatle karşılaşıyorsunuz. Her şeyden önce küfür eden, içki içen bir imamla karşı karşıyayız. 

Mevzuya dönecek olursak; Selman Bulut camide imamdır. Namaz kıldıkları sırada Salih Kalyoncu adında biri vurulur. Bu olaydan sonra işin peşine polisler düşeceğine, cami imamı düşer. İmamın, katilin peşlerine düşmesi hesabına yatırılan paradan sonra oluyor. Salih Kalyoncu’nun sonradan tefeci olduğu ortaya çıkar, Selman pusuya düşürülür. Tefecinin ölümünden sonra bütün yük cami imamına kalır. Cinayetin soruşturmasına başlar İmam.    Türk sinemasında daha önce görmediğiniz bir olaya imza atar "İtirazım Var". Karakter imam olsa da, filmde anlatılmak istenen  İmamdan çok insan olma düşüncesi. Özündeki mesele devlet makamlarının pusu kurarak neler yaptığı, ceplerine indirdiği paraları kimsenin bilmediği ve bir İmamın gerçekleri araştırmak için yola koyulduğu düşüncesi. Bu bir doktor da olabilir, bir öğretmen de. İmamı burada metafor olarak görüyorum.   "Ne imamlar gördük içinde insan yok" düşüncesi izlerken aklınıza gelmiyor değil. İmam bir an olsun vazgeçmiyor yolundan, bu işin peşini bırakmıyor. Film boyunca günahı olmayan, suçlanan bir imamı izliyoruz, bu da bize AKP hükümetinin "Camide içki içtiler, öpüştüler" cümlesini hatırlatıyor.   İmam karakteri her açıdan filmde ayar vermeyi unutmuyor. Hırsızlıklar, banka hesapları, faizler vb. konulara el atıyor Onur Ünlü. Sadece bunlarla sınırlı kalmıyor film, hükümete ayarı filmde geçen sözlerle veriyor Onur Ünlü. "Hükümette tanıdığım olsa niye kredi çekmekten utanayım?". Camideki içki muhabbetlerine de inmeyi ihmal etmiyor. Gezide hayatını kaybedenlere Beşiktaş civarından selam ediliyor "İtirazım Var". Bununla sınırlı kalmıyor, şimdi aramızda olmayan Müslüm Gürses’i de unutmadığını gösteriyor "itirazım Var". Leyla ile Mecnun’dan tanıdığımız Serkan Keskin Vicdanı olan bir imamı oynuyor. Filmin bana kalırsa topu doksana asan karakteri de caminin İmamı.   Serkan Keskin yerine İmam karakterini başka bir oyuncu oynasa bu kadar gerçekçi oynar mıydı bilmiyorum ama Serkan Keskin bu işin üstesinden gelmiş. Hem güldürmeyi başarıyor hem de ciddiyetle oynuyor. Besmele çekip rakı içme sahnesi filmin en muazzam sahnelerinden. Aynı zamanda filmde Sırrı Süreyya’ya küçük rol verilmiş, daha önce F tipi filmine katkısı bulunan Süreyya’nın bu filmde de senaryoya katkısı var. Özellikle taş atan çocuklar göndermesinin Süreyya’nın fikri olduğunu söylemek yanlış olmaz.    Filmin biteceğini sandığınız an film bitmiyor, Onur Ünlü sizi ters köşeye yatırıyor. Özellikle "Faiz haramdır" sözlerinin geçtiği adamın silahı kafasına dayayıp öldüğü sahnede film bitti izlenimine kapılmanız kaçınılmaz oluyor. Sonuç olarak İtirazım Var’ın yanlış giden bir şeylere karşı İtirazı var. Ne tam olarak polisiye ne de komedi filmi. Politik hiciv adı altında, mizahı bol, sinema salonlarını işgal eden gereksiz komedi filmlerine göre kayda değer işlerden biri "İtirazım Var". 

Sid Vicious (Sex Pistols) Hakkında Bilmediğiniz 10 Şey:

Bayan Arıza tarafından 18 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

Birçoğunuz Sid Vicious’ın karizmatik, biraz tartışmalı da olsa, müzik tarihinin en etkileyici punk gruplarından Sex Pistols’ın bas gitaristi olarak biliyordur. 22 yıllık kısa hayatında hep sınırda yaşadığını da muhtemelen duymuşunuzdur. Eğer onu çok yakından takip ettiyseniz aşağıda sıralayacaklarımızdan da haberiniz olabilir, fakat muhtemelen bazı notlar sizi de oldukça şaşırtacaktır.

