• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Kaan Tangöze: İşin ucunda mahpus varsa, yatarız icabında!

Bayan Arıza tarafından 14 Ekim 2015 tarihinde yazıldı.
Boynunda gitarı, ağzında mızıkası, stüdyoda tek başına. Memleket acılarını, toplumun yaralarını, kendi öfkesini son derece sakin bir tonda kaydediyor. Şarkı değil tarih kaydı bu. Bob Dylan filan değil Duman grubunun solisti Kaan Tangöze bu. İlk solo albümü ‘Gölge Etme’, sansürsüz filtresiz Türkiye gerçeklerinin, her şeye göze almış bir müzisyenin, ölü ya da diri kayaya vurmuş tüm cesetlerin toplamı. Az konuşmasıyla, kısa cümleleriyle meşhur olabilir. Bu kez değil.

10 Ekim 2015

        +  

 

‘Solo’ açılıma şaşıran çok ama sürpriz değil sanırım…  –  Aklımın köşesinde hep vardı. Zamanı gelince yaparım diye düşünürdüm. O zaman bu zamanmış. Ne değişti? Neden şimdi?  – E, Duman’la ‘Darmaduman’ albümünü tamamlamıştık. Kendi kendime kalabileceğim bir zaman oluştu. Yazıp kenara attıklarımı tekrar toparladım, üzerine yeni besteler ekledim.

Daha önce de kendi kendinize kaldığınız zaman olmuştur… – Evet ama o zaman hissetmemişim demek ki… Şarkılar da akustik. Tek gitar, mızıka… Ayıklama faslı kolay oldu mu? Bu ‘Duman’a, bu ‘solo’ya… – Şiirleri bestelemem daha önceye dayanır. Özdemir Asaf’ınkini beş yıl önce bestelemiştim mesela. Belki bir tanesi beş, diğeri üç yıl önce… Çalmıştım bizim çocuklara. Çok da beğenmişlerdi. Biraz zamanını bekledi bu besteler. Özdemir Asaf’tan ‘O Yolda’, ‘Kalmak Türküsü’, Âşık Mahzuni Şerif’ten ‘Tersname’, Karacaoğlan’dan ‘Bir Kız Bana Emmi Dedi Neyleyim’…  Yaşla beraber şiiri daha mı iyi anlar insan? – Benim liseden sonra başladı şiir düşkünlüğüm. Önce Nazım Hikmet’e vuruldum. Belki de herkes gibi… En çok hangi dizeleri? – Şiirleri ezberleyip de okumam. İçine girerim. Alacağımı alır çıkarım.  Şiir biraz naif, belki de kırılgan. ‘Rock’ dünyanızsa ateşli, çok sesli, cayır cayır…  – Şarkı sözünün de şiire yakın bir anlatımı vardır. Bahsettiğin dünyalar, birbirine pek uzak değil. Bu şiirleri de çok seviyorum, dur besteleyeyim diye yapmadım. Okurken melodik okudum. Sonra gitarı elime alıp akorlarını buldum.  TWEET ATACAĞIMA BESTESİNİ YAPTIM

Duygusal bir adam mısınız?  – Hah! Yok, sanmıyorum… Şiirin bu kadar içine girebilen birinin duygusal bir yanı olmalı… – Herkes kadar duygusalım diyebilirim bak… Nesine vuruldunuz bu dizelerin?  – Melodik geldi. İçindeki o ritmi yakaladım, melodiye dönüştürdüm.  Kişisel serüveninizle örtüşenler çıktı mı? – E illa ki içinde, bazı dizelerde kendinden bir şeyler buluyorsun. Mesela?  – “Beşikte bir çocuk var, yorgun – ağlıyor…”

E, bu çok bariz oldu… – Ararsan bulursun: “Maviye boyadım, bak mor çıktı..” Al, istediğin yere çek işte.  Nasıl bir ruh halinin kayıtları bunlar?  – Sakin. Kendi kendime kaldığım, ürettiğim, yazdığım bir dönemin ürünü… Nasıl sakin kalınır?  – Kendinle kalarak, kendini dinleyerek… Böyle 6-8 saatlik anlar yarattım kendime bu yaz. Bu, benim kendimi ifade etme biçimim. İnsan, kendisini ifade ettikçe sakinleşebilir. İçine attıkça çıldırır insan, ne yapacağını bilemez.  Çıldırmamak için söylediniz yani… – Dengeye kavuşmak, sakinliğe erişmek için bunları söylememem, ‘kusmam’ gerekiyordu.

