• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Luc Besson’dan “Lucy”

Bayan Arıza tarafından 27 Ağustos 2014 tarihinde yazıldı.

Birkaç aydır sinemaya gidememiştim. En son sanırım Noah’ı sinemada izlemiştim. Biraz kafa dağıtmak istedim, baktım Luc Besson’ın filmi “Lucy” vizyonda. Oyuncular da güzel, Morgan Freeman var, Scarlet Johansson var, Old Boy’dan tanıdığım Güney Kore’li oyuncu Min-sik Choi var. Nihayetinde tercihimi Lucy’den yana kullandım. Jeneriği izlemedim, sadece konusunu okudum; oyuncuları ve yönetmeni sevdiğimden filme şans verdim.

Soluksuz izledim ve hiç sıkılmadım. Kurgu ve geçişler tam benim istediğim gibiydi. Film ise orta halli sayılırdı. Sanki biraz da kısa geldi süresi. Çok sıkı bir girişle başladı aslında. Sonrasında da iyi gitti ama çabucak bitti. Sanki biraz aceleye getirilmiş gibiydi.

Senaryo da Luc Besson’a ait, kendisini çoğumuz Leon’dan hatırlar. Bu Fransız abinin Nikita’sı da güzeldir aslında.

Film “gerilim” ya da “bilim kurgu” kategorilerinde gösteriliyor ama biraz felsefe ve belgesel havasını da eklemek lâzım filme. Leon ile kıyaslanamayacak bir film elbette ama bu da yönetmenin kafasından geçen bir senaryoymuş besbelli. Bilim kurgu sever biri olmadığımdan biraz endişelenmiştim “sıkılır mıyım?” diye. Bu film bence bilim kurgu olarak bile ifade edilmeyecek kadar yumuşaktı, bilim kurgu severler hoşlanmayabilir bu bağlamda.

Filmin konusu ise şöyle; Tayvan'da yaşayan Lucy (Scarlett Johansson) erkek arkadaşının kazığı sonucu Tayvan uyuşturucu mafyasının eline düşer. Asyalı mafya grubu Lucy'nin karın boşluğuna ufak bir operasyonla, CPH4 adlı sentetik uyuşturucu dolu bir paket yerleştirir. Lucy'nin bu paketi Avrupa'ya ulaştırması gerekmektedir.

Ama tabii işler yolunda gitmez ve paket Lucy'nin karnında patlar. CPH4 maddesinin Lucy'nin vücudunda dağılması beklenmedik bir reaksiyona yol açar. İnsanlar normalde beyinlerinin yüzde 10'nu kullanırken, Lucy'nin beyni, kapasitesini aşarak olağanüstü güçler kazanmaya başlar.

Neticede film; insan, beyninin %100’ünü kullanırsa neler olabileceği ile ilgili mevzuyu işliyor. Kamera görüntüleri, dar açıdan çekimler, zamanda geri gidişler, olayın big bang’e kadar gidişi vb. görüntüler beni tatmin etti. Ayrıca aksiyon sahneleri de çok güzeldi. Müziklerini de beğendim. Klasik bir Luc Besson sineması. Zaten 2. yarıda mevzu Fransa’da finalleniyor haliyle.

Olay zaman kavramı ve felsefesi ile ilgili bence. Bu anlamda bilim kurgu diyemeyeceğim bir film. Herkesin filmden beklentisi farklı olacaktır. Ancak ben beğendim ve de sıkılmadan izledim.

Sonic Highways fragmanı geldi

Bayan Arıza tarafından 22 Ağustos 2014 tarihinde yazıldı.

Foo Fighters sekizinci stüdyo albümleri Sonic Highways için bir fragman yayınladı.

2014’ün en çok beklenenlerinden olan Foo Fighters’ın Sonic Highways albümü HBO kanalında bir belgesel dizisi olarak da ekranlardaki yerini alacak. Albüm tüm takipçiler tarafından merakla beklenirken, yayınlanan fragmanda taze kayıt “Something from Nothing”in yer alması beklentileri daha da arttırdı.

