• Kurt Cobain Doğum Günü Kutlaması: Nirvana Tribute Band

    Dünyanın en başarılı Nirvana tribute grubu olarak kabul edilen Nirvana Tribute Band, Kurt Cobain’i ve Nirvana’yı anmak için bu sene de 20 Şubat’ta %100 Studio’da buluşuyoruz! Alternatif müzik efsanesi Nirvana’yı yaşatmak için kurulan Nirvana Tribute Band, bugün Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarını gezerek Kurt Cobain ve Nirvana’nın hikayesini anlatıyor. Birçok eleştirmen ...

  • %100 Metal İftiharla Sunar; Thrash metalin dev ismi OVERKILL 26 Eylül 2019 Perşembe akşamı KüçükÇiftlikPark’ta!

    Temelleri 1980 yılına dayanan ve isimlerini Motörhead’in “OverKill“ parçasından alan New Jersey’li grup 1985 yılında yayınladıkları “Feel The Fire” ve  sonrasında peş peşe çıkardıkları “Taking Over” ve “Under The Influence” albümleri ile kısa sürede tüm dünyaya OVERKILL ismini öğrettiler. more_link_text

  • 30 Kasım-> Yıllardır yaratacılığından ve enerjisinden ödün vermeyen dev isim New Model Army, 30 Kasım’da %100 Studio’da!

    1980'de Bradford'da kurulan New Model Army; punk rock, kuzey ruhu ve zamanın atmosferinden ilham aldı. Günümüze kadar uzun, yaratıcı ve netice dolu bir yolculuk geçiren grup; post-punk, folk-rock, politik-rock, goth ve metal gibi farklı alt kültürlerinden etkilense de bir etikete ait olmayı her zaman reddetti. more_link_text

  • 6-7 Aralık-> The Aristocrats 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da!

    Dirty rock, folk ve cazı harmanlayarak, tek bir albümde en iyi şekilde özetleyen grup kimdir? Tabii ki The Aristocrats! Rock virtüöz üçlüsü The Aristocrats unutulmayacak performanslarıya 6 ve 7 Aralık’ta, iki gece üst üste %100 Studio’da! more_link_text

  • Mor ve Ötesi senfonik, Yoğun istek üzerine 7 Ekim’de yeniden sizlerle…

    Ülkemizin en önemli müzik gruplarından mor ve ötesi geçtiğimiz sonbaharda ilk defa seyirci ile buluşturdukları “senfonik” projesi ile sahne alıyor! Şef Orçun Orçunsel yönetimindeki Avrasya Filarmoni Orkestrasıve Şef Masis Aram Gözbek yönetimindeki Magma Filarmoni Korosunun eşlik edecek. mor ve ötesi Kerki|Solfej konserleri ile Harbiye Açıkhava'da sizlerle! more_link_text

  • 13 Eylül-> İstanbul Blue Night Sunar: Evanescence

    Müziğinde rock, metal ve senfonik öğeleri birleştiren Evanescence, “Synthesis Live” turu ile şehrin olmazları olduran festival markası İstanbul Blue Night sponsorluğunda 13 Eylül’de Volkswagen Arena’ya konuk oluyor! Evanescence öncesinde, alternatif rock’ı ve pop’u kendine özgü stiliyle bir araya getiren VERIDIA’yla buluşuyoruz. more_link_text

  • Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, 21 Eylül’de Zorlu PSM – STUDIO’da!

    Yunan senfonik death metal grubu Septicflesh, gitarda Sortiris Vayenas, basta ve vokalde Spiros Antoniou ve gitarda Christos Antoniou ile 1990 yılında kuruldu. 1991 yılında yayınladıkları uzunçalar Temple of the Lost Race ile tam anlamıyla kurulan grup, 1994’te ilk albümleri Mystic Places of Dawn’ı yayınladılar. Peşpeşe bir çok albüm yayınlayan grup, ...