‘Kusma’ hali herkeste baki sanki. Facebook’ta, Twitter’da herkes sayfalarca kusuyor da kusuyor…  – Ben de tweet atacağıma beste yapayım dedim. Tek gitarın kültüründe de vardır, sıkıntını gitarınla ya da işte yöresel enstrüman neyse, onunla dökme hali… Âşık Veysel’ten tut, Bob Dylan’a… Folk müziği dediğin şey, tüm dünyada böyle.   Bu şarkılar nereye düşer, ne değiştirir? – Onu zaman gösterir. Memlekette, dünyada ters giden bir şeyler olduğunda kayıtsız kalamazsın. Ressamsan resmini çizersin, yönetmensen filmini çekersin, müzisyensen şarkısını yaparsın. Olması gereken bu.  ÇOCUKLARIM DA ZAMANI GELİNCE VERİR KAVGASINI

Mutlu musunuz?  – Yaşananlardan kendini soyutlayıp ne kadar mutlu olabilirsin ki… Umutlu musunuz?  – Mazhar Abi söylemiş işte: “Benim hâlâ umudum var…” Öyle kopya çekmek yok… – Umudun olmadan nefes alamazsın. Tabii ki var, olacak da. Nefes aldığımız sürece. Güzel günler gelecek, güzel günler göreceğiz. Nereden geliyor bu güç?  – Müziğimden, kitlelerden… Kaç yıl ilerde olursa olsun, illa ki güneşi göreceğiz…

Şu lafı daha sık işitir olduk: “Bir baba olarak, anne olarak daha da endişeliyim.”  – Öyle dramatik cümlelerin adamı değilim. Herkes kendi ortamında büyüyor, gelişiyor. Benim çocuklarım da yadırgamayacak bu ortamı. Zaten bu ruh halinin içinde doğup büyümüşler. “Eyvah, bu ülkede çocuk yetiştirilir mi?” gibi düşüncelerim yok tabii ki. Doğal süreçtir bunlar. İnsan her şeye alışır, kavgasını, savaşını verir. Onlar da öğrenecek zamanı gelince.  İki oğlunuzun (Hakan 5, Volkan 1) geleceklerinden endişe duymuyorsunuz yani…  – İyi insan olsunlar yeter… “Baba olunca anlarsın”lar, “Çocuk sahibi olmak hayata dair endişelerini, korkularını arttırır”lar da mı hikaye?  – Öyle düşünmemeye çalışıyorum. “Çok şükür bugünü de kazasız belasız atlattık” diye düşünüyorum genelde. Günü yaşamaya çalışıyorsun. 10, 15 senelik planlar daraltır adamı. ‘Gün’de kalınca gelecek kaygın olmuyor. Endişenin insana bir faydası yok. Bunu anladım zamanla.  En mutlu anınıza dönsek… – Çocuk 1 yaşına gelmiş mesela. Hiç beklemediğin bir anda kalkıp pata pata yürüyor. Plansız mutluluk.  En koyu, karamsar anlarınız? – En karamsar anımı ne anlatayım şimdi! Mutsuzluğu paylaşmanın kimseye bir faydası yok…

