• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • 20 Şubat->Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

David Roskos “Fahişenin Bir Tanesi”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Üç valium’un yanında içkisini de

shot yapıp indirdi midesine,

önce dölümü yutmak &

sonra da kalbimi kırmak

ihtiyacı duydu.

 

yedinci gün

yatağımda uzanmış

dirseğimin iç tarafına

yumuşak bir iğne batırıyor,

dilime deniz suyu

tadı geliyor.

 

Aşkımı bir kaşığın içinde eriten

Fahişenin tekine

aşık olmuştum,

gökyüzündeki hilaldeki

eksiklik gibi

o da beni boş bırakıp

gitti.

 

Boya sıçramış zeminde

tek kişilik bir şilte,

sigara izmaritleri &

kenarları ısırılıp koparılmış

kondom ambalajları.

 

kadının göt çatalındaki

takım yıldızlarının izini sürüyorum.

 

David Roskos

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Jim Chandler “Yağmursuz Bir Pazar Sabahı”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Bu Pazar sabahı yağmur yağmıyor,

ama Carver gibi ben de aynı hayatı tekrar

tekrar yaşar ve aynı affedilmez hataları yapardım,

yarım şanstan da azı tanınsa bile.

 

Bu sabah yönümü şaşırmış gibiyim, sanki kaderim

zihnimin asla içerisine girmeyi düşünmeyeceği

ve ruhumun rüyalarında bile işinin düşmediği

mahmur bir kilise evinde kaybolmuştu belki de.

 

Yüreğimdeki tek şarkı huzursuzluğun tiz perdeden

iniltili figanıydı,

kafamın içinde kederin ve yanından geçip de fark edemediğim,

dikiz aynamdan hızla geçip kaybolan bir yerin

şarkısını söyleyen şu kısa dağınık cıngıl işte.

 

Bu yüreğin set çekili sınırlarında yanmıyor

umudun kamp ateşleri,

kimsesiz gözlerimin kaydedemeyeceği kadar çılgın bir dünyada

bir yönde esen rüzgârda uçuşan bataklık sazlarından bir okyanus var sadece.

Bu Pazar günü yağmursuz Amerika’da bir imgelem yok zihnimde

fazla erkenden yapılmış şeylerin hafif ağrısı var sadece,

çok bereketli sayılmayacak bir komonun borusundan uçup giden

son gerçek notadan önce kodaya gelirken söylenen bir şarkı,

 

korkunç bir ani öfke misali ebediyen yükselen

karanlık bir delik.

 

Jim Chandler

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

Nelson Gary “Siktir Et Şiiri”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

dmşti ringo 45’lik

otomatiğe şarjör takarken

hedefler çit direkleri

üzerine koyduğumuz

viski şişeleriydi bize

lisede okuttukları bütün o

afilli gereksiz kafiyeleri

siktir edin diye bağırdı ringo

jim beam’i vururken ve cam patlayıp

otların içine dağılmıştı memelerini

bir çift altı patlar

misali tutan bir kadının

bulunduğu porno dergisi

sayfasının üzerine basıp

geçti ateş ettiğim & ıska geçtiğim

jack daniels gibi ağzına kadar

dolu bir şiir geliyor mu

aklına & ringo

otomatiği kavradı &

jack’i aldı yerinden & sikmişim

metaforunu & sikmişim mecazını da

böyle zırvalıkları da & sikmişim

kerouac’ı & sikmişim bukowski’yi

aniden ringo 45’liğin

namlusunu alnıma

dayadı & namlu gittikçe

derime batarken

fısıldadı bama

& seni de sikeyim amigo.

 

Nelson Gary

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

 

A.D.Winans “İşçilere ve Üst Tabakadan Bağımsız Yuppilere Yazılmış Bir Şiir”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Bazı insanlar vardır ki savunurlar hayatlarını

Bir hadımın savunması gibi

Harem kapısını

Önemli bir tüyo almış

Bir borsacı gibi

Şu anki doların

Gerekenden daha kısa sürede

Bugünkü değerinin çeyreği

Edeceğini bilen

Bir bankacı gibi

Bir bardak kahvenin

Başında oyalanmaktansa

Yeğdir ölmek

Övünmeye ihtiyacı olmayan

Becerikli bir âşık gibi

Amerika’daki bütün sokak başlarında

Bulunan bütün muhabirlerin

Bütün mezbaha kasaplarının ve balıkçıların

Hayata dair senin vasat şairlerinden

Daha çok şey bildiğini unutma sakın

Boş teneke kutuyu

Tıkırdatan kör adam

Mezarlığa doğru

Giderken

BMW’sini gazlayan

Yuppiye kıyasla

Daha çok ses çıkartır.

