• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

Tarihte bu ay: Mayıs

Bayan Arıza tarafından 29 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

* 1 Mayıs 1988: Dark Side of The Moon, 725 haftanın sonunda Amerika listelerinden çıktı. 

* 2 Mayıs 1964: The Beatles'ın "Second Album" plağı 2 hafta içinde ABD'de 1 numara oldu ve müzik tarihi içinde listelerde en hızlı yükselen albüm oldu. 

* 4 Mayıs 1959: İlk Grammy Ödülleri'nin sahipleri açıklandı. Kazananlar: Domenico Modugno-Volare, Champs-Tequila ve Kingston Trio-Tom Dooley 

* 6 Mayıs 2005: Audioslave, Küba'da konser veren ilk ABD'li grup oldu.

* 7 Mayıs 1977: The Jam, In The City ile İngiltere müzik listelerine girdi. 

* 7 Mayıs 1991: Macon, Georgia'da bir çiftin, oğullarının Ozzy Osbourne'un müziğinden etkilenerek intihara teşebbüs ettiğini iddia ederek açtığı dava düştü. 

* 9 Mayıs 1968: Beatles, EMI ile kontrat imzaladı. 

* 9 Mayıs 1962: Depeche Mode grubunun solisti David Gahan, İngiltere'de dünyaya geldi.

* 10 Mayıs 1960: Bono (Paul Hewson) doğdu. 

* 11 Mayıs 1981: Bob Marley hayatını kaybetti. 1977 yılında parmağında oluşan bir yara yüzünden gittiği kontrolde kendisine deri kanseri teşhisi konmuştu. Almanya'dan uçakla ülkesi Jamaika'ya giderken durumunun kötüleşmesi üzerine Miami'de bir hastaneye kaldırıldı ve bu hastanede hayatını kaybetti. Marley, öldüğünde henüz 36 yaşındaydı. Tümör, ciğerlerine ve beynine kadar ilerlemişti ve bu da sanatçının ölümüne sebep oldu. Oğlu Ziggy'ye söylediği son söz "Para hayatı satın alamaz" oldu. 21 Mayıs'ta Jamaika'da devlet töreniyle defnedildi.

* 12 Mayıs 1973: Lou Reed'in "Walk on The Wild Side" şarkısı İngiltere müzik listelerine girdi.

* 12 Mayıs 1942: Ian Dury doğdu. 

* 13 Mayıs 1968: Beatles, İngiltere'de Kraliçe için konser vermeyi reddetti. 

* 14 Mayıs 1998: Frank Sinatra öldü.

* 14 Mayıs 1957: Elvis Presley, porselen kaplama bir dişini yuttuğu için hastaneye kaldırıldı. 

* 15 Mayıs 1980: Sex Pistols filmi "The Great Rock and Roll Swindle" yayınlandı. 

* 16 Mayıs 1976: Patti Smith ilk İngiltere konserini Stranglers'la birlikte verdi.

* 16 Mayıs 1969: Pete Townshend, konserde sahneye çıkan polis memurunu aşağı itince tutuklandı. 

* 16 Mayıs 1998: Keith Richards, sandalyeden düşüp kaburgalarını zedeledi. "Bridges to Babylon" turnesinin birkaç konseri iptal edildi. 

* 17 Mayıs 1964: Bob Dylan, Royal Festival Hall'da ilk Londra konserini verdi. 

* 18 Mayıs 1980: Joy Division solisti Ian Curtis, İngiltere'deki evinin mutfağında ölü bulundu.

* 20 Mayıs 1971: Chicago grubundan Pete Cetera, Dodgers taraftarlarıyla girdiği kavgada dört dişini kaybetti.

* 22 Mayıs 1959: İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Steven Patrick Morrissey dünyaya geldi.

* 27 Mayıs 1964: 11 İngiliz öğrenci, The Rolling Stones solisti Mick Jagger'ın saç kesimini taklit ettikleri için okullarından uzaklaştırıldı.

* 30 Mayıs 1992: Paul Simon, Edie Brickell ile evlendi. 

* 31 Mayıs 1969: John ve Yoko, Give Peace a Chance'i Montreal'daki Queen Elizabeth Oteli'nde kaydetti. 

