• Normalleşiyor muyuz (!) ne?!!

    Gündem değişiyor. Her şey eski moduna dönüyor, döndürülüyor. Ekonomi düşünülüyor. Mağazalar, cafe'ler, bar'lar açılıyor. Sanki çok lazımmış ya da insan hayatından değerliymiş gibi. Vak'a sayısı azalmıyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor. Ben şahsen daha da artacağını düşünüyorum. Kendi muhitimde yürüyüşe çıktığımda (ki iyi eğitimli tiplerin oturduğu, sosyo-kültürel olarak da iyi diyebileceğimiz bir ...

Blue Velvet

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Selçuk Kalyoncu bizlere "Blue Velvet"i anlattı.

BLUE VELVET, 1986, David Lynch

Evet, David Lynch gene yapmış yapacağını kafamızı allak bullak etmeyi becermiş şekline bir giriş beklemeyin bu yazı için… Eğer Blue Velvet den önce Mullholland Dr, Eraserhead, Lost highway gibi oyunbazlarla ve kurmacalarla dolu Lynch filmlerini izlediyseniz tavsiyem Blue Velvet i izlemeden önce onları izlememiş gibi kısa süreli bir hafıza kaybı yaşamanız. Bu filmde insanı tepe taklak eden bir kurgu yok, birden bire değişen karakterler de yok….. Peki ne var? David Lynch in dünyayı nasıl gördüğü var. Ve izledikten sonra “evet, bence de dünya böyle bir şey işte” diyebileceğiniz bir dünya anlatımı var.

Bütün bunları anlatmak için seçilen konu ise şu şekilde: Kahramanımız felç geçiren babasını ziyaret etmek için eski kasabasına geri döner ve hastane dönüşünde bir insan kulağı bulur. Olayın gizemini çözmek için uğraşan “kahraman”, tahmin ettiğinden çok daha fazlası ile karşılaşır. İzleyin görün. Kesinlikle değer. It’s a strange world……

   

Animal

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Ünal Arslan'dan benim de daha önce izleyip vurulduğum bir film: "Animals"

HAYVANLAR, MELEKLER VE İNSANLAR

Michael Di Jiacomo'nun yazıp yönettiği bir film 1997 yapımı, ABD

103 dakika / Alik Sakharov görüntü yönetmeni Oyuncular: Tim Roth, Mili Avital, Rod Steiger, Mickey Rooney, John Turturro

Film siyah-beyaz bir prologla açılır:

3 Fransız etnograf'ın çektiği bir filmdir bu başlangıç(1933). Utah çölündeki iki hayalet kasaba arasında sessizce uzanıp giden bir yoldaki gişenin tuba çalan yaşlı bekçisini filme çekerler…

Yıl 1983 sonra New York şehrinde silahlı bir hırsız, zaten dipte olan taksi şöförü Henry Berst'ü soyarken, Henry adama tetiği çekmesini söyler. Henry'nin hırsız gittikten sonraki yeni müşterileri, daha önce gördüğümüz, artık yaşlanmış olan 3 Fransızdır. Bilinmeyen bir yere doğru başlayan bu yolculuk, Henry'yi çok geç olmadan kendi mutluluğunu aramaya başlaması gerektiğine ikna ederler.Yaşlı adamlar ise bir bir kaybolur.Henry yolculuğuna devam eder.Kırsal bir kasabaya varır. Ormanda güzel bir kız görür, kaderin onu bu yolculuğa çıkarmasının sebebini bulduğuna kanaat getirir… Bağımsız sinemanın iyi bir örneği olan Hayvanlar, Melekler ve İnsanlar.

Açıkçası film arşivimde uzun bir süre bekledi.İzlemek hiç içimden gelmemişti nedense.Hatta izlerken ilk 12 dakika sıkıldım bile diyebilirim.Ama sonra her şey değişti.Tim Roth çok iyi oynamış.Görüntü yönetmeni garip bir atmosfer oluşturmuş. İlginç bir film.   