 

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Joan Jobe Smith “Bir Dans Diyarı”

Bayan Arıza tarafından 5 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Küçük bir kızken annemin Pow Wow Cafe’de

garsonluk yaparken giydiği kırmızı

benekli kumaştan kısa eteğini ve

dekolteli beyaz köylü bluzunu

kolalayıp ütülemesini izlerdim ya da

araca servisçilik işi için giydiği beyaz püsküllü

botlarını parlatışını izlerdim, ona ne kadar güzel

göründüğünü ve benim de büyüyünce garson

 

olacağımı söylerdim ona ve o da derdi ki

yo, hayır, garson olmayı istemezsin,

berbat bir iş. Ama hiç söylemedi bana

ne olmam gerektiğini ya da yetişkinliğin sırlarını

 

aydınlatmadı benim için, ben de bir prenses veya

bir balerin yahut Eleanor Roosevelt olacağımı

farz ettim. Hiç hayal kurmadım, hatta Jules Verne gibi biri

olursam, o gün geldiğinde bin dans diyarına

 

gidecek ve boş günlerimde, bikinimi, püsküllerini

ve de payetlerini yıkayacaktım; ve birkaç

hafta üstsüz dans ettim, yalnızca bikini altlarını

yıkadığımı annemin fark etmemesini

 

umarak. Asla yapmamı istemediği

garsonluk işinden daha beter bir şey

yaptığımı öğrenecek diye o haftalar boyunca

nasıl da endişlenmiştim. Niye hiç

 

fark etmedi, bunu hiç bilemeyeceğim, analık görevidir

onun, hasta mıyım, yorgun muyum yoksa çaresiz miyim,

bunları bilmek göbek bağı kaynaklı öncelikleridir.

Yanıma kâr kalmasına izin verdiği için sevindiğim bir suç bu:

 

Çuvallarımı acayip bir malzemeyle

doldurup da, dağdan koşarak inip çölü aşarak

Absürtlük Denizi’ne varırken, elindeki boş silahla

başka yöne bakan güvenlik görevlisi.

 

Joan Jobe Smith “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013

A.D.Winans “Sistem”

Bayan Arıza tarafından 3 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

İhtiyar adamlar ve kadınlar var

Hayatları boyunca çalışmışlar

Anca otuz kırk yılda

Emekliliklerini isteyebilmişler

Yirmi yıl ya da daha uzun yıllar boyunca

Çalışmış ihtiyar insanlar var

İşlerine son verildi

Ve kıdem tazminatı aldılar o oldu

Yaşlı insanlar var

Çalışmadıkları gün yoktu onların

Şirketlerinin batmasına tanık oldular

Ve emeklilik ödeneği kalmadığını öğrendiler o oldu

Parklardaki banklarda bulabilirsiniz onları

Veya pırıl pırıl süpermarketlerde dolaşırlarken

Veya muhitteki barlarda otururlarken

İçkilerini azar azar içerler

Kan nakli yaparmış gibi

Yapısı farklı oluyor hepsinin

Aynı can yelekleri gibi

Bazısı çelimsiz ve kel

Bazısı şişman ve terli

Bazısı öfkeyle sızlanıp dururken

Bazısı çektiği acıyı

Göstermeyecek kadar gururlu

Öyle gururludurlar ki köpek maması yerler

Ve tatlılarını arka sokaklardaki

Çöp tenekelerinden çıkartırlar

Sükûnetle

Çektikleri ızdırabın büyük kısmı boyunca

Kendilerini yüzüstü bırakan bir sistemin

İçinde bir inanışın esiri olmuşlar

Olağanmış gibi kimseler fark etmeden

El arabalarında taşınırlarken

Onları kahvaltılık gevrek olarak gören

Yalnızca kendi işlerini yapan

Adli tabiplerin onları kesip açmalarını beklerler

Aynı kasaplar gibi

Akşam yemeğini düşünerek

Nasıl olurdu diye

Nasıl olmalıydı diye

Nasıl olabilirdi diye

Hayatın usulü böyle

Politikacıların usulü böyle

Sıçan ve farelerin usulü böyle

Hayatta kalmaya çalışmanın dahi

Küçük bir zafere dönüştüğü

Bir sistem bu.