Dertleşmiş oluruz, fena mı… – O kadar şehitler veriyoruz, terör diz boyu; mutsuz olmak için sebebimiz çok. Olacak iş değil. Bin türlü teoriler var bununla ilgili. Bunlara takılmıyorum.  Sonuca bak, yeter: Canlar gidiyor, ateş düştüğü yeri yakıyor.  Herkesin bir fikri var ama kimsenin ölenlerin yakınlarını dinlediği yok. Tabii ki durduk yere birden hortlamadı bu hikâye. Kimlerin bu tezgâhtan nemalandığını, arkasında dönen oyunları sonra konuşulmalı. İlk etapta, birlik olup bu kargaşa kesilmeli. Siz olsanız…  – Ne söylesem havada kalır. Ne teoriler var… Her hak, demokratik bir düzende Meclis’te savunulmalı. Bunun sağlanması lazım. Ha, bu sağlandığı halde bundan rahatsız olan varsa iş değişir. Meclis’e kimin girdiği, bundan kimin rahatsız olduğu ve sonrasında yaşananlar ortada işte. Hep aynı partiye mi oy verirsiniz?  – Son dönemlerde hiç değişmedi. Ama kafama yatkın bir parti kurulsa keşke de ona versem… Şu anki politika o kadar pis bir şey ki doğru yok zaten, hepsi yanlış. Tüm yanlışlar arasında daha az yanlış gözükeni seçmeye çalışıyorsun.

GEZİ ÇOK TEMİZ BİR HALK TEPKİSİYDİ

 ‘Taksim Meydanı’ şarkınızdan: “Korkma sönmez bir ateş bu şimdi Taksim Meydanı’nda yanar”… – ‘Gezi’, çok temiz bir halk tepkisidir. Yaşanmasaydı, hükümet belki daha da gaza basacak, bugün bambaşka bir noktada olacaktık. “Bi’ dur ya” dendi. Memleketten gerçek demokrasiyi hissettiğimiz, çok güzel zamanlardı. Parkta çoluklu çocuklu, analı babalı bir kalabalık piknik yapar gibi çıktı, yaşadığı rahatsızlığı gösterdi. Öyle bir kitle düşün ki sesini duyurabilmek için tencere tavaya başvuruyor… 

 

BARİ BİZİ SAF OLMAYAN BİRİ YÖNETSİN Özür dilemek, istifa etmek kültürel anlamda şeceremizde yok. Hükümet de zaten özetle diyor ki: “Biz çok safmışız. Onu da yanlış tanımışız, bunu da…” E üzülüyorsun onlara. Başlarına ne gelmişse saflıklarından gelmiş. Yazık. E madem saflıklarından başlarına gelen kalmadı, onlara da yazık, bari bizi saf olmayan biri yönetsin diyorsun.

 “Ateş açmış bir polis var genci vurmuş kafasından / Katle ferman verilmiş yüksek yüksek koltuklardan” diyecek kadar cesur bir albüm. Oto sansür işlemedi mi? Benzer cesareti gösteren çoğu öğretmen, oyuncu, gazeteci işinden oldu…  – Oldu hepsi ama bak şimdi sonuca: Seçimde tek başına hükümet kurabileceği oyu yakalayamadı. Tabii ki Gezi’nin de etkisi var bunda. Ben ancak bu kadar sansürleyebildim. Kendini ifade etme ihtiyacı gelmişse, koyuveriyorsun gidiyor. Olması gereken de bu. Sansürsüz olanları konserlerde çalarım, dinlersiniz zaten… Yarın, öbür gün ‘Gezici Kaan’ diye yaftalansanız, “Vay Gezi şarkısı, propagandası yaptın” diye çağrılsanız… – Böyle bir korkum yok. Diyorum işte…Sonunda mahpusa girmek varsa yatarız icabında.  Onların yandaşları varsa bizim yoldaşlarımız var. Ne yaparlarsa yapsınlar. Biz söyleyeceğimizi söyledik. Söylemeye de devam ederiz.  Sonucunu çoktan göze aldınız yani… – Ölürüz icabında işte…

Çok ağır, çok iddialı oldu bu.  –  Ölenler olmadı mı? Mahpusa girenler olmadı mı? Onlar ölüyorsa, onlar giriyorsa sen niye ölmeyesin, içeri girmeyesin… E, biz de gireriz, ölürüz icabında. Bugün bir Deniz Gezmiş ruhunu daha iyi okuyabildiğinizi düşünüyor musunuz?  – Onları, cesaretlerini anlayalı çok oldu. Gençler, yeni kuşaklar da anlasın, unutmasın, asıl derdimiz bu… Toplum hafızasını diri tutacak şey sanat. Şarkılar, resimler, filmler anlatacak, hatırlatacak bize bizim acılarımızı, sancılarımızı. Yapılması gereken bu: Hatırlamak ve hatırlatmak için yazmak, söylemek… Ki geçmişten dersler almak, bunlarla karşılaşmamak… Asıl tarihi devletler değil şarkılar, şiirler, filmler yazar.