Yeni albüm için, Foo Fighters farklı ekipler, prodüktörler ve müzisyenlerle çalışmak üzere ABD’nin çeşitli yerlerini gezmiş, bütün şarkılar farklı stüdyolarda kaydedilmişti. Dave Grohl bunu fragmanda da yer alan şu sözler ile açıklıyor: “Bir albümdeki şarkıları yazdığın ve kaydettiğin yerdeki atmosfer, müzikal sonucu çok etkiliyor.” Sonic Highways’in müzikal anlamda birçok etkiyi barındıran bir albüm olacağına şüphe yok.

TV dizisi içinse, fragman bize karşımıza çıkacak şeyin bir belgeselden öte olduğunu gösteriyor. Bu dizi ülke çapında müzikal tarihi incelerken, aynı zamanda Foo Fighters’ın albüm için birlikte çalıştığı Willie Nelson, Macklemore gibi ünlü isimlerin de bu tarihsel çizgideki yerlerine değiniyor.

Dizi, 17 Ekim Cuma günü başlayacak. LP ise bütün dünyada aynı anda 10 Kasım’da raflardaki yerini alacak.

Foo Fighters Sonic Highways: Trailer (HBO)

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Moebius

Bayan Arıza tarafından 22 Ağustos 2014 tarihinde yazıldı.

Güney Kore Sineması ile Hollywood arasındaki farkı göster deseler; kıytırık sinema bilgime dayanarak Güney Kore sinemasını bir adım öne çıkarırdım. Güney Korelilerin yüksek bütçeli filmler yapmamaları haricinde sinemaya “rahatsız edici” bir özellik kazandırdığını söylemek yanlış olmaz. Bu rahatsız edici filmlerin yönetmenlerinden biri  Kim Ki Duk.  Kim Ki Duk’un hayatı diğer yönetmenlere göre farklı, bu farklılık aynı zamanda filmlerine de yansıdı.

Kabataslak kendisinden bahsetmek gerekirse; Kim Ki Duk bir taşra köyünde doğdu,  Yaramaz bir çocuk olan Kim-ki Duk eğitim hayatı için tarım eğitimi veren bir okula gönderildi, maddi yetersizliklerden dolayı okuyamayan Kim Ki Duk okuldan ayrılıp  fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başladı. 20 yaşında deniz kuvvetlerine katıldı, 5 yıl çavuş olarak görev yaptı. Bu da kendi hayatına birikimler sağladı.

Kim ki –Duk’un diğer yönetmenlerinden ayrılan bir özelliği vardı, bu da sinema eğitimi almayışı ve kimsenin yanında çalışmayışıydı. İlk sinema deneyimi  Timsah’ı 1996 yılında çektikten sonra ağır eleştiriler aldı, ama bu eleştiriler kendisini yıldıramadı bu yolda iyi işler çıkardı. Ufak da olsa Kim ki Duk’un hayatı bundan ibaret.

Filmlerinde rahatsız edici, herkesin hazmedemeyeceği (şiddet, yaralama, kavga, acı, ensest ilişki) gibi konular üzerinde durdu kendisi. Filmografisinde bütün filmlerini izleme şansım olmadı ama “Moebius” filmi Kim ki-Duk sinemasına alışkın olmayanlar için hazmedilmesi zor bir film. Rahatsız edici birçok unsuru Kim ki-Duk filmin içine yerleştirmiş, hiçbir şeyden geri kalmamış.

Moebius'un  diğer  özelliği  filmde hiçbir diyalog bulunmaması. Kim ki -Duk'un filmde diyaloglara yer vermemesi, replik bulunmaması hiç rahatsız etmiyor izleyeni. Kim ki Duk’un filmlerine alışık olanlar için geçerli bu, alışık olmayanlar için rahatsızlık söz konusu olabilir. Filmde; diyaloglar yerine ağlama, gülme, bağırmalar var ve diyaloglardan daha çok şey anlatarak boşluğu dolduruyor. 

Filmin başlarından itibaren karısını aldatan bir kocanın karısı tarafından cinsel organını kesmeye çalışan bir kadını görüyoruz, kadının başarısız olması sonucu cezalandırılan çocuk oluyor.  Bu sahneden itibaren “kan ve şiddete hoş geldiniz”diyor Moebius. Kadının çocuğunun cinsel organını kesmesi sonucu çocuk, sokakta ve okulda arkadaşları tarafından alay konusu oluyor. Cinsel organının kaybettiği kaygıyla çocuk bir canavar birine dönüşüyor, babasının önerileriyle mazoşist yeni alternatifler keşfederek acıdan zevk almayı öğreniyor.