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

Noel Gallagher: “Yarım Milyar Kondom Karşılığı Oasis’le Birleşirim”

Bayan Arıza tarafından 29 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

Gigwise’da çıkan habere göre Noel Gallagher, eski grubu Oasis’in yeniden birleşmesiyle ilgili çıkan dedikodulara cevap verdi. Kardeşi Liam’la ancak “Yarım milyar kondom” karşılığında aynı sahneyi paylaşacağını söyledi.

Geçen hafta Liam Gallagher, ikonik Britpop grubu Oasis’in harflerini ayrı ayrı tweet’leyince olay olmuş, sıkı hayranları heyecanlanmıştı.

Doğal olarak bu hareket internette hızla yayıldı ve grubun yeniden bir araya geleceği ve hatta Glastonbury’nin ana grubu olacakları

konuşulmaya başlandı.

talkSPORT, 2009 senesinde gruptan ayrılan Noel’e bu birleşme ihtimalini sordu:

“Geçen gün, bu haberler çıktığında, bir gazete bayiindeydim. Daily Star’da ‘Oasis £500 milyon pound’a yeniden birleşecek’ haberini gördüm. Bu da 1 milyar pound’un yarısı eder. Herhangi bir şeyin yarım milyarına bu işi yaparım. Yorkshire Çay poşeti, kondom, erişte.”

Glastonbury organizatörlerinden Emily Eavis, Oasis’in bu sene festivallerinde yer almayacağını açıklamıştı. Grubun gitaristi Bonehead ise Liam’ın bunu yapmasına sebep olarak, Noel hariç diğer tüm grup elemanlarının o gün bir pub’ta buluşmaları olabileceğini söylemişti.

Kaynak: Radyo Eksen

Chris Martin, Gwyneth Paltrow’dan Boşanma Sebebi Olarak Kendini Gösterdi

Bayan Arıza tarafından 29 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

Coldplay solisti Chris Martin eski eşi Gwyneth Paltrow’la boşanmalarının sebebinin kendisi olduğunu söyledi. “Yaklaşık 2 sene önce perişan haldeydim. Etrafımdaki güzel şeylerin keyfine varamıyordum, çünkü bu güzel şeylerin mesuliyeti altındaydım.” BBC Radio 1’da katıldığı bir programda konuşan Martin “Birilerini suçlamayı bırakıp değişiklik yapmanın vakti geldi” dedi.

Coldplay’in yeni albümü Ghost Stories ise 19 Mayıs’ta müzik marketlerdeki yerini alacak. Albümde yer alan şarkıları el yazısıyla yazıp tüm dünyadaki kütüphanelere bıracaklarını söyleyen Martin, içlerinden birinde altın biletin de olduğunu söyledi. Bu bileti bulan kişi, grubun Temmuz ayında Royal Albert Hall’da vereceği konsere giriş hakkı da kazanmış olacak.

Kaynak: Radyo Eksen

Yeni kuşak star Ayo İstanbul’da!

Bayan Arıza tarafından 14 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.
Ayo 20 Mayıs’ta İstanbul’da İş Sanat sahnesine konuk olacak.

 2006 yılında ilk albümü “Joyful” yayınlanır yayınlanmaz Fransa’dan Polonya’ya, İtalya’dan Yunanistan’a kadar tüm Avrupa’da büyük ilgi gören ve 40 ülkede bir buçuk milyondan fazla satan dünya müziğinde yeni kuşağın yükselen yıldızı Ayo 20 Mayıs’ta İstanbul’da İş Sanat sahnesine konuk olacak.

Sadece şarkıcı olarak değil şarkı yazarı kimliğiyle de müziği yaşam biçimi haline getiren ve son on yıldır turnelerde dünyayı dolaşan Ayo, folk- rock ve soul tarzını Afrika kökleriyle buluşturduğu şarkılarıyla 20 Mayıs’ta İstanbul’daki müzikseverlerle ilk kez İş Sanat’ta buluşuyor.