  • 15 Kasım 2019-> Moonspell – Rotting Christ

    Gotik metalin en büyük isimlerinden olan MOONSPELL ve çok yönlü kariyerinin son dönemlerinde melodik black metale yakın duran ROTTING CHRIST, %100 Metal kapsamında ve Vera Müzik organizasyonuyla 15 Kasım’da IF Performance Hall’da hayranlarını unutulmaz bir geceye davet ediyorlar. Portekiz’in en büyük grubu MOONSPELL ve Yunanistan’ın en büyük grubu ROTTING CHRIST güçlerini ...

Cadılar Bayramı bu yıl Hard Rock Cafe’de!

Bayan Arıza tarafından 23 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

Efsanevi Rockerlar Hard Rock Cafe Cadılar Bayramı Partisinde Yeniden Canlanacak

Simgeleşmiş İstiklal Caddesine ve İstanbul’un göbeğindeki canlı müzik merkezine yakın konumu ve ayrıca restoran alanları, üst düzey teknoloji ve tasarım özellikleriyle de eksiksiz olan Hard Rock Cafe Istanbul, Ekim ayını Halloween parti ile kapatıyor. 31 Ekim 2014 Cuma akşamı 21:30’da başlayacak olan partide ölü rock yıldızları konsepti ile rock severler mekanı tam anlamıyla yeraltı dünyasına çevirecekler ve gece boyunca DJ partiye katılanlara eşlik edecek. Gecenin sonunda en iyi kostümün sahibini ise özel bir ödül bekliyor. İster Elvis Presley, isterseniz 27’ler kulübünden bir seçim yapıp Jim Morrison, Jimi Hemdrix, Janis Joplin veya Amy Winehouse olun. Hemen hazırlıklarınıza başlayın ve Hard Rock Cafe’nin yeraltı dünyasında yerinizi alın.

Kaynak: Milliyet

Şiddet var ama ‘İyiyim’

Bayan Arıza tarafından 23 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

Devlet Tiyatroları, bu kez kadın sorunlarına tek kişilik oyun olan 'İyiyim'le değiniyor.

Devlet Tiyatroları (DT), ilk kez perde açacağı, tek kişilik oyun “İyiyim”le Türkiye’deki kadın sorunlarını tiyatro sahnesine taşıyor.

Senaryosunu Hüseyin Alp Tahmaz’ın kaleme aldığı, hayata yenik başlayan bir kadının, yıllarca kaçtığı geçmişiyle yüzleşme anının anlatıldığı “İyiyim”in yönetmenliğini Volkan Özgömeç üstleniyor.

Yönetmen Özgömeç, yaptığı açıklamada, eserin, temelinde kadından hareketle aslında var olduğu dünyayı ve cinsiyet ayrımı yapmadan insanların yaşadıklarını konu edindiğini söyledi.

Stüdyo Sahne’de sanatseverlerle bir araya gelen oyunda Zeynep Hürol’un, 40 yaşında hayatla yüzleşen Vanlı Ayşe adlı bir kadını canlandıracağını anlatan Özgömeç, “Günlük yaşamda sık kullandığımız bir kelimedir iyiyim ancak bu iyiyimlerin bir çoğu gerçek duygumuzu ifade etmez aslında. Öyle kalıp hale gelmiştir ki bu sözcük, sıfat olma özelliğini kaybetmiştir adeta günlük kullanımda. Anlamını yitirmiştir. İçimizde fırtınalar koparken, gözyaşlarımız pınarlarından süzülmek üzereyken bile sarf etmişizdir mutlaka. Bu yönüyle de bir ironi simgesine dönüştürmüşüzdür. İşte eserin baş kahramanı Ayşe de ‘iyiyim’ sözcüğü üzerinden topluma ayna tutacak” diye konuştu.

