• Montreal çıkışlı indie rock grubu The Dears, “Garanti BBVA Konserleri” kapsamında 11 Nisan’da Babylon’a konuk oluyor!

    1995’te bir araya gelen Kanadalı grup The Dears, “orkestral pop-noire” olarak tanımladıkları sound’larıyla çıkış albümleri “End of Hollywood Bedtime Story”i 2000’de yayımladı. 2000’lerin başında Kanada’nın indie rock rönesansı olarak bilinen sahnenin önemli temsilcileri arasında yer alan The Dears, 2001’de “Orchestral Pop Noir Romantique” ve 2002’de “Protest” kısaçalarlarını paylaştı. Serge Gainsbourg’u ...

  • 31 Ocak: Dorock XL Kadıköy Konserleri >Noah Gundersen

    Amerika’lı şarkıcı ve söz yazarı Noah Gundersen, ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşuyor. ‘First Defeat’, 'Family', ‘Bad Desire’ gibi hitlerinin yanı sıra Sons of Anarchy dizisine hazırladığı şarkılarla bilinen sanatçı 31 Ocak akşamı Dorock XL sahnesinde. Kaynak: Biletix

  • Günümüzün en iyi progresif post-rock temsilcilerinden Russian Circles, 18 Nisan’da Türkiye’deki ilk konserleriyle %100 Studio’da fırtınalı iki geceye imza atacak!

    İlk albümleri “Enter”ı 2006 yılında yayınlayan ve isminin aksine Şikago’da kurulan grup Russian Circles, 2019 yılında post rock’ı arşa taşıyan isimlerden biri olmayı başarıyor. 2019 Ağustos’unda piyasaya sürülen, müziğin en güzel köşelerine dokunan albümleri Blood Years ile yaratıcı süreçlerini sorgulamamıza sebep olan topluluk; oldukça aktif bir müzik kariyerine sahiptir. Kapı Açılış 20:00 Etkinlik ...

  • 10-15 Aralık: Efsane müzikal Fame, 75. Yılını Kutlayan Yapı Kredi Ana Sponsorluğunda ilk defa Türkiye’de…

    Popüler kültür tarihinin efsaneleri arasında yer alan Fame Müzikali, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda hayallerinin peşinden koşan herkese ilham vermek için orijinal kadrosuyla Londra’nın dünyaca ünlü müzikal sahnesi West End’den İstanbul’a geliyor! 30. yıl turnesinde, dansın tüm coşkusunu yaşatacak 80’lerin unutulmaz ikonu müzikal, 10-15 Aralık 2019 tarihleri arasında ...

  • 15 Şubat-> Tindersticks

    Kendine özgü tarzı, orkestralı müziği ve harika şarkı sözleri ile yıllardır türün öncüsü Tindersticks, Fransız yönetmen Claire Denisortaklığında çıkardığı “Trouble Every Day” ve “Nénette Et Boni” ile hem müzik hem de sinema dünyasına damga vurdu. Yönetmenin son filmi “High Life”ın soundtrackini besteleyen Tindersticks, Nottingham’ın dokusundan çıkan şarkılarıyla İş Kuleleri Salonu’nda.

  • Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

Pamela “Cupcakes” Wood “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Bayan Arıza tarafından 23 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Pamela “Cupcakes” Wood  “Charles Bukowski’nin Kızıl’ı”

Çeviri: Avi Pardo

Altıkırkbeş Yayın, Kadıköy 2012

Okurken altını çizdiklerim:

·  Georgia başını kaldırdı ve Bukowski’nin kendisini seyretmekte olduğunu fark etti. Hayranlarından biri olarak kadınların bacakları hakkında ne hissettiğini biliyordu muhtemelen. Belki de bu yüzden kanepeye sere serpe uzanmıştı ya da kafası umursayamayacak kadar iyiydi.

·  Göğüslerime baktığını fark ediyordum, sonra bacaklarıma, hatta ayaklarıma takılıyordu; şehvet düşkünü pis bir zampara gibi değil ama. Estetik haz veren bir sanat eserini takdir eder gibi daha çok.

·  Annem elektrik faturasını ödeyemediği için mum ışığında oturduğumuz pek çok gece hatırlıyorum. Gaz faturasını ödeyemediği için sıcak banyo yapamadığımı ya da aynı nedenden ötürü telefonun çalışmadığını hatırlıyorum –bu hizmetlerin üçünden aynı anda yararlanabildiğimiz vaki değildi galiba. Fakat annem elinden geleni yapıyordu.

