• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • 20 Şubat->Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

Eddie Vedder: “Imagine”

Bayan Arıza tarafından 21 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

John Lennon’ın ütopik kaydı “Imagine”, Eddie Vedder tarafından coverlandı.

Geçen hafta PJ’in Londra konserinde savaş karşıtı bir konuşma yapan Vedder’ın sözleri alkış almıştı.

Pek tabii söylenenlerden hoşlanmayanlar ve Vedder’ı tehdit edenler de olmuştu…

Kendisini eleştiren ve sözlerinden rahatsızlık duyduğunu belirtenlere sanatçının cevabı yine son derece yumuşak ve soğuk kanlı bir biçimde oldu.

Vedder, ilk defa bir Lennon bestesi olan “Imagine”ı sahne performansına taşıdı.

Kaynak: Radyo Eksen

Pink Floyd geri dönüyor

Bayan Arıza tarafından 21 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

Son yılların en büyük geri dönüşü Ekim ayında çıkaracakları yeni albümle Pink Floyd'dan geldi.

Efsanevi grup Pink Floyd, The Endless River isimli yeni albümünü Ekim ayında yayınlayacak.

Çoğunlukla 1994 yılındaki The Division Bell döneminde kaydedilmiş ve yayınlanmamış şarkılardan oluşacak albüm, Pink Floyd’un 20 yıldan beri yayınladığı ilk stüdyo albümü olacak.

Kaynak: Sözcü

Dream Theater geliyor!

Bayan Arıza tarafından 21 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

Beş yıl aradan sonra Dream Theater yeniden KüçükÇiftlik Park’ta sahne alacak.

29 yıl önce New York’ta kurulan progressive metal müziğin efsane grubu Dream Theater, “A Long For The Ride” turnesi kapsamında 31 Temmuz Perşembe akşamı KüçükÇiftlik Park’ta olacak!

Yaşamdaki gerçeklikleri yansıtan şarkı sözleriyle milyonları etkisi altına alan, progressive metal müziğin tartışmasız en büyük temsilcisi Dream Theater 31 Temmuz Perşembe akşamı ikinci kez KüçükÇiftlik Park’ta sahne alacak.

Berklee’de okuyan bas gitarist John Myung, gitarist John Petrucci ve davulcu Mike Portnoy tarafından kurulan grup, Kevin Moore’un katılmasıyla tamamlanarak 1985 yılında “Majesty” adıyla müzik hayatına başladı. Aynı isimli başka bir grup olması nedeniyle isimlerini ‘Dream Theater’ olarak değiştirdikten sonra ilk albümleri ‘When Dream and Day Unite’ı 1989 yılında çıkardı. Dream Theater’ın en büyük özelliklerinden biri olan her şarkının kendine özgü bir hikayesinin olması da bu ilk albümle başladı. Dünyanın en yetenekli virtüözlerinden oluşan kadrosu ve progressive müziğin yeniden yükselişini sağlamalarıyla tanınan Dream Theater, müziğinde rock ve heavy metali, jazz temelleriyle birleştirerek progressive metalde yeni bir yol açtı.

2009 yılında yine KüçükÇiftlik Park’ta sahne alanan Dream Theater, beş yıllık bir aradan sonra, “A Long For The Ride Turnesi” kapsamında, Vera Müzik ve Uru Group organizasyonuyla hayranlarını bir kez daha müziğin eşsiz yolculuğuna çıkaracak.

Tarih: 31 Temmuz 2014, Perşembe, 21.00

Yer: KüçükÇiftlik Park

Bilet Satış Noktaları:

Biletix

(Etkinlik günü) KüçükÇiftlik Park Ana Gişe – Tel No: 212 247 71 12

Bilet Fiyatları:

Vip – 280 TL

Sahne Önü Erken Giriş – 209 TL

Sahne Önü – 179 TL

Normal – 97 TL

Kaynak: Milliyet

Pharrell Williams İstanbul’a geliyor!

Bayan Arıza tarafından 21 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

Happy şarkısı ve dünya yıldızları ile yaptığı düetler ile büyük bir hayran kitlesine sahip Pharrell Williams 7 Eylül'de İstanbul'a gelecek.