2008’de “Joyful” albümü ile EBBA Ödülü’ne layık görülen ve geçtiğimiz Mart ayında da Fransız Yayıncılar Birliği tarafından kültür ve sanat alanında verilen Avrupa’nın en prestijli ödüllerinden Globes de Cristal Ödülleri‘nde “En İyi Kadın Şarkıcı” ödülünü de kucaklayan Ayo, son albümü “Ticket To The World” ile yine içtenlik ve tutku dolu 16 yeni parçaya hayat vererek yepyeni konserleriyle dünyayı turluyor.

Haiti‘li ödüllü film yapımcısı Raoul Peck‘in yönettiği ve Ayo’nun da başrolde oynadığı “Meurtre a Paco“ filminin çekimleri ile ilk oyunculuk deneyimini yaşayan Ayo, yepyeni şarkıları ve zengin repertuvarı ile İş Sanat’ta sezonun dünya müziği kuşağının son konseriyle 20 Mayıs Salı akşamı sahneye çıkıyor.

Ve ödülü takdim edildi

Bayan Arıza tarafından 14 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

Usta yönetmen Andrzej Wajda’ya 33. İstanbul Film Festivali'nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü verildi.

İKSV tarafından onuncu kez Akbank’ın desteğiyle gerçekleştirilen 33. İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Polonyalı yönetmen Andrzej Wajda’ya takdim edildi. Tarih, savaş ve insan yazgısı kavramlarını sık sık yapıtlarına konu eden usta yönetmen Andrzej Wajda, Man of Marble / Mermer Adam, Man of Iron / Demir Adam, A Generation / Bir Nesil, Kanal, Katyn ve bu yıl festivalde gösterilen Walesa: Man of Hope / Walesa gibi filmleriyle tanınıyor.

33. İstanbul Film Festivali Yaşam Boyu Başarı Ödülü bu yıl, Polonyalı usta yönetmen Andrzej Wajda’ya takdim edildi. Sağlık sorunlarından ötürü İstanbul’a gelemeyen Wajda’nın ödülünü, yönetmenin festival programında “Ustalar” bölümünde yer alan Walesa filminin yapımcısı Michal Kwiecinski aldı. Ödül, 12 Nisan Cumartesi günü filmin Atlas sinemasındaki gösterimi sırasında İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan tarafından verildi.

‘En güzel mükafattır’

Festivale teşekkürlerini salonda gösterilen video ile ileten Andrzej Wajda, “Filmlerimizin izlenme şekli, seyircilerin tabii önce ülkemizde büyük bir ilgiyle karşılanması, sonra da sınırları aşıp dünyada ilgiyle izleniyor olması da çok önemlidir, bundan bahsetmek lazım. Resimler, görüntüler sadece bizim için değil, bütün dünyadaki insanlar için hemen hemen aynı şekilde algılanır, anlaşılır. Tabii belki biz bazı konularda daha çok şey biliriz ama eminim Türk sinemasının da bizim için erişilmez sırları vardır, biz yine de Türk filmleriyle yakından ilgileniriz ve bu çok güzeldir… Sabah uyanıp kalktığımda ‘Bir film yapmak lazım’ diyorum, ‘Tembelliğe mahal yok’ diyorum. Tabii amacım, kendim için film yapmak değil. İnsanların ne için yaşadıklarını, ne aradıklarını düşünüyorum… Bu işin çok güzel bir meslek olduğu kanaatindeyim. Ve böyle bir ödül yani Yaşam Boyu Başarı Ödülü, bir yönetmenin alabileceği en güzel mükâfattır” dedi.

Ödül töreni sonrasında ise Andrzej Wajda’nın son filmi Walesa: Man of Hope / Walesa’nın gösterimi yapıldı. Robert Wieckiewicz, Agnieszka Grochowska ile Iwona Bielska’nın başrollerini paylaştığı Walesa, Nobel Barış Ödülü sahibi Lech Walesa’nın haklarını savunan bir dok işçisinden önce Dayanışma Sendikası liderliğine, oradan Polonya’nın cumhurbaşkanlığına uzanan benzersiz yolculuğunun hikâyesini anlatıyor. Polonya’nın En İyi Yabancı Film Oscar adayı olan ve ilk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan Walesa, sinema eleştirmenleri tarafından da yılın en iyi politik filmlerinden biri olarak gösteriliyor. Walesa: Man Of Hope / Walesa’nın diğer gösterimleri 14 Nisan Pazartesi günü 13.30’da ve 20 Nisan Pazar akşamı 19.00’da Nişantaşı Citylife (City’s)’de olacak.