“Sevgiyle nefretin iç içe geçtiği bir hikaye”

Volkan Özgömeç, İyiyim’de bu ironinin Ayşe adlı karakterin üzerinden anlatıldığını belirtti. Ayşe’nin hikayesinin düşle gerçeğin, geçmişle şimdinin, sevgiyle nefretin, iyiyle kötünün iç içe geçtiği bir hikaye olduğunu kaydeden Özgömeç, şöyle devam etti:

“Ayşe 40 yaşında, feodal yapıdaki bir aileden gelen fakat büyük şehirde büyümüş, üniversite mezunu bir kadın. Ayşe’nin hayatında işler çoğu kez istediği gibi gitmemiş. Ne özel hayatında ne de iş hayatında gerçek anlamıyla iyi olma, iyi hissetme durumunu yaşayamamış. Çocukken ailece yaşadıkları trajik bir olayın ardından mutlu aile tablosu bozulmuş, babası annesine karşı şiddet uygulamaya başlamış. Ayşe ve altı kız kardeşi de buna tanık olmuş. Bu sebeple annesini hep ezilmiş bir kadın olarak gören Ayşe, babasıyla da sıkıntılı bir ilişki yaşamış.”

Özgömeç, Ayşe’nin yaşadıklarının kendi kurduğu ailede de mutsuzluğa neden olduğunu dile getirdi. Ayşe’nin yanlış evliliğiyle annesinin kaderini yaşamaya başladığını anlatan Özgömeç, “Ayşe’nin travması iş hayatını da etkiliyor, rekabetçi iş ortamında haksızlığa uğradığını düşündüğü tüm yaşadıklarına bir de yaşlanma korkusu ekleniyor. Tüm mutsuzluğuna rağmen, Ayşe’nin oyun süresince telefonla arayanlara ‘iyiyim’ diye cevap vermesi, bu sözcüğün ironisini göstermektedir” ifadesini kullandı.

Kaynak: Sözcü

‘Sanata siyaset baskısını kınıyoruz’

Bayan Arıza tarafından 23 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

Devlet Tiyatroları genel müdürünün ayrılığı sonrasında örgütlü STK'lar da kınama yayınladı.

Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı (TOBAV), Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMEB), Devlet Tiyatrosu Sanatçıları (DETİS), Kültür Sanat-Sen ve Işık-Der ortak yazılı açıklama ile siyasetin sanata baskısına şu ifadelerle tepki gösterdi.

Açıklamada, “Başta Devlet Tiyatroları olmak üzere yurdumuzdaki bütün ödenekli sanat kurumlarını yasalarıyla birlikte ortadan kaldırmayı ve ülke sanat yaşamını siyasal iktidarların baskı ve denetimine almayı hedefleyen Türkiye Sanat Kurulu (TÜSAK) TÜSAK yasa tasarısı taslağına, her platformda destek vermiş olan A. Necat Birecik, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü makamına vekaleten atanmıştır.

DEVLET TİYATROLARI’NDA YÖNETİM DEĞİŞTİ

Biz; Devlet Tiyatroları içinde örgütlü tüm Sivil Toplum Kuruluşları, söz konusu yasa taslağını hazırlayan zihniyetin, çok manidar olan bu tercihinin, kurum içindeki çalışma barışını bozarak, tüm yurt sathında halkımıza götürdüğümüz sanat hizmetimizi, nitelik yitimine ve kesintiye uğratacağından kaygı duyuyoruz. 65 yıllık mesleki ve kurumsal tecrübemizle gördüğümüz bu tehlikeyi yaratanları kınıyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Kaynak: Sözcü

Cem Kurtuluş’tan Film Kritiği: “Palo Alto”

Bayan Arıza tarafından 23 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

Edebiyattan sinemaya uyarlanan filmler her ne kadar çekici gibi görünse de bazı filmler bunun hakkını veremiyor. Kitapla aynı olmasını bekleyemezsiniz ama en azından  iyi iş çıkarmasını, kendinizden bir parça bulmak istersiniz.

Film Ekimi’nde (11-17 Ekim) haftası olması sebebiyle  ne kadar iyi filmler olsa da beklentinizi karşılamayacak filmler de öne çıktı. Bu filmlerden biri Gia Coppola, senaryosunu yazıp yönettiği bu ilk filmini, James Franco’nunyazdığı “ Palo Alto Öyküleri “ kitabından beyazperdeye uyarlanan “ Palo Alto”.