·   …fakat huzurlu ve güvenliydi o yatak odası, sadece ikimiz, okyanusta bir salda yüzen iki kazazade misali.

·   Annem Bukowski ile konuşmaktan çok zevk aldı. Bukowski’den hoşlandı ve daha sonra bana onun dürüst bir adam olduğundan ve bana iyi bakacağından emin olduğunu söyledi. Bir de o güne dek gördüğü en hüzünlü gözlere sahip olduğunu.

·  Yönümü bulmaya ihtiyacım vardı ve Bukowski’nin bilge rehberliği sayesinde bulabileceğimi düşünüyordum.

·  Bukowski 1994’de öldüğünde arkadaşlarından biri bazı eşyalarına göz atması için çağrıldı –çok önemli olmadığına karar verilmiş şeyler. Arkadaşı eşyaların arasından benim 1975’te çekilmiş dirndl’lı fotoğrafımı buldu. Bukowski neredeyse yirmi yıl saklayacak kadar değer vermişti hatırasına.

·  Benimle birlikte olmaktan, insanların bizi birlikte görmesinden büyük haz duyuyordu.

·  Bukowski seyahat etmekten, Los Angeles dışında bir yerde olmaktan nefret ederdi.

·  Bukowski olağanüstü bir hikâye anlatıcısıydı ve her zaman anlatacak bir şeyleri olurdu. Kendini nadiren yineler, size daha önce bir şey anlatmışsa bunu genellikle hatırlardı.

·  Bazı konuları tekrar tekrar açardı. Jane bunlardan biriydi. En çok tekrarladığı konu Jane idi; ilk aşkı ve Barfly senaryosunun esin kaynağı.

·  Bukowski ayık olduğunda (altı biradan az anlamında) fevkalade görgülüydü.

·  Henry Miller dışında, başka yazarlardan pek söz etmezdi. Daha sonra hayatını ve yazma tarzını derinden etkilediğini iddia edeceği John Fante’den bile.

·  Ayık olduğunda Bukowski müşfik, uysal, neredeyse kibar bir insandı. Fakat sarhoşluğu belli bir düzeyi aştığında bir çılgına dönüşüyordu. Ancak bütün hakaretlerine rağmen, hiçbir zaman fiziksel şiddete başvurmazdı.

·  Alkol, kavgalar ve kıskançlık bende diri diri gömülüyormuşum duygusu yaratıyordu.

·  Bukowski mutfakta yazar, yazmaya genellikle gece yarısına doğru başlardı. Bazen gün ışıyıncaya kadar çalışırdı. Hiçbir şeyi yırtmadan ya da baştan başlamadan nasıl saatlerce yazabildiğine şaşardım. Bir kez olsun sözlüğe ya da ansiklopediye falan baktığına tanık olmadım. Biri sözcükleri ona yazdırıyordu sanki. O kadar kolaydı onun için.

·   Bukowski ile her istediğimi yapabiliyordum, ne zaman ve nasıl istersem. Her şeye izin verirdi neredeyse –yüksek sesle müzik dinlemek, gürültü, dikkatini dağıtmak, içki, hap, şarkı söylemek ya da masanın üzerinde dans etmek. Kural ya da sınır yoktu –bu da hoşuma gidiyordu.

·  Bakalım…basurum var, evde hamam böcekleri var, bir de sen varsın.

·  Bukowski riyakâr bir insan değildi ve kendi kontrol edemediği şeyler hakkında başkalarına vaaz vermezdi.

‘Behzat Amir’ bu sefer bir aşk öyküsünde

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Erdal Beşikçioğlu ile Sezin Akbaşoğulları "Behzat Ç."den sonra bu kez de Çiğdem Vitrinel'in çekimlerine bu hafta başlanan uzun metraj filmi "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku"da buluştu.

 

"Geriye Kalan" isimli filmiyle iki sene önce Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü alan Çiğdem Vitrinel ikinci uzun metrajlı filmi "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku"nun çekimlerine İstanbul'da başladı.

İlhami Algör’ün aynı adlı romanından esinlenen filmin başrollerinde Erdal Beşikçioğlu ile Sezin Akbaşoğulları yer alıyor. İki oyuncu daha önce fenomen televizyon dizisi "Behzat Ç."de de karşılıklı rol almıştı.