Film Festivali bu yıl, Polonya-Türkiye arası diplomatik ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü ile ilgili kutlamaların kültür programı çerçevesinde, Adam Mickiewicz Enstitüsü’ne bağlı bir dijital platform olan Culture.pl ile işbirliği içinde, Polonya filmlerine ve Polonyalı sinemacılara ayrı bir yer ayırıyor. Bu kapsamda festivalde ayrıca “Polonya Canlandırma Sineması” başlıklı özel bir bölüme de yer veriliyor. Polonya ve Türkiye diplomatik ilişkilerinin 600. yıldönümü nedeniyle tüm sene boyunca gerçekleşecek etkinlikler için, turkiye.culture.pl/tr sitesi ziyaret edebilir.

Andrzej Wajda kimdir?

Çağdaş Polonya sinemasının öncüsü Andrzej Wajda, daha çok kendi kontrolleri dışındaki toplumsal veya siyasal olayların kıskacına yakalanmış insanların açmazını sinemaya aktarmasıyla biliniyor. Polonya’da yeni bir kültürel ve siyasal iklim yaratılmasına katkıda bulunan Wajda, İkinci Dünya Savaşı’nda, Katyn katliamı sırasında öldürülen bir süvari subayının oğluydu. Henüz 16 yaşındayken Direniş’e katılan Wajda, savaş bitince Krakow’da güzel sanatlar okuyarak ardından Lodz Sinema Okulu’nda eğitimine devam etti.

Pokolenie / Bir Kuşak (1954) adlı ilk filmiyle başlayıp Varşova Ayaklanması hakkında yapılan ilk film Canal / Kanal (1956) ile devam eden ve başyapıtı Popiół i diament / Küller ve Elmas (1958) ile tamamlanan üçlemesi, savaşın yol açtığı toplumsal ve psikolojik acıları anlatıyor. Bu filmleriyle Polonya ekolünü başlatan Wajda, ilk kez diğer ülkelerin seyircilerine de ulaşmayı başararak, 1970’ler başında kendi film birimi “X”i kurdu. Agnieszka Holland ve Ryszard Bugajski’nin de aralarında olduğu genç sinemacıları çevresine toplayan yönetmen, siyasi olarak “zor” sayılan projeleri hayata geçirmek için kendi uluslararası saygınlığından yararlandı. Man of Marble / Mermer Adam (1977), Man of Iron / Demir Adam (1980) ve Walesa: Man Of Hope / Walesa üçlemesiyle de adından söz ettiren Wajda, ülkesinde gitgide yükselen huzursuzluğu yansıtarak açıkça Dayanışma’yı destekledi. Wajda, 2000 yılında sayısı 35’i aşan filmleri için Onur Oscar’ına layık görüldü.

 

Kaynak: Sözcü

Gezi’yi anlatan oyun iptal!

Bayan Arıza tarafından 14 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

Adana'da Gezi Parkı Direnişini anlatan 'Çarşı Pazar Geziyorum' oyunu için yapılan salon tahsisi iptal edildi.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Ceyhan Temsilciliği, Haldun Açıksözlü’nün yazdığı ve oynadığı Gezi olaylarına vurgu yapan tek kişilik ’Çarşı Pazar Geziyorum’ oyununu 11 Nisan 2014’te Yaltır Kardeşler Ortaokulu Salonu’nda üyelerine sahnelemek amacıyla İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvurdu. Talebi değerlendiren İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Yaylacı’nın isteği ve Ceyhan Kaymakamı Gürbüz Karakuş’un da oluruyla okul salonu, oyun için 21 Mart 2014’te Eğitim-Sen’e tahsis edildi.