Gia Coppala,  bu filminde genç kuşağa sesleniyor, gençlik sorunlarına yöneliyor. Utangaç, aileden kopuk, melankolik karakterler yaratıyor Coppala.  Cinselliğe kadar uzanan bir yelpazede sunuyor bu filmi. Amerikan vari diyaloglarla sunarken filmi izlerken kopukluklar yaşıyorsunuz. Kurgu eksikliğini film bağlantısında net olarak gözlemliyorsunuz.

Hikâye kabataslak olarak  Teddy,  April, Fred karakterleri üzerinden ilerlese de, bu karakterlere ilerleyen zamanda Emily ve takım koçu MR.B katılıyor. Bu karakterler film içinde önemli yere sahipler, ama ana karakter "April" karşımızda duruyor. Yönetmen, April'in gözünden anlatıyor çoğu şeyi.

Karakter tanıtmak gerekirse; Teddy melankolik takılan uyuşturucuyla alkolle kafayı bozan  bir karakter olarak karşımıza çıkarken, Emily cinselliğe düşkün, sevgi eksikliği yaşayan bir kız. Filmde dikkatleri üzerine çıkan diğer karakter “April”.  April aynı zamanda takım koçunun oğluna bebek bakıcılığı yapıyor. Aralarında bir süre sonra hoşlanma durumu gelişiyor, ama zamanla April bunun doğru bir şey olmadığını, MR.B’nin kendisini kullandığını düşünüyor.

April’den hoşlanan diğer bir karakter uyuşturucuyla zamanını geçiren ve sonrasında uyuşturucuyu bırakmak isteyen Teddy.  Teddy karakteri olarak Jack Kilmer, filmde oyunculuğuyla  iyi iş çıkarıyor. Melankolik rolünü  oynamasının bunda etkisi fazla. Diğer oyuncular sınıfta kalmasa da Jack Kilmer isminin öne çıktığını söylemek yanlış olmaz. Karakterler arası kopukluk filmi izlerken net görülüyor.

Filmde açığa çıkan diğer bir özellik ana tema sorunu ve senaryonun aksaklığı.  Kötü anlatım ve  sıkılarak 1.5 saatlik zamanı geçirmiş oluyorsunuz.  Araya iyi müzikler serpiştirilse de üzerinizde etki bırakmadığını söylemek gerekir. 

Filmin son sahnesi kötü bir anlatımla seyirciye sunuluyor, bunun haricinde Palo Alto şehrinin  filmde fazla gösterilmemesi film adına eksiklik olarak önümüzde duruyor.

Sonuç olarak  Amerikan sineması her ne kadar  gençlik filmlerinde iyi işler çıkarsa da , Gia Coppala’nın  vasat ve bilindik gençlik filmi olarak karşımızda duran "Palo Alto" bu açıdan    sınıfta kalıyor.

Muse yeni albümlerinin ‘duygusal’ ilk kayıtlarını tamamladı

Bayan Arıza tarafından 21 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

Muse, yeni albümleri için girdikleri stüdyoda, ilk kayıtları tamamladı.

Gigwise’da çıkan habere göre grup Instagram hesaplarında stüdyolarının fotografını paylaşarak “İlk kaydın sonu. Çok duygusal oldu.” yorumunda bulundu.

Grup kendilerine ait olan bu Instagram hesabını 2 hafta önce açmış, hayranlarını stüdyoda çekip paylaştıkları fotograflarla heyecanlandırmıştı.

Muse’un yayınlanacak bu yeni albümü grubun 2012 tarihli ‘The 2nd Law’ albümünden sonra piyasaya çıkacak ilk çalışmaları olacak.

Kaynak: Radyo Eksen

Eski Smiths solisti geçtiğimiz 18 ayda defalarca hastaneye kaldırılmıştı. Sanatçı doktorların vücudunun çeşitli yerlerinde kanser tümörüne rastladıklarını doğruladı.

Koyulan teşhise rağmen 55 yaşındaki Morrissey ölümden korkmadığını ve bunun herkesin başına gelebileceği gerçeğini kabullendiğini söyledi.