Şiddet üzerinden zevk vermeyi seviyor Kim ki- Duk. Baba ve oğulun taşı ayaklarına sürttüğü orgazma ulaştığı sahnelerde bunu görüyoruz. Seyirciye şiddet üzerinden zevk yaşatıyor Kim ki Duk. Baba kendi penisini oğluna  naklediyor. Çocuk penis nakliyle ilk denemesini babasının birlikte olduğu kadınla yapmak istiyor ama bunu başaramıyor.

Anne karakterini oğlunun cinsel organını keserken gördük filmin başında, filmin sonlarında da oğlunu arzulayan bir anne olarak görüyoruz. Bu sahneler kadının erkeğin cinsel organa karşı düşmanlığıyla bağdaştırılması yanlış sayılmaz, özellikle kocası tarafından aldatılmasının faturasını oğlundan çıkarması kadınların bakış açısıyla  “bütün erkekler aynıdır” sözüne denk geliyor.  Aynı zamanda bu durum Odipus Kompleksi üzerinden anlaşılabilir, Odipus kompleksinde  her çocuk erken yaştan itibaren ebeveyne ilgi duyabilir.  Çocuğun sertleşme yaşadığı tek yer annesinin yanı. Annesinin çocuğunu  arzulaması kimi izleyiciler tarafından “ahlaksız” olarak nitelendirebilir ve Kim ki Duk’un uyguladığı bir yöntem bu seyirciyi rahatsız edebilir.

Anne ve Oğul yaptıklarından dolayı pişman bir profil çizse de, filmin başlarından itibaren çocuğun penisini keserek cezalandıran anne ile Baba’nın  rolleri değiştiriyor. Baba, annenin çocuğunu arzulaması nedeniyle çocuğunun penisini kesmek istiyor. Filmin merkezinde penis ve erkeklik var. Aile içi şiddet filmin başından  sonuna kadar sürüyor. Penisini kaybeden çocuk canavara dönüşüyor, penisini kaybettiği için baba çocuk için çözüm yolu arıyor, annesi çocuğunu sertleştiriyor ve çocuğunu arzuluyor. Çocuğunu arzulayan annenin cezasını baba kesiyor, son olarak geriye sadece çocuk kalıyor. Çocuk ta  bütün bunlara sebep olan cinsel organına cezayı kesiyor.

Her şeyin sonunda  erkek te kadın da organına takıntılı olduğunu anlatıyor yönetmen. Tüm bunları anlatırken konuşmuyor, diyalog kullanmıyor. Diyalogtan daha etkili yol izliyor, oyuncular da iyi iş çıkarıyor.  Benim için rahatsız edici, sapkın derecesinde iğrenç bir film değildi “Moebius”. Kim ki Duk’u tanıyanlar için kurallar yine alt üst edilmiş şekilde  karşımıza çıkıyor. Ne kamera çekimleri, ne kurgunun önemine takılmayanlar bu filmi sevecektir, çünkü kamera çekimlerinden önemli şeyler de vardır bu hayatta.  İşte o önemli şeylerden biri “Moebius”.

Leonard Cohen: Popular Problems

Bayan Arıza tarafından 17 Ağustos 2014 tarihinde yazıldı.

Kanadalı şair Leonard Cohen 21 Eylül’de 80. yaşını kutlayacak.

Sanatçının yeni yaşı yeni bir albümle onurlandıracak.

2012′de Old Ideas‘ı paylaşan sanatçının 13. olacak yeni LP’sinin adı Popular Problemsolacak.

Sanatçı Old Ideas döneminde verdiği bir röportajla hali hazırda elinde duyulmamış -ve albüme girmemiş- yeni kayıtlar olduğunu söylemiş, yakın zamanda paylaşacağına işaret etmişti.

Leonard Cohen – Darkness

Kaynak: Radyo Eksen

Tarihte Ağustos ayında neler olmuş bi’hatırlayalım…

Bayan Arıza tarafından 4 Ağustos 2014 tarihinde yazıldı.