MÜDÜR İSTEDİ, KAYMAKAM ONAYLADI

Salonla ilgili gerekli izni alan Eğitim-Sen Ceyhan Temsilcisi Begüm Avşar, oyunun davetiyelerini dağıttı. Herkese duyurusu yapılan oyunla ilgili hazırlıklar tamamlanırken İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Yaylacı, “Oyunla ilgili kurumumuzda herhangi bir onay bulunmadığından 21 Mart 2014 tarihli onayın iptal edilmesi uygun görülmektedir” diye Ceyhan Kaymakamlığı’na yazı gönderdi. Ceyhan Kaymakamı Gürbüz Karakuş da, bu talebi uygun bularak oyun için yapılan salon tahsisini 7 Nisan’da iptal etti.

‘SALON İPTAL EDİLİNCE OYUN SAHNELENEMİYOR’

Eğitim-Sen Temsilcisi Begüm Avşar, tahsis edilen salonla ilgili verilen son karara tepki gösterdi. Oyun sahnelenmeden sadece 4 gün önce salonun iptal edildiğini belirten ve başka sahne bulamadıklarını anlatan Avşar, “İptal nedeni olarak tiyatro oyuncusunun izni olmadığı söyleniyor. Ama yetişkinler için yapılan tiyatrolarda böyle bir izne ihtiyaç yok. Üyelerimize yönelik sahnelenecek oyun için yapılan salon tahsisinin iptal edilmesini anlayamadık” dedi.

1980 yılından bu yana yaşanan antidemokratik uygulamaları irdeleyen oyunu yazan hem de oynayan Haldun Açıksözlü ise, “1990’lı yıllarda nevruzu kutlamak yasaktı. Şimdi de Gezi Parkı’na değinmek suç oluyor. Bu oyun başka kentlerde sahnelendi ve sorun yaşanmadı. Ortada bir suç varsa bu suçumu öğrenmek istiyorum” diye konuştu.

Avukat Kemal Derin de, salon tahsisiyle ilgili karara karşı hukuki girişimlerde bulunacaklarını bildirdi.

 

Kaynak: Sözcü

Nuh: Büyük Tufan

Bayan Arıza tarafından 11 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

Daha önce izlediğim bir film sırasında jeneriğini görüp etkilendiğim ve aylardır vizyon tarihi gelsin diye merakla beklediğim Noah’ı dün akşam izledik, adeta 3D gözlüklerimizle filmin tadına vardık.

Öncelikle yönetmenden başlamak istiyorum. Filmin yönetmeni bağımsız filmlerinin ustası Harvard’lı Darren Aronofsky –ki kendisinin bugüne kadar birçok filmini izledim-, başarılı bulduğum yönetmenlerdendir. Açıkçası keskin çizgilere sahip ve sağlam işlere imza atan farklı bir adam, boş ve kalitesiz bir işine rastlamadım.

2000 yılında çektiği “Requiem for a Dream“, uzun süre etkisinden kurtulamadığım filmlerindendir. Nuh”ta da başrolü verdiği Jennifer Connelly’nin Requiem For a Dream’deki oyunculuğuna ve filmin müziklerine hayran olmuştum. İlk izlediğim filmi ise birçok sinema severin çok iyi bildiği “Pi”dir. Mickey Rourke’un oyunculuğuyla tavan yaptığı ve beni darma duman eden filmlerinden biri de “The Wrestler”. Ayrıca son dönem filmlerinden “Black Swan”ı ve ödüllerini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Film, Hz. Nuh'un hayatını ve bir gemi inşa edip insanlığı felâketten kurtarışını anlatıyor. Dünyayı yok edecek olan büyük tufandan önce yüce bir görev için yaratan tarafından seçilmiş Nuh rolünde ise Akademi Ödüllü oyuncu Russell Crowe başrolde. Dünyanın sonu ise sadece bir başlangıç.

Baştan sona adeta epik bir film niteliğinde olan Noah yaratılıştan başlayan bir hikâyeyi gözler önüne seriyor. Kabil ve Habil’in birbiriyle olan savaşından, yaratanın evreni kaç günde yarattığından, Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşlarından, on iki meleğin insanlara yardım etmek amacıyla yaratanın iznini almadan yeryüzüne inmelerinden ve ceza olarak taşa dönüşmelerinden, Adem’in oğullarından Şit ile Kabil’in iyilik ve kötülüğün simgesi haline gelişlerinden ve bunun gibi dini efsaneleri neredeyse doğruya yakın bir şekilde sunuyor. İnsanların dünyayı mahvettiğinden ve kendisine gelen vahiylerle bir gemi yaparak, masumları kurtarması gerektiğinden bahsediyor. Masumlar da hayvanlar oluyor. Bu süreçleri de çok güzel betimliyor.