1. Sid Vicious’ın gerçek adı; John Simon Ritchie idi.

2. Vicious’ın, 70’lerin punk rock figürü Nancy Spungen’le aile içi şiddetin ve keyif verici maddelerin sık sık araya girdiği bir ilişkisi vardı. İlişkileri uzun sürmedi. Spungen, karnına aldığı tek bıçak darbesiyle, birlikte kaldıkları otel odasının banyosunda, ölü bulundu. Vicious bu olay yüzünden yargılandı ama ceza alamadan, aşırı dozda uyuşturucu yüzünden, hayatını kaybetti. (Bir çok yazar ve yönetmen, Vicious’un katil olmayabileceğini, sık sık odalarını ziyaret eden uyuşturucu satıcısının bu cinayeti işlemiş olabileceğini iddia etmişti)

3. Sid Vicious takma adını Sex Pistols solisti Johnny Rotten’ın hamster’ı Sid’den almıştı. Sid onu ısırınca Rotten’de takma adı bulmuştu.  Ritchie: “Sid is really vicious!” yani “Sid gerçekten çok hırçın” deyince meşhur isim de doğmuş oldu.

4. Sex Pistols’ın menajeri Malcolm McLaren konuk olduğu bir belgeselde; “Eğer Johnny Rotten’le tanışmadan önce Sid’le karşılaşsaydım, onu solist yapardım” demişti. “Gruptaki en karizmatik adam o!” diye belirtmişliği vardır.

5. Vicious’ın bas gitar çalmadaki becerisi  bazen sorgulanmıştı. Bir röportajında grubun gitaristi Steve Jones’a “Never Mind the Bollocks” albümündeki basları neden Vicious değil de siz çaldınız diye sorulduğunda Jones, “Sid o sırada sarılık olmuştu, hastanedeydi, çalacak halde değildi. Zaten çalabilecek miydi o da meçhuldü” demişti.

6. Sid büyük ihtimalle ölümüne sebep olan eroine kendi annesi Anne tarafından alıştırılmıştı. Sid’in ölümünden yıllar sonra verdiği bir röportajında Anne kendi oğluna aşırı dozda eroin kullanması yönünde telkinde bulunmuş olabileceğini itiraf etmişti.

7. Vicious’ın konserlerde hoplayıp zıplayarak yaptığımız pogo’nun da mucidi olduğu söylenir.

8. Sex Pistols’a katılmadan önce Vicious, Siouxsie and the Banchees ve The Flowers of Romance gruplarında davul çalıyordu.

9. Vicious,  The Damned elemanlarından birine şişe fırlatayım derken başka bir kıza isabet eden ve kızın kör kalmasına sebep olan olay yüzünden İngiltere’de bir süre hapis yatmıştı. Bundan sonra olayın gerçekleştiği  100 club kapılarını tüm punk gruplarına kapatmıştı.

10. 2006 senesinde Sex Pistols, Sid Vicious’la birlikte, rock and roll hall of fame’e katıldı. Punk rock’ın tipik bir davranışı olarak grup bu ödülü gitaristleri Steve Jones’un “Bir kere sizi müzeye koydular mı rock n roll bitmiş demektir” sözleriyle reddetmişti.

Kaynak: Radyo Eksen

Foo Fighters Albümü Sonbaharda Yayınlanacak

Bayan Arıza tarafından 16 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

Foo Fighters’ın merakla beklenen albümü sonbaharda dinleyicisi ile buluşacak.

2011 çıkışlı Wasting Light‘ı takip edecek LP Roswell/RCA Records etiketiyle yayına sürülecek.

Kayıtları; Şikago, Austin, Nashville, Los Angeles, Seattle, New Orleans, Washington ve New York’taki değerli stüdyolarda tamamlanan albümün kayıt aşamasını detaylandıran belgeseli de HBO kanalında gösterilecek.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Gemide