Anatomie

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

ANATOMIE (2000)

Bir üniversitede anatomi stajı yapan tıp öğrencilerinin, gizli bir örgüt tarafından yavaş yavaş yokedilmelerini anlatıyor. Film, aynı üniversitede çalışmış olan gunter von hagens adlı bir anatomi profesörunun çalışmalarından esinlenilerek çekilmiş. Seyredeceğiniz kadavralar da onun mucidi olduğu yöntemle saklanmış, gerçekten de müzelik kadavralar. ONUR KILAVUZ'UN YORUMU: Mutlaka izlemenizi tavsye ettiğim bir Alman filmi. Özellikle gerilim severler için kaçırılmaması gereken bir şölen. Başrolde Lola Rent'ten (Koş Lola Koş) hatırlayacağımız Franka Potente var. Onur KILAVUZ oklavuz@gmail.com

   

Amelie

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Punkerland'den Amelie

Çok garip bir anne baba tarafından büyütülen Amelie, gündüzleri Paris'te bir kafede garson olarak çalışırken akşamlarını küçük apartman dairesinde yalnız olarak geçirmektedir. Hiçbir arkadaşı ve hayattan beklentisi olmayan bu utangaç ve sevimli genç kadının hayatı kısa zaman içinde değişmek üzeredir.

Banyosunda yıllar öncesinden kalma bir kutu bulan Amelie, sahibini bularak kutuyu ona verir. Böylece çevresindeki insanlara yardım ederek yaşamlarını iyileştirmeye karar verir. Daha sonra gıcık gittiği herifin yaşamında küçük gibi görünen fakat büyük değişiklikler yapar ve herifin hayatını alt üst eder…

Sonrasında aşık olur, mutluluğu yakalamaya çalışır….veeee… neyse sonunu anlatmıyım, izleyin ve görün..

Yukarıda fimin konusunu okuduysanız büyük ihtimalle ne kadar basit bir konu diye düşündünüz. Aslnda tam aksine bu basit gibi görünen konunun içinde o kadar güzel ayrıntılar ve saptamalar var ki, bunların bir kısmını ilk izleyişte yakalayamayabilirsiniz..

Bu arada filmin müzikleri çok hoş soundtrackını edinmenizi tavsiye ederim.                                                                

Anıl’ın Bazı Filmlerden Seçtikleri

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Anıl'ın Bazı Filmlerden Seçtikleri

1) das experiment Yönetmen : Oliver Hirschbiegel Yapım : 2001, Almanya  Tür : Dram / Gerilim 

Konu: Gazeteci tarık fahd, taksi soforlugu de yapar efemmmm, bir gun gazetede psikolojik bir deneye katılıp hapisde 2 hafta kalocak gonullulere 4000 mark veriliceni okur. Gazetecilige geri donme hevesiyle patronunun altından girer ustunden cıkar ve bunu bir yazı dizisi olarak yayınlamak icin patronuyla anlasir. Sonra mı….seyret ve katil olma yani o kadar soliyim…   2) salo or 120 days of sodom Yön: Pier Paolo Pasolini Oyn: Paolo Bonacelli , Giorgio Cataldi , Aldo Valletti Tur: ArtHouse + Sado/Mazo Dil: Ingilizce Altyazi Sure: 117 dk.

Konu: 'Manyaklik Cemberi' , 'Bok Cemberi' ve 'Kan Cemberi' basliklari altinda odaklanan filmde bir grup zengin fasistin, 1944'de Kuzey Italya'da bir grup genc insanla birlikte kapandiklari Marzabotto Sarayinda yasadiklari insanlik onurunu zedeleyici tecrubeler anlatiliyor. De Sade'nin ayni adli eseri Passolini tarafindan bitmek bilmeyen bir nefret enerjisiyle Italyan asiri sag'ina ithaf edilmis.   3) mean machine Yönetmen : Barry Skolnick Senaryo : Charlie Fletcher Yapım : 2001, İngiltere / ABD Tür : Komedi/Dram   Konu: ingiltere milli takımının kaptanliginı yapmıs olan vinnie ancak topcu ya bu alkol falan adam leş olmus neyse sen alkollu alkollu bide polise saldır girdin mi hapsee ee nolcak herkez kıl adam yok cekemeyenler (laf aramızda bide bir ara şike yapmıs bu cakal bizim federasyona benzemesin) dolayısıyla sewmiyenler falan filan…hapishanenin gardiyanlarınında takımı war bizim vinnie de hapishane nin ceşitli cetelerinden eleman topluyo gardiyanlarla mac yapıyolar.baya gusel ve eglenceli bir film takilin pisman olmassınız…

Alien

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Dorian Gray'den "Alien"

Yönetmen: Ridley Scott Oyuncular: Tom Skerritt (Dallas), Sigourney Weaver (Ellen Ripley), Yaphet Kotto (Parker), Veronica Cartwright (Lambert), Harry Dean Stanton (Brett), John Hurt (Kane), Ian Holm (Ash), Helen Horton (Anne [Ses]), Bolaji Badejo (Yaratık) 1979 ABD yapımı, 124 dakika

Sinema tarihinin en iyi bilimkurgu ve gerilim filmlerinden biri bu. Ridley Scott'ın, daha tek film çekmiş bir çömez olmasına karşın ortaya koyduğu usta işi görsellik, (kadın baş karakteri ile) ezber bozan ama son derece inandırıcı bir dramatik yapıya sahip öykü ve olağanüstü bir tasarımı olan (ve tuhaf bir şekilde "güzel") yaratık ile adeta "gönüllerimizde taht kurmuş" eşsiz bir başyapıt.