Efektleri de müthiş. Görselleri de daha derinden hissettiriyor 3D çekimler. Ezelden beridir sevdiğim müzisyen Clint Mansell ise filmin müziklerini üstlenmiş.

Başrollerini Russell Crowe, Emma Watson, Logan Lerman ve Jennifer Connelly paylaşıyor. Anthony Hopkins de Noah’ın büyükbabası rolüyle karşımıza çıkıyor.

Filmin senaryosunu Darren Aronofsky ile beraber Ari Handel yazmış. Ari Handel, Black Swan ve Wrestler’da da senaryoya katkıda bulunmuştu.

Film, kabaca Hollywood’un dine bakışını anlatan çağdaş bir popülizm örneği aslında. Vahiy süreci biraz karışık olarak anlatılmış, rüya sahneleri kimi zaman kafa karışıklığı yaratıyor.  Filmin ilk yarısında daha sakin adeta bilge bir yapıda olan Noah, ikinci yarısında despot birine dönüşüyor. Ailesine neredeyse kötü davranan, çevresindekilere sürekli emirler yağdıran ve yaratıcıdan gelen emri uygulamaktan başka bir şey düşünmeyen hırslı ve kızgın birine dönüşüyor.

2,5 saat boyunca gözlerimizi ekrandan alamadığımız, görsel efektleri, müzikleri, Russell Crowe’un muhteşem oyunculuğu, evrenin yaratılış süreci ve insanların evreni nasıl yok ettikleri ile ilgili süreç anlatılırken izlediğimiz o muhteşem sahneler, geminin yapım aşaması, 12 tane taşlaşan meleğin bu süreçte Noah ve ailesine yardımcı olmaları, binlerce havvanın gemiye kendiliğinden gelmeleri vb.; kesinlikle epik ve görsel bir sinema şöleniydi. Kendi adıma yaşadığım tek hayâl kırıklığı, filmin son sahnelerinin beklediğimden farklı olması idi. Mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri. Özellikle bağımsız filmleri iyi kotaran Darren Aronofsky’nin farklı bakış açısını görmekte fayda var.

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Genç ve Güzel (Jeune&Jolie)

Bayan Arıza tarafından 11 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

17’sinde ciddi olamaz insan: Genç ve Güzel (2013)

Rimbaud bir şiirinde şöyle der; “17’sinde ciddi olamaz insan”. Bu şiirinde iyi bir noktaya temas ediyor Rimbaud. 17 yaşında olmanın verdiği yük hafif olsa da, insan kendini yenilemek için çabalara girer,  ergenlik bunalımlardan geçer, kendisiyle boğuşur,  kendini tanımak için bazı keşifler yapar. Bu keşiflerin sonu bazen iyi yerlere çıkmasa da tek yapacağı şey kendini tanımaktan geçer.  Ergenlik halleri, bedenini tanıma, aile sorunları ve  birçok şey 17 yaşında görülebilen vakalardandır. 

Fransa’nın üretken yönetmenlerinden biri olan Francois Ozon, Türkçe’ye “17’sinde ciddi olamaz insan” şeklinde çevrilebilecek Rimbaud şiiriyle yola çıkıyor.

Cannes film festivalinde aday gösterilen “Genç ve Güzel”, 17’sinde kendini keşfetme döneminde olan bir genç kızı merkeze alıyor. Francois Ozon 17 yaşındaki Isabelle’nın hayatını 4 mevsim üzerinden  değerlendiriyor. Yönetmenin bu taktiği filmi daha izlenebilir kılıyor. 

Filmin neden 4 mevsim olduğu sorusunaysa Ozon’un cevabı şöyle;

“Olayların hızlı değişebildiğini göstermek için kısa bir zaman aralığına ihtiyacım vardı. Hayat hızlı değişiyor ve bir şekilde devam ediyor ama o kadar da dramatik boyutta değil. Konu dramatik olabilirdi ama ben hafif kalmasını tercih ettim. Ayrıca müzikleri seçerken de öyle, filmin modunun empresyonist olmasını istedim, şarkıcının melankolisi, aşkın keşfi ve dağılması. Tüm bunlar benim hikâyemin melankolisi ile uyumlu oldu.”