Filmin ana karakterlerinden yazar Arif’in aşkı ve kadınları anlamaya çalıştığı bir dönemde Müzeyyen’e rastlamasıyla, onun gizemli dünyasına yaptığı yolculuğun anlatıldığı filmde Harun Tekin, Hare Sürel, Derya Alabora, Ege Aydan, Kerem Atabeyoğlu, Erdinç Gülener ve Barış Yalçın da karşımızda olacak.

Senaryosunu Çiğdem Vitrinel ve Ceyda Aşar’ın birlikte kaleme aldığı filmin yapımcılığını Marsel Kalvo, görüntü yönetmenliğini ise Vedat Özdemir gerçekleştirecek. Filmin müzikleri ise Harun Tekin’e teslim. (Radikal)

 

Kaynak: Cumhuriyet

‘Gezi piyanisti’nden Soma için konser

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Gezi Parkı’nda 12 Haziran’da Gezi Direnişine destek olmak amacıyla resital veren Alman piyanist Davide Martello bu kez Soma için çalacak.

Soma’da 22 Haziran’da gerçekleşecek bu konserde Davide Martello’ya piyanist Savaş Güven eşlik edecek. Konserin geliri Soma maden faciasında hayatını kaybedenlerin ailelerine bağışlanacak. Davide Martello, Rusya yanlılarınının eylemlerinin sürdüğü Ukranya’nın doğusundaki Donetsk kentinde de destek konseri vermişti.

Kaynak: Cumhuriyet

Shakespeare’in doğumunun 450. yılında Mîna Urgan’ın “Shakespeare ve Hamlet”i

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Shakespeare’e tutulan ayna…

Geçenlerde, Mîna Urgan’ın “Shakespeare ve Hamlet” kitabının Yapı Kredi Yayınları’nca yeniden basıldığını görünce, aklım ve yüreğim, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuduğum yıllara uzandı. Hep söylemişimdir: Berna Moran’lı, Tatyana Moran’lı, Vahit Turhan’lı, Akşit Göktürk’lü, Cevat Çapan’lı, Murat Belge’li ve elbette Mîna Urgan’lı yıllar, kanımca, bu bölümün Altın Çağıydı.

Kimileri, bu değerlendirmeyi, akıldan çok yüreğin sesi olarak görebilir. Eh, insanın üniversite yılları, her zaman Altın Çağı olmasa da gençlik çağıdır ne de olsa; dönüp gençlik çağına bakacak olduğunda da, aklından çok yüreğiyle konuşmaya kalkabilir, diyenler çıkabilir.

Ne ki, adlarını andığım hocalarımın, hem verdikleri derslerin niteliği, hem kendi alanlarında yaptıklar çalışmalar, yayımladıkları kitaplar ve çeviriler, hem de İngiliz dili ve edebiyatını biz öğrencilerine olanca toplumsal ve düşünsel boyutlarıyla sunuşları bir an göz önüne getirildiğinde bile, onların dönemini Altın Çağ saymak, yüreğin abartısından çok, aklın çıkarsaması olarak görülmelidir…

Mîna Urgan’ın “Shakespeare ve Hamlet”inin yeniden basımının, William Shakespeare’in doğumunun dört yüz ellinci yılının yeryüzünün dört bir yöresindeki okurlarınca kutlandığı, “doğaya ayna tutan”, insan doğasındaki hemen her türlü duygu ve çatışmayı çok farklı dönemler ve ülkelerden insanların belleğinde yer edecek sözcük ve imgelerle yansıtan bu büyük ustanın oyunları ve şiirlerinin yeniden değerlendirildiği günlere denk gelmesi bir rastlantı olmasa gerek.

“Shakespeare ve Hamlet”in sayfalarında yeniden gezinirken, ister istemez, hocamın sınıfta anlattıklarına gidiyor belleğim. Mîna Urgan’ın, yıllarda üniversite dersliklerinde okuttuklarını böylesi bir kitaba taşıyarak, Shakespeare’i akademik duvarların ötesine, “açık hava”ya çıkarmış olduğunu bir kez daha fark ediyorum.

Nitekim, Akşit Göktürk de, 1985’te bu kitaptan Cumhuriyet gazetesinde söz ederken, “Prof. Dr. Mîna Urgan kırk yılı aşkın süredir bu konuya yönelen sabırlı, içten çabasının ürünlerini yükseköğrenim dışındaki Türk okurlarına da taşıyarak, anlamlı bir örnek veriyor hepimize. Üstelik bilgece bir alçakgönüllülükle yapıyor bunu” demekten alamamış kendini.