A.D.Winans  “Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

Tarihte Haziran ayında neler olmuş, bi’hatırlayalım…

Bayan Arıza tarafından 2 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

* 1 Haziran 1974: Alanis Morissette doğdu.

* 2 Haziran 1967: David Bowie'nin ilk albümü yayınlandı.

* 3 Haziran 1964: Rolling Stones, ABD'deki ilk TV şovuna "The Hollywood Palace"te Dean Martin'le çıktı.

* 5 Haziran 2002: The Ramones kurucularından Dee Dee Ramone, aşırı dozdan hayatını kaybetti.

* 6 Haziran 1992: Broadway müzikali Tommy, 5 Tony ödülü aldı. 

* 7 Haziran 1967: Dave Navarro doğdu.

* 8 Haziran 1974: Rick Wakeman solo kariyeri için grubu Yes'ten ayrıldı. 2 sene sonra geri döndü. 

* 9 Haziran 1972: David Bowie, "Rise and Fall of Ziggy Stardust" albümünü çıkardı.

* 10 Haziran 1966: Janis Joplin, San Francisco'da ilk konserini verdi.

* 11 Haziran 1965: The Pixies'ten Joey Santiago doğdu.

* 12 Haziran 1972: Creedence Clearwater Revival, "Mardi Gras" albümüyle altın plak aldı. 

* 12 Haziran 1982: Bruce Springsteen, Jackson Browne, James Taylor gibi sanatçılar Central Park'ta nükleer silahsızlanma için 450 bin kişiye konser verdi.

* 13 Haziran 1980: Meat Loaf'ın başrolde olduğu, Alan Rudolph'un yönettiği Roadie filminin prömiyeri gerçekleşti. Roy Orbison, Alice Cooper, Blondie filmde yer alan konuk oyunculardı.

* 15 Haziran 1965: Bob Dylan ilk kez elektrikli gitar kullanarak hit parçası "Like a Rolling Stone"u kaydetti. 

* 17 Haziran 1976: Ian Dury, Kilburn and the High Roads'la birlikte son konserini verdi. 

* 18 Haziran 1948: Nick Drake doğdu. 

* 18 Haziran 1942: Paul McCartney doğdu.

* 21 Haziran 1975: Ritchie Blackmore, Deep Purple'dan ayrılıp Rainbow'u kurdu. 

* 21 Haziran 1981: Steely Dan dağıldı. 

* 22 Haziran 1981: John Lennon'ı vuran Mark David Chapman, birinci dereceden suçlu bulundu.

* 23 Haziran 1981: Robert Fripp 7 yıl aradan sonra King Crimson'ın yeniden bir araya geldiğini açıkladı. 

* 23 Haziran 1962: Sonic Youth davulcusu Steve Shelley doğdu. 

* 24 Haziran 1965: John Lennon 2. kitabı "A Spainard in the Works"u yayımladı. 

* 24 Haziran 1990: Roger O'Donnell, The Cure'dan ayrıldı. 

* 25 Haziran 1995: Pearl Jam, çıktığı turneyi iptal etti. Grup elemanları bilet fiyatlarının gerektiğinden fazla olduğunu ve hayranlarının kandırıldığını açıkladı.

* 28 Haziran 1969: Jimi Hendrix, yeni bas gitaristinin eski silah arkadaşı Billy Cox olduğunu açıkladı.

* 28 Haziran 1997: Pink Floyd'un Dark Side of the Moon albümü, Billboard listesindeki 1056. haftasını doldurdu.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

A.D.Winans “Düşünmek Geçmişi ve Şimdiyi”

Bayan Arıza tarafından 31 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

Yıllar yılı önce 1964’te

Modesto’da çalıştığım vakitler

Stockton’a direksiyon sallar

ve oturup parka

şarapçılarla içerdim.