Konuya dönecek olursak;  Isabelle, ailesiyle birlikte Fransa’nın güney kesiminde tatil yaparken Alman Felix (Lucas Prisor) ile tanışıyor. İlk cinsel deneyimini Felix ile yaşıyor. Yaşadığı cinsel deneyimden sonra  Isabelle için hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.  Kendini tanımak için sınırları zorluyor Isabelle. Şiddetli bir cinsellik yaşıyor, ailesinin kendine bakışıysa negatif. Isabelle, ailesinin suratına konuşacak kadar güçlü. Ailesinin istediği gibi biri olmak istemiyor. Kendi zevklerini, kendi istediklerini kendi başına yapıyor. Odasına kapanıp yaptığı şiddetli cinsel istek bunları izleyiciye çıplak gözlerle seyrettiriyor.

Devam edecek olursak; bekaretini Felix ile kaybeden Isabelle zaman içinde bir internet sitesine yarı çıplak fotoğraflarını koyup fahişe olarak çalışmaya başlıyor. George isminde yaşlı bir adamla birlikte oluyor Isabelle, ilk başta aralarında bir şey olmuyor gibi gözükse de yönetmen  izleyiciye “aralarında duygulu bir ilişki var“ mesajını vermeyi ihmal etmiyor. 

Isabelle bu işten iyi para kazanıyor, yaptıklarıyla kendini tanımaya başlıyor, olgunluk basamaklarını birer birer tırmanıyor. Ailesiyle arası bozuk olan, onların düşüncelerine itibar etmeyen Isabelle kendini aramanın yollarını fahişelik yaparak buluyor. Fahişelik Isabelle için çıkış yolu değil, kendini keşfetmenin yolu.  Isabelle’nin başına bu süreçte kötü şeyler geliyor. Her müşterisinde aynı parayı alacağını sanan Isabelle kötü bir müşteriye denk gelince hem dayak yiyor, hem aklı başına geliyor.

Isabelle bu gibi şeyleri yaşayınca kendini tanıyor. Zorlukların üstesinden geliyor. Ailesinden gizli yürütüyor bu şeyleri. Ama Isabelle’nin yaptığı fahişelik bir gün ortaya çıkıyor. Isabelle için dönüm noktası, devamlı müşterisi olan George’un seviştikleri anda ölmesi. Bu durum Isabelle’yi etkiliyor. Yönetmenin burada izlediği yol takdir edilesi. George’un ölmesinden sonraki süreçte Isabelle bu işlerden kendini geri çekiyor, annesi tarafından psikoloğa götürülüyor. Psikologla aralarında geçen diyaloglar 17 yaşındaki bir kız için trajedi tadında.  Evli bir adam olan George’un karısıyla konuştukları sahne, film adına en etkileyici sahnelerden biri. 

Oyunculuklara gelince; Isabelle’i canlandıran Marine Vacth filmde göz kamaştıran güzelliğinin yanında oyunculuk açısından da iyi iş çıkarıyor.  Gerek melankolik bakışları, gerek 20 yaşında biri olmasına rağmen 17 yaşında birinin kendini keşfetmesini, iniş ve çıkışlarını iyi oynamış.  Ozon’u, Marine Vacth’ı seçtiği için kutlamak gerekir. Marine Vach’ı neden seçtiği sorusuna Ozon’ın cevabı şöyle;

“Oyuncu seçimi için oldukça uzun süre çalıştık. Onun yaşındaki pek çok genç kızla tanıştım. Onlardan filmdeki polisli bölümü oynamalarını istedim denemelerde. Marine’de beni etkileyen şey hem etkili oynaması hem gözlerinde sihirli, gizemli bir şeyler görmüş olmamdı ki hikâyemde en çok bu noktaya ihtiyacım vardı. Diğer kadın oyuncular da iyiydiler ama çok gerçekçiydiler. Marine (Vacth),’de gizemli bir şeyler vardı ve gözlerinin, yüzünün arkasında neler olup bitiyor, insan merak ediyordu. Yüzünden hislerini okuyabilirsiniz; bu insanın aklına pek çok şey getiriyor. Bu yüzden bu tarz bir insanla tanıştıysanız, değerli bir durum.”