Bayan Arıza tarafından 16 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

“bi'memleket gibidir gemi. her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. kaidelere uyulmalıdır; kanunlara, nizamlara… ben de bu memleketin başşeyi gibiyim; başbakanı gibiyim mesela. her şey benden sorulur. denize çıktın mıydı bu küçücük gemi bi'memleket oluverir…aslında bi'başbakandan daha çok görevim var; çünkü onun bakanları var, adamları var, falanı var filanı var. benim yok. bu gemide güvenlik de eğitim de sağlık da eğlence de benden sorulur. kâmil de başbakanın en kıyak yardımcısı; siz de vatandaş, aynı zamanda memur gibisiniz. bu yüzden çok kıyak, çok disiplinli ve çakı gibi olmalıyız. sürekli kendimizi ve birbirimizi kollamalıyız…”   Kaptan’ın filmin başında bahsettiği gemi onlar için devlet gibi. Mevzuların hepsi geminin içinde gerçekleşiyor. Düzeni ve kontrolü sağlamak da kaptan ve mürettebatın işi. Kaptan görevi veriyor, tayfa uyguluyor. Gırgır, şamata her bok dönüyor geminin içinde.   Her şey tıkırında giderken Kaptan’ın paralarına çöküyor bir kesim adamlar. Sonrasında boksör denen adamın Kaptan’ın parasını kaptırması sonucu geminin elemanları adamların peşine düşüyor, bu esnada adamların esnesine binip adamlara yara veriyorlar, boksör bir hayat kadınını tayfanın içine katıyor. Her şey bir kadının gemiye sızmasıyla ve o kadına tecavüz edilmesiyle bozuluyor.   Bir kadının düzeni nasıl bozabileceğini gösteriyor “Gemide”, her şeyin nasıl bozguna uğradığını, bir kadının arkadaş ortamını nasıl bozduğunu film boyunca çıplak gözlerle izliyoruz. Kadın, gemiye sızdıktan sonra gemi, günahkâr bir şehre dönüşüyor. Kaptan’ın dediği gibi "Bu dünya iki şeyden yıkılacak, bi binadan, bi de zinadan." Sözü her şeyi açıklıyor. Kaptan’ın her zaman yanında olan Kâmil ile Kaptan ters düşüyor zaman geçtikçe. Gemide bulunan herkes birbiriyle ters düşüyor bir kadın için.     Tayfa arasındaki güven ve birbirini kollama kadından önce ve kadından sonra diye filmde ayrılıyor. Aynı zamanda filmde tayfa arası cigara muhabbetleri başı çekiyor. Özellikle Kâmil’in spor toto kazandığı ama spor totoyu yatırmadığı, kazandığı Samsunspor-Fenerbahçe maçını anlattığı sahne yeme de yanında yat cinsinden. Erkan Can ve Haldun Boysan oyunculuğun dibine vururken Naci Taşdöğen ve Yıldıray Şahinler bu iki ismin yanında hiç sırıtmıyor. Filmde müzikler Uğur Yücel’e ait. Final sahnesindeki müziğin uyumunu da atlamamak gerekir. Diyalog anlamında bu topraklarda böyle sahici işler zor çıkar, karanlık atmosferde bir gemiyle ve o tayfayla nasıl etkili bir iş ortaya çıkaracağını Serdar Akar bu filmiyle göz önüne seriyor. Aynı zamanda film 35. Altın Portakal Film Festivali’nde Serdar Akar’a “En İyi Yönetmen”, Erkan Can’a “En İyi Erkek Oyuncu” ödüllerini getiren film olmuştur.   Serdar Akar’a dönem itibariyle ayrı parantez açmak gerekir. Akar senaryoyu yazdıktan sonra oyuncuları belirliyor, ona göre filmi şekillendiriyor. "Gemide filmini çekerken maddi problemleriniz oldu mu?" sorusuna Serdar Akar şöyle cevap veriyor;   "Olmaz mı! Aslında şöyle söylemem lazım: Maddi problem olmadı, çünkü madde yoktu! Hakikaten yoktu. Ama para yok diye de senaryoda en ufak bir değişiklik yapmadım. Düşünebiliyor musunuz, filmde bir gemi olması gerekiyor ve hiç para yok! Bir arkadaş vasıtasıyla bulduk gemiyi. Geminin sahibine önce sadece senaryo yazıyoruz dedik. Sonradan bizim bir filmimiz var, sizin geminizde çekmek istiyoruz dedik. Adam bize kaç gün lazım diye sordu. 7 gün dedik. Bu gemiyi 7 gün size kiralasam, sülaleniz gelse ödeyemez, indirim yapsam gene ödeyemez, dedi. Doğruydu. Ama çekim yapmak istediğimiz zaman bayramdı. Ve bayramda gemi limanda duracaktı, bir de tadilat işleri vardı. O zaman bayram süresince çekin, dedi. Sonra tadilat bitince sefere çıkıp, yolda da çektik. Çekimler 17 gün sürdü. Geminin içi de komple dekordur. Yine paramız yoktu ama arkadaşlarımız vardı. Bizim için platolarını açtılar. O filmde şöyle bir durum var: Herkes benim film yapmamı bekliyordu, o yüzden telefon edip, "film çekiyorum, artık film var mı?" diye sorunca, büroya yüzlerce kutu film geldi. HAKİKATEN, GERÇEKTEN hep beraber yapılmış bir filmdir Gemide. Hiç tanımadığım reklâmcılardan film geldi".   Sonuç olarak, 90'lı yıllarda Aksaray civarında çekilen, ordaki ortamları, dalavereleri ve erkek kültürüne özgü öğeleri anlatan "Gemide", insanoğlunun ikiyüzlü olduğuna da  vurgu yapıyor.  Serdar Akar filmlerinde gördüğümüz samimi ve gerçekci diyaloglar, erotizm, bir gemi ve kaptanın tayfası, küfürbaz sahneler, sokak kültürü, dumanlı kafalar, dönen cigara muhabbetleri, gerçek hayatı doğal şekilde yansıtmasının yanında kısaca özetlemek gerekirse; düzeni bir kadının nasıl bozacağını, gemide çalışan tayfanın bir kadın yüzünden nasıl ters düşeceğini ve düşük bütçeyle nasıl büyük yapıtlar çıkacağını gösteren bu topraklarda çıkan en sahici işlerden biri "Gemide".   Filmde Altını Çizdiklerim:   “Seni karılar mı dövdü lan  Ne diyorsun lan  Karılara bakıp duruyorsun  S.ktir lan!"