 

GÖLGE ETME

Elinde silahın varsa / Benim de gitarım var Senin bir ideolojin varsa / Benim de ideallerim var Arkanda hükümet varsa / Benim de şarkılarım var Eğer senin bir Allah’ın varsa / Gölge etme Allah aşkına Arkanda savcılar varsa / Benim de yüreğim var İçinde büyük bir korku varsa / Ecele çaresi mi var Senin de bir çocuğun varsa / Bende tam iki tane var Arkanda cellatlar varsa / İş değil Allah aşkına

 

Kaynak: Hürriyet Gazetesi

Levent Kırca’dan ‘Hoşçakalın’ mektubu

Bayan Arıza tarafından 12 Ekim 2015 tarihinde yazıldı.
Tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Levent Kırca, onur ödülü aldığı törende hastaneden yazıp gönderdiği mektupla böyle 'Hoşçakalın' demişti.

Foto: Yalçın Bel

Karaciğer kanseri nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden usta oyuncu Levent Kırca, 2 gün önce yazdığı mektupla, sevenlerine böyle veda etmişti. Bu yıl beşincisi düzenlenen Bodrum Türk Filmleri Haftası kapsamında Bodrum Belediyesi, Bodrum Sinema ve Kültür Derneği ile Magazin Gazetecileri Derneği sanatçı Levent Kırca’ya Yaşam Boyu Onur Ödülü verilmişti. Kırca törene gönderdiği adeta “veda” niteliğindeki mektubuyla katılanları duygulandırırken İstanbul’da devam eden tedavisi nedeniyle törene katılamamıştı. Sanatçının ödülünü oğlu Oğulcan Kırca almış, Usta oyuncu törene, oğlu tarafından okunması isteğiyle bir mektup da gönderen Kırca, “veda” niteliğindeki satırlarıyla katılanlara duygulu anlar yaşatmıştı.

İşte tam metni ile o mektup:

1974’de TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana baya bir zamanınızı aldım. 41 yıl… Teşekkür ederim size, anılarınızda bana yer açtığınız için.

Hayatımda sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim biçim. Altından olup da bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup da paha biçilmezi de. Aldığım ilk bir kaç ödülü çalışma masamın üstüne koydum. Çalışacak yer kalmayınca camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan edince odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise sokakta kaldım.

Foto: Yalçın Bel

Arada bir onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Bir arada mutlu mesut geçindiler.  Altından da olsalar, tenekeden de olsalar, hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.

İki kardeş bir çorap yüzünden kavga edebilirler. Ama komşunun çocuğu sorun çıkardığında iki kardeş birlik olur. Ev sahibi ile kiracı arasında problem olduğunda, bina yıkılacaksa birlik olurlar. O öbürünün tepesinden halı sarkıttığında kavga eden komşular, mahalle maçlarında birlik olur. Hacısı, ateisti takımı gol attığında sarılır, ağlarlar. Düşman ülke sana savaş açtığında ülke birlik olur.

 

 

Toprağım dediğin adamın her işine koşarsın. Memlekette yüzünü bile görmek istemediğin, başka şehirde canın, memleketlin olur. Toprak aynı toprak, biraz tozlu, biraz killi. Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?

Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır.

Geçmişlerimiz ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel gelmiştir insana. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir. Daha adaletli, daha umutlu gelmiştir.

Eski zamanlar; ‘’Ah o eski zamanlardır’’..