Öykü kısaca şöyle: Dev kurtarma (uzay) gemisi Nostromo, az sayıda ama tuhaf tiplerden müteşekkil mürettebatıyla bir yardım çağrısına cevap vermek üzere rotasını değiştirir. Sonucunda buldukları ise gayet ıssız görünen bir başka uzay gemisi ile birkaç yumurtadır. Her şey gayet sessiz sedasız ilerlerken yumurtalardan birinin içinden çıkan bir parazit, Kane'in yüzüne yapışır ve onu etkisiz hale getirir. İlk yardım için Nostromo'ya getirilen Kane'in yüzü bir süre sonra o tuhaf "şeyden" temizlenir ancak olayı takip eden sıradan bir günde, hem zavallı Kane'i hem de mürettebatı kötü (ve gayet acı) bir sürpriz beklemektedir.

Scott, neredeyse baştan yazdığı ve birtakım ince dokunuşlarla zenginleştirip ufkunu açtığı öyküyü o kadar muhteşem bir şekilde görselleştirir ki, seyreden normal bir sinemaseverin aklı durabilir. İlk 45 dakikasında neredeyse hiçbir şey olmayan film, bu süreçte yavaş yavaş demlenmektedir aslında ve uzay gemisinin karanlık koridorlarında usul usul ilerleyen kameradan inanılmaz gerilim anları fışkırır. Sonunda sanat yönetmeni H.R. Giger'ın tasarımı olan "heykelimsi bir zarafete ve güzelliğe sahip-aynı zamanda iğrenç-çift ağızlı-ölüm makinesi" yaratık ortaya çıktığında ise asıl şölen başlar.

Mürettebat birer ördek gibi sırayla avlanırken en sonunda adeta insanoğlunun çaresizliğinin bir simgesi olarak küçücük külotu ve yeleğiyle kalakalan (kadın karakter) Ripley, yaratıkla yüzleşen son kişi olur. Bu rol, oyuncu Sigourney Weaver'ı da beyazperdenin en unutulmaz figürlerden biri haline getirmiştir.

Her şeyiyle sinema tarihinin en özel, en güzel, en iyi filmlerinden biri olan bu başyapıtın devam filmleri, kendi çapında birer görsellik ustası olan James Cameron, David Fincher ve Jean-Pierre Jeunet gibi yönetmenlere verilmiş, ancak hiçbirinin "Alien"ı, Scott'ınkinin yanına bile yaklaşamamıştır.

Filmin Notu: 10 Gönül Notu: 10 Arıza Notu: 10

 

After Hours

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Dorian Gray'den "After Hours" kritiği Yönetmen: Martin Scorsese Oyuncular: Griffin Dunne (Paul Hackett), Rosanne Arquette (Marcy) 1985 ABD yapımı, 97 dakika

Kendi halinde, Kafka romanlarının baş karakterlerini anımsatan, banka çalışanı sıradan bir adam (Paul), bir akşam kafede kendisi gibi kitap okuyan bir kıza rastlar. Her haliyle çok çekici ama bir o kadar da tuhaf bir kızdır bu. Hatta adamımıza telefonunu bile verir. Adam hemen o gece kızı arar, onunla buluşmak üzere yola çıkar ve Manhattan'ın karanlık bölgelerinde geçen Kafkaesk bir kabus başlar.

Bakış açısına göre hem gerilim, hem de komedi olarak görebileceğiniz inanılmaz eğlenceli bir filmdir bu. Tek tasası bir kızla güzel bir gece geçirmek olan kahramanımız, gece boyunca birbirinden tuhaf pek çok tiple karşılaşır, pişmiş tavuğun bile başına gelmeyen olaylar yaşar, bir türlü evine dönemez ve sonunda "saf gerçeğe" ulaşır: Gece boyunca karşısına çıkan insan boyutlarındaki kağıt heykellerden sonra, sabah kendisi de kağıt bir heykel olarak işyerinin kapısında bulur kendini; ofise girer, masasına kurulur.

İroninin at koşturduğu bu eşi benzeri olmayan bu film, Scorsese'nin ve sinema tarihinin hep göz ardı edilmiş gizli bir hazinesi.