“Genç ve Güzel”,  Rimbaud’un “17’sinde ciddi olamaz insan”  şiiriyle yola çıkıyor. Yola çıkarken izleyiciye  Françoise Hardy’nin şarkıları eşlik ediyor. Genç bir kızın portresini anlamlı ve melankolik  bir şekilde çizmesinin yanında şiddetli bir cinsellik yaşayan genç bir kızın kendini keşfetme dönemine de el  atmayı unutmuyor. 17 yaşının getirdiği durumları Isabelle üzerinden iyi anlatıyor “ Genç Ve Güzel”. Bunda hem Isabelle’yi oynayan Marine’nin katkısı var, hem de yönetmenin izlediği yol önemli. Ozon bu eserinde seyirciyi erotik sularda yüzdürürken genç ve güzel bir kızın kendini nasıl keşfedeceğini de izleyiciye etkili bir şekilde anlatmayı başarıyor.

Lafı fazla uzatmadan yazıyı Arthur Rimbaud’un “17 yaşında ciddi olamaz insan” şiiriyle bitiriyorum.

"Kimse on yedisinde ciddi değildir.

Güzel akşamlarda bira ve limonata,

Ve gürültülü, kör eden kafeler ihtiyacın olan son şeydir. 

Dolanıp durursun yeşil ıhlamurların altında.."

 – Arthur Rimbaud

Yeni Harry Potter için 3 film

Bayan Arıza tarafından 10 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

Harry Potter’dan 70 yıl öncesini anlatacak yeni film 'Fantastic Beasts and Where to Find Them' 3 ayrı bölümden oluşacak.

Harry Potter serisinin yazarı JK Rowling, kısa bir süre önce kitabın ve filmlerin hayranlarına yeni film müjdesi vermişti.

Harry Potter'ın Hogwarts'taki ilk senesinde 'Fantastic Beasts and Where to Find Them' adlı ders kitabından yola çıkarak çekilecek yeni filmin 3 bölüm halinde beyazperdeye uyarlanacağı açıklandı. Açıklama filmin yapımcılığını üstlenen Warner Bros’un üst düzey yöneticisi Kevin Tsujihara’dan geldi.

Film, Harry'den 70 yıl öncesine giderek, New York'ta başlayan bir büyücülük macerasını anlatacak. 2001 ve 2011 yıllarında vizyona giren 8 Harry Potter filmi 7.7 milyar dolar gişe hasılatı yapmıştı.

Kaynak: ntvmsnbc

‘Game of Thrones’ için 2 yeni sezon

Bayan Arıza tarafından 10 Nisan 2014 tarihinde yazıldı.

Yeni sezonuyla izlenme rekoru kıran 'Game of Thrones' dizisi gelecek 2 sezon için onay aldı.

Dünya çapında milyonlarca izleyiciyi ekran başına kilitleyen 'Game of Thrones’ un 2 yeni sezonu daha çekilecek. Dizinin yapımcıları, televizyon kanalı HBO ile 5. ve 6. sezonlar için el sıkıştı.

Bu kararın arkasında 4. sezona olan rekor ilgi yatıyor. ABD’de Pazar günü yayınlanan 4. sezonun ilk bölümü 6,6 milyon izleyiciye ulaştı.

Böylelikle Game of Thrones, HBO’nun rekorunu yenileyerek, 'The Sopranos' dizisine ait olan izlenme rekorunu kırdı. Sopranos'un finali 5,5 milyon izleyiciyi ekran başına kitlemişti.

CNBC-e'de de yayınlanan 'Games of Thrones'da, 6. sezondan sonra ne olacağıysa tamamen serinin yazarı George R. R. Martin'e bağlı. Usta yazar şu an 7 kitaptan oluşacak serinin altıncısını kaleme alıyor.

'Game of Thrones' ABD yayınıyla aynı gün Pazartesi günleri 22:00'de CNBC-e ekranına geliyor.

Kaynak: ntvmsnbc