Bu mektubumu sizlere ülkemizin değerli bir film festivali olan,  5. Bodrum Film Festivali vesilesiyle yazıyorum. O yüzden benim için yeri çok ayrı olan bir yönetmenden alıntı yapmakta sakınca görmüyorum. Woody Allen’ın Midnight in Paris filminde zaman atlamaları vardır. Film günümüzde başlar, basit ama fantastik bir yöntemle sürekli geçmişe gider. Filmde o geçmiş dönemler içerisinde Ernest Hemingway, Dali, Picasso, T.S. Elliot, Edgar Dega, Luis Bunuel gibi önemi tartışılmaz insanlara rastlarız. Hepsi, hangi dönemde yaşıyor olurlarsa olsun, kendi geçmişlerinin her zaman daha iyi olduğunu ve ona özlem duyduklarını belirtirler. Hepsinin ağzından ‘’Ahh, o eski zamanlar’’ cümlesini bir kez duyarız. Filmin ana önermesi ise sonunda en güzel ânın, içinde bulunduğun, yaşadığın an olduğunu belirtir.

Yaşadığımız şuan..

Şuan.. Elinizden yaşam boyu onur ödülünü alıyorum. Ödül vermek onore etmektir. Almaksa onore olmak. Düşünüp, cesaret edip, bir şeyi hayata geçirdiğinizde, birileri için değer görüyorsa, sizi ödüllendirirler. Bunun karşılığı maddi karşılığından büyüktür. O işiniz için ödül alırsınız. Yaşam boyu onur ödülü ise, yaşamda yaptıklarınızın, varlığınızın ya da amacınızın top yekün mükafatlandırılması gibidir. Bu ödülün anlamı benim için çok büyük.

Bu ödülü de eve götüreceğim. Ama diğer ödüllerin arasında baş köşeye koymayacağım. Ödülsen ödüllüğünü bil. Diğerleri neredeyse oraya, yanlarına koyacağım. O da onlarla birlikte tozlanacak. Onlardan biri olacak. Yaşam boyu onur ödülü de olsan, Cumhuriyet altını da olsan, kimseye ayrı gayrı yapamam.  Diğerleri tozlu raflarda dururken, sana saray şeklinde dolap yapmayacağım. Çünkü ödül de olsan, sana hak ettiğin anlamı veren içinde bulunduğu dolabın büyüklüğü ya da şekli değil, bizim sana verdiğimiz değerdir.

İster misin şimdi böyle dedim diye, bu ödül beni mahkemeye versin?

Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana. Benim jenerasyonumda bir insan çabalarının meyvesini görememe durumuna mı üzülmeli, yoksa daha kötülerini yaşamayacak olduğu için teselli mi bulmalı şuan bilemiyorum.

Yine Woody Allen, ‘’Bir yönetmenin en büyük hatası, bu kötü senaryoyu çekerek adam ederim demesidir’’ der. Siz de yönetmensiniz. Ailenizi yöneten, işinizi yöneten.. Etrafınızı yöneten. ‘’Şu an’’, yöneten. Birlik verip bu senaryoyu değiştirin ki, filminiz de iyi olsun.

Dik durun.. Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürkle kalın, Cumhuriyetle kalın, hoşçakalın!!

Kaynak: Sözcü

Eski Dream Theater davulcusu Mike Portnoy’dan sıradışı performans

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2015 tarihinde yazıldı.

Progressive metal'in en önde gelen gruplarından Dream Theater'ın kurucularından Mike Portnoy, 2010 senesinde gruptan ayrıldıktan sonra The Winery Dogs, Metal Allegiance, The Neal Morse Band, Flying Colors, Transatlantic gibi birçok projede yer aldı. 37 yaşındayken Modern Drummer dergisi tarafından 'Hall of Fame'e eklenen Portnoy, geçtiğimiz günlerde bir hayli sıradışı bir video ile kendisini gösterdi. 

Şu sıralar Megadeth bas gitaristi David Ellefson ve Testament gitaristi Alex Skolnick ile olan ortak projesi Metal Allegiance üzerinde yoğunlaşan Mike Portnoy, ortaya çıkan bu yeni videoda 'Hello Kitty' marka bir çocuk davulunun başına geçiyor ve Rush'dan Slayer'a, Kiss'den Metallica'ya birçok grubun ünlü parçasını sadece bir trampet, bir tom, bir kick ve bir zil ile çalıyor. 