7 Eylül Pazar günü İTÜ Stadyumu’nda tüm gün sürecek, Türkiye’nin en büyük gençlik kulübü gnçtrkcll’in düzenlediği GNCFEST’te, dünyadan ve Türkiye’den birçok ünlü isim sahne alacak. Bu isimlerden en büyük sürpriz ise ülkemizde ilk defa konser verecek olan, “Happy” şarkısı ile dünyaca ünlü Grammy ödüllü müzisyen Pharrell Williams. Pharrell Williams dışında gün boyunca Rita Ora, INNA, Manga, Mabel Matiz ve Model gibi isimler de festivalde sahne alacak.

Pharrell Williams’ın Avrupa turnesinin ilk durağı gnçtrkcll’le GNCFEST

Turkcell’in gençlik markası gnçtrkcll tarafından düzenlenen, 2014’ün en büyük, en eğlenceli ve en interaktif festivali olmaya aday GNCFEST’in en büyük sürprizi Grammy ödüllü şarkıcı Pharrell Williams. Özellikle “Happy” şarkısı ile bu senenin hit’i olan ve sosyal medya fenomeni haline gelen Pharrell Williams, Avrupa turnesine GNCFEST’teki konseriyle Türkiye’den başlayacak.

Festivalde Williams’ın yanı sıra İngiliz şarkıcı, söz yazarı ve oyuncu Rita Ora ve Romanyalı şarkıcı INNA da sahne alacak. Türkiye’den ise performanslarıyla tüm gençlik etkinliklerinin vazgeçilmezi Manga, son dönemin en iyi çıkış yapan isimlerinden Mabel Matiz ve son yılların en başarılı rock müzik gruplarından Model şarkılarıyla gençlere keyifli anlar yaşatacak.

Bahar Uçanlar: “Türkiye’nin en genç, en renkli, en interaktif festivalini yapıyoruz.”

Turkcell Bireysel Pazarlama Gençlik Segment Direktörü Bahar Uçanlar, bu yıl itibariyle GNCFEST’in, Türkiye’nin en genç, en dinamik, en keyifli ve bol müzikli festivali olmaya aday olduğunu belirterek, “Turkcell olarak 8 yıldır, Türkiye’nin farklı illerinde GNCFEST konserleri düzenledik ve binlerce gnçtrkcll’li ile biraraya geldik. Ancak bu yıldan itibaren GNCFEST’i yılda 1 kez yapılan ve tüm gün sürecek, dev bir müzik festivaline dönüştürdük. Dünyaca ünlü yabancı sanatçılar ve çok sevilen yerli müzisyenler ile GNCFEST’in, gençleri hem müziğe hem de eğlenceye doyuracak, bambaşka bir festival olacağına inanıyoruz” dedi.

Üstün teknoloji altyapısı ve yüksek kullanıcı etkileşimi ile interaktif hale gelecek festival deneyimi ile gnctrkcll’liler cep telefonları üzerinden bambaşka bir eğlence fırsatı yakalayacaklar.

Festivalin dünya yıldızları

GNCFEST’in en büyük sürprizi Pharrell Williams’ın ismi müzik dünyasında ilk olarak Chad Hugo ile oluşturdukları prodüksiyon grubu The Neptunes ile duyuldu. Bu dönemde Britney Spears, Beyonce, Gwen Stefani gibi isimlerle çalışan Williams, 2004 yılında Justin Timberlake’in “Justified” albümündeki çalışmaları ile Yılın Prodüktörü ve En iyi Pop Vokal Albümü Grammy’lerini kazandı.

Son dönemin en büyük sosyal medya fenomenlerinden olan “Happy”, Daft Punk ile birlikte imza attıkları “Get Lucky” ve Robin Thicke’nin “Blurred Lines” gibi 2013’ün en büyük hitleriyle müzik dünyasının gündemine oturan Pharrell Williams, bu yıl da dört dalda Grammy’ye layık görüldü. Williams, 2006’dan bu yana ilk solo albümü olan G I R L’ü bu yılın mart ayında çıkardı.