Salinas’ta tarla işçileriydı beraber içtiklerim

Crow’s Landing’teyken

Latino içki meclislerindeki

işsiz Meksikalılar

vardı yanımda

North Beach’te ve Mission’dayken

beleşçilerle ve hayatın sillesini yemişlerle

takılırdım

evsizler karaciğer sirozuyla esrarkeş

titremeleriyle cebelleşirlerdi şimdiyse AIDS’le

Fillmore’dayken

Caza merak sardım

Billie Holiday’e bıraktım kendimi

Kanayan kalbimi onarsın diye

Portrero’dayken

aldıkları maaşlar misali

küçüldükçe küçülen şu fabrika

işçilerinden son kalanları gördüm

korkuyorlardı işlerini kaybetmekten

Tenderloin’dayken

fahişelerle ve

bacaklarını açarmış gibi rahatça

el çantalarını açan

or.spularla içtim

Market Street’te

adi suçlularmışçasına

açık kapı aralıklarına çömelmiş

dilencileri gördüm

sırtlarına cennetin bulunduğu

yönü işaret eden tabelalar asmış

isa manyaklarından

az uzakta

eski Southern Pasific

demiryolunun manevra alanında

boş omuz çantalarını andıran

ifadesiz gözlerle sigaralarını tüttüren

şu makasçılardan son kalanları gördüm

tam da o sıra şehrin diğer yakasında

tâ Nob Hill’in tepelerinde

sosyeteden hanımlar

özel şoförlü limuzinlerinde oturmuşlar

sıska bacaklarının arasına

beyaz fino köpekleri yerleşivermişlerdi

insanlığın kirli tabakasından bihaber

kahverengi kese kâğıdına konmuş

ucuz porto şarabı içerek

üçüncü caddeyi ve howard street’i arşınlıyorum

aç bilaç üşümüş darmadağın

bugünlerde evsizler onlara mezarlığa kadar

eşlik edecek tanrılarını veya zatürreyi

beklerken tam da.

A.D.Winans

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” Şenol Erdoğan, Altıkırbeş Yayın, Kadıköy 2013

131 Adet R.E.M. Parçası Yayında

Bayan Arıza tarafından 22 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

R.E.M. 50 nadide kayıt toplamda 131 adet parçayı i-tunes üzerinden sunarak haftanın en büyük hareketini yapmış bulunuyor.

Albüme giremeyenler, canlı kayıtlar, b-yüzleri özetle 1988 ve 2011 yılları aralığında tavan arasında kalmış ne varsa yayında.

Yeraltı müzik sahnesinin aydınlık yüzü R.E.M. o dönem Warner Bros.’a bağlı olduğu için albüme Complete Rarities: Warner Bros. 1988-2011 adı verilmiş.

Ekip tüm kataloğunun yeni sürümünü dijital ortamda Mastered for iTunes başlığında yayına vermiş, geri planda kalmış Chronic Town EP’side buna dahil edilmiş.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: İtirazım Var

Bayan Arıza tarafından 22 Mayıs 2014 tarihinde yazıldı.

Günümüzde yasak, sansür işleri sinema alanında o kadar kolay hale geldi ki sinemanın ders verme niteliği unutturulur oldu, bu da haliyle gerçekleri anlatmak için yola çıkan yönetmenler için   işkence oldu. Yasaklara karşı direnmeyi bilen ve bu işi kafaya koyanlar için o kuşağa söz dinletmeniz zordur, filmi çeken kişi 68 kuşağı gibi sorgulayan, "bu filmi önüme ne engel çıkarsa çıksın çekeceğim" kafasına sahip olunca işler değişiyor.  Onur Ünlü tam da böyle biri. Her şeyi umursayan, kafa yapısı itibariyle bu işlere kafa yoran biri. Kafaya koyduğunu çekmek onun meselesi. Zaten bu işten dönseydi ona yakışmazdı. Onur Ünlü, risk almayı seven bir adam, bu işte de risk almadan hiçbir şeye kalkışamazsınız.     Leyla ile Mecnun ve Şubat dizilerinde Onur Ünlü bu riskleri göze alarak çekti dizilerini."Sen Aydınlatırsın Geceyi" filmiyle iyi işler yaptığını gösteren Onur Ünlü, yola "İtirazım Var" ile devam ediyor. Cesaret babında filmin ismi topu doksana asıyor. Bu defa Onur Ünlü Türk sinemasında yapılmadık bir işe el atıyor. Bir İmam karakteri yaratıyor, bu karakter üzerinden hem güldürüyor, hem de sorgulatmayı başarıyor.    İtirazım Var’ın açılış sahnesinde arka planda çalan müzik ve namaz kılan cemaatle karşılaşıyorsunuz. Her şeyden önce küfür eden, içki içen bir imamla karşı karşıyayız. 