Orhan Pamuk’un, 1991’de Cumhuriyet Kitap’ta yayımlanan sözleri ise, Mîna Urgan’ı yakından tanıyanlara, bir nefes gibi üflediği o kısık sesini anımsatıyor:

“Mîna Urgan’ın sesi, çok iyi bildiği bir konuda çok iyi bildiği bir iki yakınıyla rahat rahat konuşan birinin sesidir.” Kitabın kendisine gelince…

Urgan’ın daha önce İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları’ndan çıkmış olan “Shakespeare I” ve “Shakespeare II” adlı kitaplarının, daha önce hiç değinmediği on dokuz oyun da eklenerek büyük ölçüde geliştirilmiş biçimi olan “Shakespeare ve Hamlet”te, bu büyük ozanın yaşamı ve yapıtları üstüne pek çok ayrıntılı bilgi ve yorum bulabilirsiniz.

KAPSAMLI BİR YAKLAŞIM

Shakespeare’in yaşamöyküsü, şiir ve soneleri, Elizabeth Çağında tiyatrolar ve sahne, ilk komedyalar, olgunluk dönemi komedyaları. İngiliz tarihiyle ilgili oyunları, tragedyaları, Eski Yunan ve Roma tarihiyle ilgili oyunları, son oyunları ve kapsamlı bir yaklaşımla “Hamlet”…

“Shakespeare’in önemi, gerçek anlamda evrensel bir dâhi olmasından, onu her çağın kendi çağdaşı, her ülkenin kendi yurttaşı olarak benimsemesinden kaynaklanır” diyor Urgan. “İşte bu yüzdendir ki, onun oyunları, nice başyapıtlar gibi kitap raflarında tozlanmamış; Osmanlı tuluat kumpanyalarından tutun da Avrupa başkentleri tiyatrolarına kadar her yerde sahnelenmiş; beyazperdeye, televizyon ekranlarına gelmiş, her dilde okunmuştur.”

Peki, Shakespeare’in ölümsüzlüğünün sırrı nedir?

“Neredeyse dört yüzyıldan beri Shakespeare insan gerçeğini, insan olmanın onurunu bize anlatarak, en çapraşık düşünceleri ve duyguları kavramamıza, yaşadığımız dünyanın, çevremizdeki kişilerin ve onlarla olan ilişkilerimizin gizlerini en olumlu biçimde çözmemize yardımcı olmuştur.

Shakespeare’in ölümsüzlüğünün başlıca nedeni, her ülkenin her kuşağıyla sanki yeniden doğması ve her doğuşunda daha da canlı oluşudur. İşte bu yüzden dünyanın her yerinde olduğu gibi, bugün Türkiye’de de bizim çağdaşımızdır ve gelecek kuşakların da çağdaşı olacağından kuşkumuz yoktur…” Mîna Urgan, iki yüzyıldan beri Shakespeare’in yaşamı üstüne sayısız kitap yazılmış olmasına karşın, bu konuda kesin olarak tüm bildiklerimizin tek bir sayfaya sığabileceği kanısında:

“İngiliz edebiyatının, belki de dünya edebiyatının en büyük yaratıcısı Shakespeare’in yaşamı ve kişiliği az çok bir giz olarak kalmıştır ve öyle kalması da kaçınılmazdır. Yıllardır birçok bilgin, bu bakımdan bize yardımı dokunabilecek tüm yayınları, belgeleri ve kayıtları iyice taramış, incelemiştir. Bu nedenle yeni bir bilgi edinmek, yeni bir şeyler öğrenmek umudu artık yok gibidir.”

Gerçi bu konuda ben hocam kadar umutsuz değilim; Federico Garcia Lorca üstüne, Leonardo da Vinci üstüne yeni araştırmalar yeni bilgileri açığa çıkarabiliyor günümüzde. Evet, Shakespeare, belki de üstüne en çok çalışılmış, en çok incelenmiş yazardır dünyada; ama neden yepyeni araştırmalar yepyeni bilgileri getirmesin ki yanı sıra? Belki daha önemlisi, Shakespeare’in şirlerine, oyunlarına bambaşka yorumlar getirilebiliyor günümüzde. Bu da, yalnızca Shakespeare’in değil, edebiyatın, doğası gereği, çok farklı okumalara açık olmasının bir sonucu olsa gerek.