İngiliz şarkıcı, söz yazarı ve oyuncu Rita Ora, 2012’de çıkardığı ilk albümü ile listelerde ilk sıraya yerleşen “R.I.P.” ve “How We Do (Party)” single’larına imza attı. Rita Ora, 2013 BRIT Ödülleri’nde üç dalda aday gösterildi.

Roman şarkıcı, söz yazarı ve dansçı Elena Alexandra Apostoleanu, bilinen ismiyle INNA, Youtube’da 1 milyar tıklamayı aşan ilk Avrupalı kadın sanatçı olarak biliniyor. MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nin de aralarında bulunduğu pek çok ödülün sahibi olan INNA, Mayıs 2011 itibariyle İngiltere’de 100 binin üzerinde albüm ve 600 binin üzerinde single satışı gerçekleştirdi.

Kaynak: Milliyet

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: Looking for Eric

Bayan Arıza tarafından 21 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

“Her şey Eric Cantona'dan gelen güzel bir pasla başladı".

Eric Cantona ismi size ne hatırlatır bilmem de bana Mancester United Tribünlerininin George Best isminden sonra unutamadığı isimler arasında yerini alan “Efsane” sıfatını sonuna kadar hak eden biri geliyor. Futbolculuğu yanı sıra taraftara tekme atmasıyla ünlü.  Attığı tekmeden sonra dava olmuştu, bir süre sonra bir ton mevzusu akıllarda kalmıştı.

Looking For Eric, 90’ların Mancester United’ını konu alan, Eric Cantona ile bütünleşmiş film.

“Looking For Eric” filmini çeken yönetmen Ken Loach ismi üzerinde de dikkatlice durmak gerekir. İngiliz sinemasının güçlü yönetmenlerinin biri olarak tanınan Ken Loach yaşı 80’e dayanan, sinema kariyerinde işçi sınıfının, ezilenin yanında olmasıyla tanınan bir yönetmen, Ken Loach’ı diğer yönetmenlerden ayıran bir özellik bu.

Ken Loach 2009 yılında Avustralya’nın Melbourne şehrinde gerçekleşen film festivalinde yarışan `Looking for Eric` filmini geri çekmişti. Filmi geri çekme sebebini ihtiyar şöyle açıklıyor;

 “Şiddet üreten devletin gölgesinde sanat yapılmaz. Sanat savaşa ve yok etmeye değil, barışa ve insanlığa hizmet eder. İsrail, Ortadoğu`daki politikalarını gözden geçirmeli”.

“Looking For Eric” filminde Ken Loach’ın Eric Cantona’yı oynatması film adına artı puan. Filmin ekseninde Cantona hayranı, orta yaşlarda rock’n roll takılan, zamanında maçlara gidip Mancester United’e bağlı olan Eric Bishop adında bir adamı gözlüyoruz. 10 yıldır maçlara gidemiyor Eric Bishop, arkadaşlarıyla pub ortamında takılarak, bira yudumlayarak maçlarını izliyorlar.

Yüksek bilet fiyatlarından şikâyetçiler, gençlik döneminde yaşadıkları aklına geliyor. İdolü  Eric Cantona. Cantona’nın olduğu tüm maçları hatırlıyor, odasında Eric Cantona posteri var. Yüksek bilet fiyatlarından dolayı futbolun endüstri haline gelmesi Eric ve arkadaşlarının maça gitmemesinde etkisi vardı ama en önemlisi Cantona’nın futbolu bırakma kararındaki sözleri; “Futbolda para faktörü her şeyin önüne geçti ve bu durum beni çok rahatsız ediyor”.

“Looking For Eric” anlatılanlar doğrultusunda endüstriyel futbola inceden ayar veriyor

Endüstriyel futbola ayar vermesinin yanında filmin ekseninde Eric Cantona’yı gözlemliyoruz.  Filmin ekseninde Eric Bishop, sık sık Eric Cantona ile konuşuyor, Cantona’dan taktikler alıyor, sadece kendisi görebiliyor bunu, arkadaşları göremiyor. Sık sık Cantona’ya attığı golleri hatırlatıyor, sonra sıra unutamadığı kadın Lily’e geliyor. Lily’e dair bütün gençlik anılarını Cantona’ya anlatıp akıl alıyor Eric, bu taktikler sonucunda aldığı taktikler işe yarıyor.