Mevzuya dönecek olursak; Selman Bulut camide imamdır. Namaz kıldıkları sırada Salih Kalyoncu adında biri vurulur. Bu olaydan sonra işin peşine polisler düşeceğine, cami imamı düşer. İmamın, katilin peşlerine düşmesi hesabına yatırılan paradan sonra oluyor. Salih Kalyoncu’nun sonradan tefeci olduğu ortaya çıkar, Selman pusuya düşürülür. Tefecinin ölümünden sonra bütün yük cami imamına kalır. Cinayetin soruşturmasına başlar İmam.    Türk sinemasında daha önce görmediğiniz bir olaya imza atar "İtirazım Var". Karakter imam olsa da, filmde anlatılmak istenen  İmamdan çok insan olma düşüncesi. Özündeki mesele devlet makamlarının pusu kurarak neler yaptığı, ceplerine indirdiği paraları kimsenin bilmediği ve bir İmamın gerçekleri araştırmak için yola koyulduğu düşüncesi. Bu bir doktor da olabilir, bir öğretmen de. İmamı burada metafor olarak görüyorum.   "Ne imamlar gördük içinde insan yok" düşüncesi izlerken aklınıza gelmiyor değil. İmam bir an olsun vazgeçmiyor yolundan, bu işin peşini bırakmıyor. Film boyunca günahı olmayan, suçlanan bir imamı izliyoruz, bu da bize AKP hükümetinin "Camide içki içtiler, öpüştüler" cümlesini hatırlatıyor.   İmam karakteri her açıdan filmde ayar vermeyi unutmuyor. Hırsızlıklar, banka hesapları, faizler vb. konulara el atıyor Onur Ünlü. Sadece bunlarla sınırlı kalmıyor film, hükümete ayarı filmde geçen sözlerle veriyor Onur Ünlü. "Hükümette tanıdığım olsa niye kredi çekmekten utanayım?". Camideki içki muhabbetlerine de inmeyi ihmal etmiyor. Gezide hayatını kaybedenlere Beşiktaş civarından selam ediliyor "İtirazım Var". Bununla sınırlı kalmıyor, şimdi aramızda olmayan Müslüm Gürses’i de unutmadığını gösteriyor "itirazım Var". Leyla ile Mecnun’dan tanıdığımız Serkan Keskin Vicdanı olan bir imamı oynuyor. Filmin bana kalırsa topu doksana asan karakteri de caminin İmamı.   Serkan Keskin yerine İmam karakterini başka bir oyuncu oynasa bu kadar gerçekçi oynar mıydı bilmiyorum ama Serkan Keskin bu işin üstesinden gelmiş. Hem güldürmeyi başarıyor hem de ciddiyetle oynuyor. Besmele çekip rakı içme sahnesi filmin en muazzam sahnelerinden. Aynı zamanda filmde Sırrı Süreyya’ya küçük rol verilmiş, daha önce F tipi filmine katkısı bulunan Süreyya’nın bu filmde de senaryoya katkısı var. Özellikle taş atan çocuklar göndermesinin Süreyya’nın fikri olduğunu söylemek yanlış olmaz.    Filmin biteceğini sandığınız an film bitmiyor, Onur Ünlü sizi ters köşeye yatırıyor. Özellikle "Faiz haramdır" sözlerinin geçtiği adamın silahı kafasına dayayıp öldüğü sahnede film bitti izlenimine kapılmanız kaçınılmaz oluyor. Sonuç olarak İtirazım Var’ın yanlış giden bir şeylere karşı İtirazı var. Ne tam olarak polisiye ne de komedi filmi. Politik hiciv adı altında, mizahı bol, sinema salonlarını işgal eden gereksiz komedi filmlerine göre kayda değer işlerden biri "İtirazım Var".