Kaynak: Radyo Eksen

Tarihte Ekim ayında neler olmuş bi’hatırlayalım

Bayan Arıza tarafından 8 Ekim 2015 tarihinde yazıldı.

* 1 Ekim 1954: New Musical Express dergisi ilk defa "Top 20" listesi hazırladı. Frank Sinatra "Three Coins in the Fountain"la 1 numaradaydı.

* 1 Ekim 1971: John Lennon, Imagine ile altın plak kazandı.

* 1 Ekim 2007: Radiohead'in resmi sitesi çöktü. Grubun yeni albümü "In Rainbows"u resmi sitelerinden yayınlayacağını açıklaması üzerine siteye akın eden fanlar, albümü istedikleri fiyata satın alabildi.

* 2 Ekim 1949: Richard Hell doğdu.

* 4 Ekim 1992: Sinead O'Connor katıldığı TV şovu Saturday Night Live'da Papa'nın resmini yırttı.

* 4 Ekim 1970: Janis Joplin öldü.

* 5 Ekim 1962: Beatles, ilk 45'liği "Love me Do"yu yayınladı.

* 7 Ekim 1995: David Bowie, "Outside" albümü için Brian Eno ile tekrar bir araya geldi.

* 7 Ekim 1968: Thom Yorke doğdu.

* 7 Ekim 1995: Alanis Morissette, "Jagged Little Pill" ile Amerika albümler listesinde 1 numaradaydı.

* 8 Ekim 1951: Johnny Ramone doğdu.

* 9 Ekim 1975: John Lennon ve Yoko Ono'nun oğlu Sean Ono Lennon doğdu.

* 9 Ekim 1972: Temptations, "Papa Was a Rolling Stone" 45'liğiyle Amerika listelerine girdi.

* 10 Ekim 1978 Smash Hits dergisinin ilk sayısı yayımlandı.

* 11 Ekim 1963: Beatles, "She Loves You" ile ilk altın plak ödülünü aldı.

* 14 Ekim 1966: Grace Slick, San Fransisco, Fillmore West'te ilk defa Jefferson Airplane'le birlikte sahneye çıktı.

* 16 Ekim 1972: Creedence Clearwater Revival dağıldı.

* 16 Ekim 2001: Bob Dylan konserinde çalışan iki güvenlik görevlisi, sanatçıyı kendi konserine almadıkları için kovuldu.

* 19 Ekim 1981: Blondie'nin ardından Debbie Harry'nin piyasaya sürdüğü ilk solo albümü "Koo Koo" ABD'de altın plak ödülü aldı.

* 21 Ekim 1969: Jack Kerouac öldü.

* 22 Ekim 1976: Damned, klasik punk 45'liği New Rose'u İngiltere'de piyasaya sürdü.

* 26 Ekim 1992: Pearl Jam'in "Vs." albümü piyasaya çıktığı ilk hafta 950 bin kopya sattı.

* 28 Ekim 1977: Sex Pistols, "Never Mind the Bollocks" albümünü yayınladı.

* 28 Ekim 1997: R.E.M. davulcusu Bill Berry, gruptan ayrılacağını açıkladı. 17 yıl R.E.M.'le çalan Berry'nin gruptan ayrılma sebebi, çiftçi olmak istemesiydi.

* 28 Ekim 1968: Cynthia Lennon, John Lennon'a boşanma davası açtı.

* 30 Ekim 1939: Grace Slick doğdu.

* 30 Ekim 1970: The Doors solisti Jim Morrison, Miami konseri sırasında sahnede teşhircilik yaptığı için suçlu bulunarak tutuklandı ve altı ay hapis cezasına çarptırıldı.

* 31 Ekim 1993: River Phoenix öldü.  

Kaynak: Çeşitli tarihlere ait Cnbc-e Dergiler

Kurt Cobain’in demo çalışması “Sappy” gün yüzüne çıktı

Bayan Arıza tarafından 7 Ekim 2015 tarihinde yazıldı.

Bu sene içerisinde birçok film festivalinde gösterime giren ve 4 Mayıs tarihinde de HBO tarafından yayınlanan Kurt Cobain belgeseli "Cobain: Montage of Heck", 13 Kasım tarihinde yayınlanacak soundtrack'iyle yeniden gündeme gelecek. Önceki gün soundtrack'ten Kurt Cobain'in demo çalışması "Sappy" gün yüzüne çıktı. 