Cantona manyağı bir herif olarak karşımıza çıkan “Eric Bishop” un unutamadığı tek şey Eric Cantona’nın attığı goller, bir de sevdiği kadınla geçirdiği tek gece.

Cantona’nın Sunderland’a attığı gol sonrası “İnsan öyle bir coşar ki birkaç saatliğine de olsa hayatın pisliğini unutuverirsin”  sözü her şeyi açıklayıcı nitelikte. Eric Bishop’un bu sözlerinden futbolun  futboldan daha fazlası olduğunu çözümlüyoruz.

“Her zaman düşündüğünden daha fazla seçeneğin vardır”.

Cantona, Eric’in hayat koçudur. Eric seçeneklerinin bittiğini sandığı anda Cantona, Eric’e yardım eder. Eric, halüsinasyonlarla Cantona’ya dair düşler görürken işler aniden karışır. Eric’in üvey oğullarından birinin başı belaya girer, bu beladan kurtulmak ise Eric’in işidir. Oğlunun bir çeteden aldığı silahı saklaması, Eric’in bunu bulması olayların dozunu arttırmaktadır. Eric’in bu şeyler sonucunda Cantona’nın önemli bir sözü aklına gelir:

"Takım arkadaşlarına güvenmen gerek her zaman, yoksa kayboluruz".

Takım arkadaşlarıyla birlikte hareket eden Eric Bishop, Zac’ın evini basmaya gider. Operasyonun adı “Cantona” dır. Su tabancaları, sopalar, maskelerle birlikte filmin en güzel sahnelerinden birine imza atar “Looking For Eric”.

Kısaca; yaşamdan kopan ve her şeyini kaybeden bir adamın öyküsü “Looking For Eric". 

Ken Loach’ın filmi, işçi sınıfı, aşk ve futbol üzerinden anlatması olumlu hareket. Ayrıca genellikle ezilenlerin sesine yanıt veren Ken Loach’ın bu filminin futbol eksenli ve tutkuyu içinde barındırıyor olması Ken Loach’ın bu işe ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Ken Loach futbolun dayanışmacı olduğunu “Looking For Eric” ile bir kez daha hatırlatıyor bizlere. 

Ken Loach bu filmiyle politika yapmayı da başarıyor. Ken Loach’ın bütün filmlerini izlememiş biri olarak “Looking for Eric Ken Loach’ın en iyi filmi” demek iddialı bir söylem olur, ama “ihtiyarın futbola dair söyleyecekleri var” demek en doğru olacaktır.

Ayrıca bir dönem Mancester United tribünlerini dolduran, deplasmanlara giden taraftarların artık müşteri kabul edildiğini filmde görmek mümkün. Futbolu gereksiz ve anlamsız bulan insanlara bir Mancester United'lı taraftarın sözleriyle kulak vermemiz gerekir:

“Bir adam bir keresinde "karını değiştirebilirsin, politik görüşünü değiştirebilirsin, dinini değiştirebilirsin ama asla ve asla tuttuğun takımı değiştiremezsin" demişti”.

İzlerken Altını Çizdiklerim;

“Her şey Eric Cantona'dan gelen güzel bir pasla başladı".

***

"Bazen en güzel hatıralar baş etmesi en zor hatıralardır".

 ***

“Her zaman düşündüğünden daha fazla seçeneğin vardır”.

***

"İnsan öyle bir coşar ki birkaç saatliğine de olsa hayatın pisliğini unutuverirsin (Cantona'nın attığı golden sonra yapılan yorum).

 ***

"Takım arkadaşlarına güvenmen gerek her zaman, yoksa kayboluruz".

***

"İntikamların en asili affetmektir".

 ***

– En son ne zaman mutlu oldun?

– Bir United maçında, Cantona'nın dönüş maçında

Alex Turner süper kahramanlı senaryo yazıyor

Bayan Arıza tarafından 3 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

Arctic Monkeys vokali Alex Turner’ın beyaz perdeyle olan bildiğimiz tek ilişkisi Submarine film müzikleriydi.