* 2 Ağustos 1977: The Who, 350 bin sterlin ödeyerek Shepperton Stüdyoları'nı satın aldı.

* 3 Ağustos 1963: Beatles 294. ve son konserini Liverpool'daki Cavern Club'da verdi.

* 6 Ağustos 1996: Eddie Vedder ve Chris Cornell, Ramones'un son konserinde grupla birlikte sahneye çıktı.

* 9 Ağustos 1964: Bob Dylan ve Joan Baez, New York'daki Forest Hills'de ilk defa birlikte sahneye çıktılar.

* 13 Ağustos 1976: The Clash, Londra'da ilk konserini verdi.

* 16 Ağustos 1980: Cozy Powell Rainbow'dan, Bill Ward Black Sabbbath'dan, Jah Wobble Public Image Ltd.'den ve Jools Holland da Squeeze'den ayrıldıklarını açıkladı.

* 21 Ağustos 1952: Joe Strummer doğdu.

* 21 Ağustos 1970: Supertramp'in ilk albümü çıktı.

* 22 Ağustos 1967: Layne Staley doğdu.

* 22 Ağustos 1978: Joy Division, ilk 45'liği "An Ideal for Living"i piyasaya sürdü.

* 22 Ağustos 1981: İlk Monsters of Rock Festival'i Donnington Castle'da gerçekleşti.

* 28 Ağustos 1978: Television dağıldı.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

   

Radiohead Davulcusu Philip Selway’den Yeni Video

Bayan Arıza tarafından 4 Ağustos 2014 tarihinde yazıldı.

Radiohead Davulcusu Philip Selway’den Yeni Video

Sonbaharda yeni albüm için stüdyoya girmeye hazırlanan Radiohead’in davulcusu  Philip Selway, 7 Ekim’de Bella Union etiketiyle piyasada olacak ikinci solo albümü Weatherhouse’da yer alan şarkısı ‘Coming Up for Air’in videosunu paylaştı.

İspanyol film ortaklığı NYSU’ya teslim edilen video Madrid’de çekildi.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Noah

Bayan Arıza tarafından 4 Ağustos 2014 tarihinde yazıldı.

Darren Aronofsky, daha önce “Black Swan" ve "The Wrestler” filmiyle tanıdığım bir yönetmen. İzlediğim  filmlerde kötü iş çıkardığını söylemek benim adıma yanlış olur, en azından The Wrestler filmiyle bendeki yerinin ayrı olduğunu söylemem gerekir.  2014 yılı sinema açısından  fazlasıyla tatmin edici bir yıl oldu mu bilmem ama bu senenin çokça konuşulan filmlerinden biri “ Noah” (NUH)  Darren Aronofsky film hakkında şunları diyor;

“İzleyiciler, Nuh hikayesinin bütün muhteşem anlarını bekleyebilirler… Gemi, hayvanlar, düşmüş melekler, ilk gökkuşağı, güvercin. Ama yeni ve beklenmedik açılardan yakalanacaklar. Daha önce görülenleri tekrarlamak yerine Yaratılış kitabında yazılanları dikkatle inceledik ve ardından bu mucizelerin gerçekleşebileceğini düşündüğümüz bir ortam yarattık.” 

Filmin bu kadar konuşulma nedeni hikayenin İncil’den uyarlanma olmasıydı, ikincisi ise oyuncu kadrosu. İncil'den alıntılar içermesi  Vatikan’da  tepki çekti, çoğu seyirci bu filmi bu nedenle izlemedi.  Dini açıdan bakacak olursak;  şöyle kabataslak bir şey söyleniyor kaynaklarda."  Kuran, Tevrat, İncil’de yazan ortak düşünce;  Tanrı  Nuh’tan bir gemi yapmasını ve her tür hayvandan birer çift almasını istediği yönünde. "

Darren Aronofsky insanlık tarihinin en önemli hikayelerinden biri olan Nuh’un Tufanını alıp yeniden kurgulamış.  Hikaye’nin Nuh’un Tanrı ile haberleşmesi üzerine başlıyor. Babadan oğula geçiyor hikaye. Nuh’u filmin başlarından itibaren bir bilge olarak görüyoruz.