YARARLI BİR UĞRAŞ

Ama, Urgan, Shakespeare konusunda yeni bir bilgi edinme, yeni bir şeyler öğrenme umudunun artık yok gibi olduğunu söylemekle birlikte, çok yararlı bir uğraşa kalkışıyor ve bu alandaki en önemli başvuru kaynaklarını kitabının sayfalarına taşıyor, önde gelen Shakespeare “arkeologlarının” bulgularını, görüşlerini, savlarını önümüze getiriyor.

Urgan, kitabının “Shakespeare’in Şiir ve Soneleri” bölümünde, Shakespeare çevirmenin zorluğuna, dahası nerdeyse “olanaksızlığına” da değiniyor: “… onun oyunlarının hem biçimi, hem de özü şiirdir ve yazdıklarında şiirle tiyatro eşsiz bir uyum içinde bütünleşir. Shakespeare herhangi bir dile çevrilince, değerinin en azından yarısının yitirilmesinin nedeni de budur. (…) Gerçi tiyatro yazarı Shakespeare’i başka bir dile çevirebiliriz. Ne var ki, bu tiyatro yazarıyla kaynaşmış olan şair Shakespeare’i başka bir dile çevirmenin yolu yok gibidir.”

Burada, kuşkusuz, “şiirin çevrilemezliği” sorunu çıkıyor karşımıza. Urgan, bizi, bir kez daha bu sorun üstüne düşünmeye yöneltiyor. Bir bakıma, yerden göğe haklı kuşkusuz. Ne ki, şiir, çevrildiğinde, aslının sesinden, söz ve imge çağrışımlarından uzaklaşabilse de, örneğin Sabahattin Eyuboğlu, Can Yücel, Cevat Çapan gibi ustaların elinde hem ruhunu koruyabiliyor, hem de bir başka dilin zenginliklerine, güzelliklerine yelken açabiliyor. Diyeceğim, Mîna Urgan’ın “Shakespeare ve Hamlet”i, okuru edebiyatın, şiirin pek çok sorunuyla da yüz yüze getiriyor.

Shakespeare’in doğumunun dört ellinci yılında, ustayı biraz daha yakından tanımak; şiirleriyle sonelerine daha içeriden bakmak; oyunlarının yazıldıkları dönemle bağlarını, konularının nerelerden kaynaklandığını, Shakespeare uzmanlarının bu oyunlarla ilgili neler dediklerini ve neler tartıştıklarını öğrenmek istiyorsanız, Urgan’ın “Shakespeare ve Hamlet”ini edinin.

Hem öğrenciler temel bir ders kitabı, hem de meraklıları için bir el kitabı…

Shakespeare ve Hamlet / Mîna Urgan / Yapı Kredi Yayınları / 496 s.

Kaynak: Cumhuriyet

 

Mélanie Dahan geliyor!

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Fransız cazının yeni incisi olaran tanınan Mélanie Dahan, 18 Haziran'da İstanbul'da olacak!

Akbank Sanat, Haziran ayında düzenleyeceği Akbank Sanat Caz Günleri’nde dünyaca ünlü ustaları ve genç yetenekleri müzik tutkunlarıyla buluşturuyor.

Fransız cazının yeni incisi olarak tanımlanan Mélanie Dahan,Akbank Sanat Caz Günleri kapsamında 18 Haziran 2014, Çarşamba günü saat 20.00’de müzikseverlerle buluşacak.

Bir caz divası olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Fransız vokal, 2011 yılında yayınlanan, Fransız, Arjantin ve Brezilya müziklerinin rafine bir karışımı olan “Latine” albümüyle büyük beğeni topladı. Bu yıl, Baptiste Trotignon, Thomas Ehnco, Pierre de Bethmann, Manuel Rocheman ve Franck Amsallem’den oluşan beş Fransız caz piyanisti ile birlikte yeni albümünü yayınlayan Mélanie Dahan’a Akbank Sanat Caz Günleri kapsamındaki konserinde Avrupa ve Japonya’da büyük bir hayran kitlesine sahip İtalyan asıllı Fransız piyanist Giovanni Mirabassi eşlik edecek. Sanatçı, aynı gün saat 16.00’da gerçekleştirilecek masterclass çalışmasında ise genç müzik tutkunlarıyla bir araya gelerek merak ettikleri soruları yanıtlayacak.