Şimdi Turner’ın film işine gireceği söylentileri dolanıyor.

Son Arctic albümü AM‘le Londra’lı 4′lünün büyük pazar Amerika’yı dize getirmeye çalıştığının çoğumuz zaten farkındayız. Turner’ın Roy Orbison-Chris Isaac karışımı tarzı da Amerika fetişini ciddiye almamız gerektiğini destekler gibiydi.

The Last Shadow Puppets’tan çifti Miles Kane, sanatçının kamera arkasına geçmek istediğini, süper kahraman temalı bir filmin senaryosu üzerinde çalıştığını söyledi.

Alex’i edebiyatı bol kelime oyunlu ve fevkalade duygusal parçalarla sevdik, bakalım neler olacak.

Alex Turner – Submarine

Kaynak: Radyo Eksen

Tarihte Temmuz ayında neler olmuş?

Bayan Arıza tarafından 3 Temmuz 2014 tarihinde yazıldı.

* 1 Temmuz 1946: Debbie Harry (Blondie) doğdu. 

* 2 Temmuz 2005: G8 zirvesine katılan politik liderlerin dikkatini Afrika'daki açlık ve yoksulluğa çekmek isteyen konserler serisi "Live 8" başladı.

* 2 Temmuz 1973: Brian Eno, Roxy Music'ten ayrıldığını açıkladı. 

* 2 Temmuz 1991: Guns'n'Roses'ın solisti Axl Rose konser sırasında grubu videoya çeken hayranının üzerine atladı. Çıkan kargaşada 60 kişi yaralandı ve konser alanı hasar gördü. 

* 3 Temmuz 1969: The Rolling Stone elemanlarından gitarist Brian Jones, gece yarısı yüzmek için girdiği havuzda keyif verici maddeler ve alkolün etkisindeyken boğularak 27 yaşında hayatını kaybetti (Ne varsa şu 27'de? Tüm iyi adamlar 27'de gidiyor).

* 7 Temmuz 2006: Pink Floyd'un efsane üyelerinden Syd Barrett yaşama veda etti. Cambridge'deki evinde, pankreas kanseri sonucu 60 yaşındayken hayatını kaybeden müzisyen, 1965 yılında Pink Floyd'a katılmış ve üç sene sonra da gruptan ayrılmıştı. 15 yaşındayken babasının hayatını kaybetmesinin de etkisiyle zor dönemler geçiren müzisyen, bir süre sonra keyif verici madde bağımlısı olmuş ve Pink Floyd'la çalıştığı son dönemlerde artık tanınmaz hale gelmişti. Bu değişimden oldukça etkilenen grup arkadaşları da Barrett için "Wish You Were Here" adındaki şarkılarını bestelemişlerdi. Barrett'in hayatını kaybettiği ev, belli bir süre hayranlarının ziyaretine açık kaldıktan sonra, sanatçıyı tanımayan Fransız bir çifte satılmıştı.

* 7 Temmuz 1927: İlk İngiliz DJ, Christopher Stone, Savoy Hall'daki BBC Stüdyoları'nda ilk programına başladı. 

* 7 Temmuz 1968: Yardbirds dağıldı. 

* 8 Temmuz 1969: Çekimleri Avustralya'da gerçekleşen Ned Kelly'nin setinde intihara teşebbüs eden Marianne Faithfull filmdeki rolünü kaybetti.

* 8 Temmuz 1980: Jello Biafra, San Francisco Belediye Başkanlığı için yapılan seçimlerde 4. oldu. 

* 9 Temmuz 1975: Jack White yani gerçek adıyla John Anthony Gills, Detroit'te dünyaya geldi.

* 11 Temmuz 1979: Neil Young filmi "Rust Never Sleeps"in ilk gösterimi gerçekleşti. 

* 12 Temmuz 1996: Jonathan Melvoin öldü (Smashing Pumpkins). 

* 12 Temmuz 2008: The Rolling Stones elemanlarından 61 yaşında, 4 çocuk babası olan Ron Wood, 23 yıllık eşini terk ederek, 18 yaşındaki Rus sevgilisinin yanına taşındı.