 

Universal Music etiketiyle yayınlanacak olan "Montage of Heck: The Home Recordings" adlı sountrack albümünün standart baskısında toplam 13 çalışmaya yer verilirken, Kurt Cobain'in konuşmaları ve demo çalışmalarının da yer alacağı özel baskıda ise toplam 31 çalışma yer alacak. Ayrıca Cobain'in The Beatles'ın 1964 tarihli "And I Love Her" adlı şarkısına getirdiği yorum da 4 Aralık tarihinde single olarak yayınlanacak. 

"Montage of Heck: The Home Recordings" şarkı listesi;

"The Yodel Song" "Been a Son" "The Happy Guitar" "Clean Up Before She Comes" "Reverb Experiment" "You Can't Change Me/ Burn My Britches/ Something in the Way" "Scoff" "Desire" "And I Love Her" "Sappy" "Letters to Frances" "Frances Farmer Will Have Her Revenge on Seattle" "She Only Lies"

Kaynak: Radyo Eksen

Slipknot “XIX”in video klibini yayınladı

Bayan Arıza tarafından 7 Ekim 2015 tarihinde yazıldı.

En son geçtiğimiz senenin Ekim ayında ".5: The Gray Chapter" adlı 5. stüdyo albümüyle hayranlarının karşısına çıkan Slipknot, albümden şu ana kadar "The Negative One", "The Devil in I", "Custer" ve "Killpop" adlı çalışmalarını single olarak yayınlamıştı. 5 Ekim tarihinde "XIX" adlı şarkısını da albümün 5. single'ı olarak piyasaya süren topluluk, şarkıya gerçekleştirilen video klibi de önceki gün yayınladı. 

Slipknot'ın geride kalan tek kurucu üyesi Shawn 'Clown' Crahan'ın yönetmenliğini üstlendiği "XIX"in video klibi, gotik anlatımıyla dikkat çekiyor. 

Kaynak: Radyo Eksen

Kaan Tangöze’den solo albüm: Gölge Etme

Bayan Arıza tarafından 7 Ekim 2015 tarihinde yazıldı.

Bu dönemde… Bu sözlerle… Böyle bir albüm… Herkes yapamazdı. Cesaret edemezdi.  Ama Duman’ın solisti Kaan Tangöze yapmış.  Solo albümü “Gölge Etme”de lafını esirgememiş, duygularını apaçık ortaya dökmüş, kıvırmamış.  Üstelik bunları süslemeden, sadece bir gitar ve mızıkayla yapmış.  Albümün açılış şarkısı “Gölge Etme”nin sözlerini aktarmak yeterli olacaktır diye düşünüyorum:

“Elinde silahın varsa Benim de gitarım var. Senin bir ideolojin varsa benim de ideallerim var. Arkanda hükümet varsa benim de şarkılarım var. Eğer senin bir Allah’ın varsa gölge etme Allah aşkına. Senin de yandaşların varsa benim de yoldaşlarım var. Arkanda savcılar varsa benim de yüreğim var.  Eğer sonunda mapusa girmek varsa, yatarız icabında.”

“BU ARADA” NOTU

Duman’ın sound’una alışkın olanlar için solo albüm tam ters köşe olmuş. Bu yüzden Duman dinler gibi değil, Kaan olarak dinlemek gerekiyor bu albümü.

BENİM FAVORİM

Şu iki şarkı oldu: “Bir Kız Bana Emmi Dedi” ve “Bir Rüya Gördüm”.

Kaynak: Hürriyet (Onur Baştürk)

Hanks&Spielberg işbirliği: ‘Bridge of Spies’

Bayan Arıza tarafından 29 Eylül 2015 tarihinde yazıldı.