***   “Or.spunun kızlığını bozduysak evlenecek halimiz yok ya. Kim bilir kaça satacaktı zarını pislik”   ***

– ben yapmadım abi, anamı s.ksinler ki ben yapmadım. sus lan ibne! ulan sizin vicdanınızı s.kiyim. nasıl bu boku hep beraber yediysek, yine hep beraber s.ke s.ke halledicez.”   ***

“Bu polisler olayları nasıl çözüyor?  Mesela bir cinayet oldu, napıyor he?  Hani saçının telinden, parmak izinden falan mı buluyor?   Herkesin parmak izi mi var poliste? Yok. Ama buluyor. İstedi mi her olayı çözüyor di mi lan? Sen o zaman neden ıslak geldin boksör?”   ***

– ben bu kıza aşık oldum abi… – ne? – napim abi? evleneyim mi ben bu orospuyla? – eğer bu kız bakireyse onu sen or.spu yaptın ibne. bir de hiç utanmadan arkadaşına da peşkeş çektin amc.k pezevenk. – peşkeş çekmedim abi. sana söylemekle beni tehdit etti zorla s.kti. – iğrençsiniz ibneler. bir de kızı öldürmeye kalkıyorlar. siz hakikatten kancıksınız lan. katil ibneler.

***

bu cigaraya acımam, sana değil, cigaraya acımam, sokarım g.tüne. önüne bak kaldırma kafayı.

***   – kaptan şunu yağlasana be. – napıcam, yağlayıp g.tüme mi sokucam?

***

"hatırlıyor musun?"  "hatırlıyom am.na koyim. hiç iyi şeyleri hatırlamaz bu kotkafa"

***

"Düzen bozuluyor Kâmil, dikkatli olmak lazım"

***

"Şu küçücük gemide niye düzen bozuluyo be Kâmil? Hee niye? Bi kız vardı, noldu?"

 ***  "P.zevengi öldür bir, cinayet. kızı al iki, adam kaçırma. kızı en az iki kişi s.k üç, ırza t.cavüz. her gece esr.ra takıl nerden baksan dört içicilik. heriflerin cebinden paralarını al beş gasp. bütün bu bokları yedikten sonra polislerin suratına bakıp "kusura bakmayın abi kaza oldu" diyemezsin. adamın g.tünden kan alırlar kâmil kan. hadi kız or.spu. ki bu ibneler bakireydi diyorlar. bakire kız nasıl or.spu olur anladım gitti. off her şey karışık. neyse… karı or.spu s.ktik, herif p.zevenk öldürdük, paralarını aldık. demezler mi "ulan siz misiniz bu kentin zaptiyesi". s.kerler oğlum hepimizi s.kerler. am.na kodumun boksörü neler açtı başımıza."