Ne tür bir kanserle savaştığı açıklanmayan sanatçı İspanyol gazetesi El Mundo’ya: “Vücudumda şimdiye kadar dört defa kanserli dokuya rastlandı, ama her neyse! Eğer öleceğim varsa ölürüm. Ölmeyeceksem de ölmem” dedi.

“Şimdilik kendimi iyi hissediyorum. Son zamanlarda çektirdiğim fotograflarıma baktığımda sağlıksız göründüğümü fark ettim. Ama bu hastalığın bir getirisi. Bunu kendime dert etmeyeceğim, öldüğümde dinlenirim.”

Morrissey’in şimdiye kadar; ülsere bağlı mide kanaması, zatürree, gıda zehirlenmesi, solunum yolu enfeksiyonu gibi çeşitli rahatsızlıkları olmuştu.

The Irish Blood, English Heart solisti “İlk kitabımı yazmayı bitirdikten sonra artık belki de müzik işinden emekli olmalıyım” diyerek artık müzik yapmayı bırakma yaşı geldiğini de ima etti.

Morrissey; Temmuz ayında 10. stüdyo albümü World Peace is None of Your Business’ı piyasaya sürdükten kısa bir süre sonra plak şirketi Harvest Records ile yollarını ayırmıştı.

“Artık müzik yapmayı bırakacak yaştayım. Bir çok klasik müzik bestecisi 34 yaşına geldiğinde öldü. Ben hala buradayım, ve kimse benimle ne yapacağını bilmiyor. Her zaman genç dinleyicilerim olmuştur. Bu da Smiths şarkılarının tıpkı Ramones gibi eskiye nazaran daha önemli olduğunu düşünmeme sebep oluyor. Kitabımı da yazıyorum ve şimdilik gayet iyi gidiyor. Ama henüz bitmemiş bir iş için böyle kesin konuşmak benim için çok cüretkarca olur. Muhtemelen önümüzdeki sene kitabım yayımlanacaktır. O zaman sonsuza kadar şarkı söylemeyi bırakacağım ki bu da bir çok insanı eminim çok mutlu edecektir!” dedi.

Kaynak: Radyo Eksen

Tarihte Ekim ayında neler olmuş, bi’hatırlayalım…

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

* 1 Ekim 1954: New Musical Express dergisi ilk defa "Top 20" listesi hazırladı. Frank Sinatra "Three Coins in the Fountain"la 1 numaradaydı.

* 1 Ekim 1971: John Lennon, Imagine ile altın plak kazandı.

* 1 Ekim 2007: Radiohead'in resmi sitesi çöktü. Grubun yeni albümü "In Rainbows"u resmi sitelerinden yayınlayacağını açıklaması üzerine siteye akın eden fanlar, albümü istedikleri fiyata satın alabildi.

* 2 Ekim 1949: Richard Hell doğdu.

* 4 Ekim 1992: Sinead O'Connor katıldığı TV şovu Saturday Night Live'da Papa'nın resmini yırttı.

* 4 Ekim 1970: Janis Joplin öldü.

* 5 Ekim 1962: Beatles, ilk 45'liği "Love me Do"yu yayınladı.

* 7 Ekim 1995: David Bowie, "Outside" albümü için Brian Eno ile tekrar bir araya geldi.

* 7 Ekim 1968: Thom Yorke doğdu.

* 7 Ekim 1995: Alanis Morissette, "Jagged Little Pill" ile Amerika albümler listesinde 1 numaradaydı.

* 8 Ekim 1951: Johnny Ramone doğdu.

* 9 Ekim 1975: John Lennon ve Yoko Ono'nun oğlu Sean Ono Lennon doğdu.

* 9 Ekim 1972: Temptations, "Papa Was a Rolling Stone" 45'liğiyle Amerika listelerine girdi.

* 10 Ekim 1978 Smash Hits dergisinin ilk sayısı yayımlandı.

* 11 Ekim 1963: Beatles, "She Loves You" ile ilk altın plak ödülünü aldı.

* 14 Ekim 1966: Grace Slick, San Fransisco, Fillmore West'te ilk defa Jefferson Airplane'le birlikte sahneye çıktı.

* 16 Ekim 1972: Creedence Clearwater Revival dağıldı.