Tarih: 18 Haziran 2014, Çarşamba

Saat: 20:00

Yer: Akbank Sanat

Bilet Fiyatı: Tam 20 TL / Öğrenci 10 TL

Masterclass – 18 Haziran 2014, Çarşamba saat: 16.00 (Etkinlik ücretsizdir)

Mélanie Dahan

Fransız şarkıcı Mélanie Dahan, 2009 yılında New York, Sunnyside Records firmasından çıkardığı ilk CD’si “La Princesse et Les Croque-Notes” ile uluslararası kariyerine başladı. Bu kayıttaki performansı için All About Jazz web sitesinde, “eski Fransız şarkılarını modern şarkılarla ilişkilendirip, Charles Aznavour, Jacques Brel and Léo Ferré’nin müziğini çağdaş caz standatlarına dönüştürüyor” yorumu yapıldı. İkinci albümü “Latine”yi, 2011 yılında Giovanni Mirabassi, Marc Michel Le Bévillon, Lukmil Perez ve bir yaylı çalgılar dörtlüsü eşliğinde kaydetti. Japonya, Güney Amerika, Rusya ve Avrupa’da turnelere çıktı. 2014 yılında Baptiste Trotignon, Thomas Enhco, Pierre de Bethmann, Manuel Rocheman ve Franck Amsallem’den oluşan beş Fransız caz piyanistiyle yaptığı yeni kaydı yayınlandı.

Kaynak: Sözcü

Portishead geliyor, hazır mısın?

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.
Bristol’un dünya müziğine kazandırdığı efsanevi İngiliz grup Portishead, ilk kez Türkiye’de konser vermeye hazırlanıyor.

Ünlü grup, 20 Ağustos Çarşamba günü İstanbul’da eşsiz bir performans sergileyecek. 1991 yılında Geoff Barrow ve Beth Gibbons tarafından kurulan Portishead, 23 yıllık kariyerlerine birbirinden özel 3 başyapıt sığdırdı. İsmini, Barrow’un doğduğu şehirden alan grup, 1994 yılında “Dummy”, 1997 yılında grupla aynı ismi taşıyan “Portishead” ve 2008 yılında “Third” isimli albümlerini piyasaya sürdü.

Müzik akımı başlatan ender gruplardan biri olan Portishead, 20 Ağustos’ta GNL organizasyonuyla KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleştirilecek Midtown Fest sahnesinde olacak! İngiltere’den Savages ve Thought Forms’un yanı sıra Türkiye’den The Ringo Jets, The Away Days ve Telepotik grupları, KüçükÇiftlik Park sahnesini Portishead ile paylaşacak.

Dream TV’nin medya sponsorluğunda, ilk kez Türkiye’de sahne alacak Portishead’in eşsiz müzik ayini için biletler, Biletix’te!

Bilet fiyatları:

VIP – 450.00 TL

Diamond – 300.00 TL

Golden – 150.00 TL

Kaynak: Milliyet

Kış Uykusu vizyona geliyor!

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.
Nuri Bilge Ceylan’ın, 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüne layık görülen yeni filmi “Kış Uykusu”, 13 Haziran’da sinemalarda!

Yapımcılığını ZeynoFilm’in üstlendiği, başrollerini Haluk Bilginer, Melisa Sözen ve Demet Akbağ’ın paylaştığı “Kış Uykusu”; 39 şehirde, toplam 123 sinemada, yaklaşık 150 salonda gösterime giriyor.

Dünya prömiyerini 67. Cannes Film Festivali’nde yapan, Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filmi “Kış Uykusu”; festivalden, dünyanın en prestijli sinema ödüllerinden biri olan Altın Palmiye ile döndü. “Kış Uykusu”; festivalde aynı zamanda FIPRESCI Ödülü’ne de layık görüldü.

Başrollerini Haluk Bilginer, Melisa Sözen ve Demet Akbağ’ın paylaştığı “Kış Uykusu”; eski bir tiyatro oyuncusu olan Aydın’ın, Anadolu bozkırlarının ortasında, adeta bir kış uykusuna yatmış gibi görünen ıssız bir mekanda, kendisiyle, hayalleriyle, sevdikleri ve taşrayla kurduğu ve düşe kalka sürdürmeye çalıştığı ilişkilerini konu alıyor. Karı-koca ve kardeşlik bağları da dahil her türlü insan ilişkisinin, çaresizlik, hayal kırıklığı, önyargılar ve çıkışsızlıkla mühürlenmiş olan o ağır kapısını aralıyor…

Zeynep Özbatur Atakan’a ait ZeynoFilm’in ana yapımcılığında, Türkiye-Fransa-Almanya ortak yapımı olarak gerçekleştirilen “Kış Uykusu”nun Türkiye’deki yatırımcıları arasında Mars Cinema Group da bulunuyor. Dağıtımcılığını Pinema Filmcilik’in üstlendiği “Kış Uykusu”, 13 Haziran 2014, Cuma günü sinemalarda!