* 12 Temmuz 1970: Janis Joplin yeni grubu "Full Tilt Boogie Band"le ilk konserini Luisville'de verdi. 

* 18 Temmuz 1988: Alman şarkıcı, söz yazarı, aktris ve manken Christa Paffgen yani bildiğimiz adıyla Nico hayatını kaybetti.

* 24 Temmuz 1958: Japan elemanlarından Mick Karn doğdu. 

* 28 Temmuz 1995: Jimi Hendrix'in babası James Al Hendrix, oğlunun tüm haklarını aldı. 

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

Büyük Grupların Nefret Ettiği Büyük Şarkılar

Bayan Arıza tarafından 27 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

The Guardian haber yapmış. Büyük grupların yazdığı büyük şarkılar dönüp kendi başlarına bela oluyorlar. Yakında Glastonbury’nin headliner’ı olacak ve ardından 13 Temmuz’da İstanbul’a gelecek olan Metallica’nın solisti James Hetfield, Escape’i canlı çalmaktan nefret ettiğini söyledi. Slash başta Sweet Child O’ Mine’dan nefret ettiğini “çünkü başta çok aptalca bulduğunu” itiraf etti.

Madonna bir daha Like a Virgin’ı söylemek için 30 milyon dolar harcamaları gerektiğini belirtti.

Vanilla Ice bile, MTV’nin yönetim kurulana gidip, bir daha çalınamaması için Ice Ice Baby videosunun mastır kopyasını parçalamasını rica etti.

İşte karşınızda kendi yarattıkları marşlardan nefret eden gruplar:

Radiohead – Creep:

Led Zeppelin – Stairway to Heaven

Nirvana – Smells Like Teen Spirit

Oasis – Wonderwall

Beastie Boys – Fight For Your Right (To Party)

Kaynak: Radyo Eksen

Pamela “Cupcakes” Wood “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Bayan Arıza tarafından 23 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Pamela “Cupcakes” Wood  “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Çeviri: Avi Pardo

Altıkırkbeş Yayın, Kadıköy 2012

Okurken altını çizdiklerim:

·  Georgia başını kaldırdı ve Bukowski’nin kendisini seyretmekte olduğunu fark etti. Hayranlarından biri olarak kadınların bacakları hakkında ne hissettiğini biliyordu muhtemelen. Belki de bu yüzden kanepeye sere serpe uzanmıştı ya da kafası umursayamayacak kadar iyiydi.

·  Göğüslerime baktığını fark ediyordum, sonra bacaklarıma, hatta ayaklarıma takılıyordu; şehvet düşkünü pis bir zampara gibi değil ama. Estetik haz veren bir sanat eserini takdir eder gibi daha çok.

·  Annem elektrik faturasını ödeyemediği için mum ışığında oturduğumuz pek çok gece hatırlıyorum. Gaz faturasını ödeyemediği için sıcak banyo yapamadığımı ya da aynı nedenden ötürü telefonun çalışmadığını hatırlıyorum –bu hizmetlerin üçünden aynı anda yararlanabildiğimiz vaki değildi galiba. Fakat annem elinden geleni yapıyordu.

·   …fakat huzurlu ve güvenliydi o yatak odası, sadece ikimiz, okyanusta bir salda yüzen iki kazazade misali.

·   Annem Bukowski ile konuşmaktan çok zevk aldı. Bukowski’den hoşlandı ve daha sonra bana onun dürüst bir adam olduğundan ve bana iyi bakacağından emin olduğunu söyledi. Bir de o güne dek gördüğü en hüzünlü gözlere sahip olduğunu.

·  Yönümü bulmaya ihtiyacım vardı ve Bukowski’nin bilge rehberliği sayesinde bulabileceğimi düşünüyordum.

·  Bukowski 1994’de öldüğünde arkadaşlarından biri bazı eşyalarına göz atması için çağrıldı –çok önemli olmadığına karar verilmiş şeyler. Arkadaşı eşyaların arasından benim 1975’te çekilmiş dirndl’lı fotoğrafımı buldu. Bukowski neredeyse yirmi yıl saklayacak kadar değer vermişti hatırasına.