* 16 Ekim 2001: Bob Dylan konserinde çalışan iki güvenlik görevlisi, sanatçıyı kendi konserine almadıkları için kovuldu.

* 19 Ekim 1981: Blondie'nin ardından Debbie Harry'nin piyasaya sürdüğü ilk solo albümü "Koo Koo" ABD'de altın plak ödülü aldı.

* 21 Ekim 1969: Jack Kerouac öldü.

* 22 Ekim 1976: Damned, klasik punk 45'liği New Rose'u İngiltere'de piyasaya sürdü.

* 26 Ekim 1992: Pearl Jam'in "Vs." albümü piyasaya çıktığı ilk hafta 950 bin kopya sattı.

* 28 Ekim 1977: Sex Pistols, "Never Mind the Bollocks" albümünü yayınladı.

* 28 Ekim 1997: R.E.M. davulcusu Bill Berry, gruptan ayrılacağını açıkladı. 17 yıl R.E.M.'le çalan Berry'nin gruptan ayrılma sebebi, çiftçi olmak istemesiydi.

* 28 Ekim 1968: Cynthia Lennon, John Lennon'a boşanma davası açtı.

* 30 Ekim 1939: Grace Slick doğdu.

* 30 Ekim 1970: The Doors solisti Jim Morrison, Miami konseri sırasında sahnede teşhircilik yaptığı için suçlu bulunarak tutuklandı ve altı ay hapis cezasına çarptırıldı.

* 31 Ekim 1993: River Phoenix öldü.

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

Nick Cave’den solo turne müjdesi

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

2013’te, grubuyla kaydettiği ‘Push the Sky Away’ albümünü yayınlayan, bu sene ise  ‘20,000 Days on Earth’ filmiyle hayatımızı canlı tutmaya devam eden Nick Cave, 2015’te solo olarak turneye çıkmaya hazırlanıyor.

Mart’ta start alacak Britanya ve Avrupa turnesinde sanatçıya; Warren Ellis, Martyn Casey, Thomas Wydler ve  Barry Adamson’ın sahnede eşlik etmesi bekleniyor.

Biletleri, 3 Ekim Cuma günü saat 10:00’da (OAZD) satışa sunulacak turnenin kesinleşen durakları şöyle:

Mart 26 – Royal Concert Hall, Glasgow 28 – Playhouse, Edinburgh 29 – Sage, Gateshead 30 – Royal Concert Hall, Nottingham

Mayıs 3 – Royal Albert Hall, London 6 – Friedrichstadtpalast, Berlin 7 – Liederhalle, Stuttgart 9 – Cirque Royal, Brussels 10 – Cirque Royal, Brussels 12 – Koncertsalen, Copenhagen 13 – Koncertsalen, Copenhagen 14 – Waterfront, Stockholm 16 – World Forum, The Hague 17 – World Forum, The Hague 18 – Grand Rex, Paris 21 – Auditori Forum, Barcelona 22 – Palacio Congresos, Madrid 25 – Crokus City Hall, Moscow 26 – BKZO – St. Petersburg

Kaynak: Radyo Eksen

Gelmiş geçmiş en güçlü şarkı ‘Imagine’

Bayan Arıza tarafından 3 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

Pearl Jam’in solisti Eddie Vedder, İsrail ve Filistin arasındaki barışı teşvik etmek amacı yayın yapan Heartbeat.fm adlı organizasyona destek olmak için, John Lenon’nun efsanevi şarkısı ‘Imagine’ ‘ı yorumladı. Vedder’a göre Imagine şimdiye kadar yazılmış en güçlü şarkı. Temmuz ayında Portekiz’de gerçekleşen bir şov sırasında sahnede ‘Size yemin ederim ki birileri orada birbirini öldürmek için bahane arıyor. Sınırı geçip kendilerine ait olmayan topraklarda adam öldürebilmek için sebep arıyorlar. Bence bir an evvel oradan çıkıp kendi işlerine bakmalılar.’ demişti.