Filmin notu: 10 Gönül notu: 10 Arıza notu: 10  

Koroshiya 1 [a.k.a ICHI THE KILLER]

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Koroshiya 1 [a.k.a ICHI THE KILLER] (2001)

Yönetmen: Takeshi Miike Senaryo: Sakichi Satô (Hideo Yamamoto'nun Koroshiya 1 adlı Mangasından uyarlayarak) Oyuncular: Tadanobu Asano, Nao Omori, Shinya Tsukamoto, Paulyn Sun

Yakuza patronlarından biri olan Anjo, bir gecede 100 milyon yen'le birlikte ortadan yokolur. Bu ani yokoluş, sağ kolu olan (sado-mazoşist kişiliğiyle patronuna hayran ve bağlı) Kakihara'yı kahreder ve kendini patronu bulmaya adar. Patronu bulma yolunda karşısına çıkacak en önemli rakip, bilinmeyen bir geçmişi olan ve emekli bir Yakuza patronu tarafından hipnoz yoluyla yönetilen psikopat Ichi'dir.

+ismi bende saklı bir arkadaşın ruhundan+      

24 Hour Party People

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Punkerland'den "24 Hour Party People"

Bu film punk gruplarını anlatan leziz bir film. Filmin yönetmeni "Coffee and Cigarettes" da da oynayan Steve Coogan. Yönetmen çok garip bir film yaratmış. Filmi kendisi bize anlatıyor. Eğer izlerseniz bunu daha iyi anlarsınız.

Film önce Sex Pistols'u ile başlıyor. Filmde kendisi de oynayan Tony (Steve) bize Sex Pistols'un efsanevi 42 kişilik konseri ile doğuşunu anlatıyor. Bir müzik programı yapan Tony,  Sex Pistols'u programında tanıtıyor. Daha sonra film Joy Division'a geçiyor. Bu grubun doğuşu da yine bir konserle Tony sayesinde oluyor. Tony, grubu sahibi olduğu Fabrika adında bi diskoya çıkarıyor ve onlara bir albüm yapıyor (Bu albüm Joy Division'un tek albümü). Joy Division faslıda Ian Curtis'in intihaharı ile son buluyor. Ama Joy Division un devamı olan New Order la devam ediyor. Ama New Order üyeleri eski başarıyı yakalayamıyor. Ve bu bölüm fazla uzun sürmüyor.

Filmin ele aldığı son grup ise Happy Mondays. Bu bölümde Happy Mondays'in konserleri anlatılıyor. Film burdan sonra uyuşturucuya biraz değiniyor ve bir klübü işletmenin zorlukları burada görülüyor. Sonunda biri Tony nin firmasını almak istiyor ve sahip oldukları grupları sebebi ile ona 5 000 000 pound öneriyor. Ama Tony'nin yaptığı sözleşmelerde "Her grup defolup gitme hakkına sahiptir" diye bir madde bulunuyor…

Filmin bazı yerlerinde kopukluklar olsada yinede izlenesi bir film.

21 Gram

Bayan Arıza tarafından 6 Ekim 2010 tarihinde yazıldı.

Lazio'nun Seçtikleri

"21 Gram"

..bir iliskiniz vardir, içinde siz

yoksunuzdur. oksijen tüpüyle sigaraya kosacak kadar yorulmustur ruhunuz savasmaktan.

bir aileniz vardir, artik içinde bir tek siz

kalmissinizdir. herkesin devam etmeye zorladigi hayat, ayni hayat degildir

artik.

bir inanciniz vardir, içinde tanri yoktur.

saçinizin bir telinden haberdar olan tanri, tüm saçlariniz kesildiginde hiç

aglamamistir.

uzun ömürlerinizin kisacik anlarinda yön

degistiriverir her sey. tüm sifatlar anlamini kaybeder. uzun, kisa

anlamsizdir. bir duygulariniz kalir elinizde tanimlayamadiginiz ve belki de

tanimlamanizi gerektirmeyen…

tanimadiginiz bir adamin kalbiyle

baglandiginiz kadin için son sansinizi harcayabilirsiniz.

hiç tanimadan öldügünüz milyonlarca insan

varken, tanismayi ummadiklarinizi öldürebilir, onlar için ölebilir ya da

yenilerine gebe kalabilirsiniz.

sizi neyin bir araya getirdigi önemli midir

artik?

baska bir adamla sevisirken kocanizin kalbine

dokunma sansi vermistir hayat size. ölümle savasirken ölümü bekleyenle

yüzlesme sansi vermistir.sonunda uçusup giden 21 gramsa, katil kimdir? kurban

kim?