Bir gemi inşa edip insanlığı felaketten kurtarılışını anlatıyor “ Noah” ( Nuh) Her şeyin insanın yok ettiğini resmediyor.   Ailesiyle kendi gemisini inşa eden Nuh, bu gemide ailesiyle birlikte yaşıyor, bir şeyler için uğraşıyor.  Nuh, insanların dünyayı mahvettiğinden, inşa ettiği Gemide masum olan hayvanları kurtarmaktan bahsediyor. NUH, dünyaya karşı bir savaş halinde, aslında bu savaş insanlığa karşı verdiği bir savaş. Çünkü her şeyi insanlar mahvediyor. Gemi inşa eden Nuh’u bu süreçte zorlu süreç bekliyor. 

Cennetten ayrılıp dünyaya gelen, ceza olarak da taş suretine bürünenleri karşımızda görüyoruz.  Taşa dönüşmeleri Tanrı'dan izinsiz dünyaya inmelerinden kaynaklanıyor.  İlk başta taş suretler Nuh’a yardıma yanaşmasa da sonrasında Tanrı’dan aldıkları emirle Nuh’a yardım ediyor.  Nuh’u bu süreçte ayakta tutan hem inancı, hem de Taş suretler oluyor. Nuh, tanrı tarafından gönderilmiş biri olarak karşımızda. Taşa dönüştürülenler de Nuh’un koruyucu melekleri. 

Hikaye bu çizgide ilerliyor. Hikaye bu çizgide ilerlerken Nuh’un çocuklarına ve karısına dair elle tutulur bir diyaloga rastlayamıyoruz. Özellikle kardeşler arasında diyalog olmaması filmin en büyük eksiklerinden biri.  Filmin başlarından itibaren kurtarıcı, bilge bir karakter olarak karşımıza çıkan Noah (Nuh), filmin ikinci yarısında seyirciyi şaşırtıyor. Filmin ikinci yarısında acımasız birine dönüşen Nuh, yakın zamanda kendisinin böyle olmayacağını anlıyor, merhametli biri olduğunu hatırlıyor. Özellikle Oğlu ile evlat edindiği Ila'nın çocuklarını öldürmek zorunda kalıp öldürememe sahnesi filmin en buruk sahnelerinden biriydi.

“Noah", görselleriyle, efektleriyle iyi bir iş ortaya koysa da 2.5 saate yakın zaman dilimi film için uzun süre.  Russell Crowe ismi üzerinde de dikkatlice durmak gerekir. Başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkan Russel Crowe oynadığı “ Noah” (Nuh) karakterinin hakkını verirken, başka bir oyuncu seçimi olsaydı bu kadar etkileyici olur muydu diye düşünmeden edemiyoruz.  Anthony Hopkins’de Noah’ın büyükbabası rolüyle karşımıza çıkıyor, iyi iş çıkarıyor. Nuh'a partner olarak eşlik eden  Naameh rolüyle karşımıza çıkan Jennifer Connelly , Russel Crowe yanında sırıtmıyor. 

Üzerinde  daha fazla tespitler yapabileceğimiz , 'Benim Tanrım Yok' diyen bir yönetmenin filmi “ Noah”.  Nuh, hikayesini  İncil’den alıyor. Bunun üzerinden Vatikandan ayar yese de filmin uzun değil de kısaltılması film adına iyi bir iş olabilirdi. Vatikandan ayar yemesinden değil, filmin süresinin uzun olduğundan.

Not: Bu Bir Eleştiri Yazısı Değildir, üstünde daha fazla tespit yapılacak bir film olduğundan eleştirmenlerin bu tespitleri yapması daha doğru olur. Bu sadece film hakkında kişisel film analizi kategorisine girebilir.

Yeni karakterler geliyor

Bayan Arıza tarafından 31 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

Dünyaca ünlü dizi Game of Thrones'a 9 yeni karakter daha geldi.

 

ABD’de düzenlenen Comic Con fuarına katılan Game of Thrones kitap serinin yazarı George RR Martin ve dizi ekibi, dizinin 5. sezonu hakkında ipuçları verdi.

Karayip Korsanları filmiyle tanınan Jonathan Pryce, diziye yeni katılan oyuncular arasında en dikkat çeken isim oldu. Pryce’ın yanı sıra Keisha Castle Hughes, Alexander Siddig ve Toby Sebastian diziye yeni katılan isimlerden oldu.