Kaynak: Radyo Eksen

Cem Kurtuluş’tan bu kez albüm kritiği: Accept “Stalingrad”

Bayan Arıza tarafından 3 Ekim 2014 tarihinde yazıldı.

Bazı albümler hakkında ne kadar yazarsanız yazın eksik bir şeyler mutlaka vardır. Müzikten ziyade içinde barındırdığı anlamlar albüm bütünlüğü açısından önemlidir. Heavy metal tarihi boyunca önemli mevzulara değinen heavy metal grupları hep oldu, hep de olacaktır.  

“Blood Of The Nations” albümüyle etrafı kana bulayan, UDO’nun yerine Mark Tornillo takviyesi yapan Accept grubu dünya için mesaj vermeye devam ediyor. Bu mesajı da tarihin en kanlı savaşlarından biri olan Stalingrad savaşını anlatarak ele alıyor. Albüme ismini veren “Stalingrad” üstünde konuşulması gereken bir albüm.

Blood Of The Nations ile iyi bir geri dönüş yapan Accept, Mark Tornillo abimizin öncülüğünde iyi işler çıkarmaya devam ediyor. Sound olarak melodik bir albümle karşı karşıya olduğunuz “Hung, Drawn and Quartered” ile açığa çıkıyor. Savaşın her türlüsünü çarpıcı şekilde anlatan şarkılar olsa da “Stalingrad” sözleriyle öne çıkıyor, ama  müzikal olarak sınıfta kalıyor. Onuru için savaşanlar, donan ve verilen emirleri uygulamakta olan askerler, parçalanmış cesetler, ölümler ve  Stalingrad savaşının getirileri..

"Hellfire" ile yangın devam ediyor. Gün ışığında güzelliği gören insanların birden bir küle döndüğünü anlatıyor. “Blood Of The Nations” albümündeki şarkılara göre benzerlik gösteriyor. Şarkının bitimine 2 dakika kala gelen sololar savaş psikolojisini halini yansıtıyor.

Bombardıman “Flash To Bang Time” ile devam ediyor. Albümdeki favorilerimden. Güçlü sesiyle yeri göğü inletmeyi başarıyor Mark Tornillo abimiz. Girişiyle eski Accept albümlerine selam çakıyor. Bilmeyenler için şarkının isminin askeri anlamda şöyle bir ifadesi var; “Ateş etmekte olan bir silah alevinin gözle görülmesi ile aynı silahtan çıkan patlama sesinin duyulması arasında geçen zaman”. Sololar albümün ilk şarkılarına göre vasat şekilde değil, çok da sırıtmıyor.

“Blood Of The Nations “ albümünde ballad koymayı unutmayan Accept, bu albümde de “Shadow Soldiers” ile selamlıyor bizi. Duygu yüklü girişle açılıyor şarkı, özgürlüğü için savaşan askerler asıl tema şarkıda.  Wolf abimiz gitarda döktürüyor yine.  Wolf Hoffman bu şarkının yazılma nedenini bir röportajında şöyle açıklamıştır; "but “stalingrad” is not a concept album; the band tackles numerous topics, such as … the price paid by soldiers who died for rest in places like arlington national cemetery (“shadow soldiers”)".

Wolf abimiz kaldığı yerden devam ediyor “Revolution” ile. Ekonomik olaylardan tut açlık mevzusuna kadar geniş yelpazede değiniyor. Nakarat her şeyi özetliyor; “What's wrong, with this picture , The poor get poorer and the rich get richer“.  Saldırı “Against The World" ile devam ediyor. Tornillo abimiz başta olmak üzere Accept tayfası üzerine düşeni yapıyor. 

Ballad değeri taşıyan duygusal noktalara taşıyan “Twist Of Fate” ile beraber yola devam ediyoruz. Vokalin iniş-çıkışları yerinde, Accept’in 1980 dönemlerine selam çakmasının yönünde adeta hard rock kokuyor. 

Mevzuyu uzatmadan albüm hakkında söyleyebileceğim “Blood Of The Nations” albümüyle karşılaştırılmaması olur. “Her albümü yeni bir tat" önerisiyle albümü dinlemeye davet ediyorum sizi.