Kaynak: Milliyet

Neil Young konserinin ön grupları belli oldu

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Vodafone Red sponsorluğunda düzenlenecek konsere müzikseverleri Midlake ve Büyük Ev Ablukada hazırlayacak!

İKSV tarafından, Vodafone Red sponsorluğunda düzenlenen İstanbul’daki ilk Neil Young and Crazy Horse konseri 15 Temmuz Salı akşamı KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleştirilecek. Seyircilere yıllardır bekledikleri konseri, ekibi Crazy Horse ile birlikte sunmaya hazırlanan Neil Young’dan önce sahnede iki önemli grup yer alacak.

Müzik dolu bu gecede seyircileri, canlı performanslarıyla her daim ses getiren Büyük Ev Ablukada karşılayacak. 2008’den bu yana verdikleri konserler ve yayımladıkları Full Faça albümüyle İstanbul alternatif müzik sahnesinde kendine önemli bir yer edinen Büyük Ev Ablukada’dan sonra sahneyi Teksaslı ünlü grup Midlake devralacak.

Türkiye’de ilk kez 2010 yılının Kasım ayında Salon’da ard arda kapalı gişe iki konser veren ve o günden bu yana damaklarda bıraktığı tat ile hatılanan Midlake, hayranlarının özlemini Neil Young konseri öncesinde giderecek. Cocteau Twins’in basçısı Will Heggie tarafından keşfedildikten sonra dünya çapında ünlenen Midlake’in 2004 tarihli çıkış albümü, içinden yetenek, vizyon ve farklılık fışkıran Bamnan and Slivercork ile devam etmişti. 2006 tarihli The Trials of Van Occupanther albümü ve özellikle "Roscoe" adlı parçayla büyücek bir hayran kitlesi kazanan topluluk, 2010’da çıkan, “Acts of Man” ve “Children of the Grounds” gibi parçalarıyla ses getiren The Courage of Others ile bir kez daha olağanüstü bir albüme imza atmış oldu. Geçen sene yayımlanan ve 2013 listelerinde ilk 40’a girmeyi başaran son albümü Antiphon, müzik eleştirmenleri tarafından Midlake’in başyapıtı olarak kabul edildi. Teksas'ın Denton kentinde yetişme müzisyenlerden oluşan Midlake, insanın içini ısıtan analog gitarlarla özdeşleşen, duygusal ve esrarengiz müziğiyle 15 Temmuz Salı akşamı KüçükÇiftlik Park’ta olacak.

Müzik dolu gecenin biletleri…

Neil Young ve Crazy Horse, Midlake ve Büyük Ev Ablukada’nın KüçükÇiftlik Park sahnesinde olacağı, Vodafone Red sponsorluğu ve Hard Rock Cafe İstanbul’un katkılarıyla müzik dolu geçecek gecenin biletleri, Biletix satış kanalları ve hizmet bedelsiz şekilde ana gişe İKSV’den (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Caddesi No: 5 Şişhane) 10.00-18.00 saatleri arasında temin edilebilecek. Ana gişe İKSV, hafta içi ve cumartesi günleri açık. Bilet alımlarında kredi kartı da geçerli.

Seyircilere kapılarını 18.00’da kapılarını açacak gecede 18.45’te Büyük Ev Ablukada, 20.00’da Midlake ve 21.30’da Neil Young and Crazy Horse sahnede olacak. Gecenin genel alan biletleri 90 TL, ikinci sahne önü biletleri 150 TL, birinci sahne önü biletleri ise 300 TL. Gecenin sınırlı sayıdaki ve kimlik göstererek yalnızca ana gişe İKSV’den alınabilecek “öğrenci” biletleri 70 TL. Lale üyeleri, Neil Young konserinde %20’ye varan indirimlerden faydalanabilecekler. Vodafone Red aboneleri ise, Neil Young konserinin biletlerini %20 indirimle alabilecekler.

Kaynak: Milliyet

İtalya’nın Oscarları sahiplerini buldu

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

İtalyan Sinema Akademisi tarafından 58 yıldır verilmekte olan prestijli sinema ödülleri David di Donatello sahiplerini buldu.