Başrolünde Tom Hanks'in olduğu Steven Spielberg'ün son filmi ‘Bridge of Spies’ten iki video yayınlandı

 

'Schindler'in Listesi', 'Er Ryan'ı Kurtarmak' gibi filmleriyle tanınan Akademi ödüllü yönetmen Steven Spielberg'ün son filmi ‘Bridge of Spies’ten iki video yayınlandı. DreamWorks Pictures ve Fox 2000 Pictures tarafından yayınlanan videolar  'American Justice' ve 'Free a Traitor' adını taşıyor.

 

 

Başrolünde Tom Hanks‘in oynadığı ve tarihi bir dizi olayın anlatıldığı film, Brooklyn’de bir avukat olan James Donovan (Tom Hanks) kendisini CIA’ye yakın imkansız bir görev için gönderilen ve sonra yakalanan Amerikalı U-2 pilotun serbest bırakılması için anlaşma sağlanmaya çalışılan soğuk bir savaşın merkezinde bulmasıyla gelişen olayları konu alıyor.

 

 

Senaryosunu Matt Charman ve Ethan Coen & Joel Coen'in üstlendiği film, gerçek olaylardan esinlenen bir hikayenin içine Donovan’ın hayatında bir adamın her şeyi riske atarak  bu olağanüstü deneyimli dokunuşları aktarıyor.

 

 

Filmde Hanks'e, Rudolf Abel rolünde üç Tony Ödüllü Mark Rylance eşlik ederken, Scott Shepherd‘ı Donovan tarafından savunulan bir KGB ajanı  CIA operatör Hoffman rolünde, Akademi Adaylı Amy Ryan‘ı James’in eşi Mary, Sebastian Koch‘u Doğu Alman avukat Voge ve Akademi Ödülü adayı Alan Alda‘yı Donovan’ın hukuk firması ortağı olan Thomas Watters rolünde yer alacak.

 

 

Kaynak: Milliyet Sanat

Moda haftasında Thom Yorke’un yeni bir şarkısı ortaya çıktı

Bayan Arıza tarafından 29 Eylül 2015 tarihinde yazıldı.

Her sene olduğu gibi bu senede büyük bir ilgiyle takip edilen New York Moda Haftası, 12-17 Eylül tarihleri arasında Midtown ve SoHo'da gerçekleştirildi. Birçok ünlü modacının çalışmalarının görücüye çıktığı organizasyonda, ayrıca müzik dünyasının saygın isimleri de yeni çalışmalarıyla moda haftasına damgalarını vurdular. 

Grubu Radiohead ile bir yandan yeni bir stüdyo albümü üzerinde çalıştığı bilinen Thom Yorke, New York Moda Haftası katılımcılarından Rag & Bone'un kreasyonu sırasında "Villain" adlı yeni şarkısını ortaya çıkarttı. Daha önce de aynı markaya 2011 ve 2013 senelerinde müziğiyle destek veren Yorke, yaklaşık 8 dakika süren bu yeni çalışmada 200 kişiden oluşan Brooklyn Gençlik Korosu'nu da bulundurdu. 

Kaynak: Radyo Eksen

The Strokes en sonunda stüdyoya girdi

Bayan Arıza tarafından 29 Eylül 2015 tarihinde yazıldı.

Şu ana kadar kariyerine "Is This It" (2001), "Room on Fire" (2003), "First Impressions of Earth" (2006), "Angles" (2011) ve "Comedown Machine" (2013) adlı beş stüdyo albümü sığdıran The Strokes, önceki gün verdiği haberle yeniden stüdyoya girildiğini açıkladı. 

The Strokes vokalisti Julian Casablancas, 2013 senesinde bir araya geldiği The Voidz ile Julian Casablancas + the Voidz adlı projeyi ortaya çıkartmış ve projenin ilk albümü "Tyranny" geçtiğimiz sene piyasaya sürülmüştü. Grubun bir diğer üyesi Albert Hammond, Jr. ise yaklaşık bir ay önce "Momentary Masters" adlı 3. solo albümünü hayranlarının beğenisine sunmuştu. İşte bu gelişmeler yaşanırken, The Stokes hayranları da yeni bir albümün ne zaman çıkacağını merak ediyordu. Bu sorunun cevabı önceki gün Casablancas tarafından Twitter üzerinden verildi. 

Kaynak: Radyo Eksen