5. sezonuyla 2015 yılında seyirciyle buluşacak diziye yeni katılan karakterlerin çoğu Dorne Krallığı’na mensup olacak ve akrabaları Oberyn Martell’in intikamını almak için çaba sarf edecek.

 

Kaynak: Sözcü

Her bilet bir fidan!

Bayan Arıza tarafından 31 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

Heavy metalin dev isimleri Ağustos'ta KüçükÇiftlik Park'ta buluşacak. Megadeth, HIM, Amon Amarth, Haggard gibi isimlerin buluşmasında her bilete bir fidan dikilecek.

 

Bu yıl ilki düzenlenen Rock Off Festival, heavy metal’in dev isimleri Megadeth, HIM, Amon Amarth’ı ağırlayacak. Gojıra, Stratovarıus, Jorn Lande, Haggard, Turısas, Ayşe Saran, Murat İlkan, Murder Kıng, Knight Errant’ın da sahneye çıkacağı festival 2-3-4 Ağustos tarihlerinde Maçka KüçükÇiftlik Park’ta düzenlenecek.

Festival kapsamında Dragon’s Den etkinlik çadırında, Rock FM moderatörlüğünde Roger Waters’ın gitaristi Dave Kilminster ile workshop, Danny Cavanagh (Anathema) akustik performansı, festival gruplarından Jorn Lande ve Haggard soru-cevap seansı, Türkiye ’nin en önemli spor yorumcularından Kaan Kural ile söyleşi gibi etkinlikler de var. Sosyal sorumluluk kapsamında TEMA Vakfı’yle işbirliğine giden festivalde her bilet için bir fidan dikilecek. Biletleriyle Rock Off Festivali Hatıra Ormanı’nı oluşturulacak katılımcılara basılı ya da e-mail yoluyla sertifika iletilecek.

Festival Programı

2 Ağustos Cumartesi HIM Stratovarius Haggard

3 Ağustos Pazar Amon Amarth JORN Turisas

4 Ağustos Pazartesi Megadeth Gojira

 

Kaynak: Sözcü

Açlık Oyunları: Alaycı Kuş’un fragmanı yayınlandı

Bayan Arıza tarafından 31 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

Heyecanla beklenen The Hunger Games (Açlık Oyunları) serisinin son filminin ilk fragmanı yayınlandı.

Büyük bir hayran kitlesi bulunan serinin üçüncü halkası olan Açlık Oyunları: Alaycı Kuş – Bölüm 1’in fragmanı ilk olarak ABD’nin San Diego kentinde düzenlenen Comic Con fuarına gösterildi ardında da tüm dünya ile paylaşıldı.

Yönetmenliğini, ikinci filmi de yönetmiş olan Francis Lawrence’ın üstlendiği filmin başrolünde serinin diğer filmlerinde olduğu gibi Jennifer Lawrence ve Josh Hutcherson’ı izleyeceğiz. Açlık Oyunları: Alaycı Kuş – Bölüm 1’de Hutcherson ve Lawrence’a Liam Hemsworth, Julianne Moore ve Philip Seymour Hoffman da eşlik etti.

Geçtiğimiz Şubat ayında hayatını kaybeden Philip Seymour Hoffman'a da filmin fragmanında yer verildi.

FİLMİN KONUSU

Jennifer Lawrence’ın hayat verdiği Katniss Everdeen karakteri, evi 12. Bölge'nin tamamen yıkıma uğradığını öğrendiğinde neler olup bittiğini görebilmek için oraya geri döner. Karşılaştığı manzara ise tam anlamıyla dehşet vericidir. Kazananların kaldıkları evler dışında her şey harabeye dönmüş, insanlar artık yeraltında yaşamaya başlamış ve hükümetin ölümcül politikasının karşısında hayatta kalmak için mücadele etmeye başlamışlardır. Nükleer silahların dahi söz konusu olduğu bu atmosferde, Katniss gerçekten de protesto hareketinin yüzü olmaya başlar ve bu sorumluluğu bir türlü kabullenemez. Yükselen bu isyan dalgasının içerisinde yer alamamasının nedenlerinden en önemlisi de Peeta'nın hayatının tehlikede olmasıdır.

Kaynak: Hürriyet