·  Benimle birlikte olmaktan, insanların bizi birlikte görmesinden büyük haz duyuyordu.

·  Bukowski seyahat etmekten, Los Angeles dışında bir yerde olmaktan nefret ederdi.

·  Bukowski olağanüstü bir hikâye anlatıcısıydı ve her zaman anlatacak bir şeyleri olurdu. Kendini nadiren yineler, size daha önce bir şey anlatmışsa bunu genellikle hatırlardı.

·  Bazı konuları tekrar tekrar açardı. Jane bunlardan biriydi. En çok tekrarladığı konu Jane idi; ilk aşkı ve Barfly senaryosunun esin kaynağı.

·  Bukowski ayık olduğunda (altı biradan az anlamında) fevkalade görgülüydü.

·  Henry Miller dışında, başka yazarlardan pek söz etmezdi. Daha sonra hayatını ve yazma tarzını derinden etkilediğini iddia edeceği John Fante’den bile.

·  Ayık olduğunda Bukowski müşfik, uysal, neredeyse kibar bir insandı. Fakat sarhoşluğu belli bir düzeyi aştığında bir çılgına dönüşüyordu. Ancak bütün hakaretlerine rağmen, hiçbir zaman fiziksel şiddete başvurmazdı.

·  Alkol, kavgalar ve kıskançlık bende diri diri gömülüyormuşum duygusu yaratıyordu.

·  Bukowski mutfakta yazar, yazmaya genellikle gece yarısına doğru başlardı. Bazen gün ışıyıncaya kadar çalışırdı. Hiçbir şeyi yırtmadan ya da baştan başlamadan nasıl saatlerce yazabildiğine şaşardım. Bir kez olsun sözlüğe ya da ansiklopediye falan baktığına tanık olmadım. Biri sözcükleri ona yazdırıyordu sanki. O kadar kolaydı onun için.

·   Bukowski ile her istediğimi yapabiliyordum, ne zaman ve nasıl istersem. Her şeye izin verirdi neredeyse –yüksek sesle müzik dinlemek, gürültü, dikkatini dağıtmak, içki, hap, şarkı söylemek ya da masanın üzerinde dans etmek. Kural ya da sınır yoktu –bu da hoşuma gidiyordu.

·  Bakalım…basurum var, evde hamam böcekleri var, bir de sen varsın.

·  Bukowski riyakâr bir insan değildi ve kendi kontrol edemediği şeyler hakkında başkalarına vaaz vermezdi.

‘Behzat Amir’ bu sefer bir aşk öyküsünde

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Erdal Beşikçioğlu ile Sezin Akbaşoğulları "Behzat Ç."den sonra bu kez de Çiğdem Vitrinel'in çekimlerine bu hafta başlanan uzun metraj filmi "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku"da buluştu.

 

"Geriye Kalan" isimli filmiyle iki sene önce Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü alan Çiğdem Vitrinel ikinci uzun metrajlı filmi "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku"nun çekimlerine İstanbul'da başladı.

İlhami Algör’ün aynı adlı romanından esinlenen filmin başrollerinde Erdal Beşikçioğlu ile Sezin Akbaşoğulları yer alıyor. İki oyuncu daha önce fenomen televizyon dizisi "Behzat Ç."de de karşılıklı rol almıştı.

Filmin ana karakterlerinden yazar Arif’in aşkı ve kadınları anlamaya çalıştığı bir dönemde Müzeyyen’e rastlamasıyla, onun gizemli dünyasına yaptığı yolculuğun anlatıldığı filmde Harun Tekin, Hare Sürel, Derya Alabora, Ege Aydan, Kerem Atabeyoğlu, Erdinç Gülener ve Barış Yalçın da karşımızda olacak.

Senaryosunu Çiğdem Vitrinel ve Ceyda Aşar’ın birlikte kaleme aldığı filmin yapımcılığını Marsel Kalvo, görüntü yönetmenliğini ise Vedat Özdemir gerçekleştirecek. Filmin müzikleri ise Harun Tekin’e teslim. (Radikal)

 

Kaynak: Cumhuriyet