1955 yılından beri verilen ve İtalya’nın Oscar’ları olarak anılan David di Donatello heykelcikleri dün gece, RAI kanalının Nomentano 5 Stüdyoları’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. İtalyan sinema dünyasının seçkin simalarının kırmızı halıda boy gösterdiği gecede ödülleri, 9 heykelcikle Paolo Sorrentino’nun Muhteşem Güzellik’ ile 7 heykelcikle Paolo Virzi’nin İnsan Sermayesi’ filmleri paylaştı. Bu yıl 23 dalda dağıtılan David di Donatello’da büyük ödül, Stephen Amidon’un aynı isimli kitabından esinlenilen ve başrollerini Fabrizio Bentivoglio, Valeria Bruni Tedeschi, Fabrizio Gifuni ile Valeria Golino’nun paylaştığı Paolo Virzi’nin İnsan Sermayesi’ filmine verildi. Film ayrıca En İyi Senaryo’, Valeria Bruni Tedeschi ile ‘En İyi Kadın Oyuncu’, Fabrizio Gufini ile En İyi Yardımcı Erkek’ ve Valeria Golino ile deEn İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödüllerini de aldı.

İTALYAN SİNEMASININ YENİDEN DOĞUŞU

Los Angeles’ta En İyi Yabancı Film’ Oscar’ını alarak, ülkesine 15 yıl sonra tekrar bu coşkuyu yaşatan Paolo Sorrentino’nun Muhteşem Güzellik filmi ise, En İyi Yönetmen’, Toni Servillo ile En İyi Erkek Oyuncu’, Luca Bigazzi ile En İyi Görüntü Yönetmeni’ ve Stefania Cella ile En İyi Sanat Yönetmeni’ gibi başlıca ödüllerin sahibi oldu. Başrollerinde Toni Servillo, Carlo Verdone ve Sabrina Ferilli gibi oyuncuların yer aldığı ve İtalyan sinemasının ;yeniden doğuşu’ olarak nitelenen film, Roma’nın büyüleyici güzelliğinde yaşayan ve geçip giden gençliğini arayan bir yazarın hikayesini konu ediniyor. David di Donatello’ya 11 dalda aday gösterilen, yıllardır İtalya’da yaşayan Yönetmen Ferzan Özpetek’in, ’Allacciate Le Cinture’ (Kemerlerinizi Bağlayın) filmi ise geceden ödülsüz döndü.

           SOPHIA LOREN’LE DUYGULU ANLAR

Avrupa Birliği’nin En İyi Filmi’ kategorisinde Stephen Frears’ın Philomena’ filmi ödüllendirilirken, ;En İyi Yabancı Film’ ödülüne ise, Wes Anderson’ın ;Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli)’ layık görüldü. İtalyan sinemasının divası Sophia Loren ise, törende duygulu anlar yaşanmasına neden oldu. Loren, Yönetmen oğlu Edoardo Ponti’nin yönettiği ;La Voce Umana (İnsan Sesi)’ filmindeki performansından ötürü Özel Ödül’e layık görüldü. Ödülü oğlunun elinden alan Loren, "Hayatımın en anlamlı anını yaşıyorum" diyerek uzun süre oğluna sarıldı. David di Donatello ödülünün adı, 1466 yılları arasında yaşamış Rönesans çağı ressam ve heykeltıraşı Floransalı Donatello’nun yaptığı bronz Davut heykelinden geliyor. Heykele kısaca, Donatello’nun Davut’u anlamına gelen ;David di Donatello’ adı verildi.

Kaynak: Milliyet

Nelson Gary “Johnny’nin Önünde Öldü”

Bayan Arıza tarafından 16 Haziran 2014 tarihinde yazıldı.

Örümcek wilson

babamın herifin tekine

asla olmayacak duaya

amin dememesini

söylediği noktada

yunanlı’nın los

traşı duruyordu

örümceğin yığılıp kaldığını

görünce dizleri üzerine

çöküp örümceğin boynuna

parmağını koyup

nabzını yokladı

ölmüş mü

diye sordu yunanlı evet

ddi babam yunanlı

örümceğin kafasına

vuracakmışçasına

ayağını arkaya

doğru gerince

ölü bir adama sataşmak

adil olmaz ddi babam sonra

yanıma gelip beni

gömleğimden tuttu &

bana zorla örümceğin

gözlerine baktırttı

ddi ki yazar olmak

istiyorsan gözlerini

çeviremezsin.

 

Nelson Gary

“Charles Bukowski ve Meat Kuşağı” – Şenol Erdoğan, Kadıköy 2013